TASAVVUF

TASAVVUF, Alm. Tasawwuf, Fr. Tasawwuf, Ing.
Tasawwuf. Kalb ile yapılması ve sakınılması lâzım
olan şeyleri ve kalbin, ruhun kötülüklerden temizlenmesi
yollarını öğreten ilmin adı. Tasavvuf ilmine,
(Ahlâk) ilmi veya (thlâs) ilmi de denir. Tasavvuf âlimleri
tasavvufu çeşitli şekillerde tarif etmişlerdir. Bunlardan
bazıları;
İmâm-ı Kettâni: “Tasavvuf, güzel âhlâktan ibârettir”
Ebû Ali Rodbari: “Tasavvuf kalbi temizlemektir.”
Ebû Muhammed Cevîrî: “Tasavvuf, halleri kontrol
ve edebe riayet etmektir”.
_ Ebu Sehl Sa’lûkî: “Tasavvuf, itirazdan yüz çevirmek,
emredilene peki demektir.”
Ebu’l Hüseyin Nûrî: “Tasavvuf nefsin kötü isteklerini
terk etmektir.”
Ebû Said İbn-ül-Arabi: “Tasavvuf, fuzuli işleri,yani
faydasız işleri terk etmektir. Diğer bir tarifte ise “Tasavvuf,
kitap ve sünnete tam yapışmak, bidatlardan uzaklaşmak,
güzel ahlâkla bezenmek, dostlarla sohbet edip,
kendilerine hizmette bulunmaktır.”
Amr bin Osman Mekki: “Tasavvuf, kişinin vaktini
değerlendirmesi ve vaktin kıymetini bilmesidir” Ali elKasâb
ise “Tasavvuf, güzel ahlâktır”.
Cüneyd-i Bağdadi: “Tasavvuf, Allahü te âlânın
ahlâkı ile ahlâklanmaktır” diye buyurdular.
Tasavvuf ilmi, imânın vicdanileşmesini (yerleşmesini)
fıkıh ilmi ile bildirilen ibâdetlerin seve seve, kolaylıkla
yapılmasını ve Allahü teâlâ’nın sevgisine
kavuşmayı sağlar. Tasavvuf, lügatte kalbi saf yapmak,
kötülüklerden temizlemek demektir. Kalbin, kötü huylardan
temizlenmesi için, Allahtan başka her şeyin sevgisini
kalbten çıkarmağa çalışmak önemli bir husustur.
Tasavvuf, ne Yahudilerin, ne Hind brehmenlerinin,
ne Yunan filozoflarının ne de sahte tasavvufcuların
uydurmasıdır. Tasavvuf bilgilerinin hepsi Peygamber
Efendimizden gelmektedir. Bunların isimleri sonradan
konulmuştur. Resûlullah’ın Peygamber olduğu bildirilmeden önce, kalb ile zikr etmekte olduğunu dinimizin
muteber kitapları yazmaktadır. Zikir, nefs muhasebesi,
Allahü teâlâ’ya yönelmek, Resûlullah ve Eshâb-ı kirâm
zamanında da vaıdı. Peygamber Efendimiz ve eshâbından
sonra bid’atler ve bozuk fırkalar çoğaldı. Peygamber
Efendimiz zamanında tasavvuf yolunda
ilerleyenlere verilen zâhid, âbid gibi isimleri, her fırka
kendi önderlerine söyledi. Hicretin ikinci yüzyıl sonlarına
doğru, Ehl-i sünnet fırkasından olup, kalblerini
gafletten koruyan ve nefislerini Allaha itaate kavuşturanların
bu hallerine (Tasavvuf) ve kendilerine (Sofi)
ismi verildi. Bu isimler, hicri ikinci asrın sonunda kullanıldı.
Kendisine ilk defa Sofi denilen Ebû Hâşim Soff
dir. Küfe şehrinden olup, Şam’da insanlara doğru yolu
gösterirdi. Süfyân-ı Sevrî’nin hocası idi. Süfyân-ı Sevrî
778 (H. 161) yılında Basra’da, Ebû Hâşim Sofi 729 (H.
115)’de Vefat,etmiştir. Tekke (zaviye) denilen binâ ilk
defa Ebû Hâşim için, Suriye’de Remleh şehrinde yapılmıştır.
(Dağları iğne ile oyarak toz etmek, kalblerden
kibri çıkarmaktan kolaydır) sözü onundur.
Tasavvuf, bir müslümamn İslâm ahlâkı ileahlâklanması
için lâzım olan bilgileri ve yollan öğreten bir ilimdir.
Tıp ilmi, beden sağlığına ait bilgileri öğrettiği gibi,
tasavvuf da kalbin, ruhun, kötü huylardan kurtulmasını
öğretir. Kalb hastalığının alâmetleri olan kötü işlerden
uzaklaşıp, Allah rızâsı için güzel iş ve ibâdet yapmayı
sağlar. Zaten dinimiz, önce ilim öğrenmeyi, sonra
öğrendiklerine uygun iş ve ibâdet yapılmasını ve bütün
bunların da Allah rızâsı için olmasını emrediyor. Kısaca
din; ilim, amel ve ihlâstan ibârettir:
Bütün insanların, dünya ve âhiret iyiliklerine, rahat
ve huzura kavuşması için birinci lâzım olan şey doğru
bir imân sâhibi olmasıdır. Bunun için herkesin, kalbini
yanlış inançlardan, şüphelerden kurtarmaya çalışması
şarttır. Doğru bir imâna kavuşmak için, Ehl-i sünnet
i’tikadını öğrenmek ve buna uygun olarak inanmak
gerekir. (Bkz. Ehl-i sünnet).
İnsanların saâdeti için ikinci olar,ak lâzım olan şey,İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğrenmekdir. Dinimizde
bildirilen helali, haramı, farzı, vacibi, diğer
hususları öğrenmek ve bütün işlerini ve ibâdetlerini
öğrendiklerine uygun yapmaktır.
Üçüncü ise, kalbin tasfiyesi yani kötülüklerden temizlenmesi
ve nefsin terbiye edilmesidir. Nefis hep kötülük
yapmak ister (Blcz. Nefis). Onun bu isteklerinden kurtulmak
ve Allah sevgisini kalbe yerleştirmek için tasavvuf
âlimlerinin yazmış oldukları eserleri okuyup, amel
etmek, iş ve ibâdet yapmak lâzımdır.
Bir kimse doğru imâna kavuşur, dinin emirlerini
seve seve yerine getirirse peygamberlere, evliyâya ve
meleklere benzer ve onlara yaklaşır. Maddenin çekimi
kanunu gibi, aynı cinsten olan şeyler, birbirini çektiği
için onlar tarafından yanlarına çekilir. Dağ kadar
büyük mıknatısın veya yüksek gerilimli elektromagnetik
alanın bir iğneyi çekmesi gibi onu yüksekliklere
çekerler. Sırat köprüsünü şimşek gibi hızlı geçer. Cennet
bahçelerinde, kendine uygun ve ruhuna elverişli
ni’metler içinde sonsuz rahat edenlerden olur.
İnsanların ma’nen yükselmesi, dünya ve âhiret saâ-
detine kavuşması bir uçağın uçmasına benzetilirse,
imân ile ibâdet, bunun gövdesi ve motorları gibidir.
Tasavvuf yolunda ilerlemek de, bunun eneıji maddesi,
yani benzinidir. Maksada ulaşmak için uçak elde edilir.
Yani imân ve ibâdet kazanılır. Harekete geçmek için de
kuvvet maddesi, yani ahlâk ilminin yolunda ilerlemek
lâzım olur. ,
Tasavvuf (ahlâk ilmi), doğru bir imândan ve İslâmiyetin
emirlerini seve seve yerine getirmekten başka şeylere
kavuşmak için değildir. Tasavvufun iki gayesi vardır:Birincisi, imânın vicdanileşmesi, yani yerleşmesi ve
şüphe getiren tesirlerle sarsılmaması içindir. Akıl ile,
delil ve ispat ile kuvvetlendirilen imân böyle sağlam
olmaz. Allahü teâlâ Ra’d sûresi 28. âyetinde buyurdu
ki: (K alblere im ânın sinmesi, yerleşm esi ancak
ve y aln ız z ik ir ile olur.) Zikir; her işte, her harekette
Allahü teâlâ’yı hâtırlamak, O’nun rızâsına uygun iş yapmak
demektir.
İkinci gayesi, ibâdetlerde kolaylık, lezzet hâsıl
olması için nefsi emmâreden doğan tenbelliklerin, sıkıntıların
giderilmesidir. İbâdetlerin kolaylıkla, seve seve
yapılması ve günah olan işlerden de nefret ederek uzaklaşılması
ancak tasavvuf ilmini öğrenip, bu yolda ilerlemek
ile mümkündür. Tasavvufa sarılmak, herkesin
bilmediklerini görmek, gaybten haber vermek, nurlar,
ruhlar ve kıymetli rü’yâlar görmek için değildir. Bunların
hepsi, boş ve faydasız şeylerdir. Her zaman görülen
ışığın çeşitli renklerin ve tabiattaki güzelliklerin ne
kusurları vardır ki, insan bunları bırakıp da, başka
şeyleri görmek için birçok sıkıntılara katlansın? Çünkü
bu ışık da, o nurlar da, bu güzel şekiller de, o şeyler de,
hepsi, Allahü teâlânm yarattığı şeylerdir. Tşsavvuf ile
ele geçen ma’rifetlere bilgilere, hallere kavuşmak için,
önce imânı düzeltmek, İslâmiyetin emir ve yasaklarını
öğrenip, bunlara uygun iş ve ibâdet yapmak lâzımdır.
Zaten bu üçünü yapmadıkça kalbin tasfiyesi, kötü huylardan
temizlenmesi mümkün değjldir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)