Yetim Oluşundaki Hikmetler

Yetim Oluşundaki Hikmetlerhac[1]

Resul-ü Ekrem’in (sav) yetim kalışı, merhamette, terbiyede, rahmette, sıla-i rahimde büyük faydalar sağlamıştır.

O’nun yetimliğindeki hikmet, yetimlerin kadr-ü kıymetini bilmesi, böylece de onların hak ve hukuklarına riâyet etmeyi öğrenmesidir.

Yetimler bu isimde, Hz. Peygamber (sav) ile bir müştereklik arzet-sinler de, bu yüzden ikram görsünler diye, Allah yüce Resulünü anne-babadan yoksun büyütmüştür.

Allah (cc) onu yetimlikten yetiştirdi. Çünkü her büyüğün temeli küçük, her zayıfın sonu kuvvetli ve aziz olmaktır. Bu sebeple o yükseliş derecelerine ve ilk hallerine bakıp aziz ve şerefli kimsenin, ancak Allah’ın aziz kıldığı kimse olduğu bilinir. İzzetin tek sebebinin babalar yâhut analar değil, yalnızca Allah irâdesi ve lütfü olduğunun düşünülmesi içindir. (İbnu’l-Ammar)

Örfe göre yetimin kusurları saklı kalmaz, tam aksine yetimin üzerinde gözükür… Hatta cemiyet ve insanlar, yetimdeki kusurlara kusur katarlar. İşte bu yüzden, herkes Hz. Muhammed (sav) hakkında düşünsün de onda hiçbir ayıp bulamasınlar ve böylece onun nezih oluşunda ittifak etsinler diye Cenâb-ı Hakk, onun yetim olmasını tercih etmiştir.

Resûlûllah’ın (sav), daha çocukluğunda yetim kalmasının sebeplerinden birisi, üzerinde kul hakkı bulunmaması idi. (Câfer-i Sâdık)

Yetimlik ve fakirlik insanlar hakkında bir noksanlık kabul edilir. Dolayısıyla Hz. Muhammed (sav) bu iki vasfı üzerinde bulundurmasına rağmen, mahlûkâtm en kerimi olunca, bu, hârikulâde bir şey olmuştur.

Büyükicr, Resûlûllah’ın (sav) yetimliğinin onun hakkında bereket ve rahmet olduğunda, fakirliğinin de Allah tarafından lütuf ve nimet olduğunda ittifak ediyorlar. Böylece onun edeb ve terbiyesini Allah (cc) deruhde etmiştir.

Rcsûlûllah (sav), dünyaya yetim olarak gelmesine rağmen, yetimliğin acısını hayatın böyle erken vaktinde tatmaması için, Allah (cc) onu dedesi Abdulmuttalib’in himâyesine verdi. Dedesi, ona aynı zamanda babalık ediyor, bir babanın göstereceği sevgi, yardım ve şefkati gösteriyordu.

Allah (cc), ona üç de şefkatli ana verdi. Asıl anası, her kötülükten uzak ve temiz, şefkatli Âmine… Sonra annesi yerinde bulunan ve ona icfkatle bakan iyi huylu Bereke… Üçüncüsü de süt annesi Halime…

Rcsûlûllah (sav), bir beyazın çocuğudur. Ona bir siyah kadın bakmıştır ve o her ikisinin de evlâdı olmuştur.

Merhamet duygusu, insanın hayatı boyunca çektiği acı ve sıkıntılardan kaynaklanıp fışkırır. Bu da ezikliğin acısını tadanlardan baş-kusında görülmez. Yetimliğin ötesinde bir eziklik var mıdır? (İmam libû Zehra)

Efendimiz (sav), çocukluğunda bir gün amcaları Ebû Tâlib ve Ebû Leheb kavga ederken, Ebû Leheb ’in üzerine çıkıp onu hırpalaması üzerine Peygamberimiz koşarak onu itti. Bunun üzerine Ebû Talib Ebû Leheb ’in üzerine çıkarak onu dövdü. Kavga bittikten sonra Ebû Leheb:

– Yâ Muhammedi Ben de Ebû Tâlib gibi senin amcanım; yapacağını bana yaptın. Vallahi gönlüm seni asla sevmeyecek, dedi.

Gençlik Devresi

\ Gençlik devrinde tabiatı günahlardan uzaktı. Aşağılık yerlerden, oyun-eğlence ve fuhuştan son derece sakınırdı.

Onun bir arzu peşinde koştuğu veya mürüvveti zedeleyecek bir şeye heveslendiği aslâ görülmemiştir. Bir makam elde etmek yahut bir servete konmak için herhangi bir mâceraya atıldığı aslâ vâki değildir. Hiç kimse onu, şarab içenlerle içerken; kumar oynayanlarla kumar oynarken görmemiştir. Hiçbir zaman abes çirkin sözler söylememiştir. Tam tersine hayatı, tatlı sohbeti, iyi huyluluğu, isâbetli görüşü, sağlam mantığı ve güvenilir davranışlarıyla Mekke’de akranları arasında temâyüz ederek parlamaya başladı.

Onun tabiatı, iffet, vakar, kemâl ile mücehhezdi. Yüzü hep tebes-sümlü, ameli hep ciddi, lisanı hep tatlıydı. Kemâli günden güne artmakta idi. Bu nedenle herkes onu sever, tâzim eder, en güzel vasıflarla vasfederlerdi. O, konuştuğu, karşılaştığı, yaşadığı kimseleri rahatlatır, mutlu ederdi. O, her şeyde ‘Emin’di. Kelâmında yalan söylemez, vaadinde gadr etmez, muamelesinde kimseyi aldatmazdı. Bu nedenle ona ‘El-Emin’ lakabını vermişlerdi.

O öyle bir gençti ki, nefsi tâhir ve sabırlı, kalbi merhametli, diğerleri arasında mütevâzi idi. Bütün aşiretini tanır, nefsine tercih eder, dünyevi lezzetlere karşı zâhid davranırdı.

Pırıl Pırıl Bir Gençlik

O şanlı Resulün (sav) ömrünün baharı, sakin, berrak, pırıl pırıl idi. Amcasının yanında, sorumluluk duygusuyla gerekli işleri yüksünme-den yaparak, âileye katkıda bulunuyor, amcasıyla ticari seyahatlere çıkıyor. Bu seyahatlerde, esrarengiz durumlarla da karşılaşıyordu. Bâzı râhipler nübüvvet nişânelerini fark etmiş, başına bir tehlike gelmemesi için amcayı uyarmışlardı. Merhametli, emânet ehli amca, mallarını oralarda satıp, geri dönmüştü.

Peygamberimiz (sav), 12 yaşında iken amcası Ebû Tâlip ile ticaret için Busra’ya kadar, 17 yaşında iken amcası Zübeyr ile Yemen’e, 20 ı yaşında Şam’a ve 25 yaşında da Hz. Hatice’nin mallarını satmak üzere Inm dört defa seyahate çıktı. Bu seyahatlerden başka hiçbir yere se-yalıut yapmadı.

Efendimiz (sav), câhiliye merasimlerine katılmıyor, katılmak zorunda kaldığında, mânevi bir ikazla karşılaşıp, özür beyan ediyordu. Yapılan yanlışlıklardan, haksızlıklardan, puta tapılmasından son derççe üzüntü duyuyor, derin derin düşüncelere dalıp, çözüm arıyordu.

1 i fendimiz (sav), Busra pazarında Hz. Hatice’nin mallarını satarken ılc, O’nunla pazarlık yapan bir Yahudi inanmadığı için “Lat ve Uzza adındaki putlara yemin et de, inanayım” demişti. Efendimiz (sav); “Ben o putlar adına asla yemin etmem! Onların yanından geçerken yüzümü başka tarafa çeviririm” buyurdu. Ondaki diğer alâmetleri de gören Yahudi; “Söz, senin sözündür. Vallahi bu zat peygamber olacak bir kimsedir” dedi ve “Âlimlerimiz kitaplarda bunun vasfını bulmuşlardır’ diyerek hayranlığını dile getirdi.

Koyun Gütmesi

Abdullah öldüğünde oğluna miras olarak câriye Bereke’yi (Ümmü liyınen), beş deve, biraz da koyun bırakmıştı.

Hu onu fakirler zümresine dâhil eden bir tereke idi. Çalışıp kazanmaya mecburdu. Bu sebeple çocukluğunda koyun gütmekle meşgul oldu. Süt mukâbilinde bâzı mal sâhiblerinin koyunlarını alır güderdi. Kazancını getirir, bir miktarım Ebû Tâlib’in ailesiyle berâber yer, bir kısmını da yoksullara dağıtırdı.

î^üphe götürmez bir gerçektir ki, onun koyun gütmekle meşgul edilmesi, içinde nice yüksek hikmetler bulunan İlâhi bir irâde neticesidir. ()/ıd;ın önce bir çok peygamberler de bu işle uğraşmışlardır. Bu iş, in-mhiii zayıflara yumuşak davranmaya ve onlara şefkatli olrr ran, sabrı öğreten, güzel idâre etme kâbiliyetini kazandır
getirip tekrar sürüye kattıran bir iştir.

Ticaret Kervanı

î Ebû Tâlib ticaretle uğraşırdı. Efendimiz (sav) yirmi beş yaşlarında

) iken, Mekke’de geçim sıkıntısı iyice artmıştı. Bu sebeple Mekkeliler, Şam’a gitmek üzere büyük bir ticaret kervanı hazırladılar. Bu gün- 5 lerde Ebû Tâlib, Efendimiz (sav)’e gelip,

“Ey muhterem yeğenim! Fakirlik son haddine ulaştı. Kıtlık ve mü- ; cadele ile geçirdiğimiz bu son yıllar elimizde, avucumuzda bir şey bırakmadı. İşte Kureyş kervam hazırlanmış, Şam’a hareket etmek üzeredir. Hatice Hâtûn da kervanla mal gönderecek. Mutlaka bu işi yapacak güvenilir insanlar arıyordur. Muhakkak ki senin gibi emin, temiz ve vefâkar bir kimseye ihtiyacı vardır. Gidip bir konuşsak da, senin vekil olarak gitmeni sağlasak iyi olacak. Şüphesiz seni başkalarına tercih eder. Aslında ben senin Şam’a gitmeni istemiyorum. Zira oradaki Yahudilerin sana bir zarar vermesinden korkuyorum. Fakat başka çare de bulamıyorum” dedi. Peygamber Efendimiz (sav) ona “Sen nasıl istersen öyle yap” buyurdular.

Hz. Hatice, güzelliği, malı, iffeti, hayası ve edebi ile Arabistan’da büyük şöhreti olan bir hanımefendi idi. Bu sebeple her taraftan kendisine talip olan ve rağbet eden pek çok kimse vardı. Fakat gördüğü bir rüyâ gereği o hiç kimseye iltifat etmemişti. Rüyasında, gökten ay inip koynuna girmiş, ayın nuru koltuğundan çıkıp bütün âlemi aydınlatmıştı.

Sabahleyin bu rüyasını akrabasından Varaka b. Nevfel’e anlattı. Varaka; “Âhir zaman Peygamberi vücuda gelmiştir. Seninle evlenir ve senin ■ypmnnmria. O’na vahiy nazil olur. Dininin nuru âlenü doldurur. En önce iman eden sen olursun. O Peygamber, Kureyş’den ve Benî Hâşim’den olur” dedi. Hz, Hatice bu cevaba çok sevindi ve o Peygamberin gelmesini beklemeye başladı.

Ebû Tâlib, Hatice validemize durumu anlattı. Bunun Üzerine Hz. Hatice, Resûlûllah (sav)’i konuşmak üzere evine dâvet etti. Efendimiz (sav) teşrif edince, pek ziyade tazim ve hürmette bulundu. Resûlûllah (sav)’e dedi ki:

Doğru sözlü, güvenilir, emniyetli ve güzel huylu olduğunuzu bi-

V liyorum. Bu iş için kimseye vermediğim ücretin kat kat fazlasını ve-jjj rcceğim…” Sonra bu hizmette lazım olacak elbiseler vererek, kalp huzuru içinde teşyi eyledi.

I İz. Hatice, bilgili bir hristiyan olan amcasının oğlu Varaka b. Nev-Icl’den peygamberlik alâmetlerini öğrenmişti. Resûlûllah (sav)’in bu ziyaretinde de peygamberlik vasıflarım üzerinde teşhis etmişti. Bu sebeple Meysere isimli kölesine “Kervan Mekke’den ayrılacağı zaman, devenin yularını Muhammed’in (sav) eline ver ki, Mekkeliler herhangi bir dedikodu yapmasınlar. Şehirden uzaklaşıp gözden kaybolunca bu kıymetli elbiseleri ona giydir” dedi.

Sonra develerinden en güzelini sultanlara lâyık bir şekilde donattı. Meysere’ye; “O’nu bu deveye büyük bir hürmet ile bindirip yularım eline al ve kendini o Hazretin hizmetkarı bil! O’ndan izinsiz bir iş yapma ve O’nu muhafaza etmek, tehlikelerden korumak için canım esirgeme! Gittiğiniz yerlerde çok eğlenmeyin, çabuk gelin. Böylece

1 liişimoğulları katında mahcup olmayalım. Eğer bu dediklerimi harfiyen yerine getirirsen, seni âzâd eder ve istediğin kadar da mal veririm” dedi.
Yetim Duygular

Kervan hazırlandı. Mekkeliler yakınlarıyla vedalaşmak üzere büyük kalabalıklar halinde toplandılar. Sevgili Peygamberimizin akrabası, amcaları ve Hâşimoğullannın büyükleri de orada hazır oldular. Peygamberimizin halası, Efendimiz (sav)’i hizmetçi elbisesi ile devenin yularım eline almış görünce dizlerinin bağı çözüldü. Ağlayıp feryat etti. Gözlerinden yaşlar dökerek;

“Ey Abdülmuttalib! Ey zemzem kuyusunu kazan büyük zat! Ey Abdullah! Kabirlerinizden kalkıp, başınızı bu tarafa çevirip de s» mübareğin halini görün!” diyerek acılarını dile getirdi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)