umre ve hacc | hac umre

UMRENİN ONEMI  hac umre hac-umre
İslâm’ın beş şartından biri “Hac”dır. Hac, belli zamanda, belirli yerleri özel bir şekilde ziyaret etmektir.

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Yoluna güç yetirenlerin Kâbe’yi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.” (Âl-i ¡mrân, 3/97). Yoluna güç yetirmekten maksadın azık ve yiyecek olduğu Hz. Peygamber tarafından açıklanmıştır. (Bk. Tirmizî, Hacc, 14; ibn Mâce, Menâsik, 6). Bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: “Kim, kendisini
Beytullâh’a ulaştıracak kadar azık ve bineğe sahip olduğu halde haccetmezse, onun yahûdî veya hris-tiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Oraya yol bulabilen kimseye Kâbe’yi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır.” (Âl-i İmrân, 3/97) (Tirmizî, Hacc,

3). Hac yapmaya yetecek kadar maddî imkânı olup da haccetme-yenler Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından böyle ağır bir üslupla tehdit edilmektedir.

allah herkesi gaffar ismi ile affeder

allah herkesi gaffar ismi ile affeder

Yahûdî veya hristiyan olarak
ölme tehlikesi, küfür üzere ölmek anlamındadır. Zira haccın farz olduğunu inkâr, küfürdür. Haccın farz olduğunu inkâr etmeksizin imkânı olduğu halde haccetme-yenler, büyük günah işlemiş olurlar, kâfir olmazlar. Hz. Peygamber (s.a.v.), hac ibâdetinin öne^ ir belirtmek için böyle bir tehdıd ve uyarıda bulunmuştur. Yahûdî ve hristiyanlar, kitaplarındır ‘r~:’ yasakları terk ederek mji.c cLş-tükleri için Hz. Peygamber (s.a.v.) ümmetinin Kur’ân’ın hükümlerine I uymakta titizlik göstermesini iste- I mektedir.

hac umre

Belirli şartları taşıyan Müslümanların ömründe bir defa hacca gitmesi farzdır. Belirli şartlar; hem hacca gidecek kadar sağlıklı olması, hem gidip gelecek kadar maddî imkâna sahip olması, hem de yol. güvenliğinin olmasıdır. Zamanımızda Suûdî hükümeti kota uyguladığı için hükümetin hac için izin vermesi de şarttır. Hacca gidecekler kura ile belirlendiği için kuranın çıkması gerekir.

Allah’ın her emrinde olduğu gibi haccın farz kılınmasında da birçok hikmetler ve faydalar vardır. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen Müslümanlar, dilleri ve renkleri ayrı olduğu halde sadece Allah’a ibâdet maksadıyla bir araya gelirler. Birbirleriyle tanışırlar, fikir alış verişinde bulunurlar. Birbirlerinin sıkıntılarına çare bulmaya çalışırlar. Hem fikir alış verişinde bulunurlar, hem de ticârî alışverişler yaparlar. Böylece Müslümanlar arasında kardeşlik, birlik, beraberlik ve yardımlaşma duyguları gelişir. Gönüller tek yürek halinde Allah’ı anar, zikreder. Böylece gönüllerde de bir birlik meydana gelmiş olur.hac

Gerçekten dünyanın dört bucağından gelen, renkleri, dilleri, gelenekleri, farklı olan Müslümanlar tek yürek halinde Allah’a ibâdet ederler. Farklı kültürlere, anlayışlara, geleneklere sahip olan Müslümanlar arasında bir kültür ve anlayış birliği de sağlanmış olur. Hepsinin ortak yönü; Allah’a iyi kul olabilmek, Allah’ın rızasını kazanmak ve O’na yakın olabilmektir.

Müslümanların giydikleri ihram; insanlar arasında zengin-fakir ayırımı olmadığının belirtisidir. Aynı zamanda mahşer gününü hatırlatır. İhram yasakları da ihramlının sanki dünyadan ayrılıp Ahirete yönelmesinin bir simgesidir. İhram yasaklarının espirisi de budur.

Peygamber Efendimiz’in doğup yüce dinimiz İslâm’ın uüı rycıja ya/ıİmaya başladığı yerleri görmek ruhlara manevî bir heyecan verir. O kutsal yerlerde insan kendisini Allah’a daha yakın hisseder, yaptığı ibâdetlere kat kat fazla

sevap verilir. Bu mukaddes yerlerdeki mânevî atmosfer hiçbir yerde yoktur. Bu mânevî atmosferden azamî derecede yararlanmalıdır.

Hac vazifesini elinden geldiğince, farzları, vâcipleri ve sünnetleriyle yapan ve insanlara kötülük etmekten sakınanların -kul hakları hariç- birçok günahı bağışlanır. Bu konuda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hacceden kimse, annesinden doğduğu gündeki gibi günahsız olarak (evine) döner.” (Buhârî, Hac, 4; Müslim, Hac, 438). Biz insanlar zayıf yaratıklar olduğumuz için bilerek bilmeyerek, isteyerek istemeyerek büyük küçük günahlar işlemekten kendimizi kurtaramıyoruz. Allah’a hamdolsun ki işlediğimiz günahlardan kurtulmak ve bunların affolması için Yüce Rabbimiz bize pek çok imkânlar ve fırsatlar vermektedir. Islâm’ın beş şartından birisi olan hac ibâdeti de bu fırsatlardan birisidir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) yine şöyle buyurur: “Hac ile umrenin arasını birleştirin. Zira hac ve umre, günahları, tıpkı bir körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi temizler.” (Nesâî, Menâsik, 6; ibn Mâce, Menâsik, 3). Bu hadis, hac yapılınca anftndan umre yapılmasını; umre yapılınca ardından hac yapılmasını tavsiye etmektedir. Bu, bir imkân meselesi olduğundan farklı zamanlarda da yapılmasının aynı hükme tabi olması düşünülebilir. Yani “Fırsat buldukça hac ve umre yapın” demektir. Buradaki ce’iev~e :e ço< ilginçtir. Zira körük, demirdeki pisliği basit bir üflemeyle değil de, ciddî bir yakma ile temizliyor. Dolayısıyla bu hadis, günah kirlerinden ciddî bir arınmayı haber vermektedir.

Bir başka hadiste şöyle buyurulur: “Bir umre, diğer bir umreye kadar arada işlenen günahlar için keffârettir. Mebrûr haccın karşılığı ise ancak cennettir.” (Buhârî, Umre, 1; Müslim, Hacc, 437; Tirmizî, Hacc, 90; Nesâî, Menâsik, 3; İbn Mâce, Menâsik,3). Mebrûr hac; gereklerine uygun olarak ve günah işlemekten kaçınılarak yapılan makbul haçtır. Demek ki günahın büyüğünden, küçüğünden kaçınılarak ihlasla yapılan haccın Allah katındaki mükâfâtı ancak cennettir. Bu müjde, müminler açısından çok önemlidir. Hac ibâdeti yapılırken insanların vereceği sıkıntılarına katlanarak, hiç kimseye zarar ve sıkıntı vermeden yapılan bir hac mebrûr ve makbul olabilir.

Bu Hadis-i Şerif, umrenin de işlenen günahlara keffâret oldu

ğunu bildirmektedir. Aynı zamanda umrenin sık sık yapılmasına da işaret etmektedir. Hac kadar olmasa da umrenin de çok sevap bir ibâdet olduğu çeşitli hadislerden anlaşılmaktadır. Nitekim bir başka hadiste şöyle buyurulur: “Kim, hac veya umre için Mescid-i Aksâ’dan Mescid-i Haram’a (kadar) ihrâma girerse, geçmiş ve gelecek günahları affedilir veya cennet ona vâcip olur.” (Ebû Dâvûd, Menâsik, 9; ibn Mâce, Menâsik,49). Hadiste zikredilen Mescid-i Aksâ’yı, “mîkât mahalli” diye anlayabiliriz. Bu ve benzeri hadisler, umrenin de çok sevap bir ibâdet olduğunu anlatmaktadır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: “Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut da benimle birlikte yapılmış bir hac-cın yerini tutar.” (Buhârî, Umre, 4; Müslim, Hacc, 221; Nesâî, Sıyâm, 6). Bu hadis, ramazan ayında yapılacak umrenin ne kadar sevap olduğunu bildirmektedir. Başka hadislerde de Hz. Peygamber (s.a.v.) ramazanda yapılan umrenin hacca eşit olduğunu haber vermiştir. (Bk. Muvatta’, Hacc, 66; Ebû Dâvûd, Hacc, 79; Tirmizî, Hacc, 95; Nesâî, Sıyâm, 6 İbn Mâce, Hacc, 45).

Hac ve umre için Beytullâh’ı zi-
yaret fırsatı bulanların Kâbe’yi çok tavaf etmeleri de işlenen günahlara keffârettir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: “Beytullâh’ı kim elli defa tavaf ederse, annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından çıkar.” (Tirmizî, Hacc, 41).

Sonuç itibariyle şunu söyleyebiliriz: İslâmın beş şartından biri olan hac, Müslümanları günahlardan temizleyen bir ibâdettir. Umre de çok sevaptır. Şu veya bu sebeple hac yapma imkânı bulamayanlar, umre yapabiliyorlarsa umre yapmalıdırlar. Hac yapma imkânı olunca hac da yaparlar.

Gerek hac, gerekse umre ibâdetlerini yapmada pek çok güçlükler vardır. -Allah bilir- çok sevap olmalarının altında bu güçlük yatmaktadır.

Hac veya umre yapacaklara kısaca şunları tavsiye ederiz: Hiç kimseye herhangi bir şekilde zarar vermemek için elden ne gelirse yapmalıdır. İnsanların eziyetlerine sabretmelidir. Günahın her türlüsünden kaçınmalıdır. Orada geçirdiği zamanları hep ibâdetle geçirmeye gayret etmelidir. Yani varsa kaza namazı kılmalı, Kur’ân okumalı, Allah’ı zikretmeli, kelime-i tevhid okumalı, salavât getirmeli,
çok istiğfar etmelidir.

Mescid-i Harâm’da yapılan ibâdetlere yüz bin kat, Mescid-i Nebevî’de yapılanlara da bin kat sevap verildiğini; buralarda işlenen günahların da böyle katlandığını unutmayarak ona göre hareket etmelidir. Mekke’de bulunduğumuz sürece namazları Mescid-i Harâm’da, Medine’de bulunduğumuz sürece de Mescid-i Nebevî’de kılmalıyız. Mescid-i Harâm’da namaz kılarken mümkünse Kâbe’ye en yakın bir yerde; Mescid-i Nebevî’de namaz kılarken Ravza’ya en yakın bir yerde kılmaya çalışmalıdır. Eğer çok önemli bir mazeretimiz yoksa namazları bulunduğumuz otelde veya otele yakın bir mescidde kılmak büyük bir kayıptır. Mescid-i Harâm’da ve Mescid-i Nebevî’de mümkün mertebe dünya kelâmı konuşmaktan uzak durmaya çalışmalıdır.

Hac ve umrenin, günahların affına vesile olmasının yanında sağlığa kavuşma ve zenginleşme vb. pek çok dünyevî faydaları da vardır.

Allah Teâlâ, hacılarımızın haccı-nı, umrecilerimizin umresini kabul etsin. Hepimize sık sık hac ve umre yapmayı nasip etsin. Âmîn!..

 

HACCIN VACİPLERİ

HATIRLAYALIM – HATIRLATALIM
HACCIN VACİPLERİ
1) ihrama mikat denilen yerlerden başlamak:

Medine-i Münevvere tarafından hacca gidenler “Zül-Huleyfe”den Irak, Horasan ve Maveraünnehr halkı “Zati lrak”dan,

Şam, Mısır ve Mağrib halkı “Cuhfe” hizasındaki bir yerden (Rabiğ hizasından),

Necidliler “Karn” dan,

Yemenliler de “Yelemlem”den ihrama girerler.

Yolları bu mikatlardan birine rastlamayan Müslümanlar da, bunlardan birinin hizasında bulunacak bir yerden ihrama başlarlar.

2) İhramın yasaklarını terk etmek: Dikişli elbise giyilmesi, av avlanması, ihramda iken saçların kesilmesi, çirkin söz söylemesi gibi…

3) Arafat’ta zevalden sonra güneş batıncaya kadar durmak.

4) Kurban Bayramı’nın birinci gününün fecrinden sonra ve güneşin doğmasından önce, bir saat bile olsa Müzdelife’de durmak.

Müzdelife, Mekke’ye dört ve Arafat’a iki saatlik mesafede bulunan bir yerin adıdır.

5) Dört şavtı farz olan Ziyaret tavafını yediye tamamlamak.

6) Ziyaret tavafını nahir (kurban kesme) günlerinden birinde (1. 2. ve 3. günlerde) yapmak.

7) Sader (veda) tavafı yapmak. Bu mikat dışından gelen ve afaki denilen hacılara aittir k b^ .eda tavafından ibarettir.

8) Tavaf esnasında aoaer. : –
mak ve avret yerleri tamamen kapalı bulunmak.

9) Kabe’yi tavafa daima Hacer-i Esved’in bulunduğu yerden (onun karşısından) başlayıp Kabe’yi sola alarak tavaf etmek. Bunu yürüyerek yapmak. Hastalar ve güçsüzler omuzlar üzerinde taşınarak tavaf ettirilir.

10) Her tavaftan (yedi şavttan) sonra iki rekât namaz kılmak.

11) Tavafları Hatîm denilen yerin dışında yapmak. Şöyle ki: Kabe’de “Rükn-i Irakî” denir. Kabe’nin altın oluğu, bu iki rüknün arasında ve Hanefî Makamı’nın önündedir.

Odiıııkcipi • 16 • Ekim – Arslık 2010
Bu oluğun akacağı yarım dairel > yer, bir yarım duvarla çevrilmişi ■ Bu duvara ” Hatîm=Hazret-i İsmail” ve bunun kuşattığı o ye’-de ” Hicrü’l-Kâbe” denir. Bu yerır bir kısmı Kabe’den sayılır. Oracal namaz kılınır, dua edilir. Fakat bjI yerin Kabe’den olduğu, ahad he-| beri (tek kişilerin rivayeti) ila sabıl olduğundan Beytuliah’a yüzü çe-1 virmeksizin bu duvara karşı narnazl kılınmaz. Bu duvarın her iki taratıl açıktır, işte Harem-i şerif için bJ duvarın arkasından Kabe tava® edilir ki, bu vacibdir.

12) Hac mevsiminde Safa -Merve arasında yürümek (Sa’y e:-B

mek) ve buna Safa dan başlamak. Özürleri olmayanları bunu piyade olarak yapmaları.

Safa ¡le Merve, Mescid-i Haram’ın hemen civarında yüksekçe birer tümsektirler. Bunlar, gidiş dönüşü olan büyük bir cadde ile birbirlerine bağlıdırlar. Safa’dan başlayıp Merve’ye dört ve Merve’den Safa’ya üç defa gidip gelmek vacibdir. Bu yedi gidiş ve gelişe “Sa’y” denir. Her defa Kabe görülünceye kadar tümseklerin üzerine çıkılır. Şimdi Merve tarafında yüksek binalar bulunduğu için Kabe oradan görülememektedir.

Farz hac için yapılan sa’y Kudüm ve Ziyaret tavaflarından sonra yapıldığı gibi, Umre için yapılan sa’y, Umre tavafından sonra yapılır.

Bu sa’y yerine “Mes’a” denilir. Eni yaklaşık 20 metre, uzunluğu da 500 metredir.

(imam Şafiî’ye göre sa’y, haccın ve umrenin bir rüknüdür. Bunu yapmadan hac ve umre ;a -olmaz.)

Bu şekilde hareket etmek, bütün kâinatın sahibi ve yaratıcısı bulunan Yüce Allah’a tazim ve dilekleri arz için Beytullah’ın mukaddes kapısı önünde şevk ve he-.ecanla gidip gelmenin, dileklerin kabulünü beklemenin bir işareti demektir.

13) Mina denilen yerde küçük taş yığınlarına (cemrelere) ufacık taşları atmak. Buna “Remy-i Ce-merat = Taşları atmak” denir. Şöyle ki:

Mekke şehrine iki saatlik mesafede bulunan Mina kasabasında birbirine bir ok atımı kadar uzak üç yerde üç taş yığını vardır. Bunlara Mina’dan Mekke’ye doğru sırası ile: “Cemre-i Ula, Cemre-i Vusta, Cemre-i Akabe” adı verilmiştir. Bu taş yığınlarının her birine Kurban Bayramı’nın birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde: “Bismillâhi Allahu Ekber” denilerek yedişer taş atılır. Bu yedi taş birden atılsa, yeterli olmaz, bir taş yerine geçer.

Bu taşlar üç metre uzaklıktan
atılır. Taşların cemre yakınlarına düşmesi de yeterli olur. İki metre kadar uzağa düşenler yeterli olmaz. Yeniden atılmaları gerekir.

Taşları atacak olan şahıs hasta olsa, eline konulacak taşları atar veya bu taşları onun adına başkası atar. Baygın düşen kimse adına da taşları başkası atar. Hac işlerinde böyle başkası yerine görev yapmak, zaruret sebebiyle caizdir.

Akabe Cemresi’nde ilk taş atmakla telbiyeye son verilir. Artık “Lebbeykallahümme Lebbeyk… ” yapılan telbiyelere bu anda karşılık manevî mükâfat verilmiş olur.

(imam Malik’e göre, Arefe Günü’nün zevalinden sonra telbiyelere son verilir. Çünkü o gün Anafat’ta durmakla yapılan ibadetler kabul olunmuş ve haccın büyük bir rüknü yerine getirilmiş olur.)

Bu taşların atılmalarındaki hikmet, Yüce Allah’ın ilminde saklıdır. Bu bizim için gerekli olan bir ibadet emridir. Biz bunu yapmakla Yüce Allah’ın emirlerine kayıtsız şartsız itaat ve bağlılığımızı göstermiş oluruz. Bir de kötü ruhlara ve şeytan vesvesesine karşı olan nefretimizin bir işareti ve belirtisidir. Hazret-i İbrahim (a.s.)’in sünnetine bağlılığın da ince bir anlamını taşır.

14) Mina’da taşları attıktan sonra kurban kesmek. Bundan sonra da Harem Bölgesi içinde ve Kurban Bayramı’nın ilk üç gününden birinde saçları tıraş etmek veya < sa :~a< Şöyle ki:

Kurban kesmek, hac ile umre-
nin her ikisini yapanlara vacibdir. Bu görevi yapmak, hac ile umreyi birlikte yerine getirme nimetine şükür karşılığıdır. Yalnız farz hac yapan ve mikat dışından gelenlere, misafir olduklarından kurban kesmek vacib değildir, isterlerse nafile olarak kesebilirler.

Kadınlar saçlarının ucundan biraz kırkarlar.

15) Saçları traş etmeye Halk, biraz kısaltmaya da Taksîr denir. Bunları yapmak, imam Azam’a göre be bir yer ve zamana bağlıdır. Yalnız Harem Bölgesi’nde ve kurban kesme günlerinde yapılabilirler.

İmam Ebû Yusuf’a göre bunlar bir yere ve zamana bağlı değildir. Bunlar sonradan başka bir yerde de yapılabilir, imam Muhammed’e göre zamana bağlı değilse de, belli bir yere bağlıdırlar. Buna göre, kurban kesme günlerinden sonra da yapılabilir. Fakat Harem Bölgesi’nde yapılması şarttır. Başka bir yerde yapılırsa, ceza olarak bir koyun kurban etmek gerekir.

Tıraş olmak (halk), taksirden (saç kısaltmaktan) daha faziletlidir. Saçsız olanlar başlarının üzerine usturayı gezdirmekle bu vacibi yerine getirmiş olurlar.

16) Haccın vaciblerinden birini terk etmek, haccın sıhhatine engel olmaz. Fakat ceza olarak yalnız kurban kesmek gerekir. Kurbanın eti Mekke fakirlerine dağıtılır. Bununla beraber terk edilen bir vacib yeniden yapılınca, ceza düşer. Ab-destsiz yapılan bir tavafı yeniden yapmak gibi…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)