TANSİYON

TANSİYON, Alm. Blutdruck (m). Fr. Tension(f). İng.
Blood pressure. Kan basıncı; Kanın atardam ar duvarlarına
yaptığı basınç. Bu basınç sayesinde, kan Vücuttaki
bütün organ ve dokulara kadar nakledilmekte ve
böylece bu organ ve dokular hayatiyetlerini devam ettirebilmek
için gerekli maddeleri kandan almaktadır.
Tansiyonun belirli normal değerleri vardır. Tansiyonun
bu değerlerin altına düşmesi veya üstüne çıkması
sağlık için zararlı olmaktadır. Tansiyonun iki şekli vardır:
Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı), kalbin kasılması
esnasındaki ölçülen tansiyondur ve yetişkin
insanlar için normal değerleri 10 ilâ 14 cm. civa basıncı
arasında değişir. Küçük tansiyon (diastolik kan basıncı)
ise, kalbin gevşediği, sırada ölçülen kari basıncı olup,
normalde 9 cm. civa basıncını geçmemelidir. Tansiyon
bebeklerde oldukça düşük değerlerdedir. Yaş ilerledikçe
bu değerler artm aya başlar ve yetişkinlerdeki
değerlere yükselir.
Bir kimsede hipertansiyon (yüksek kan basıncı) var
diyebilmek için büyük tansiyonun 14’ten, küçük tansiyonun
9 cm. civa basıncından yüksek olması gerekir.
Hipertansiyonu değerlendirmede özellikle küçük tansiyon
ehemmiyet arzeder. Bununla beraber bir kimsede
tansiyon düşüklüğü var diyebilmek için, büyük tansiyonun
10 cm. dva basıncının altında olması gerekir. Yani
tansiyon düşüklüğü değerlendirilirken, büyük tansiyon
dikkate alınır.
Tansiyon Nasıl Ölçülür: Tansiyon, sfigmomanometre
adı da verilen tansiyon aletleri ile ölçülür. Civalı,
metalik ve elektronik tansiyon âletleri vardır. Bunlar
içinde en hassas ölçüm yapanı civalı aletlerdir. Fakat
taşıma kolaylığı yönünden diğerleri tercih edilmektedir.
Elektronik olanlar pahalı olmakla birlikte, herkes tarafından
kullanılma kolaylığı vardır. Diğer aletlerle doğru
ölçüm yapabilmek için belirli bir tecrübeye sahip olmak
lâzımdır. Son zamanlarda parm aktan ölçüm yapan tansiyon
aletleri ve kolye şeklinde tansiyon aletleri geliş­
tirilmiştir.
Tansiyon ya rahat bir koltukta oturulurken veya TANSİYON, Alm. Blutdruck (m). Fr. Tension(f). İng.
Blood pressure. Kan basıncı; Kanın atardam ar duvarlarına
yaptığı basınç. Bu basınç sayesinde, kan Vücuttaki
bütün organ ve dokulara kadar nakledilmekte ve
böylece bu organ ve dokular hayatiyetlerini devam ettirebilmek
için gerekli maddeleri kandan almaktadır.
Tansiyonun belirli normal değerleri vardır. Tansiyonun
bu değerlerin altına düşmesi veya üstüne çıkması
sağlık için zararlı olmaktadır. Tansiyonun iki şekli vardır:
Büyük tansiyon (sistolik kan basıncı), kalbin kasılması
esnasındaki ölçülen tansiyondur ve yetişkin
insanlar için normal değerleri 10 ilâ 14 cm. civa basıncı
arasında değişir. Küçük tansiyon (diastolik kan basıncı)
ise, kalbin gevşediği, sırada ölçülen kari basıncı olup,
normalde 9 cm. civa basıncını geçmemelidir. Tansiyon
bebeklerde oldukça düşük değerlerdedir. Yaş ilerledikçe
bu değerler artm aya başlar ve yetişkinlerdeki
değerlere yükselir.
Bir kimsede hipertansiyon (yüksek kan basıncı) var
diyebilmek için büyük tansiyonun 14’ten, küçük tansiyonun
9 cm. civa basıncından yüksek olması gerekir.
Hipertansiyonu değerlendirmede özellikle küçük tansiyon
ehemmiyet arzeder. Bununla beraber bir kimsede
tansiyon düşüklüğü var diyebilmek için, büyük tansiyonun
10 cm. dva basıncının altında olması gerekir. Yani
tansiyon düşüklüğü değerlendirilirken, büyük tansiyon
dikkate alınır.
Tansiyon Nasıl Ölçülür: Tansiyon, sfigmomanometre
adı da verilen tansiyon aletleri ile ölçülür. Civalı,
metalik ve elektronik tansiyon âletleri vardır. Bunlar
içinde en hassas ölçüm yapanı civalı aletlerdir. Fakat
taşıma kolaylığı yönünden diğerleri tercih edilmektedir.
Elektronik olanlar pahalı olmakla birlikte, herkes tarafından
kullanılma kolaylığı vardır. Diğer aletlerle doğru
ölçüm yapabilmek için belirli bir tecrübeye sahip olmak
lâzımdır. Son zamanlarda parm aktan ölçüm yapan tansiyon
aletleri ve kolye şeklinde tansiyon aletleri geliş­
tirilmiştir.
Tansiyon ya rahat bir koltukta oturulurken veya yatarken dinlendikten sonra ölçülmelidir. Hangi vaziyette
ölçülürse ölçülsün kolun gevşek ve hafifçe bükük
bulundurulmasına, elbisenin kolu sıkmamasına, mümkün
oldukça kolun kalb seviyesinde bulundurulmasına
dikkat etmelidir. Ölçüm sırasında manşetteki havanın,
civa sütunu veya ibre saniyede 2-3 mm. kadar inecek
şekilde yavaş yavaş boşaltılmasına dikkat edilmelidir.
Tansiyon aletinin manşonu, kolun 2/3 üst kısmını kap-layacak şekilde şanlır, dinleme cihazını tam buru da kol
atardam arının üzerine konulur ve ölçüm yapılır. Dinleme
ile sesin ilk duyulduğu sayı büyük tansiyonu, hafiflediği
veya kaybolduğu sayı ise, küçük tansiyonu
gösterir. Dinleme aleti olmaksızın ise el yardımıyla
sadece büyük tansiyon ölçülebilir. Bunun için de tansiyon
aletinin menşonu şişirilmeden önce bilek atardamarı
(radial arter) bulunarak sol elin dört parmağı
üzerine konur. Manşon şişirilince nabız kaybolur.
M anşon indirilmeye başlanınca, nabızm tekrar hissedildiği
sayı büyük tansiyonu gösterir. Gerek dinleme
cihazı ile, gerekse el yardımıyla ölçülen tansiyonlar arasında
1-1,5 cm. civa basıncı kadar fark bulunabilir.
Hangisi daha yüksekse, o değer esas alınmalıdır.
İnsanların çoğunluğunda tansiyon, sağ kolda sol
kola nazaran biraz daha yüksektir. Şayet bu fark, 3 cm.
civa basıncından daha fazla ise düşük olan taraftaki
atardam arlarda darlık olma ihtimali vardır. Şişmanların
tansiyonları, olduğundan 1-1,5 cm. civa basıncı daha
yüksek çıkabilir. Özellikle çocuklarda ve gençlerde kollardan
ölçülen tansiyon yüksek bulunursa, bacaklardan
da tansiyon ölçülmelidir (doğuştan olabilen bazı
dam ar darlıklarının teşhisi yönünden).
Tansiyon; yaş, heyecan, ruhîve fizikîyorgunluklar,
açlık ve tokluk hâlleri, cinsiyet, gıda tarzı gibi sebeplerle
değişiklikler gösterir. Dolayısıyla günün her saatinde
tansiyon değişiklik arzedebilir. Kadınlarda, yaş dönü­
müne kadar, erkeklere nazaran 1 cm. kadar düşüktür.
Bundan sonra birden yükselme görülür. Zayıf şahıslara
göre tıknaz tiplerde biraz daha yüksektir.
Yüksek Tansiyon (hipertansiyon): Tansiyonun yüksekliği,
küçük ve büyük tansiyonun veya her ikisinin
birlikte yükselmesiyle ayrı ayrı tipler gösterir. Her ikisinin
birlikte yükselmesine böbrek hastalıklarında ve
sebebi bilinmeyen hipertansiyonda rastlanır. Küçük
tansiyon normal olduğu halde, büyük tansiyonun yükselmesine
umumiyetle yaşlılarda rastlanılan dam ar sertliğinde,
yemeklerden, eforlardan ve psişik yorgunluklardan
sonra, bazı kalb hastalıklarında, zehirli guatr
hâllerinde rastlanır.
Hipertansiyonun ortaya çıkışında rol oynayan
m ekanizm alar şunlardır: Çevresel atardam arların
direncinin artması, büyük atardam ar duvarlarının elastikiyetinin
azalması ve sertleşmesi; kalbin dakikada
pompaladığı kan miktarının, vücuttaki kan hacminin
ve kanın yoğunluğunun artması.
Herhangi bir sebeble böbreklerden birine veya heı
ikisine gelen kan miktarı azalınca, böbrekten renin adlı
bir madde salgılanmakta ve bu da hipertansiyona yol
açmaktadır. Bu mekanizma, çeşitli böbrek hastalıklarında
(had ve müzmin nefritler, nefroskleraz, pyelonefrit
v.s.) ortaya çıkan hipertansiyonun sebebini
açıklamaktadır. İdrar akımına engel olan mekanik
hadiselerin (taş, prostat hipertrofisi) tansiyonu yükselttiği
ve engelin ortadan kaldırılması ile tansiyonun normale
döndüğü bilinmektedir. Bu durum larda da idrar
yollarındaki gerilmenin yaptığı basınçla, böbrek dam arlarının
daralması neticesi böbreğe az kan gelmesi rol
oynamaktadır.
Tansiyonun, beyindeki özel merkezlerden devamlı
olarak gönderilen ve damarın gerginlik durum unu
düzenleyen kesici ve gevşetici uyanlarla idare edildiği ve
organizmanın kan basıncını hassas bir şekilde vücudun
ihtiyaçlarına göre ayarladığı malumdur. Bu ayarlamada
sinirsel ve horm onal uyanlar rol oynarlar. İşte bu
m ekanizm adaki bir aksam a hipertansiyona yol
açmaktadır.
Cushing hastalığında (böbrek üstü bezinin bir hastalığı),
fazlaca mineralokortikoid denen hormonların
ifrazı sonucu vücutta su ve tuz birikmekte ve bu
durum da da tansiyon yükselmektedir. Böbrek üstü
bezinin diğer bir hastalığı olan Feokromastiomâda ise
fazlaca salgılanan adrenalin ve noradrenalin de yüksek
tansiyona yol açmaktadır.
Hiçbir sebebi bulunam ayan tansiyon yüksekliklerine,
esansiyel hipertansiyon ismi verilir. Bütün hipertansiyonların
yaklaşık % 90 kadarı esansiyel
hipertansiyondur. Kadınlarda daha fazla görülür.
Ençok 50-60 yaşları arasında rastlanır. Hayât seviyesi
arttıkça, teknik ilerledikçe, stresler çoğaldıkça esansiyel
hipertansiyon da artm aktadır. Esansiyel hipertansiyonda
irsiyetin büyük rolü olduğu kabul edilmektedir.
Ebeveynin her ikisinde de yüksek tansiyon varsa, bunların
çocuklan da yüksek tansiyona adaydırlar. Esansiyel
hipertansiyona daha çok şişmanlarda, tıknazlarda,
hareketli, stresli, aceleci şahıslarda rastlanmaktadır.
Hipertansiyon vak’alarının bir kısmı belirti vermez,
ancak bir muayene esnasında tesadüfen farkına varılır.
Tansiyonu oldukça yüksek olmasına rağmen, yıllarca
şikâyetsiz yaşayan birçok hasta vardır.
Dikkatle soruşturulduğunda, birçok vak’alarda
başın arka kısmında yerleşen ağrılar bulunur. Bazı hastalarda
baş dönmesi, başta ağırlık hissi, kulak uğultusu;
uykusuluk, yorgunluk ve sinirlilik bulunur. Bazen baş
dönmeleri çok şiddetli olabilir. Hastaların birçoğu sinirlidir.
Yorgunluğa da sık rastlanır ve istirahatle geçmez.
Bazı vak’alarda aşırı derecede bir zayıflama bulunabilir.
Burun kanamalarına fazlaca rastlanır, bazan burun
kanam aları hipertansiyonun ilk belirtisini teşkil eder.
Küçük tansiyonun 10 cm. civa basıncının üstünde
olması, büyük tansiyonda belirgin bir yükselme olmasa
bile hipertansiyon teşhisi için önem arzeder. Bir kimsede
devamlı hipertansiyon var diyebilmek için müteaddit
defalar yapılan ölçümlerde tansiyonun hep yüksek
çıkması lâzımdır.
Hipertansiyonlu bir hastada öncelikle buna yol açacak
bir sebebin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Bu sebeple idrar tetkiki, böbrek fonksiyon testleri, ilâçlı
böbrek filmi, göz dibi muayenesi her hipertansiyonlu
hastaya uygulanmaladır. Hipertansiyonlu vak’alarda
nabız dolgun olarak hissedilir. Fakat bu dolgunluğun
derecesine bakılarak, tansiyon hakkında her zaman
hüküm vermek doğru değildir.
Hipertansiyonun gidişatı büyük değişiklikler gösterir.
Başlangıçta tansiyon oldukça oynaktır. Yorgunluk,
üzüntü v.b. sebebler tansiyonu yükseltirler; istirahat
etmek, uyumak ve müsekkinler kullanmak tansiyonu
düşürürler. Hastalığın bu oynak devresinden sonra,
hipertansiyonun devamlı bir hâl aldığı sabit devre gelir.
Bu sabit devrenin gidişi esnasında organ hasarları baş
gösterir. Böylece hipertansiyon üçüncü devri olan
kamplikasyon devrine girer. Kalbde zamanla büyüme ve genişleme husule gelir, koroner yetmezliği gelişir,
ritm bozuklukları meydana gelebilir. Hipertansiyon
devam ettiği takdirde, kalb yetmezliği ortaya çıkar.
Hipertansiyonun seyri esnasında retinada, yani göz
dibindeki dam arların bulunduğu tabakada da körlüğe
kadar varabilen değişiklikler görülür. Beyin kanamaları,
beyin damarlarının tıkanması da hipertansiyonun
tehlikeli komplikasyonlarıdır. Nörolojik ve psişik belirtiler
arasında başağrısmdan başka, unutkanlık, kulak
çınlaması, el ve ayaklarda uyuşma ve karıncalanma,
gelip geçici körlük, konuşamama, vücudun bir tarafında
güçsüzlük görülebilir.
Beyinle ilgili belirtiler arasında ayrıbirözellik arzeden
hipertansif ansefalopati; şiddetli başağrısı, durgunluk,
kusma, kısmi felçler ve bâzan zaman zaman
görülen şuur kaybı ve havale nöbetleri ile karakterize
bir tablodur.
Hipertansiyon, zamanla böbreği de bozar. Hipertansiyonla,
şeker hastalığının birarada bulunuşuna da
oldukça sık rastlanmaktadır.
Esansiyel hipertansiyonun gidişi esnasında küçük
tansiyon 14 cm. civa veya bunun üstüne çıkar ve sâbitle-
şirse artık hastalığın malign (kötü) hipertansiyon safhasına
girdiği kabul edilmektedir. Vak’aların az bir
kısmında hastalık başlangıçtan itibaren malign olarak
başlar ki bu şekil, erkeklerde daha fazladır. Malign
hipertansiyondaki belirtiler daha şiddetli ve ilerleyici
vasıftadır. H astalar süratle zayıflarlar, bitkindirler,
renkleri soluktur. Böbrekte ileri derecede harabiyet sözkonysudur.
Bu hastalar, genellikle 1-2 sene içinde
ölürler.
Hipertansiyon Tedavisi: Hipertansiyonların ancak %
10 kadarının sebebi bulunabilmektedir. Sebebi bulunan
hipertansiyonların tedavisi, bu sebebin ortadan kaldırılmasına
yönelik olacaktır. Önemli olan ise sebebi bilinmeyen
hipertansiyonlardır. M ükerrer ölçümlerde kan
basıncı yüksek bulunan hastalar tedavi ve takibe alınmalıdır.
Tedavinin başarısı, hasta ile doktorunun işbirli­
ğine bağlıdır. Bunun için tedavinin ehemmiyeti,
faydaları ve hayat boyu devam etmesinin gerekli
olduğu, hastayı korkutm adan anlıyabileceği bir şekilde
izah edilmelidir. Hipertansiyonda orta derecede tuz
kısıtlanması, tansiyonun düşmesine yardımcı olur.
Yemeklere tuz konulmamalı ve tuzlu gıdalardan
kaçınmalıdır.
Şişmanların zayıflaması da tansiyonun düşmesine
yardım eder. Şişman hastaların fazla kilolarını tedrici
olmak üzere ideal kilo civanna indirmek amacıyla
diyetteki kalori ayarlanmalıdır. Kilo kaybı ve diyetteki
tuzun azaltılması tansiyonu kontrol altına alıyorsa; hastaya
tansiyon düşürücü ilâç verilmez. Yalnız, hastanın
takibi de ihmâl edilmemeli, düzenli aralıklarla tansiyonu
ölçülmelidir.
Hipertansiyonlunun uzun süre ve aşırı miktarda
alkol kullanması, kalb kasına yaptığı kötü etki ile kalb
yetmezliğinin ortaya çıkışını hızlandırdığından, alkol
yasaklanmalıdır. Aşırı kahve, aşırı çay ve sigaradan da
kaçınılmalıdır.
Yorucu olmayan hafif ekzersizler de tansiyonun
düşmesine yardımcı olur. Bu bakımdan namaz kılmak da oldukça faydalıdır. Hastayı üzen, streslere sokan
durum lardan kaçınmak da fayda sağlamaktadır.
A ra sıra normal ölçülerde bulunmakla beraber,
genellikle 150/90 ilâ 160/90 mm. civa basıncı arasında
seyreden hipertansiyonlara oynak hipertansiyon denir.
Hafif hipertansiyonda küçük tansiyon 90 ilâ 105 mm.
civa arasında bulunur. Orta derecede hipertansiyonda
küçük tansiyon 115 mm. civa arasındadır. Ağır hipertansiyon
ise küçük tansiyon 115-130 mm. civa arasınd
ad ır. O ynak h ip e rta n siy o n la r ilâç tedavisini
gerektirmez, tansiyonu yükseltici sebeblerden kaçınmak
ve tanisyonu belirli aralıklarla ölçtürmek
yeterlidir.
Hafif hipertansiyonlarda yukardaki tavsiyelere ilâ­
veten müsekkin verilir. Buna rağmen pek düşme olmuyorsa,
ilâç olarak idrar söktürücü ilâç ilâve edilir. İdrar
söktürücü ilâçlar genellikle tansiyonu kontrol altına
alırlar, bazı yan etkileri de olabileceğinden dikkatli
olunmalıdır, idrar söktürücü ilâçların, tesirsiz kaldığı
orta ve ağır hipertansiyonlarda diğer tansiyon düşü­
rücü ilâçlar da (reserpine, aldomet, prazosin, minoksidin
gibi) tedaviye eklenir.Unutulmaması icab eden husus hipertansiyon,
devamlı ilâç kullanımını ve belli aralıklarla doktor kontrolünü
gerektiren bir hastalıktır.
Tansiyon Düşüklüğü (hipotansiyon): Büyük tansiyonun
10 cm. küçük tansiyonun 6 cm. civa basıncı altına
düşmesi hâlidir.
1- Semptomatik (belirli bir sebebi olan) hipotansiyonlar:
Kalb krizi ve birçok kalb hastalıklarında kalb
kuvveti azaldığı için tansiyon düşer. Kan veren şahıslarda
da hafif ve geçici bir tansiyon düşüklüğü olur.
Büyük kanam alarda ve her türlü şokta, doğumdan
hemen sonra da tansiyon düşer. Bazı aşırı hassas şahıslarda
boyundan geçen şah damarının uyarılmasıyla da
tansiyon düşer.
2- Pozisyona bağlı hipotansiyon (ortastatik hipotansiyon):
H astaiar yatar vaziyetten birden bire ayağa kalkarlar
veya uzun süre ayakta dururlarsa tansiyon düşer.
Bu tür hipotansiyonlar şahsın duruşuna göre tansiyonun
ayarlanmasındaki bozukluktan ileri gelir. Ençok
orta ve ileri yaşlarda görülür, hayat boyu devam eder.
Bu hastalar tansiyon düşüşü esnasında hâlsizlik, baygınlık
gösterirler. Bazı sinir krizleri, bazı ilâçlar, şiddetli
sportif hareketler buna yolaçabilir.
Hipotansiyon tedavisinde buna yolaçan muhtemel
hadiseler araştırılmalı ve bulunursa bunların kaldırılmasına
çalışılmalıdır. Belirli bir sebeb bulunamayan
vak’alarda tansiyon yükseltici ilâçlar, tuzlu ayran tavsiye
edilebilir. Addison hastalığında, miksödemde, insü-
lin şo k u n d a, enfeksiyon h a sta lık la rın d a , had
zehirlenmelerde, güneş çarpmasında, aşırı yorgunluklarda,
beslenme bozukluklarında, kansızlıklarda tansiyon
düşer.
3- Konstitüsyonel (bünyevî) hipotansiyon: 15-30yaş
arasındaki sağlam şahısların % 3’ünde bünyevî tansiyon
düşüklüğü vardır. Bu şahısların çoğunda hiçbir
belirti yoktur, dolayısıyla bir muayene esnasında tesadüfi
olarak teşhis edilirler. Böyle bir kişiye, doktorun
düşük tansiyon bulunduğunu söylemesi yanlış bir harekettir;
bu yüzden hastalar ciddî bir hastalık olduğunu
zannederek evhama kapılabilirler. Bu durum, bir hastalık
olmaktan ziyade bünyevî bir anormalliktir. Kadınlarda
erkeklerden daha sık rastlanmaktadır. Bu
vak’aların tedavisine ihtiyaç yoktur. Bunun bir hastalık
değil bir bünyevî durum olduğunu ve bu bünyedekilerin,
normal insanlardan daha uzun ömürlü olduğunu
hastaya anlatm ak gerekir.
Portal Hipertansiyon: Karaciğere gelen portal toplardam
arın ana kısmı veya dallarından kan basıncının
yükselmesi sonucu ortaya çıkan ve çok kere ölümle
neticelenen bir hastalık tablosudur. Portal toplardamar;
dalaktan ve bağırsaklardan kan getiren toplardamarların
birleşmesinden husule gelmiştir. Portal venin
çapı ortalama 1 cm. olup içindeki kanın normal basıncı
50 ilâ 180 mm. su veya 3,5 ilâ 13,5 mm. civa basıncı
arasında değişir. Portal basınç bir manometre vasıtasıyla,
ultrason rehberliğinde doğrudan portal venden
veya dalaktan rahatlıkla ölçülebilir. Portal ven kanının
normal seyrindeki her engel, portal vende basınç yükselmesine
sebep olur. Portal dolaşımdaki engeller; doğuş­
tan olabilir veya sonradan husule gelebilir. Bu engeller
karaciğer içinde veya dışında yer alırlar. Karaciğer içindeki
sebeblerin başında alkolik siroz gelir. Ayrıca postnekrotik
siroz, toksik siroz, biliyer siroz, sifilitik siroz,
Wilson sirozu, pigmenter siroz, amiloidoz ve parazitlere
bağlı siroz sayılabilir. Karaciğer dışı sebepler arasında;
portal veya dalak toplardamarının çeşitli
sebeplerden ileri gelen kan pıhtılışması ile tıkanması,
dam arın sıkışması veya darlıkları, bazı kalb hastalıkları
sayılabilir.
Portal hipertansiyonun belirtileri, altta yatan sebebe
göre değişiklikler arzeder. Portal hipertansiyon karaci­
ğer içi sebeplerden meydana gelmişse umumiyetle
sirozda görülen belirtiler görülür (Bkz. Siroz). Zaten
portal hipertansiyonun % 80’inin sebebi, karaciğer sirozudur.
Karaciğer bozukluğu ve portal hipertansiyonun
beraber tesiri ile dalak büyümesi, karında su toplanması
ve yemek borusu varisleri meydana gelir.
Portal hipertansiyon tedavi edilmezse veya tedavi
tesirsiz kalırsa hastalar ya kanam adan (özellikle yemek
borusu varisi kanam aları) ya karında aşırı su toplanmasından
veya karaciğer komasından ölürler.
Portal hipertansiyonun sebeplerinin tedavisi umumiyetle
mümkün değildir. Tedavi daha ziyade belirtiler
için söz konusudur. Ayrıca bozulan karaciğer için karaciğeri
koruyucu diyet, husule gelen asit için tuzu az
rejim tatbik edilir. Fakat netice yüz güldürücü değildir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)