Türkistân Târihinde Bir Kadın Kahraman

Türkistân Târihinde Bir Kadın Kahraman

1

19. asırda Türkistân’da, Müslümânlarla Ruslar arasında cereyan eden şiddetli mücâdelelerde, ortaya koyduğu gayret ve kahramanlık ile temayüz etmiş ve o devre damgasını vurmuş müstesna bir mücâhide kahraman: Kurmancan Datka (1811-1907)

Kurm ancan Datka, karargah olarak kulland ığ ı çadırının önünde

Kurm ancan Datka, karargah olarak kulland ığ ı çadırının önünde

Kurmancan Datka, sâhib olduğu yüksek mânevî gücü, ilmî dirâyet ve liyâkati, devlet ve millet umûruna taalluk eden hususlardaki isabetli kararları ile, ilk defa Buhâ- râ Emîri Seyyid Muzaf- fer’den, sonra Hokand Hânı Hudâyâr’dan olmak üzere Türkistân hânları tarafından peş peşe iki kere datka unvâmyla şereflendirilmiştir.

Biz bu makâlede 19. asırda Türkistân’da, Müslümânlarla emperyalist Ruslar arasında cereyân eden şiddetli mücâdelelerde, ortaya koyduğıı gayret ve kahramanlık آ1ن temâyüz etmiş ve o devre damgasını vurmuş müstesnâ bir mücâhide kahramarnınızdan bahsedeceğiz: Kurmancan Datka (1811 -1907). Kurmancan (Kui’bancan) Datka, sâhib olduğu yüksek mânevî gücü, İlmî dirâyet ve liyâkati, devlet ve millet umûruna taalluk eden hususlardaki isâbetli kararları ile, mükemmel zekâsı sâyesinde ilk defa Buhâ- râ Fmîri Seyyid Muzaffer’den, sonra Hokand (Kokand) Hânı Hudâyâr’dan olmak üzere Türkistân hânlan tarafından peş peşe iki kere datka unvanıyla şereflendirilmiştir. Bu sâdece Türkistân (Orta Asya) için değil, bütün Türk ve İslâm âleminde görülmemiş bir hâdise idi.‘

Datka (veya Datha) bir ünvân olup, hâkim, hükümdar,general, albay, idareci gibi manâlarda kullanılmaktadır. Bu sebeble. Kurmancan Datka’nın, emperyalistRus ordularma karşı mücâdelesi, daha ziyâde Kırgızistan’ın Alay havâlisinde cereyân ettiği için, günümüzde Kırgızların onu Altay Kraliçesi manasında Altay Kanıkesi, Alay Hâilişası^. Alay Kraliçesi, Alay Hükümdân, General ve şâire gibi ünvânlarla zikrettiklerini görmekteyiz. Kırgız Türklerinin Altay Kraliçesi dedikleri Kurmancan’a Buhârâ şeyhülislâmının fetvâsı ile 1876’da “datka” iinvânı verilmiş olduğu kaynaklarda zikredilmektedir.

Kurmancan 1811 yılında Oş şehrine yakın Madı Kışlağı’ııda (Ka- rasu bölgesi) Munguş sülâlesinin Bargı kabilesinden olan orta hâili, hatta varlıklı bile sayılabilecek bir çiftçi olan Mamıtbay’ın (Mamatbay)kızı olarak dünyaya gelir.

Nitekim, işâret edilen bu hıısûsu, Fâtih Sultân Mehmed Hân da bir gazelinde:

“Enbiyâ vü evliyaya istinadım var benim”

“Lütf-i Hakk’dandır hernân ümmtd-i feth ü nusretim. ”

mısrâlanyla açıkça ifâde etmektedir. Bu hususun en bâriz şâhidi olarak da, Molla Akşemseddin ile Fâtih Sultân Mehmed Hân arasındaki şeyh-mürîd münâsebetini zikredebiliriz. Kezâ, Fâtih, oğlu Bâyezîd’e; İstanbul’un fethinde Ubeydullah Ahrâr-ı Velî’nin, maiyetinde bulunan manevî askerleriyle yardıma geldiğinden bahsediyor.” Bu vesile ile, kahraman mücâhide Kurmancan Datka’nın istinâd ettiği velînin nasıl bir himmet-i aliyye sâhibi zât-ı şerif olduğuna da, müteâkib sahifelerde bilhâssa işâret etmek istiyoruz.

Ayrıca, Alay Dağlan’nın kadın hâkiminin Ziynet mahlası altında pek çok şiire imzâ atan bir şâire olduğu da bilinmektedir.

Bir defa daha ifâde etmek icab ederse, bu makâlemizde, hemşehrisi G. Aynakulova’nın da isabetle işâret ettikleri üzere- Kurmancan Datka’nın târihî şahsiyeti, onun Kırgızistan ve bilhâssa Türk-İslâm târihindeki yeri ve ehemmiyetinden bir nebze bahsetmek suretiyle, onu efkâr-ı umûmiyemize tanıtmak istiyoruz.

Şimdi buraya bir nokta koyalım ve Kurmancan Datka’nın yaşadığı coğrafyadaki siyâsî, içtimâi, iktisâdı, askeri, dâhilî ve hârici ahvâl ve şartlara kısaca bir göz atalım ve yeniden kaldığımız noktadan mevzûmuza devam edelim.

Târihe baktığımızda, 19. asırda emperyalist devletler için dünyaya hâkim olma emellerinin zirve yaptığını görmekteyiz. İngiltere, Rusya, Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda vs. gibi devletlerin Asya, Afrika ve Avustralya’dan pay kapmak için, havsalalara sığmayacak vahşetler irtikâb ederek nice milyonların katledildiğini, vatanlarından, yurtlarından sürüldüğünü görüyoruz. Bu zulüm ve vahşetin bilhâssa Müslümânlara revâ görüldüğüne şâhid oluyoruz.

Bunun, mevzûmuzla alâkalı cihetine gelince:

İngilizler, Hindistân’ı işgâl etmişler, ancak onunla iktifa etmeyerek Tiirkistân’ı da işgâl etmenin fırsatını kollamaktadırlar. Bu ise Rusların, birkaç asırdır devâm ettirdikleri târihî emellerine hiç de uygun düş- memektedir. Onun için ellerini çabuk tutarak Türkistân’ı, yani o vâsi coğrafyayı bir an evvel işgâl ederek ilhâk etmek için, târihin belki de nâdiren şâhid olduğu zulüm ve vahşetle Asya’daki Müslümân-Türk hânlıklarına musallat oldular. Ve böylece kanlı bir boğuşma başladı.

Kırgızlıları Ruslarla ile mücadelesini gösteren harita

Kırgızlıları Ruslarla ile mücadelesini gösteren harita

Ruslar Hokand Hânlığı’nı işgal etmişlerdi; ama bu, Fergana havzasında henüz tam olarak iktidarı ele aldıkları manasına gelmiyordu. Hânlığm ilhakından sonra, çarpışmalar yer yer devam ediyordu.

Rusya 1700’lü senelerden itibâren İslâm aleyhinde bir siyâset takib etmeye başladı. Nitekim 1740 tâ- ؛lılir bir emirtıâme ile, Hıristiyânlı ğın bir zorlamaya gidilmeksizin yayılması, vaftizi kabul edenlerin hem vergiden, hem de askerlik hizmetlerinden muâf tutulmaları kararlaştırıldı. Bu muâfiyetten istifâde edenlerin mükellefiyetleri de vaftiz olmayanlara ilâve edilecekti. 19 Kasım 1742 târihli bir emirname ile câmilerin ancak, Rusların ve yeni vaftiz edilenlerin bulunmadığı yerlerde mevcûd olabilecekleri kabul edildi. 1744 senesinde Kazan’daki 536 câminin 418’i tahrib edildi. Tam olarak tahrib edilmeyişinin sebebi, Müslümân memleketlerdeki kiliselere aynı şekilde mukâbele edilmesini önlemek içindi.’’ 1552’de Kazan, kanlı bir şekilde işgâl edildikten sonra, resmi mezhcblerine tâbî kiliselerdeki haçların altına, İslâm’ın alemi olan hilâl ilâve edilmiş ve böylece İslâmiyet ve Müslümânların kendi hâkimiyetlerine tâbî olduğu ilân edilmiştir. Günümüzde dahi, kiliselerin üzerindeki haçların altında “hilâP’in mevcudiyetine şâhid olunmaktadır. 1

Tamâmen emperyalist emellerle; 1552’de Kazan’ı, 1556’da Astra- han’ı, 1604’te Tomsk’u, 1716’da 0msk’u,1830’da Akmola’yı, 1854’te Almaata’yı, 1850-76’da Buhârâ Hân- lığı’nı, 1877-1886’da Hîve Hânlığı’m işgâl eden Ruslar, aynı târihlerde Kurmancan Datka’nın memleketi Hokaııd Hânlığı’nı da işgâl etmişlerdir.

Peki, Türkistân’daki bu, târihe dehşet veren facialar cereyân ederken, acabâ ecdâdımız Osmanlı onlara ne gibi yardımda bulunmuştur, diye mukadder bir suâle karşı da elbette ki söyleyeceklerimiz vardır. Hokand’ın Osmanlı Devleti ile münâsebetlerine dâir kaynaklarda verilen malûmâta göre; bilhâssa Hokand ve Buhârâ hânları tarafından devrin Osmanlı sultânlarından, piyâde, süvâri ve topçu tâlimcisi gönderilmesi, bu mümkün olmazsa piyâde, süvâri ve topçu tâlimnameleri gönderilmesi gibi talepleri görüyoruz.14 Kezâ, başka bir kaynakta geçen vesikalara göre bir mikdar silâh gönderilmiş olduğuna dâir malûmâta rastlıyoruz.

Ancak bunların arasında, 1904 târihinde Halife-i Müslimîn sıfatıyla Osmanlı Hâkânı Abdulhamîd Hân tarafından Buhârâ emirine, Topkapı Sarayı’nda bulunan ve Peygamberimiz Aleyhisselâm tarafından Mısır Kıpt Hâkimi Mukavkıs’a gönderilen mektubun suretinin gönderildiğini tesbit etmiş bulunuyoruz. Buhârâ’da neşre hazırlanmak üzere muttali olup, bir suretini temin ettiğimiz bu miibârek mektubun Tiirkistân’daki idâreci ve Müsliimânlar arasında ne denli müsbet tesir icrâ edeceği, her halde izâhdan vâreste olsa gerek.

Peygam berim iz A leyhisselâm tarafın d an M ısır Kıpt H âkim i M ukavkıs'a gönderilen m ektup

Peygam berim iz A leyhisselâm tarafın d an M ısır Kıpt H âkim i M ukavkıs’a gönderilen mektup

Bütün bunlar cereyân ederken, o târihlerde Türkistân’daki Buhârâ, Hokand ve Hîve hânları arasında maalesef insana ürperti veren bir ihtilâf havasının hâkim olduğuna da işâret etmeliyiz. Tabiî bu vaziyet, işgâlci Ruslar için bulunmaz bir fırsat teşkil etmektedir. Eldeki kıtkanaat imkânlar, millet ve tâlân edilen mülk-i İslâm’ın halâsı için değil, fuzulî senlik-benlik kavgalarıyla zâyi edilmektedir.

Kurm ancan D atka'nın köyü, çadırı (solda), ve oğlu H asanbek'in çadırı (sağda)

Kurm ancan D atka’nın köyü, çadırı (solda), ve oğlu H asanbek’in çadırı (sağda)

Şimdi, tekrar kaldığımız noktaya dönerek Kurmancan Datka’nın, bilhâssa bir kadın için son derece çileli ve meşakkatli mücâdelelerinden bahsetmeye çalışacağız. Ruslar, Hokand Hânlığı’nı işgâl etmişlerdi. Ama bu, Fergana havzasında henüz tam olarak iktidân ele aldıkları mânâsına gelmiyordu. Hânlığın ilhâkından sonra, çarpışmalar yer yer devâm ediyordu. Merkez karargâhı Taşkent’te bulunan Türkistân Umûm Vâlisi General Von Kaufmann, 2 Kasım 1876’da Fergana bölgesini teftiş ettikten sonra halk arasında huzursuzluğun hüküm sürdüğünü ve Han’a karşı sevginin mevcud olduğunu Peters- burg’a bildirdi. Hokand Hânlığı’mn henüz kat’î olarak boyunduruk altına alınamadığı kanaatine vardı. General Skobelev’e Altay Vâdisi’ne kadar nüfuz etmesini emretti.

Hanlığın işgâlinden sonra Altay Vâdisi’nde askerî sevk ve idâre ta- mâmen, kocası Alimbek’in halefi olarak, Hudâyâr Hân tarafından, “Datka”, yani “General” unvânıyla tayin edilen Altay hükümdarı Alimbek’in hanımı Kurmancan Datka’nın uhdesinde idi. Hâriciye siyâseti bakımından çok akıllı ve askerî kabiliyeti yüksek olan ve Kırgızların Gulçin Boyu neslinden gelen bu Türkistanlı kadın, “Altay Kraliçesi” olarak isim yaptı ve 1876’da Altay’ı istiklâline kavuşturdu. General Skobelev’in en âcil vazifelerinden biri, istiklâl sâhibi bu bölgeyi boyunduruk altına almaktı.2

25 Nisan 1876’da Skobelev, Oş’ta, Altay Vadisi’ne karşı askerî harekâta başladı. Kurmancan’ın oğlu Abdullah Bey, kumandayı ele aldı. Kurmancan Datka ve oğlu Abdullah Bey’in müdâfaa mevzilerini, bir Kırgız alt boyu önderi olan İman Kulu, Ruslara ifşa etti. Kurmancan Datka, Prens Vittgenştayn birliklerine bağlı Binbaşı Yanov tarafından esir edildi ve Skobelev’in karargâhına getirildi.

Skobelev, Kurmancan Datka’yı husûsî bir tazim ile karşıladı ve eğilerek selâmladı. Kurmancan, Skobelev’in etrafındaki Rus maiyetinden ürkmeksizin, orada, bir kahraman cesâreti ile dimdik duruyordu. Skobelev, ondan, çarpışmaları durdurtmasını ricâ ediyordu.

Kurm ancan Datka m u h a fız la rla betaber

Kurmancan Datka muhafızlarla betaber

Kurmancan, bundan sonra da içişlerinde müstakil kalmak şartıyla çarpışmalara son vereceğine dâir teminât verdi. Rus generali, buna râzı oldu. Buna mukâbil Kurmancan, Altay üzerinden Pamir uzantılarına kadar hareket selâhiyetini elde etti ve vefatına kadar bu sahayı idâre etti.16 Kurmancan Datka’nın, esir alınmış bir kadın olarak, asıl bir kahraman cesâreti ile karşısında dimdik ayakta durduğu Rus generali Skobelev hakkında okuyucularımıza bir fikir vermek maksadıyla aşağıdaki satırlara dikkatlerini çekmek isteriz. Şöyle ki:

Mihâil Skobelev (1843-1882), Rusya İmparatorluğu’nun Türkis- tân’ı işgâli sırasında ve 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nde mühim vazîfelerde bulunmuştur. 1868’de Taşkent’e (Özbekistan) gönderildi. 1873’te General Konstantin P. Ka- ufmann’ın Aşağı Amu Derya (Ceyhun) bölgesindeki Hîve Hanlığı’na karşı yürüttüğü sefere katıldı. 1875’te Hokand Hânlığı’nda bir ayaklanmanın başlamasından sonra Andican’ı alarak (Ocak 1876) Rusların bütün hânlığı ele geçirmelerini sağladı. Hokand, 19 Şubat 1876’da Rusya imparatorluğu tarafından ilhak edildi ve adı Fergana olarak değiştirildi. Tümgeneralliğe yükseltilen Skobelev, Fergana’nın ilk Rus valisi oldu.

Kurm ancan D atka ve kendisini ziyârete gelen Finlandiya heyeti (Soldan sağa: P. Pelliyot, Kurm ancan D atka, torunu Kad irb ek ve sonradan Finlandiya başbakanı olan G eneral M annerheim )

Kurm ancan Datka ve kendisini ziyârete gelen Finlandiya heyeti (Soldan sağa: P. Pelliyot, Kurm ancan Datka, torunu Kadirbek ve sonradan Finlandiya başbakanı olan General Mannerheim )

‘Tercüman bey, söyleyin sayın generale, hangi durumda olursak olalım, biz ülke sahibi, ev sahibiyiz. Anlatınız, biz kendi evimizde karşılamak istiyoruz. Çok uzak değil. İşte şu Madı köyünde. O yerde, kendi baş köşemizde rahat konuşarak geriye kalan sözümüzü tamamlayalım. “

1877’de Osmanlı Rus Harbi’nin patlak vermesi üzerine Avrupa cephesinde vazifelendirildi. Plevne’de birçok mühim çarpışmayı kazanıp Edirne’yi ve Ayastefanos’u (Yeşilköy) ele geçirerek, 31 Ocak 1878’de Osmanlılan ateşkese zorlad¡. Harp sahasmda her zaman beyaz bir üniforma ve beyaz bir atla görülmesi, askerleri arasında Beyaz General lakabıyla anılmasına yol açtı.
Harpten sonra Türkmenistan’a geri dönen Skobelev, 1880’de Hazar Denizi ve Aral Gölü arasında ve Horasan’da yaşayan Türkmen lere karşı yürütülen seferlerin komutasını üstlendi. Göktepe’yi ele geçirdikten (24 Ocak 1881) sonra, bütün erkek nüfûsu (baz¡ kaynaklarda 40 bin kişi olduğu ifade edilmektedir) katletti ve bölgeyi teslim olmaya zorladı.

Kurmancan Datka ile Skobelev’in karşdaşma sahnesini meşhur Kırgız roman yazar¡ Tölögön Kasunbek şöyle tasvir ediyor:

“Kurmancan Datka tercümâna: ‘Tercüman bey, söyleyin sayın generale’ dedi alçak sesle’Hangi durumda olursak olalım biz, ülke  sâllibi, ev sâllibiyiz. Anlatınız, biz kendi evimizde karşılamak istiyoruz. Çok uzak değil. İşte şu Madı köyünde, o yerde, kendi baş köşemizde rahat konuşarak geriye kalan sözümüzü tamamlayalım.’

Burada Kurmanca Datka hem Kırgız Türkü’nün örf ve âdetlerini Oltaya koymakta, hemde kıvrak bir zekâ ile yapılacak anlaşmayı kendi mekânında, kendi istediği gibi yönlendimıek istemektedir. Kararlaştınıdığı gibi anlaşma, Kumıancan’nın kendi mekânında yapılacaktır.Bunun için Kurmancan Datka bütün imkanlarını zorlayarak, Kjrgız Türkünün misâfir ağırlamadaki hassâsiyetini Oltaya koyarak olağanüstü bir hazırlıkyapmıştı. Rus general bu hazırlığa hayrân oludu.”

1

Altay Vâdisi’nin Kraliçesi Kurmancan Datka, 1907’de vefat edinceye kadar tam otuz bir sene Kargaların başmda bulundu, onların huzur içinde yaşamalarını temin etti. Onun vefatından sonra, bu bölge küçük memûrî birliklere bölündü ve artık onun haleflerine idâre hakla verilmedi.20 Kurmancan Datka’nın bağlı bulunduğu zât, meşâyih-¡ Müceddidiy- ye’den Salâhuddûı bin Mevlânâ Siıâ cüddîn’dir (k.s.). Büyük dedesi 1700’lerde yaşamış büyük âlim ve dîvân sahibi Hüveydây¡ Çimyânî isimli müderrisdir. Salâhuddîn Hazretleri eserlerinde ve dîvânında Sâlab mahlasım kullanmışdır. Bu sebeble Salâhuddîn Sâkıb diye mârufdur. 1910’da vefat etmiş olup, kabirleri Kırgızistan’ın O şehri Sermezar kabristanındadır. Hânedân-ı İlmiyeye mensub bir aileden olup, birkaç batın evvel büyük babaları tarafından inşâ edilmiş olan medreselerine, Sovyetler Birliği devrinde devlet tarafından el konulmuş ve burası hâlen başkaları tarafından kısmen otel ve kısmen kahvehâne olarak kullanılmaktadır. Mescidleri ve türbeleri 1940’larda yıkılıp, malzemesi, yakın bir köyde bir kulüp inşaatında kullanılmıştır.

Serm ezar kab ristânınd a Salâhuddîn H azretleri'nin (k.s.) kabri civârında bulunan Kurm ancan D atka'nın türbesi

Serm ezar kab ristânınd a Salâhuddîn H azretleri’nin (k.s.) kabri civârında bulunan Kurm ancan D atka’nın türbesi

Kurmancan Datka’nın, Kırgızistan devleti tarafından âbidevî tarzda yaptırılan kabri de, aynı kabristanda olup, vasiyeti üzerine mürşidi Salâhuddîn İbn-i Mevlânâ Sirâcüd- dîn’in (k.s.) ayak tarafına başı gelecek bir şekilde defnedilmişdir. Aynı tevâzuu, Emîr Timur’un kabrinde de görmekteyiz. Timur’un medfun bulunduğu türbeye girenler, büyük bir mermer lâhid ve hemen onun yanında da küçük ve mütevâzı bir mermer lâhid ile karşılaşıyorlar. Büyük mermer lâSerm hid, Timur’un şeyhi Ebu’l-Bereke’ye aid olup, onun ayak ucuna başı gelecek şekilde Timur’un kabri bulunmaktadır. Yani Timur gibi bir cihângir demek istiyor ki, bunlar mânâ sultânlarıdır, bizlere yakışan onların ayaklarını koydukları yerlere başımızı koymaktır. Kurmancan Datka’nın vasiyetindeki hikmet de bunun ifâdesi olsa gerek.

Kurm ancan D atka'nın küçü k oğlu K am çıb ek'in Ruslar tarafın dan idam edilişini tem sil eden tablo. Bu tabloda ressam idam sehpasındaki K am çıb ek'i; askerleri, halkı, Rus generalini ve atı üzerinde Kurm ancan D atka'yı tasvir etm iştir

Kurm ancan D atka’nın küçü k oğlu K am çıb ek’in Ruslar tarafın dan idam edilişini tem sil eden tablo. Bu tabloda ressam idam sehpasındaki K am çıb ek’i; askerleri, halkı, Rus generalini ve atı üzerinde Kurm ancan D atka’yı tasvir etm iştir

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*