Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

TARİH ŞUURU

TARİH ŞUURU
Bir toplumun millet olabilmesi, zannedildiği kadar kolay ve basit değildir. Hele, kâğıt üzerinde hiç mümkün değildir. Çile ile rahatın, yoklukla bereketin, kederle sevincin, zahmetle rahmetin, külfetle nimetin, feragatin, fedakârlığın, şecaatin, sadâkatin, göz yaşının, alınterinin, kanın, canın beslediği, koruyup yücelttiği bir inanç gerek, bir fikir gerek, bir ideal gerek, zaman gerek, mekân gerek, insan gerek, insan!.. Ve bu inancın, bu fikrin, bu insanın mührünü taşıyan bir tarih gerek. Öyle bir tarih ki; kimi onu gözyaşı ile, kimi de kanı ile sulamış ve canı ile de beslemiş olsun. Bütün bunlar, bir millet olmanın, milletçe yaşamanın gerekleridir.

Bir milletin hayatından, o milletin inancını, fikrini, idealini silip atmakla, tarihini inkâr ve reddetmekle elde edilecek netice millet olmaktan çok uzaktır. Elde sadece zelîl, mağdur ve mahkum bir topluluk kalır ki; sırtındaki kamburlar hiçbir zaman eksilmez. Hakikatler inkâr edilmekle hakikat olmaktan çıkmazlar. Hakikatleri inkâr edenler, esasen kendilerini inkâr etmiş olurlar; faturayı da millete ödetirler.

Bir milletin tarihi ne kadar eski, ne kadar zengin olursa

o milletin geleceği de o nisbette parlak olacaktır. Çünkü dünü olmayanın yarını, kökü olmayanın gövdesi, dalları, yaprakları, meyveleri olmaz. Bu milletin kökleri, insanlık tarihinin başlangıcına kadar uzanır. Geleceği de kuşatabilmesi, köklerin gövdeden koparılmamasına bağlıdır. Milletimizin madde ve manada kalkınabilmesi için gerekli her-şey, tarihimizde mevcuttur. O engin ve zengin tarihî hâzinenin kapılarını bir daha açılmamak üzere kapamak, bu milleti bir türlü millet olamamış toplumların kapılarında el açmaya, iş aramaya mecbur eder. Nitekim; milletimizin inancını, kültürünü, örfünü inkâr edeliberi hep geriye sayıyoruz. Vaziyet öyle gösteriyor ki, bu gidişle geriye saymanın sonu gelmeyecektir. Çünkü inkâr edilen kuru bir tarih değildir; inançtır, ahlâktır, örftür, kültürdür.

Bir ilim adamı düşünün; hafızasını kaybetmiş, hafızada hiçbir şey kalmamış, okumayı ve yazmayı unutmuş; bu adamın diploması neye yarar, İlmî şahsiyeti neyi ifade eder? Yeni baştan okumayı yazmayı öğrenmeye; derken ilk, orta, lise ve fakülte yıllarına geri dönüş… Elli yaşında, ilkokul birinci sınıfa başlıyorsunuz. Altı-yedi yaş grubu ile elli yaş grubu aynı sırada yan yana. Bir atlet düşünelim; asırlardan beri koşuyor. Bu, uzun zamandan beri koşarak geldiği bir nokta, aldığı bir mesafe var. Ve siz yarışa, bugün başlıyorsunuz. Ve sizin iddianız ona kavuşmak, onu yakalamak. Koş koşabildiğin kadar!.

Nesiller, bayrak yarışı yapan atletlere benzerler. Her nesil kendisinden öncekinden devraldığı tarihî mirası taşıyabildiği kadar taşır; taşıdıktan sonra, kendisinden sonraki nesle bırakır.

Evet; “bayrak”, bir öncekinden kapar gibi, bir sonrakine atar gibi taşınmalı. Devredenler, emin ve ümitli; devralanlar, mesul ve ümitli; bekleyenler hazır ve ümitli olmalıdırlar!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.