Yemin

Allahü teâlânın adını anarak yapılan ahd ve verilen
teminat. Yemin, lügatte; kuvvet demektir. Sözün,
niyetin, işi yapmak veya yapmamak arzusunun kuvvetli
olduğunu gösterir. Yemin yerine half, hilf ve kasem
kelimeleri de kullanılır. Silahlı kuvvetlere katılan her
askere hizmeti tam, noksansız ve başarıyla yapacağına
dair içirilen “and” ile hukuk davalan esnasında taraflardan
birinin, olayın doğru olup olmadığı hususunda
Allahü teâlâyı şahit göstererek namusuyla kuvvetlendirmesine
de yemin denir. Yemin kelimesinin Türkçe karşı­
lığı “And”tır.
Türk Hukuk Sisteminde Yemin: Gerek devlet idaresinde
gerek hukuk sisteminde, yemine pek çok yerde
müracaat edilmektedir. Anayasının 81. maddesi, Meclis
üyelerinin (milletvekillerinin), 103. maddesi Cumhurbaşkanının
yemin etmesini düzenlemiştir.
Keza, Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşu ve muhakeme
usûlleri hakkındaki kanunun 10. maddesi, Yüksek
Hakimler Kurulu Kanunu 25. maddesi bu
mahkeme üyelerinin yemini hakkında hüküm
getirmiştir.
Ceza mahkemelerinde şahitlere, açıklama yapmalarından
önce yemin ettirilmektedir.
Hukuk mahkemelerinde yemin bir isbat vasıtasıdır.
Suç muhakemelerinde ise yeminin isbat vasıtası olduğu
durumlar çok azdır. Bu mahkemelerde yemin, doğru
söylemeğe zorlama bakımından yardımcı görevi olan
bir vasıta olmaktadır. Hukuk muhakemelerinde bu
bakımdan yemin hakimin takdirine bırakılmıştır.
Hakim yemine lüzum görmez ve iki taraftan biri de
ihtiyaç duymazsa, şahit yeminsiz dinlenmektedir. Bunların
dışında asker ocağına alınan kişilere, yüksek okulları
bitiren talebelere diploma verilirken, vazifelerim
gereği gibi yapacaklarına ve dürüstlükten ayrılmayacaklarına
dair yemin ettirilmektedir.
Mahkemelerdeki yemin sırasında herkesin ayağa
kalkması, yemine önem kazandırmak maksadıyladır.
Yeminin ehemmiyeti hakkında hakimin şahide açıklamada
bulunması kanun tarafından hükme bağlanmış­
tır.
Hemen hemen bütün memleketlerin idare ve hukuk
sistemlerinde yemin veya and içme müessesesi vardır.
Mesela ABD Cumhurbaşkanı vazifeye başlarken, baş­
savcı ve elinde İncil olan rahip karşısında el kaldırarak
yemin etmektedir.
İslâm Dininde Yemin ve Hükümleri: Dinimizde
yemin etmek üç türlü yapılır. Allahü teâlânın isimleri
ile, küfre sebep olan şeyi şarta bağlamakla ve talaki,
boşamayı şart etmekle (Şart olsun demekle) yemin edilir.
Allahü teâlânın isimleri ile yemin, ya harf ile veya
kelime ile olur. İsmin başında (bi, tâ ve) harflerinden
biri söylenip, ismin sonu esre okunursa yemin olur.
Yani (Vallahi, billâhî, tallahi) denilerek söylenen söz
yemin olur. Yalnız Allahü teâlânın isimlerinden, Halim,
Alim, Cevad gibi, insanlar için de kullanılan bir isim ile
yemin ederken Allahü teâlânın ismi olduğuna niyyet
etmek lazım olur. Yemin etmek âdet halini alan bazı
sıfatları ile de yemin caizdir. Allah’ın kudreti veya azameti,
rahmeti için demek gibi. Kur’ân, Peygamber, Kâ’
be için diyerek yemin olmaz. Namusum üzerine sözveriyorum, şerefim üzerine doğru söylüyorum demek,
İslâmiyet’te yemin değildir. Canın için, başın için gibi
yemin etmek ise uygun değildir. Allah için yemin ediyorum
demek, yemin olur. Allah’a ahd ediyorum, Allah’a
mîsâk ediyorum demek, yemin olur. Kasem ediyorum,
half ediyorum, yemin ediyorum veya… ederim, yahud
eşhedü diyerek, Allahü teâlânın ismini söylemek de
yemin olur. Ahdim olsun, nezrim olsun demek yemin
olur.
Birine eğer bunu yaparsan kâfirsin veya Yahudisin
yahud Hıristiyansm veya Allahsızsın gibi küfre sebep
olan bir şey demek veya bunları… olacaksın veya ol diye
söylemek, hepsi yemin olur. Karşısındaki kimse o işi
yapınca, yemin bozulur. Bunları yemin niyeti ile söyledi
ise, yemin eden keffaret verir.
Yemin ederken inşaallah derse, yemin olmaz.
Mushaf hakkı için demek veya Mushaf’a elini koymak
yahud Mushafı gösterip, bunun hakkı için demek,
yemin olur. Çünkü, böyle yemin âdet olmuştur. Haram
işlemek, ibadet yapmamak için yemin eden bozar.
Sonra keffaret verir.
İslâmiyetin Hükme Bağladığı Üç Çeşit Yemin Vardır:
1- Yemin-i Gamus: (Günaha ve Cehenneme sokucu);
yemindir. Geçmişteki bir şey için bile bile yalan söylemek
suretiyle yemin etmektir. Çok büyük günâhtır.
Çünkü böyle yemin eden biri yalanına Allahü teâlâyı
şahit tutmak istemiş, O’nun adını istismar etmiştir.
(Kişinin ödemediği bir borcu için bile bile “valİahi
ödedim” demesi.) Bu çeşit yeminler, kefaretle dahi
bağışlanmıyacak kadar büyük günâhtır. Pişman olunca
tevbe, istiğfar edilir. Keffaret lazım gelmez.
2- Yemin-i Mün’akide: Gelecekte yapacağım veya
yapmıyacağım diyerek yalan yere yapılan yemindir.
“Vallahi yarın şuraya gideceğim” yahut “Vallahi şu
kimse ile konuşmayacağım” şeklinde yapılan yemindir.
Yemin-i mün’akıde üç şekilde olur. Üçüncü de
yemini bozunca keffaret vermek lazımdır. Yemini bozmadan
önce keffaret verilmez:
A- Zamanı bildirilmez. Ahmed’i döveceğim diye
yemin edince, ikisi de sağ kaldıkça dövmezse, yemin
bozulmaz. Biri ölünce bozulur. Çünkü, yapacağım diye
yemin edince, ölünceye kadar dövmezse, sonsuz olarak
bozulmaz. Çünkü yapmaması hemen vacib olur. Bir
kerre döverse, bozulur. Keffaret verir ve yemin biter.
İkinci döverse, bir daha keffaret vermez.
B- Zaman bildirilendir. Zamanı gelmeden bozarsa
keffaret lazım olur. Zamanı gelmeden önce ölürse,
yemin bozulmaz.
C- Şarta bağlı yemindir. Yemin ettiği şeyin yapılıp
yapılmamasını, kendinin veya başkasının birşeyi yapmağa
hazırlanırken, bunun yapılmaması için (Eğer
bunu yaparsan…) veya oturan ikinci bir kimseye birşey
yaptırmak için (Eğer bunu yapmazsan…) dedikten
sonra başka bir şeye yemin etmektir.
3- Yemin-i Lağu: (Boş yere) yemindir. Yanlışlıkla
veya doğru olduğu zannıyla yemin etmektir. Kişinin
borcunu ödememiş olduğu halde, ödediğini zannederek
“ Vallahi ben borcumu ödedim” diye yemin etmesi böyledir.
Burada kasıt yoktur. Bu şekildeki yemine günâh da, keffaret de yoktur. Tevbe edilerek Allahü teâlâdan
af dilemesi istenir.
Üç yeminde de, unutarak, zorlanarak yemin etmek
veya yemini bozmak bunları bilerek, istiyerek yapmak
gibidir.
Yeminlerde Niyet: Herhangi bir kimsenin istediği
için yapılan yeminlerde yemin eden kişi, karşısındakini
yanıltmak için başka şeylere niyet ederek yemin edemez.
Bu düşüncelere yemin etse dahi yemin, yemin
ettiren kişinin düşüncesine göre değerlendirilir. Daha
önce yukarıda izah edildiği gibi yalan yere yapılan
yemin (yemin-i gâmus) için keffaret yoktur. Çünkü keffaret
bu çeşit yeminlerin günâhını gidermez. Böyle
yeminler, büyük günâhtır. Halkımız arasında yaygın
olduğu gibi; yemin ederken bir ayağı kaldırmanın veya
kalbten yemin konusundan değişik bir şey geçirmenin,
düşünmenin dinimizde yeri yoktur. Bunlar tamamen
yalan olan ve tatbik edilen önemli hususlardır.
Yemin Keffareti: Yemin keffareti, bozulan bir yeminin
dinî vebalinden yemin edeni kurtarmak için yapılır.
Bu keffaret usülü, İslâm Dini’nin müslümanlara gösterdiği
kolaylıklardan biridir. Allahü teâlâ Kur’ân-ı
kerîmde Maide sûresinin 89. âyeti kerimesinde “Allah
yem inlerinizdeki hatadan (lagu) dolayı sizi
sorumlu tutmaz. Fakat (geleceğe dönük) yaptığınız
yem inlerden sorumlu tutar. Bunun keffareti
(cezası) çoluk-çocuğunuza yed ird ik lerin izin
ortalam asından olm ak üzere on fakiri yedirmek,
veya on fakiri giydirm ek veya köle azat
etm ektir. Kim bunları bulamazsa üç gün oruç
tutar. Yemin ettiğinde onların keffareti işte
budur. Y em in lerin izi koruyunu z, böylece
Cenâb-ı Allah size âyetlerini açıklar. Belki
sizde şükredersiniz” buyurmaktadır.
Geleceğe ait olan bir işi yapacağım veya yapmayaca­
ğım şeklinde yapılan yeminler bozulduğu zaman kefîaret
(ceza) verilmesi lazımdır. Yalan yere yapılan
yeminler, genelde bir hakkın çiğnenmesine sebep olur.
Bunun için yemin eden kimsenin üzerine kul hakkı
geçer. Bundan dolayı hak sahibinden helallik dilemesi
lazımdır. Keffaret (ceza) ise kul hakkı değil, Allahü
teâlânın hakkını affettirmek içindir.
Yukarıdaki âyet-i kerîmede açık olarak belirtildi­
ğine göre; yemini bozan kişi yemin keffareti için, bir
köle azad eder. Yahut, zekât alması caiz olan, erkek
veya kadın on fakire bütün bedeni örtecek kadar, bir
kat çamaşır verir veya hergün on fakiri iki kerre doyurmakla
da olur. Bu üçünden birini yapamayan fakir, üç
gün ard arda oruç tutar. Yemin keffaretini geciktirmek
günâhtır. Çeşitli yeminlerin keffaretleri ayrı yapılır.
(Vallahî, verrahmanî, verrahîmi şu işi yapmam) dese üç
yemin olur. O işi yaparsa, üç keffaret lazım olur. Doyurmak
yerine fülus (kâğıt para) da verilir. Keffaret yaparken
niyyet etmek lazımdır.
Resülullah (s.a.v.) buyurdu ki: “ Tüccarın, pazarcıların
çoğu facirdir” sebebini sorduklarında, “Alış­
verişleri halal olmaz. Çünkü çok yem in ederek
günâha girerler ve yalan söylerler” buyurdu. Bir
hadîs-i şerîfde, “ Yalan yere yem in ederek, birinin
malını alan kim se kıyam et günü, Allahü teâlâyı
gadaplı görecektir” buyuruldu.Dinimizde yemin etmeye gerektiği zaman izin verilmekle
beraber, ağzı yemin etmeğe alıştırmak ve dünya
işleri için y

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)