TUNA’NIN YOLU

TUNA’NIN YOLU

TUNA’NIN YOLU

Tuna 678 m yükseklikte, Karaorman’dan inen iki ırmağın (Brigachile Breg) birleştiği yerde, Donaueschin-gen’de doğar; bu kesimde, rejiminin
kordalılar arasmda yer aldığını doğrulayan bir sırtipi (korda) ve bir sinir borusu içerir.
Kurtçuk bir yere tutunduğunda kuyruğu kaybolur, organlarının çoğu da körelir. Tulumlular, genellikle basit tulumlular ve bileşik tulumlular olmak üzere ikiye ayrılır. Birinciler arasmda, birbirlerine sapla bağlı koloniler oluşturanlar da vardır. Başlıca cinsler arasmda,yeni bireyler oluşturmak için tomurcuklanma yapabilen (yani koloniler oluşturan) Clavelina-, yarı saydam, tüp biçiminde olan dona; bileşik dokunaçlı Molgula-, Akdeniz bölgesinde deniz inciri adı altında tüke-
özelliği sularının ilkbaharda kabarması, ağustostan ekime kadar alçalmasıdır (etiyaj). Bavyera yaylasının ırmak buzullarının boşalmasıyla kuzeye doğru geri itilen ırmak, Schwaben Jürası’mn kalkerli topraklarına girer ve Ratisbonne’dan başlayarak güneydoğuya yönelmeden önce Ulm’u sular. Linz ve Passau üstünden art arda bir dizi havza ve dar geçitten Viyana havzasına geçer; burada sağ yanından aldığı Alp kollarının taşıdığı alüvyonlar geniş adalar halinde yaydırlar. Morava’yı da alarak genişledikten sonra Macaristan ovasına girer ve bu ovayı kuzeyden güneye aşar, Budapeşte’den sonra geniş bataklıkların ortasında geniş menderesler çizer. Sağ yanından Drava ve Sava’yı, sol yanından Tisa’yı (Tisza) aldıktan sonra bu havzadan çıkar; söz konusu akarsuların katkılarıyla daha önceki kolların etiyaj düzeyi yükselir ve ırmağın rejimi düzene gi-
tilen Microcosmus, vb. sayılabilir. Bileşik tulumlular, bireylerin tek bir ortak gömleğin içinde kaynaştığı koloniler oluştururlar. Bu gömlek, koloni üyelerinin ağız açıklıklarıyla kalbur gibi delinmiştir. Bunların başlıcaları, bireylerin ortak bir dışkılık sifonunun çevresinde yıldız biçiminde dizildikleri Botrylluslar’diT. Tulumlulara kıyıdan başlayarak 5 000 m’den daha derine kadar bütün derinliklerde rasla-mr. Pek çoğu, taşların, kayaların, hayvan kabuklarının üstünde yaşar. Kumda daha seyrek olarak bulunurlar (Bkz. GÖMLEKLİLER). ■
rer.
Belgrad’m aşağı kesiminde, Tuna Demir Kapılar geçidinden Güney Karpatlar’ı aşar ve Romanya çöküntü alanına girer, burada kuzeydoğuya büküldükten sonra Romanya ile Moldavya arasında bölünmüş 4 500 km2’lik geniş bir deltayla Karadeniz’e dökülür. Daha önce, Askarpat-lar’dan gelen kolları sayesinde rejimi denge kazanır; suları nisandan hazirana kadar kabarır, eylülde ve ekimde alçalır.
HUKUKSAL STATÜSÜ
Yüzyıllar boyunca pek çok halkın, Ostrogotlann, Vizigotlarm, Hunla-rın, Macarların, Türklerin, vb’nin izledikleri yol olan Tuna, 1914’ten önce Avusturya-Macaristan İmpaTator-luğu’nun başlıca ulaşım ekseni, dolayısıyla Almanların Ortadoğu’ya yayılma yollarıydı. Daha sonra, Avus-
Tuna,
Feyzi Tuna
tunc
*
turya’mn mirasına konarak bir Tuna ülkesi olan Hitler’in Reich’ı, Tuna boyundaki Balkan ülkeleriyle ticaretim geliştirmek için bu ırmak yolunu Almanlaştırdı. 1939’a kadar Tu-na’nın uluslararası ırmak olarak hukuksal statüsü iki uzlaşmayla saptanmıştı: Paris Anlaşması’yla (30 Mart 1856) Tuna’nm deniz kesimi için Fransa, İngiltere, İtalya ve Romanya temsilcilerinden oluşan, İbrail’den (Braila) denize kadar olan çığırı denetleyen bir Avrupa komisyonu oluşturulmuştu; Paris uzlaşmasıyla (23 Temmuz 1921) Tuna’nm orta kesimi
için daha önce belirtilen güçlerin ve Tuna’da kıyısı bulunan ülkelerin katıldığı, Ulm’dan İbrail’e kadar yetki sahibi bir komisyon oluşturuldu.
Bu iki komisyon 1940’ta Almanya ve İtalya tarafından feshedildi. Bu nedenle 1948’de Belgrad’da yeni bir Tuna uzlaşması oluşturmak için, Fransa, S.S.C.B., İngiltere, A.B.D. ve Tuna’da kıyısı bulunan ülkelerin (Federal Almanya Cumhuriyeti ve Avusturya dışında) katıldığı uluslararası bir konferans toplanması gerekti.
Batılı ülkeler, Tuna’nm S.S.C.B. ile
uydusu olan ülkelere fazla y duğunu düşündüler; sonuı ağır bir bunalım patlak verdi ğın trafiği Linz hattında Avusturya’nın 1960 uzlaşmş tılmasına, Federal Almanya riyeti’nin Doğu ülkeleriyle ik malar imzalamasına olanak ’ yasal gevşemeyle Tuna havzi nş geldi ve topraklarından g< kelerin siyasal ve iktisadi d değişik büe olsa, ırmak, ülk smda artık bağlantı kurma j tam anlamıyla yapabilir dun di.
Feyzi Türk film yönetmeni (Balıkesir, 1939).
İzmir Özel Akşam Ticaret Lisesi’ni bitirdikten sonra İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde başladığı yüksek öğrenimini yarıda bırakarak Halit Refiğ’in asistanlığıyla sinemaya geçen Feyzi Tuna Fransız yeni-dalga akımının, özellikle de Jean-Luc Godard’ın etkilerini taşıyan Aşka Susayanlar (1963) filmiyle yönetmenliğe başladı. Dönemin gençlik sorunlarım alışılmışın dışında bir anlatımla yansıttığı. Yasak Sokaklar (1965) ile kendi kuşağımn en önemli yönetmenlerinden biri oldu.
Seyirciyle yalın bir bildirişim kurmak için teknik olanakları ölçülü biçimde kullanmaya özen gösteren ve seyirciyi olaylara “üçüncü kişi” olarak katmayı amaçlayan Feyzi Tuna, yapıtlarında ve diyalogdan çok görüntüye önem verdi. Kamera onun için yaşamı adım adım izleyen bir saptayıcı değil, yaşamın beklenmedik anlarını yakalayan bir araç oldu. Yapıtlarında insanın insanla ve top-
lumla olan ilişkilerini, çelişkilerini dile getiren Feyzi Tuna, yöresel ve evrensel sorunlara bilgece değil, insancıl bir bakış açısıyla yaklaştı. Türkiye’de kadın sorununu işlediği üçlemesinin ilki olan Seninle Son Defa’da (1979) evli bir kadının kendi gerçeğim keşfetmesini ama eylemsiz kalışını; İkincisi Seni Kalbime Göm-
BAŞLICA YAPITLARI
Aşka Susayanlar (1963); Ölü; reti (1964-1965); Yasak £ (1965); Denizciler Geliyor (1 lahları Ellerinde öldüler (1! istiklal Ya Ölüm/Fato (1969); î Kartalı (1970); Kızgın Topral Çağdaş Nasrettin Hoca/Azı (belgesel, 1976); Çöp (belgesi Antalya Film Şenliği belgesi da ¡kincilik ödülü); Üç İstant vizyon dizisi, 1983); Kuyucak (1986).
düm’de (1983), aynı gerçeğ bir kentsoylu kadımn eylemi ni ama boşluğa yuvarlanışın cüsü Bir Kadın Bir Hay (1985), aynı konumdaki bir i toplum baskısını yenerek ] yeni bir yaşam kurmasını ele Sabahattin Ali’den uyarladığ caklı Yusu/(1986) ise olgunlu minin ilk ürünü sayılır.
Bakır ve kalay alaşımı (bronz da denir).
Taş devrini izleyen bir devre (Tunç devri) adım vermiş bir alaşım olan tunç, iki metalin doğrudan potada ya da döner alevli izabe fırınında eritilmesiyle elde edilir. Önce bakır eritilir; ardından tunç parçalan eklenir, son olarak da kalay katılır. Oksit oluşmasını engellemek için, erime halinde metalin yüzeyinin kömürle kaplanması gerekir. Bazen, son derece yükseltgenebilir ürünlerden oluşmuş indirgenler de katılır (silisyum, fosfor, manganez, alüminyum). Bunların varlığı, çok zararlı olan bakır oksit oluşumunu engeller (indirgeni elementlerin oksitleri cürufla birlikte
ortamdan uzaklaştmlır).
Genel olarak, bakıra kalay katılması, bakınn erime yeteneğini artınr (bakır. 1083 °C’ta, % 20 kalaylı tunçlarsa 800 °C’a doğru erir). Bu katılma, bakımı mekanik niteliklerini iyileştirir, sertliğinin yanı sıra kınlganlığının da artmasına neden olur. Tunçlar, pirinçlere göre daha kolay kalıba dökülür, ama daha pahalıdır ve daha güç işlenirler. Sanayi tunçları %4 – %22 oranında kalay içerirler. Renkleri kırmızıdan sanya değişim gösterir. % 13 oranında kalay içeren tunçlann fiziksel ve mekanik özelliklerinde kimyasal bileşim farklılığından doğan bir süreksizlik görülür. İçerdikleri kalay % 13’ün altında olan tunçlar,
sıcakta olduğu kadar soğukfe vülgendirler; bu oranın üstü sertlik ve kırılganlık artar ve t ğukta işlenemezler.
Tunçlar, içerdikleri kalay orai re sınıflandınhrlar: % 6 kala] lar, ikincil nitelikli mekanik p da; % 4-10 kalaylı tunçlar, madalyalarda (çoğunlukla °/< koyla birlikte); % 10 -12 kala] lar, birincil nitelikli mekanil larda (musluk, makinelerde i lan yastıklar, çarklar, vb’nde kalaylı tunçlar, kuvvetli yük yastıklarda; % 20 kalaylı tunç do zili ve davullarda; % 22 or kiler çanlarda kullanılır, i üçüncü elementin katılması;
4144
tunçlar elde edilir. Nitekim, % 1 -10 oranında çinko katılmasıyla eriyebil-me niteliği artar, ama mekanik nitelikleri azalır; daha ucuz olan bu alaşımlar, “bakır paralar”m yapılmasına olanak vermiştir; % 1-2 oranında çinko ve % 1 oranında kurşunla sanat yapıtları gerçekleştirilir; % 30 oranında kurşunla sürtünme nitelikleri iyileştirilir; % 0,3 fosforla yastıklar, havai elektrik kabloları, çarklar, vb. malzemenin yapımı için sertlik ve kimyasal etkenlere karşı direnç artırılır; silisyumla, çok sert ve çok esnek, çok yüksek elektrik ve ısı iletme yeteneği olan ve telefon tellerinin yapımında kullanılan tunçlar elde edilir; % 1-3 oranında nikel katılarak, su buharıyla aşınmaya (korozyon) karşı direnç iyileştirilir. Tunca, bakır komplekslerinin amonyum asetattaki çözeltileriyle ısıtılarak, mavimsi yeşil bir renk kazandırılır. Bazen, kalay içermedikleri için, daha çok kupro-alüminyum ve kupro-nikel olarak adlandırılması gereken bazı alaşımlara da tunç adı verilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*