Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Yüzyılda yapılan büyük buluşlar

Yüzyılda yapılan büyük buluşlardan İlki bakalittir.

. Doğanın karbon atomunu diğer birkaç basit elementle (çoğunlukla, oksijen, hidrojen, azot) birleştirerek canlı yapıları oluşturması, kimyacıların doğayı taklit ederek basit bileşiklerden karmaşık organik bileşikler sentezlemeye çalışmalarının kaynağı olmuştur.

1863’te Belçika’da doğan Leo Baekeland, yaratıcı kimyacılık ile ticari girişimi akıllı ve kârlı bir şekilde birleştirmiştir. Ghent Üniversitesi’nde organik kimya eğitimi gördükten sonra, kendini kimya alanındaki buluşlara adayan Baeke-land’ın en büyük zaferi, güçlü güneş ışığı yerine, yapay ışığa da duyarlı velox fotoğraf kâğıdını bulmasıdır. Baekeland, bu kâğıdı Eastman Kodak’a 1869’da 750 bin dolara satmıştır.

PLASTİK DÜNYASI

Bir laboratuvar ve bir asistan edindikten sonra, birçok kimyacı gibi Baekeland da fenol – formaldehit reaksiyonu sonucu meydana gelen sentetik gomolakla uğraştı. Gomalak, cilanın bilinen bileşenlerinden biriydi. Toz halinde iken fotoğraf plakları için kullanılıyordu, ve elektrik yalıtım ve donatım işlerinde sert lastiğe göre daha üstündü. Hızla gelişen elektrik endüstrisi sınırlı olarak üretilen gomalak’ı zorlamaktaydı.

1907’nin Haziran ayında Baekeland, şimdiye kadar kimsenin dikkat etmediği bir noktayla ilgilenmeye başladı. Laboratuvar defterinde fenol, farmaldehit ve bazdan oluşan ümit verici bir karışımdan söz ediyordu. Sonunda hazırladığı karışımlardan birini kapalı tüpte ısıtınca çok özel bir şey gözledi.

“Katılaşan madde sarımtrak ve sert … “Bu ümit verici görünüyor. D ismini verdiğim bu maddenin tek başına ya da asbest, kazein, çinkooksit, nişasta ve değişik inorganik tuzlarla konjuge durumda bulunduğunda, şekillenebilir maddeler oluşturması değer taşıyabilir. Bu maddeler seliloit ve sert lastiğin yerini alabilir.”

Baekeland, seliloit ve sert lastikle kıyasladığında, kendi maddesinde büyük bir gelecek görülüyordu. Gerçekte, 1890’lardan itibaren plastik sözcüğü, seliloz nitratla başlayan bir grup maddeyi tanımlamak için bazı bilim delgilerinde çoktan kullanılmaya başlanmıştı. Özel günlüğünde Baekeland kendini biraz daha hayalperest görüyordu, “bugünlerde bu ka-
~ ^mnası ulu t – 9–~

etmek için de kullanılmışlardır. Ama bilim ve bilimsel düşünce her zaman için doğruyu, güzeli ve iyiyi buldurur, bundan dolayı ilerleyen zaman içinde insanların bilimi birbirlerini yok etmek yerine, kendi hizmetlerinde kullanmayı öğreneceklerine inanıyoruz.

dar haberin ve ilginç ürünlerin oluşmasına yol açan başarılı çalışmanın, plastik ve cila gibi çok dar bir uygulama alanı olduğunu düşünüyorum.Bakalit diye adlandıracağım bir maddenin patenti için başvurdum”

Doğal kehribar renginde olan ve kolaylıkla parlak boyalarla boyanabilen Bakalit, harika bir maddeydi: Eritilemiyor-du, zorlukla yakılabiliyordu. Asitlere ve yakıcı maddelere dirençliydi ve iyi bir yalıtkandı. Yeni maddelerin henüz kullanılmadığı bir dönemde, bakalit kararlılığı (stability), kullanım alanının çok oluşu ve kullanım rahatlığıyla birçok sanayicinin dikkatini çekmişti.

20. Yüzyılda bakalit birçok kullanım alanı buldu. Tost makinaları, elektrik fişleri, tencere tutacakları ile günlük hayatımızı girdi. Ayrıca araba distribütör kapaklarında, radyo solenoetlerinde ve uçak endüstrisinde birçok alanda kullanıldı.

Kimyasal sentezler için bir hareket noktası olan bakalit, ilk sentetik polimerdir. Bir Alman kimyacısı olan Hermann Staudinger, bazı maddelerin molekül ağırlıklarını bularak po-limer bilimini kurmuş oldu. I928’de ise Wallece Carothers, polimor teorisini geliştirdi ve neopren lastiği ve naylon gibi ürünler yarattı.

1930 – 1940’la.. a plastik, artık endüstrinin vazgeçilmez bir parçası olmuştu. Baekeland, yaşlılığından doıayı teknoloji dünyasından çekilmek zorunda kalmıştı. Ölümünden 4 yıl kadar önce plastik dünyasında Baekeland’ın hayal bile edemeyeceği bir yenilik oldu. Naylon çoraplar piyasaya çıktı ve dört gün içinde 4 milyon çift satıldı.

ZEKA TESTLERİ

20. yüzyıldaki diğer bir buluş ise zekâ testleriydi. War-‘ ren’in psikoloji sözlüğünde, Binet’in zeka testi “Bireyin akıl kapasitesini ölçmek amacıyla, kişiye çözmesi için verilen problem ya da problem dizileri veya yapılması istenen görev ya da görev dizileri,” olarak tanımlanıyordu.

prensibinden, çok daha az çalışmıştır.

 

Einstein  HARİKA YILI

1905 çalışmalarının diğer üçünde Einstein, moleküllerin büyüklüklerini ölçmek için yeni bir yol sundu ve Brovvn hareketinin (bir sıvıdaki süspanse parçacıkların, hareketi) çok daha küçük bir ölçekte hızla hareket eden atomların varlığını açığa vurduğunu bildirdi. Bu, bilim adamlarının atomların gerçekliğine inanmalarını sağladı.

Bugünün tarihçileri Einstein’i 20. yüzyıl fiziğinin iki ana konusunda öncü sayarlar. Bunlardan biri statik mekanik ve kuvantum fiziği nedeniyle en çok küçüğün anlaşılması, diğeri görecelilik nedeniyle uzayın geniş alanlarının araştırılmasıdır.
dir. Maxwell, görünürde farklı güçler olan elektrik ve man yetizmamn elektromanyetizma diye adlandırdığı tek bir jhi cün parçaları olduğunu keşfetti.

Quantum ışık yazısı ilk tümcesinde maxwell^en sö/ eder. Einstein “Fizikçilerin gazlar ve kütlelerle ilgili kuram sal düşünceleri ve Maxwell’in boş uzaydaki »elektromanyetik süreç kuramı düşüncesi arasındaki engin bir resmi fark var dır” diye yazar. O’na göre genelde ışık süreklilik gösteren dalgalardan oluşurken, madde bir çeşit parçacıklardan oluşuyormuş gibi düşünülmekteydi. Bu yalnızca resmi ayırım Eins-tein’a hiç de zarif görünmüyordu ve ışık dalgalarının parça aklardan, quanta’lardan oluştuğunu yayınlayarak bu ayrımı eledi. Einstein, bizi olayın kendinde olmayan asimetrilere gö türür. Böyle bir asimetri ile, 16 yaşındayken bir ışık demeti ni ışık hızında kovalarken neler görebileceğini düşünürken yüz yüze geldi. Yıllar sonra otobiyografik yazılarında “Böy le bir ışık demeti uzamsal salınma yapar, dinlenme durumunda bir elektromanyetik alan gibi gözlemlemeliydim” diye yazar. Her nasılsa deneyimsel olarak ya da Maxwell’in eşitliğine göre böyle bir yok gibi görünmektedir.

Einstein ışığın hızının, gözlemcilerin görece hızlarından bağımsız temel bir sabit olduğunu öne sürerek çelişkiyi çöz dü. Maxwelle’e karşı olan hürmeti onun görecelilik konusunda çalışmaya başlamasına neden oldu. Özel görecelilik te orisi de, birleştirinin tohumlarını içinde o kadar derin barın dıryorduki, Einstein bile bunu ilk bakışta fark edemedi. Bu. E = mc2 denkliğinde gösterilen maddenin ve enerjinin denkliğiydi.

Einsteirv yaşadığı sürede bu denklemin termonükleer bombaların yapımından yıldızların nasıl parladın m anlaşıl masına kadar her alanda nasıl uygulandığını gördü.

E = mc2, evrenin başlangıcının (origin) bulunabilmesi yolunu açmıştır. Einstein’in ışığında, evrenbilimi araştırma ları büyük mesafeler kaydetmiştir.

E = mc2, bize maddenin donmuş bir enerji olduğunu anlatmaktadır. Bilim adamları bugün evrenin sadece enerji den yola çıkarak oluştuğuna inanmaktadırlar. Daha sonra enerjinin büyük bir kısmı madde diye isimlendirdiğimiz şekli aldı; çünkü evren genişliyordu.

Milyarlarca yıl önce evrenin genişlemesi, evrendeki yüksek enerjili ve özgül ağırlıklı her şeyin bir araya toplandığını be lirtmektedir. Bundan dolayı genç evren, çok veya az saf olan enerji çorbasının daha sonra soğuyarak veya donarak, mad de diye isimlendirdiğimiz hale gelmiş olmalıdır. Bu buluşlau Einsteini 20. yüzyılın en büyüklerinden biri yaptı.

Zekâ kelimesi yanlış bir şekilde, kalıtımla eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Oysa zekâ ne sabittir, ne de yalnızca bir tek ölçek üzerinden saptanabilir

1894’te Fransız fizyologu Alfred Binet çocukların bellek, düşgücü, dikkat, tümceleri anlama, ahlaki yargılama ve diğer karmaşık zihinsel işlevlerini ölçme yöntemleri araştırmaya başladı J 903’te kendi kızının zihinsel gelişmesi üzerine’ bir çalışma yayınladı. 1904’te Paris’te devlet okullarındaki zihinsel özürlü çocukların sorunları ile ilgilenen komisyona çağrıldı.

Théodore Simon’un da yardımıyla bu çocuklara birçok test uyguladı. 1905’de Binet ve Simon, değişen zorluklardaki testlerini “zekanın metrik ölçeği” (Metrical Scale of Intelligence) adıyla yayınladılar. Bu kullanılabilir ilk zekâ testiydi. 1911 yılına dek bu testlerin değişik yaş gruplarına uygulanabilirliği üzerinde çalışmışlardır.

Binet’in zekâ yaşı kavramı ve bunu saptama yöntemi teoriden değil pragmatik deneme yanılma yönteminden kaynaklanmaktadır. Bu pratik yaklaşım, kimse nedenini anlamasa bile, yararlı sonuçlar veren zekâ testini biçimlendirdi.

Binet’in yöntemine göre gerizekalılık, çocuğun akli ye kronolojik yaşları arasındaki farktır. 1914’te Alman fizyologu William stern, zeka yaşını kronolojik ya$a bölerek I Q (intelligence quotient) kavramını geliştirmiştir.

Stanford Üniversitesi’nden Lewis Terman, Binet – Simon testini ABD’ye uyarladı. I Q’nun tüm yaşam boyunca görece sabit kaldığını ve erişkinlerin zekâsının çocuklukta verilen testlere bakılarak önceden yordanabileceğine inanıyordu’ Zekâ testi ABD’de hızla yayı’dı. Binet\n gcKişleri kolayca kabullenilip genelleştirildi ve birçok değişik biçimi türetildi. İlk müşterilerden biri ABD ordusuydu. Test Birinci Dünya Savaşı’nda askerleri sınamak için kullanıldı. Ancak Binet testi uzun olduğu için Army Alpha dalı kâğıt kalem testi geliştirildi. Bunun pandomim biçimi olan Army Beta okuma yazma bilmeyenlere ve İngilizce konuşamayan gruplara uygulandı. Ordunun deneyimi testin güvenirliğim gösterdi; çünkü rptt d psişik biçimlere eoku!abiîiyor ve b’reyler arasındaki
Bilgisayar bilimcileri de zeki insanlar kadar, zeki maki-nalar yaratmak için genellenebilecek bir kuram oluşturma çabasındadırlar. Bugün birçok kimse zekâ testleri kullanımının yararlarına inanmaktadır. Karamsal olarak doğrulanmasa da bu testlerin üretilmesi ve kullanılması sürecektir

KAN GRUPLARI

20. yüzyılın büyüklerinden birisi de Kari Landsteincr’ dir. Landsteiner, kan gruplarını bularak, birçok kişinin haya tını kurtaran kan naklini (transfüzyon) olanaklı hale pciırdı

Her ne kadar birçok kişi yanlış bir inançla, O’nu atom bombasının yapımcısı olarak görse de Einstein, çağımızın en büyük fizikçilerindendir. 14 Mart 1905’de 26. yaş gününü kutladığında Eiristein, hiç kimse için dikkate değer biri değildi. Ancak Einstein, 1905 yılı bitmeden bilimsel görüşte büyük bir dönüşüm sağlayan altı çağdaş yazı yayınladı. Bunlardan ikisi fizik bilimine yeni bir boyut kazandırdı; görecelilik (relativity), kuvantum fiziğinin oluşmasına yardım etti. Diğer üçü de atom teorisini ve statik mekanik konusunu değiştirdi. Newton’un 1665 ve 1666’da 23 yaşında iken calculus su (türev, ilkel hesap) bulmast ve yer çekimi teorisini geliştirmesinden beri bilim dünvası böyle bir yaratıcılık pat

Bitkiler ve hayvanlar için karakteristik özellik taşıyan ve canlı hücresinin değişmez birimlerinden biri olan proteini keşfeden Landsteiner, 1900’lerde kan üzerinde bu karakteristik gruplar için çeşitli gözlemler yaptı. Bir kişinin kırmızı kan hücreleri ile diğer bir kişinin serumu karşılaştırıldığında, bazen hücrelerin gruplar yapacak şekilde bir araya geldiğini gözledi; A ve B ismini verdiği, kırmızı hücrelere ait iki protein buldu. Bu proteinlerden birinin ya da diğerinin bulunuşuna ya da ikisininde bulunmayışına göre A, B, AB ve O diye gruplara ayırdı.

‘ Uzun yıllar Landsteiner’in keşfi pratik olarak pek önem taşımadı. Birinci Dünya Savaşı sırasında 21 Milyon yaralı insan ortaya çıkmasıyla kan toplanmaya ve ABD sistemi kullanılarak sınıflandırılmaya başlandı. Toplanan kanlara sodyum sitrat ilave edilince kanın pıhtılaşmasınıönledi ve böylece kanların saklanması sağlandı. Daha sonra kan bankaları kuruldu.

Landsteiner I927’de Philip Levine ile beraber, bağımsız iki ayrı sınıflandırma ortaya çıkardılar. Bunlar M. N, S ve Pj, ?2 diye adlandırıldı. I940’da Landsteiner ve Alexander Wiener, bir tavşana rhesus maymununun kırmızı hücrelerini verdiklerinde, tavşanın bu kırmızı hücreleri kümeleştiren (ag-lütine eden) antikorlar yaptığını gözlediler. Tavşana bir grup insanın kanı verildiğinde %85 aynı sonuç alındı. Bü sonuçlar şunu göstermektedir: Rhesus maymunu ve bir çok insan kan grubu da aynı işareti (antijen) taşımaktadır. Bu Rh faktörünün keşfi sayısız çocuğun hayatını kurtarmıştır.

Bir Rh (—) anne (Rh antiieni taşımayan), ile bir Rh ( -*-) babanın çocukları % 50 şanslâ RH (+) olur. Dölütün (embriyo) kan hücreleri anneye geçecek olursa, anne bu hücrelere karşı antikor oluşturacak ve bu da çocuğun kan hücrelerini parçalayacaktır. Bu tip dölütler genellikle kansızlıktan (anemi) ya da sarılıktan dolayı döl yatağında (uterus) ölürler. Anneden gelen antikorlar bebeğin kanında sadece birkaç hafta kalır, daha sonra bebek kendi Rh (+) hücrelerini yeniler ve yaşamını normal olarak sürdürür. Bu günlerde hekimler çok daha karmaşık bir metod kullanıyorlar. Rh’nın normal koşullardaki etkisini yok etmek için, Rh’yı etkisizleştirecek antikorlar anneye yeri1“/?- Bu :!5lir Verelerindeki Rh’yi etkisiz hale g€frereK oıger dr»ıwf>k olan antikor yapımının Udhidiıuıaıııı uuiutv/i .

Rh sisteminin buiunmasından bugüne kadar geçen sure-*

* • * »– ; _____

UC dİ a?uı Iiiav.nu. i« ….. ö—-_
Zeka testleri ilk kez geniş ölçüde l. Dünya Sa-vaşı’ricja ABD Ordusunda kullanıldı.

tanırlar. Araştırıcılar kan gruplarının bir gün parmak izi gibi özel olarak ispatı sağlayacağına inanmaktadırlar

Antropologlar, kan gruplarının diğer bir karakterini kullanmaktadırlar. Değişik insan gruplarındaki dağılımı incelemektedirler. Doğu Avrupa’nın % 46’sı 0 grubu, % 42 A grubu ve % 9’u ise B gmbundandır. Bütün Güney Amerika yerlileri 0 grubundandır. Bu yolla dünyadaki göçler saptana-bilmektedir. Biyologlar evrimsel basamak olarak yakın olan canlıların kan gruplarında benzerlik saptamışlardır.

Landsteiner’in buluşu doku nakillerine de olanak sağladı. 1960’larda beya? kan hücrelerinde genetik karakteri belirten antijenler bulundu. Doku naklinin yapılabilmesi için alıcı ile vericinin antijenlerinin uyuşması gerekmektedir. Büyük doku uygunluk kompleksinin (MHC = Major Histocompatibilty Complex) bulunması cerrahlara büyük bir olanak sağladı.

Olay burada bitmiyor. Bağışıkbilimciler (immunologlar) bugün rhomatoid artrit’den multiple skleroz’a kadar birçok hastalığın, MHC antijenleriyle olan özel bağlantılarının kanıtlarını bulmaktadırlar. ABO kan grupları sistemiyle ilgili bazı bağlaçtılar yıllar önce bulunmuştu. Örneğin A grubu kişilerde mide kanseri daha yaygındı. Fakat MHC antijenleri kişilerin hastalığa yakalanma eğilimlerini daha kesin olarak söyleyebilecektir, Erken tedaviye a yuuyla veya gelecekte olası olan gen tedavisi

da zafer, olasılıkların karmaşık analizi ile şekillenmektedir. Borsalardan yüksek enerji fiziğine dek her şey veri analizlerine konu olur.

Hcrşey 1900 yılında Kaıi Pearson’un bir kursamsal hipotezin değişik durumlara ne denli uyduğunu ölçer bir formül olan ki-kane testini yayınlaması ile başladı. Ki-kare testi kuram ve verinin ne kadar uyuştuğunu ölçmenin bir yolunu sağlamaktadır.

Ki-kare testi hipotez ve veri için kullanılabilir. Gözlemler, istatistikçilerin hücre diye adlandırdıkları ayrı kategorilere karşılık gelmektedir. Örneğin kolera için belirli bir tedavinin değeri olup olmadığını bulmak istiyorsanız, hastalar 4 hücre haline bölünür, tedavi gören-iyileşen, tedavi gören ölen, tedavi görmeyen iyileşen ve tedavi görmeyen ölen. Eğer tedavi değersizse tedavi gören ve görmeyen hastaların iyileşme oranları arasında fark olmaması beklenir. Ancak sanş ve kontrol edilemeyen değişkenler her zaman bir fark olmasına neden olurlar, pearson’un testi bunu gözönüne alır ve hipotezin gözlemlerimize ne denli uyduğunu gösterir. Bu konuda daha önceler de bazı ölçüm yöntemleri vardı. Pearso-nun amacı her bilime uygulanabilen standart bir test oluşturmaktı.

19. yüzyılın başlarında K.F. Gauss ve P.B.’de Laplace hatalar eğrisini oluşturmuşlardı. Bu bilinen çan eğrisi gibiydi. Yüzyılın ortalarında tüm insanı ve biyolojik olayların bu tip eğrilerle betimlenebileceği düşüncesi ortaya çıktı. Pearson bu eğriye çan eğrisi şeklini verdi. Bunu “normal” eğri ola-
Hangi hastanın yeni tedavileri kabul edeceğinin kararlaştırılmasında ki kare testi çoğu kez tarafsa bir hakemdir.
rak adlandırıyoruz; çünkü normalin resmi olarak düşünülmüştü. İnsanlar sadece tek bir eğrinin birçok olay açıklayabileceğini düşündüklerinde uyumun mükemmelliği bir sorun olarak ortaya çıkmadı. Eğri uygulanmalıydı; çünkü eldeki tek eğriydi.

Pearson ve diğerleri bunun fantezi olduğunu anladılar. Pearson solda geniş sağa gittikçe daralan eğrilerden bir dalga tepesini andırır biçimde eğrilene dek başka eğriler oluşturdu. Çünkü bu eğriler değişik verilere daha iyi uyuyorlardı. O zaman bu eğrilerin verilere ne kadar iyi uyduğunu sorgulayabildi.

Verilerin kendiliğinden ayrı hücrelere dağıldığı olaylara uygulayımı kesinleşen ki – kare testi başka eğrilere de standart bir yolla uyarlanabilmekteydi. Bunu diğer testler izledi.

İstatistik bugün gündelik yaşamımızın büyük bir bölümünü kaplamıştır. Bazen öznelliğin sahte etkilerini de yaratmaktadır. Pek çok meslek grubundan insanlar her risk ve umudu ölçmek için sayılara gereksinim duymaktadırlar. Bazı eleştirmenler istatistiksel yolu kullanmanın yalnızca cehaleti kabullenmekten kaçmanın bir yolu plduğunu söylemektedirler. Diğerleri ise birçok veriye uyması genellenen karmaşık modellerin artan kullanımına işaret etmekte ve bu modellerin gerçeklikle hiç birilgisr olmayan fanteziler haline gelebileceğine işaret etmektedirler. İstatistikçiler dünyamızı yeni olgular ya da teknik ilerlemeler bularak değil; fakat neden bulma ve deneme yollarımızı değiştirerek ve jbunlar hakkın-

w«jw..vwvümüİ. —

SCIENCE 85’den derleyen: ALP USUBÜTÜN – Hakan SEÇKİN

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.