SÜYUTİ

SÜYÛTİ, İslâm âlimlerinin en büyüklerinden. Hadîs
âlimi ve müctehid idi. Asıl adı, Celâleddin Abdurrahman
bin Ebî Bekr bin Muhammed’dir. 1445 (H. 849)’de
Mısır’ın Süyût şehrinde doğduğu için ismi Süyûti diye
meşhur oldu, 1505 (H. 911) yılında Mısır’da vefât etti.
Hayatını ilme vererek beşyüzden fazla kitap yazdı.
Kitablarının çoğu İstanbul’da ve Avrupa’da basıldı.
İmâm-ı Süyûti’nin babası Kemaleddin Ebû Bekir de
Şafiî mezhebi fıkıh âlimlerinden idi. Babası, O alü
yaşında iken vefât etti. Akrabâ ve yakınlan tarafından
himâye edilerek tahsilini bitirdi. Yetim olarak büyüdü.
Yaşı çok küçük olmasına rağmen üstün kâbiliyeti ve
zekâsıyla dikkat çekti. Sekiz yaşında iken Kur’ân-ı
kerîmi ezberledi. Daha sonra İbni Dakik üd-Din’in
“Umde” adlı eserini, İmâm-ı Nevevî’nin “MinhacülFıkıh”,
Beydavi’nin “Minhac-ül Usûlünü”, İbni Malik’
in “Elfiya” adlı eserini ezberledi.
1460 (H. 864) yılından itibaren ilimle meşgûl olmaya
başladı. Zamanının tanınmış âlimlerinden ders aldı. Bunlar arasında Şeref-üd-Din el Münavi, TakiyyüdDin
eş-Şibli, Muhyiddin el-Kafiyeci, Seyfed-din
Muhammed el Hanefi, Muhammed bin İbrahim eş-
Şirvâni, İzzeddin-el Kinâni el Hambeli, Şemş-iid-Din
Muhammed es-Sehâvi gibi büyük âlimler yer alır.
Genç yaşında tefsir, hadîs, fıkıh, nahiv, meâni,
beyân, bedî’ ve lügat ilimlerinde mütehassıs oldu. 17
yaşında iken ilk eseri “Şerhül İsti’aze vel-Besmele” adlı
eserini yazıp, kendisinden fıkıh okuduğu hocası elBulkini’ye
gösterdi. Bu hocası da eserin başına bir takriz
yazdı. Yine aynı yaşlarda Şihabüd-din Şarmâsahi’den
feraiz öğrenmiş 866 senesinin başında Arabça okutmak
için icâzet almıştır. 1466 (H 870) senesinde hocası ElBulkîni’nin
tavsiyesi üzerine 21 yaşında iken Şeyhuni
Câmiinde fıkıh dersleri vermeye başladı. Kısa sürede
şöhreti her tarafa yayıldı. Derslerini bazı müderrisler
bile takip ederdi. Ayrıca Tolun Câmiinde fetvâ vermeye
başlıyarak daha sonra hadîs okuttu. Yirmiiki yaşında
iken Celâl-üd-din Muhammed bin Ahmed Mısrî’nin
İsrâ sûresine kadar yaptığı ve 1459 (H. 864)’da vefât
edince yarım kalan tefsirini tamamladı. Bunun için
müellifi iki celâl mânâsında “Celâleyn Tefsiri” denildi.
1472 (H. 877) yılında şeyhûni Hanekâhında hadîs dersi
vermek üzere görevlendirildi. 1486 (H. 891)’de de Baybarsiye
Hanekâhında şeyh olarak hizmet yapmıştı.
İmâm-ı Süyûti, çok kuvvetli bir hâfızaya sâhibti.
İkiyüzbin hadîs-i şerifi ezberlemiştir. Gençliğinde Şam,
Hicaz, Yemen, Hindistan, Sudan’a gitmiş. Hicaz seyahatında
bir sene Mekke’de kalmıştır.
İlminin yanında ahlâkı ve tevâzu’suyla herkesin sevgisini
kazandı. Zâhirî ilimlerde yükseldiği gibi tasavvufta
da yüksek derecelere kavuştu. Eserlerine yazmış
olduğu hadîs-i şeriflerin hepsini Peygamberimize mânâ
âleminde arzetmiş, Peygamberimizin tasdikini aldıktan
sonra eserlerine yazmıştır. Peygamber Efendimizi
(s.a.v) uyanıkken yetmişbeş defa gördüğünü ve hadîs-i
şerifleri Peygamber Efendimize (s.a.v) sormuş oldu­
ğunu İmâm-ı Şa’rânî Mizân-ül Kübrâ adlı eserinde
bildirmiştir.
İmâm-ı Süyûti’ye hizmet edenlerden Muhammed
bin Ali Habbak bir kerâmetini şöyle anlatır. “Birgün
kaylûle zamanında (öğleden evvel) hocam bana “Bu
gün ikindi namazını Mekke’de kılmak isteriz. Ama ben
ölünceye kadar kimseye söylemeyeceksin” buyurdu.
Bende peki dedim. Mısır’da bulunuyorduk. “Elimi
tuttu ve gözlerini yum” buyurdu. Yumdum. Bir müddet
sonra “Gözlerini aç” buyurdu. Gözlerimi açtım. Bir de
ne göreyim Mekke’nin Muallâ kapısının yanında idik.
Mü’minlerin annesi Hz. Hatice’nin, Fudayl bin Iyâdın,
Süfyân bin Uyeyne’nin ve başkalarının kabirlerini ziyâ-
ret ettik. Hareme girdik Ka’be-i Muazzamayı tavaf
ettik. Zemzem suyunu içtik, ikindi namazına kadar
bekledik. İkindi namazını kıldık tekrar Ka’be-i Muazzamayı
tavaf edip, zemzem suyu içtik. Sonra bana
“İstersen benimle gel, istersen hac zamanına kadar
burada kal” dedi. Ben de sizinle gelmek istiyorum
dedim. Muallâ kapısına kadar yürüdük ve bana gözlerini
yum buyurdu. Yumdum. Bir müddet sonra “gözlerini
aç” buyurdu. Açtım, Mısır’da hareket ettiğimiz yere
tekrar geldik.
Eserleri: İmâm-ı Şüyûti’nin tefsir, kelâm, fıkıh,
tarih, ahlâk ve üb sahasında yazdığı eserleri çok kıymetlidir.
Eserlerini inceleyen Avrupalı müsteşrikler
Süyûti’nin ilminin üstünlüğü karşısında hayrete düş­
müşler, hayranlıklarını bildirmişlerdir. Almanca
(Meyer Lexikon) isimli eserde “Yorulmadan, yılmadan
yazan Süyûti’nin üçyüzden fazla eseri vardır.”
denmektedir.
İmâm-ı Süyûti hemen her konuda eser yazmıştır.
Eserlerinin bir çoğu zamanımıza kadar ulaşmıştır.
Kendi yazmış olduğu Hüsn-ül Muhazara da 300 tane
eseri olduğunu zikretmiş, bundan sonra yazdığı eserlerle
yazmış olduğu kitab 600’ü bulmuştur. Meşahir-i
İslâm adlı eserde yazmış olduğu eserlerin 548 tanesi
isimleriyle zikredilmiştir. Avrupalı bir müsteşrik olan
Brookelman’m “Gallé isimli eserinde 441 eserinin
adları ve bulundukları kütüphaneler bildirilmektedir.
Eserleri bilhassa Hicaz, Şam, Haleb şehirlerinde ve
Osmanlılar arasında çok yayılmıştır. Yazmış olduğu
eserler konularına göre genelde yedi grupta toplanır.
1- Kur’ân-ı kerim ilmi ile ilgili eserler.
2- Hadîs ilmi ile ilgili eserler.
3- Fıkıh ilmi ile ilgili eserler.
4- Muhtelif ilimlere ait eserler.
5- Edebiyat ve lügat ilimlerine ait eserler.
6- Usûl, beyan ve tasavvuf ilimlerine ait eserler.
7- Tarihe aid eserleri.
Eserlerinin başlıcaları şunlardır:
(Hüsn-ül Muhadarat) Mısır tarihinden bahseder.
(Ed-Delâil Fi Ma’rifetil-cvâil), (Tarih-ul hulefâ),
(Ahbâr-ul Merâvize) Horasan’a ve Merv şehirlerinde
yetişen âlimlerden bahseder. Makâmât-ı Hariri tarzında
(Makâmât), (El-Muzhir Fi Ulûm-il Luğa), (Tarih
ul Carida Fin-Mahwet-Tasrif vel Hatt), (Şerh-u Şevâ-
hid), (El Ahbar vel- Merviye fi sebebi Vâz-ül Arabiyye),
(Bugyat-ül Vuat, fi tabakât-ül lûgaviyyin ven-Muhât),
(Tercüman-ül Kur’ân Fit-Tefsir el-Müsned), (Kitâb üdDürrül
Mensur fi tefsir-il Mansut), (Lübâbün-Nukul fi
Eshâb’ün-Nüzûl), (Tefsir-u Celâleyn), (El-itkan fi Ulum-il
Kur’ân), (Tabakât-ul-Müfessirin), (Adâb-ül Mülûk),
(İfhâm-ül Kur’ân), (Eshâb-ül Hadîs), (Ezkâr-ül ezkâr),
(El Erbâin), (Adâb-ül Kadı), (Eshâb-ü! kisa fin-Nisâ),
(Durrüt-tâc fi müşkil-il Minhâc),(Lübbül lübab fitahriril
ensâb), (el-Havî), (el-Müstezarat), (Tuhfet-üz Zürafa),
(Tenbih-ül gabi fi tenzih-i ibnil-Arabi), (Takrib-ül karib),
(Takrib-ül isnâd fı Tefsiril İctihad).
Hadîs kitabları içinde sahih hadîs-i şeriflerin yazıldığı
Câmi-usjSagîr ve Câmi-ul Kebir kitapları çok kıymetlidir.
Tıb, sihr, nazar, cin ve şeytanın vesvesesinden
kurtulmak hakkında yazmış olduğu “Kitabür-Rahme
fıt-Tıbb-i vel Hikme” isimli eserinin 150. babında şöyle
buyuruyor.
“Şeytanın vesvesesinden, sıkıntıdan kurtulmak için
hergün bu duâyı okumalıdır: “Yâ Allah-ür-rakîb-ülhafîz-ür-rahîm.
Yâ Allah-ül-hayy-ül halîm-üPazîm-ürraûf-ül-kerîm.
Yâ Allah-ül hayy-ül kayyûm-ül kâimu
alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne
aduvvî!” Yine aynı kitabda yüzyetmişdördüncü madde
“Yanında hiltit veya şeytan tersi adındaki zamkı taşıyan
kimseye cin gelmez, sara hastası bunu koklarsa iyi olur”
denmektedir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)