TİLÂVETİN ÂDÂBI VE EN FAZİLETLİ VAKTİ HAKKINDA VÂRİD OLAN SAHİH HADÎSLER VE BU KONUDAKİ MES’ELELER

İlim adamlarından bir kısmı diyor ki: Kuran okumak, Allah’ın Âdemoğullarına ikram ettiği bir kerâmettir. Meleklere böyle bir ikramda bulunmadığı vârid olmuştur. Aynı zamanda meleklerin insanlardan Kur’ân dinlemeğe çok hevesli bulundukları da bilinmektedir. İmam Nevevî (R.A.) diyor ki: Kur an okumaya en elverişli ve en faziletli vakitler, namazda okunanıdır. Beyhakî’nin eş- Şa’b kitabında Kâ’b’den (R.A.) tesbit ettiğine göre: Allah beldelerden seçip beğendi; O’na en sevimli belde Beledü’l-Haram’- dır Zamanların en sevimlisi ise, haram aylarıdır. Ayların en sevimlisi, Zilhicce’dir. Zilhicce’nin en sevimli bölümü ise, ilk on günüdür. Allah günlerden de seçip beğendi; O’na en sevimli gün cuma’dır. Gecelerin en sevimlisi ise Kadir gecesidir. Allah gece ve gündüzün bölümlerinden de seçip beğendi; bölümlerin en sevimlisi farz namazların vakitleridir. Allah sözlerden de seçip beğendi; sözlerin en sevimlisi O’nun katında LÂ İLÂH E İLLÂLLAHÜ VALLAHÜ EKBER VE SÜBHÂNALLAHİ VE’L- HAMDÜ LİLLÂH’dır. Nitekim Dürrü’l-Mensûr adlı kitabın Beraat sûresi tefsiri bölümünde bu konu açıklanmıştır. Namaz vakitlerinden sonra Kur’ân okumaya en elverişli ve en faziletli vakit, gecenin bir bölümüdür. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu hususa işâret edilerek buyuruluyor ki: «Kitab ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah’a ve âhiret gününe inanır, kötülükten men’eder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.»312 Çünkü gece, kalbi daha toplayıcı, meşguliyetlerden daha uzak tutucu, gösterişten daha güven içinde bulundurucudur. Gecenin faziletine delâlet eden haberler vardır. Gecenin son yarısı duâlarm kabul olduğu zamandır. Bu bakımdan ilk yarısından hayırlıdır ve daha sevimlidir. Akşam ile yatsı arasında da Kur’ân okumak sevimli sayılmıştır. Sabah vaktinden sonra gündüzün en faziletli vakti, fecir doğduktan sonraki vakittir. Belirtilen vakitlerden hiç birinde Kur’ân okumak mekrûh değildir. îbni Ebî Dâvud’un Muaz bin Rıf&a’den, onun da şeyhlerinden yapmış olduğu rivâyet makbul tutulmamıştır. Mezkûr rivâyet şöyledir: «îkindi ve sabah namazlarından sonra Kur’ân okumak mekrûhtur.» Bunun sebebini de şöyle açıklamışlardır: Çünkü bu vakitlerde Yahudi- ler kendi kitaplarını okuturlar. Gerek bu rivâyetin, gerekse belirtilen sebebinin aslı yoktur.. Günlerden, Arefe günü, sonra cuma, sonra pazartesi, sonra da perşembe günü seçilmiştir. On günlerden ise, ramazanın son on günü ile zilhiccenin ilk on günü seçilmiştir. Aylardan ramazan seçilmiştir. Ayların en faziletli başlangıcı, cuma gecesi, en faziletli sonucu perşembe gecesidir. Yapılan rivâyete göre Hazret-i Osman (R.A.) ay’m böyle bir başlangıç ve böyle bir sonucuna önem vermiştir. Hatimlerin en faziletlisi, günün evvelinde yapılanıdır. Gecenin evvelinde yapılan hatim bundan sonra gelir. Nitekim Sa’d bin Ebî Vakkas (RA.) demiştir ki: «Kur’ân’ın hatmi gecenin evveline rastlarsa, hatmeden sabahlaymcaya kadar melekler kendisi için istiğfar eder. Gecenin sonuna rastlıyacak olursa, akşamlaymcaya kadar melekler kendisi için istiğfar eder. Nitekim aynı rivâyeti, Ebû Nuaym, Peygamber (S.A.V.)  Efendimiz’den tesbit etmiştir, el-İtkan’da da bu husus belirtilmiştir. Bu konuda imam Gazâlî, îhyâ adlı kitabında diyor ki: «Hatim gündüzün başlangıcında sabah sünnetinde ve gecenin başlangıcında akşamın iki rek’at sünnetinde olur.» İbni Mübârek’den ise şöyle dediği rivâyet olunmuştur: «Kış mevsiminde gecenin başlangıcında, yaz mevsiminde ise gündüzün başlangıcında hatim yapmak müstehabdır.» Hatim yapılan gün oruç tutmanın müstehab olduğunu İbni Ebî Dâvud, tabiînden bir cemaatten rivâyet etmiştir. Bez- zar’ın Ebû Huzeyfe’den (R.A.) yapmış olduğu rivâyette Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz buyurdular ki: «Kim hatmini oruçla (değerlendirirse) cennete girer.» Hatim yapılırken çoluk çocuğun, dost ve yakınların hazır bulunması müstehabdır. Taberânî’nin yapmış olduğu rivâyete göre, Hazret-i Enes (R.A.) Kur’ân-ı Kerîm’i hatmederken çoluk çocuğunu toplar ve öylece duâsmı yapardı. Kur’ân hatmedilirken yapılan duâ kabul olunur. Yapılan rivâyete göre, Mücâhid (R.A.) diyor ki: Selef-i sâ- lihîn Kur’ân hatmedilirken toplanırlardı. Çünkü o anda rahmet iner. Kur an okurken ya da onu dinlerken, önce abdest almak müstehabdır. Çünkü Kur’ân okumak ya da dinlemek en faziletli zikirdir. Nitekim Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz, abdestsiz Allah’ı zikretmeyi pek hoş karşılamazdı. Bu hususta İmam-ı Haremeyn’den sahîh hadîs sâbit olmuştur. Ancak abdestsiz kimsenin Kur’ân okuması (el dokundurmadığı takdirde) mek- rûh değildir. Çünkü Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz’in abdestsiz Kur’ân okuduğu rivâyet yoluyla sübût bulmuştur. Hazret-i Ali’den (RA.) yapılan rivâyette, deniliyor ki: Peygamber (S. A.V ) Efendimiz helâdan çıkınca Kur’ân okurdu ve bizimle birlikte et yerdi. Cünüplükten başka hiçbir şey onu Kur’ân okumaktan alıkoyamazdı. Muhezeb Şerhi’nde deniliyor ki: Kur’ân okurken yellen mek ârız olursa, okumayı keser, yellenme tamamlanıncaya kadar beklerdi. Aybaşı halinde bulunan kadın ve cüniip kimsenin Kur an okuması haramdır. Ancak Kur’ân’a bakmaları ve onu kalble- rinden (hafızalarından) geçirmeleri câizdir. Ağzı necis olanın (içkili kimse gibi) de Kur’ân okuması mekrûhtur. Bazısına göre, haramdır; necaset bulaşık olan elle mushafa dokunmak gibi… Cünüp kimsenin zikir ve teşbihte bulunması, duâ yapması, Peygamber Efendimiz’e salâvat getirmesi câizdir. Aybaşı halinde bulunan, loğusa olan kadın bu konuda cünüp gibidir. Nitekim bu hususlar Rûhu’l-Beyân tefsirinde «LÂ YEMESSÜHÛ ÎLLÂ’L-MUTAHHARÛN» âyetinin açıklamasında belirtilmiştir. Temiz bir yerde Kur’ân okumak : Kur’ân-ı Kerîm’i temiz bir yerde okumak sünnettir. En faziletli yer ise mescidlerdir. İlim adamlarından bir cemaat, hamamda, yolda Kur’ân okumanın mekrûh olduğunu söylemişlerdir. İmam Nevevî diyor ki, bizim mezhebimize göre bu iki yerde Kur’ân okumak mekrûh değildir. Fetvâ kitaplarından bir kısmında, yaya yürüyenin ve sa- natiyle meşgul olanın Kur’ân okuması câizdir. Ancak sanatı veya yürümesi onu fazla meşugl ediyorsa, o takdirde okumaması uygun olur. Sokak ve çarşılarda, bir soruya cevapta, temiz olmayan yerde Kur’ân okunmaz. Nitekim Halebî kitabında bu husus belirtilmiştir. Helâda ve çalışır halde olan değirmende okumanın mekrûh olduğunu Şa’bî söylemiş ve bunun mezheplerinin iktizası olduğunu ilâve etmiştir. Kur’ân okurken kıbleye yönelmek, kalbi tevâzu ile toplamak, sekînet ve vakar içinde bulunmak, başı hafif öne eğmek müstehabdır. Bu arada misvak kullanmak da saygı ve ta’- zîm yönünden müstehabdır. Aynı zamanda ağzı temiz tutmak için uygun bir davranıştır. Nitekim bir hadîs-i şerifte buyuruluyor ki: «Ağızlarınız şüphesiz ki Kur’ân yoludur. O halde onları misvak kullanarak güzelleştirip teiniz tutun!»313 Kur’ân okurken bir ara okumayı keser ve az sonra tekrar okumak isterse, EÛZÜ çekmesi müstehab olduğu gibi, buna iktizâen sivak kullanmak da müstehab olur. Kur’ân’ı geçim vasıtası yapmak : Kur’ân-ı Kerîm’i geçim vasıtası olarak okumak mekrûhtur. Bir hadîs-i şerifte bu hususa temas edilerek buyuruluyor ki: «Kim Kur’ân okursa, (bunun karşılığım) Allah’tan istesin; çünkü gelecekte bir millet ortaya çıkacak, Kur’ân okuyup halktan bir şeyler isteyecekler.»*14 Bize kadar gelen rivâyetlerde, Hazret-i Ömer’in (R.A.) şöyle dediği tesbit edilmiştir: «Ey Kur’ân okuyanlar! Başlarınızı kaldırın! Çünkü yol size açıklanmıştır. Hayırlı işlerde yarışın. İnsanlara yük olmayın.» Bir hadiste de buyuruluyor ki: «Kim yükselmek için bir zâlimin yanında Kur’ân okursa, onun her harfine karşılık on lânet ile lânetlenir.»315 Diğer bir hadîs-i şerifte de : «Kim, insanları (soyup) yemek için Kur’ân okursa, kıyâ- met günü yüzü, üstünde hiç et bulunmayan bir kemik halinde gelir.»31* Birisiyle konuşmak için Kur’ân okumayı kesmek : Kur’ân okunurken konuşmak mekrûhtur. Birisiyle konuşmak için okumayı kesmek de böyledir. Halîmî diyor ki: Başkasının sözünü Allah sözüne tercih etmek hiç de uygun değildir. Bunun için, Kur’ân okurken —babası ve hocası müstes- nâ— bir başka kimsenin önünden kalkmak mekrûh sayılmıştır. Hulâsa kitabında deniliyor ki: «Mushaftan okuyan bir cemaat veya bir tek kimse, bu vaziyette iken eşraftan bir kimse içeri girer, o da veya onlar ayağa kalkarsa, kerahet işlemiş olur ya da olurlar. Ancak içeriye bir âlim veya okuyanın babası ya da hocası girerse, o takdirde ayağa kalkması câiz olur. Beyhakî’nin sahîh senedle tesbitine göre: îbni Ömer (R.A.) Kur an okurken, bitirinceye kadar konuşmazdı. Bunun gibi, Kur’ân okurken gülmek, oynamak, okumayı engelliyecek ölçüde başka şeylere bakmak da mekrûhtur. Mushaftan okumak : Kur’ân’ı mushaftan okumak daha faziletlidir. Çünkü mus- hafc^ bakarak okumak matlûb bir ibâdettir. Hadîs-i şerifte bu- yuruluyoı ki: «Kişinin mushafa bakmadan Kur’ân okumasında bin derece (sevap) vardır; mushafa bakarak okumasında ise bu sevap kat kat olur, iki bine yükselir.»3” Bir başka hadîste ise : «Mushafa bakarak okuman, bakmadan okumandan (sevap bakımından) kat kat üstündür. Farz namazın nâfile namaz üzerine olan üstünlüğü gibidir.»318 Kur’ân-ı Kerîm’i dane dane ve âhenkli okumak : Kur’ân-ı Kerîm’i dane dane ve âhenkli bir ölçüde okumak sünnettir. Nitekim Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: «Kur’ân’ı dane dane ve âhenkli oku!»31* Neşr-i Kebîr kitabında bu konuya temas edilerek deniliyor ki: Dane dane ve âhenkli okuyup az tilâvet mi, yoksa sür’atli okuyup çok tilâvet mi daha faziletlidir? Bu hususta görüş farkı vardır. Bizim imamlarımızdan bir kısmı, dane dane ve âhenkli okumak elbette ki üstün bir kıymet ifade eder; ama çok okumanın da sevabı o nisbette fazladır, diyerek en güzel yolu seçmişlerdir. Çünkü Kur’ân’ın her harfine on sevap verilir. Kur’ân’ı düşünerek, anlayarak okumak sünnettir. Çünkü Allah kelâmını okumakta en büyük maksad ve en önemli arzu budur. Böyle okumakla gönüller inşirâh duyar, kalbler aydınlanır. Nitekim Cenâb-ı Hak bu hususa işaretle buyuruyor ki: «Saııa indirdiğimiz bu Kitap mübârektir; âyetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.»320 Diğer bir âyet-i kerîmede de buyuruluyor ki : «Kur’ân’ı derinden derine düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasından gelmiş olsaydı, onda çok ayrılıklar, farklılıklar bulurlardı.»321 Kur an okurken derinden düşünmenin niteliği, okunan kelime ve cümleler üzerinde ayrı ayrı durup mânasını anlamaya çalışmak ve kalbi bununla meşgul etmektir. Geçen emir ve ne- hiylerin maksad ve hedefini ta’yine çalışmak ve hepsine de gönülden inanıp itikad etmek gerekir. Kur’ân okunurken ağlamak, ağlaşmak müstehabdır. Özellikle okumaya kudreti yetmiyen, ya da mânâsım anlamaya tahsili müsait olmayanların üzülmesi ve tam bir gönül mahviyeti içinde dinlemesi… Kur’ân’da bu hususa işâretle buyuruluyor ki: «Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar.»322 «Kur’ân’ı, insanlara ağır ağır okuman için, bölüm bölüm indirdik ve onu gerektikçe indirdik. De ki: «Kur’ân’a ister inanın, ister inanmayın. O’ndan önceki bilginlere o okunduğu zaman, yüzleri üzerine secdeye varırlar ve: «Rabbimiz münezzehtir. Rabbimizin sözü şüphesiz yerine gelecektir» derler..»’23 «Kur’ân okunduğu zaman ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar. Bu onların gönüllerindeki saygıyı artırır.»314 Hadîs-i şerifte bu konuya temas edilerek buyuruluyor ki:«Şüphesiz ki bu Kur’ân hüzünle inmiştir; onu okuduğunuz zaman ağlayın, eğer ağlayamıyorsanız, ağlaşın!.»32’’ Abdülmelik bin Umeyr’in mürselen rivâyet ettiği diğer bir hadîste ise şöyle buyuruluyor: «Size bir sûre okuyorum. Kim onu dinlerken ağlarsa, kendisine cennet verilecektir. Eğer ağlamıyorsanız, ağlaşın!.»’28 Muhazzeb şerhinde ağlamanın yolu şöyle belirtiliyor: «Kur’ân’dan okuduğu tehdid, şiddetli vaîd, verilen sözde durmak gibi âyetlerin üzerinde düşünecek ve sonra bu konularda kusurlu bulunduğunu içinden geçirecek; bu arada üzüntü ve ağlamak hususunda duygulanmıyorsa, bu duygusuzluğuna ağlayacak ve bunu kendisi için bir musibet sayacaktır. îbni Mes’ud (R.A.) diyor ki: «Kur’ân okuyana yaraşan şu olmalıdır. İnsanlar uykuda iken o gecesini bilmeli; insanlar iftar ederken o gündüzünü idrâk etmeli, (bu vakitleri fırsat saymalı) insanlar gülerken o ağlamalı, insanlar ileri geri konuşurken o susmalı, insanlar pervasızca davrandığında o gönül ürpertisi içinde Cenâb-ı Hakk’m huzurunda eğilmeli, insanlar sevinç içinde eğlenirken o mahzun olmalı ve bütün bu belirtilenleri en uygun şekilde bilmelidir. Aynı husus Kurtubî tefsirinde de belirtilmiştir. Bir âyeti tekrarlamak, dönüp tekrar tekrar okumakta bir sakınca yoktur. Nitekim Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz’in gece kalkıp bir âyeti tekrar tekrar okuduğu ve buna fecir doğuncaya kadar devam ettiği bilinmektedir.327 Sahîh rivâyete göre, Resûlüllah Efendimiz’in tekrarladığı âyet şudur: «Onlara azâb edersen, doğrusu onlar senin kullarındır; onları bağışlarsan, güçlü olan, hakim olan şüphesiz ancak sensin.Kur’ân’ın sevâbmın ölülere ulaşması: Üç mezhep imamı (Ebû Hanîfe, îmam Ahmed bin Hanbel. İmam Mâlik) Kur’ân okumaktan elde edilen sevâp, bağışlandığı takdirde ölülere ulaşır, görüşündediler. İmam Şâfiî bu hususta onlara muhalefet etmiştir. Çünkü ona göre, insan için ancak kendi sa’y u gayretinin karşılığı vardır. Bu konuya İt- kan adlı kitapta geniş yer verilmiştir. Kur’ân okurken nasıl bir vaziyet alınır? Kur’ân abdest ile okunur; kıbleye yönelinir; bu ya ayakta, ya da oturarak yerine getirilebilir. Bağdaş kurmaksızm, bir yere yaslanmaksızm tam bir edep üzere oturmalı, hocasının huzurunda edep ve terbiyeyle oturduğu gibi kendisini kontrol etmelidir. Bununla beraber abdestsiz olarak veya uzanarak okuyacak olursa, yine de kendisine bir fazilet ve sevâp vardır. Ne var ki yukarıda belirtilen edep üzere okunandan hâsıl olan sevâbm altındadır. Bu hususta en faziletli durum, namazda ayakta iken okumaktır. Bunun mescidde olması daha faziletlidir. Bunu en üstün amel olarak niteleyenler de vardır. Hazret-i Ali (R.A.) diyor ki: «Kim namazda ayakta iken Kur’ân okursa, kendisine her harf karşılığında elli sevâp vardır. Namazın dışında abdest- li olarak okuyan kimseye her harf karşılığı yirmi beş sevâp vardır. Abdestsiz bir vaziyette okuyan kimseye her harf karşılığı on sevâp vardır.» Nitekim bu mevzu îhyâ kitabında da yeteri kadar açıklanmıştır. (Oraya müracaat tavsiye olunur). İmam Nevevî (R.A.) diyor ki: «Fâtiha’dan başka diğer âyet ve sûrelerden ezberlemek nâfile ibâdetten hayırlıdır. Çünkü bu farz-ı kifâyedir. Müteahhirînden bir kısmı, Kur’ân ezberlemekle meşgul olmak farz-ı kifâye olan ilimleri ezberlemekten ve onlarla meşgul olmaktan efdâldir, farz-ı ayn olanlardan efdâl değildir, demişlerdir. Meşhur hadîste buyuruluyor ki: «Ümmetimin günahları arzolundu; kendisine bir âyet verilip onu ezberledikten sonra unutan kimsenin günahından daha büyük bir günah görmedim!.»^ Kuı ’ân’ı unutmak, bizim Hanefî fukahasına göre, artık yüzünden de okuyamayacak kadar unutmuş olmak anlamında tefsir edilmiştir. Bu hususta hafız olanla olmayan arasında fark yoktur. Allah daha iyisini bilir. Fukaha bunu şu âyetten istidlâl edip çıkarmışlardır: «Allah, böyledir, âyetlerimiz sana gelmişti de sen onlan unutmuştun, bugün de öylece unutulursun..^380 Nitekim bu mevzuu, Aliyyü’l-Kaari Şerh-i Mişkât’de belirtmiştir. Kur’ân okurken Peygamber Efendimiz’in ismi geçtiğinde, O’na salât u selâm vermesi gerekmez. Çünkü Kur’ân’ı bulunduğu nazım üzere okumak, Peygamber Efendimiz’e salâvat getirmekten efdâldir. Ancak okuması bitince salât u selâm getirecek olursa, iyi olur. Getirmiyecek olursa bir şey gerekmez. Kaadihan’da da aynı husus belirtilmiştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)