Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Tek Çocuğum, Her Şey Benim

Tek Çocuğum, Her Şey Benim tek çocuk

 

Paylaşmak, insanın bir parçasıdır. Kişilik özellikleri bilinen paylaşma işi, aslında ge­netik olarak kalıcı özellikleriyle de karşımı­za çıkmaktadır. Kişiliğinde paylaşımcılık özelliği olmayanlar da korkmasınlar çünkü paylaşım aynı zamanda öğrenilebilir duygudur. Çoğunlukla çocukluk döneminde öğrenilen bu duygu, genelde anne-babalar tarafından çocuğa kazandırılır.

Aileler çocuklarının paylaşımcı, aktif ve kendini kolay ifade edebilen özelliklere sahip olmasını ister­ler. Bu konuda çocuklarının gelişim özelliklerinden kaynaklanan dalgalanmaların bilincinde olmaları ge­rekir. Farklı yaş aralıklarında farklı kişilik özellikleri istenmeyen şekillerde ortaya çıkabilir. Bu davranışla­rın geçici olabileceğini bilerek, ona göre davranmak daha rahatlatıcı sonuçlar ortaya çıkarır.

Ben Merkezli Fetret Dönemi Kısa Sürelidir

Çocuklar iki yaşından dört yaşına karar paylaşmayı sevmezler. Bu yaşlarda anne-babalar genellikle çocu­ğunun aksi, söz dinlemeyen, paylaşmayan, hırçın olarak kalacağını sanırlar. Ancak bu dönemde anne- babalara düşen, onlara karşı bilinçli hareket etmek ve çocuğa model olmaktır. Tam tersi davranıp stres oranını artırmak, çocuğa dediğini yaptırmak, sağlık­lı bir kişilik geliştirmeyi zorlaştırır. Bu dönem, aslın­da çocuğun hayatında bir fetret döneminden ibaret bir kısa süreçtir. Altı yaşma gelindiğinde, çocuğun daha rahat, sosyal, paylaşımcı, aktif kişilik özellikle­rinin daha belirgin olması beklenir.

Tek Çocuk, Paylaşmayı Zor Öğreniyor

Tek çocuk olmanın en sık görülen olumsuz etki­si, paylaşım konusunda yaşanılan tatsızlıklardır. Her anne-baba çocuğunun en iyi şekilde yetişmesini is­ter. Aslında bu durum tarafsız olarak değerlendiril­diğinde, sağlıklı kişiler yetiştirme konusunda iyi bir yol olabilir. Çünkü ilginin tek kişide yoğunlaşması, imkanların daha kolay sağlanması ve farklılaştırılma- sında tek olan çocuklar daha şanslıdır. Ancak süreç içerisinde var olan ince çizgiler, bunun mantık ağını haksız çıkartabilmektedir.

Çünkü bir evin tek çocuğu olmak, bütün ilgi ve alakanın tek kişide toplanması demektir. Bunun da üzerinde aileler, çocuğun yalnız kaldığını düşünerek zaten yoğun olan ilgiyi ve alakayı, biraz daha artırır­lar. Çocuk böyle bir ortamda, hep alıcı konumunda olduğu için, paylaşma duygusuna vakıf olamaz. Ak­ranlarıyla zaman geçirirken de paylaşım konusunda sıkıntıya düşer. Elindekilerin bir başkasına geçeceği fikri onu korkutur. Bu çocuklar genellikle yalnız oyun oynamaktan, bir gurubun lideri olmaktan hoşlanırlar.

 

Çünkü böyle olduğunda paylaşmak gibi bir durum söz konusu olmaz. Aksi halde hırçın, söz dinlemeyen, agresif bir görüntü çizerler.

“Çocuğuma Paylaşım Duygusu Kazandırmak İstiyorum. Ne Yapabilirim?”

Çocuğun hayata gözlerini açtığında kar­şılaştığı ilk kişiler anne ve babasıdır. Sağlıklı bir kişilik gelişimi için onlara büyük görev­ler düşmektedir. Çocuk kaç yaşında olursa olsun anahtar, davranış model olmak ve sa­bır göstermektir. Bir ağaç diktiğinizi düşü­nün. Size ertesi gün meyve vermesini bekle­yemezsiniz. Çocuk yetiştirmek de böyledir. Siz bakımını yapıp zamana bıraktığınızda gelişmeleri zaten göreceksiniz.

“Paylaşma konusunda nasıl örnek ola­bilirim?” diyorsanız evde basit paylaşım metotları deneyebilirsiniz. Bu, annenin ba­badan kişisel bir eşyasını ödünç alması, ya da çocuğun muhatap olduğu bir yakınından kişisel bir eşya istenmesi olabilir. Ancak bu konunun en hassas noktası alman şeyin sa­hibine geri verilmesidir. Çünkü çocuklar, kişisel olarak kendilerini anneden ayırmaya başladıklarında, artık bir şeylerin kendileri­ne ait olduğunu öğrenirler. Bunların idaresi­nin kendilerinde olduğunu fark ettiklerinde, sahiplenmeye başlarlar.

Mesela; çocukların en çok sahiplendiği eşyaları, oyuncaklarıdır. Oyuncaklarını iste­diği gibi oynayıp kullanmak isterler. Oyun­cakların idaresini kazandıkları zaman, onları yeniden kaybetmek gibi bir korku yaşarlar. Çünkü giden şeyin geri geleceği fikri onlar­da daha oluşmamıştır. Bu duygunun oluş­ması için zamana ihtiyaç vardır. Bu nedenle anne ödünç aldığı eşyayı sahibine geri ver­meli ve bunu çocuğun yanında yapmalıdır.

Eğer okula giden bir çocuğa paylaşma duygusu öğretilecekse; öğretmenle birlikte hareket edilebilir. Mesela, çocuğun çok sev­diği bir eşyasını okula götürüp arkadaşları­na göstermesi gibi destekleyici bir çalışma yapılabilir. Bunun yanında çocuğa seçenek sunulabilir. Seçenek sunarken de çocuğun sadece birini seçebileceği vurgulanmalıdır. “Bu arabalardan hangisini arkadaşına ver­mek istersin?” gibi yönlendirmeler buna ör­nek olabilir.

Ayrıca çocuğun akranlarıyla daha fazla zaman geçirmesi için imkan sağlanmalıdır. Akranlar arasında çıkan tatsızlıklardan son­ra çocuğun cezalandırılması, durumun sert karşılanması ya da onun paylaşmayı öğren­miş arkadaşlarıyla karşılaştırılması istenme­yen neticelere sebep olur.

Dikkate alınması gereken önemli bir nok­ta da, çocuğun paylaşım konusunda istenen davranışı gösterdiğinde, abartıya kaçmadan ödüllendirilmesidir. Çocuğa illaki somut bir şeyler almanız gerekmez. Saçlarını okşamak ya da “harikaydın, beni çok mutlu ettin” gibi sözlü ifadeler kullanarak davranışının farkında olduğunuzu göstermek yeterli ola­caktır. Unutmayın ki fark edilmeyen, ya da olumsuz tepki gösterilen davranışlar, siline­ceği yerde daha çok beslenir

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.