SULTÂNLAR İLE DÜŞÜP KALKMAKTAN KAÇINMAK

Âhiret âlimlerinin alâmetlerinden biri de, pâdişâhlardan uzaklaşmaktır.
Ayrı kalmağa imkân bulduğu müddetçe onlara yaklaşmamalıdır.
Hattâ yaklaşsalar bile âlimin, onlardan uzaklaşması lâzımdır,
Zira Dünyâ, tatlı bir yeşilliktir, yuları sultânların elindedir. Sultânlar,
zâlim oldukları hâlde, onlarla buluşan âlimler, sultânların gö­
nüllerini hoş etmek ve rızâlarım kazanmak külfetine katlanmak zorundadırlar.
Halbuki dindâr kimselere gerekli olan, onların zulümlerini
kabûl etmemek, zulümlerini açıklamakla onları zulümden vaz geçirmek
için tazyik etmek ve bu nevî ef’âl ve davranışlarını kötülemektir.
Onlarla düşüp kalkan, ya Allahu Teâlâ’nm kendisine verdiği ni‘-
meti küçümseyerek onların süs ve ziynetlerine meyleder veyâ zulümlerini
reddetmeyip sükûtu kabûl ederek ikiyüzlü olur. Yâhut onlann
ef’âl ve ahvâlini öğecek ve gönüllerini hoş edecek uydurma sözler araı
ki buna, bühtân ve iftirâ denir. Yâhut da dünyâlıklanndan faydalanmak
ister. Bu da sırf harâm’dır. Helâl ve harâm bahsinde, câizeler
hediye ve ücretler gibi, sultânlardan alınması câiz olanlar anlatılacak
tır. Hülâsa: Sultânlarla düşüp kalkmak, fenâlık kapısını açmak demektir.
Halbuki âhiret âlimlerinin yolu ihtiyâtı tercihtir.
Peygamber Efendimiz«Çölde yaşayan kaba ve haşîn olur; av ardına düşen şaşar; Sultân
kapısına giden fitneye düşer.» (147)
buyurmuştur. Dîğer bir hadîs’de de :
)) 0 ‘ ‘ ‘■ * S * 0 m” İ 0 ¿’*1″ -î i ü_jjSsJLj j
J ö * ■> ‘ V 5 ¿r4 -* ‘
* 1 f J1’ ” # f # 4Jİİ
«İleride bir takım âmirler başınıza gelecektir ki, bâzı emirlerini
kabûl edecek bâzılarını inkâr edeceksiniz. İnkâr edenler beıâet edecek,
sevmiyenler selâmete erecek; fakat kabûl edip onlara uyanları Allah
rahmetinden mahrûm kılacaktır.» (148)
Süfyân-ı Sevrî: «Cehennem’de bir dere var, orada
yalnız, melikleri ziyâret eden okuyucular bulunacaktır.» dedi. H uz
e y f e : «Fitne yerlerinden sakının.» deyince «Neresidir?» sorusuna
cevâben «Ümerâ kapıları» demiş ve «Sizden biriniz onların yanı­
na girer, söylediği yalanı tasdik eder ve onda olmayan şeyleri onun
hakkında söyler.» demiştir. Enes (R.A.)’in rivâyet ettiğine göre Peygamber
Efendimiz: «Sultânlar arasına girmedikçe, âlimler, Allahu
Teâlâ’nın kulları üzerine Peygamberlerin eminleridir. Sultânlar meclisine
girdiklerinde Peygamberlere karşı hıyânet ederler. Onlardan sakının
ve onlara yanaşmayın.» buyurmuştur.
A‘ m e ş’e «Çok talebe okutmakla ilmi ihyâ ettin.» dediklerinde.
«Acele etmeyin, çünkü talebenin üçte biri tâm âlim olmadan ölür,
dîğer üçte biri de sultân kapılarına hücûm eder ki onlar, insânlarm
fenâlarındandır. Geride kalan üçte birinin de pek azı kendini kurtarabilir.»
demiştir. Bunun için S a ’ d b. M ü s e y y e b (RA.) :
«Pâdişâh kapûsunda akşâmlayan âlimden sakının. Çünkü o, hayduttur.»
buyurmuştur. E v z â ‘ î «Allahu Teâlâ’nın çok buğz ettiği,
âm iri [vâliyi] ziyâret eden âlimdir» buyurmuştur. Peygamber Efendimiz de :«Â lim lerin fenâsı, em irler’in ayağına gidenler, em îrler’in iyisi,
âlim leri ziyaret edenlerdir.» buyurm uştur.
Mekhûl-i Dımeşkı (R.A.) : «Kur’ân okuyup dînde fakîh
olduktan sonra, bir şey alırım ümidiyle pâdişahlar sohbetine gidip
onlara yaltaklık edenler, attıkları adımlar kadar Cehennem deryâsı-
nm derinliklerine dalmış olurlar.» demiştir.
S e m n û n : «Meclisinden arandığı zamân: «Pâdişah’m yanındadır.»
diye cevâb verilmiş olması kadar, âlim için çirkin bir şey olamaz.»
dedikten sonra: «Dünyâ’yı seven âlimi gördüğünüz zamân, dîniniz
nâmına onu suçlandırın denildiğini işittim» demiştir. «Ben bunu
kendimde tecrübe ettim. Sizin de bildiğiniz gibi kendisine karşı dâimâ
şiddet gösterdiğim ve arzûlarıma muhâlefet ettiğim hâlde her ne zamân
Sultân’m yanma gitdimse kendimde ona karşı bir temâyül duydum
ve değil yemeğini, bir yudum suyunu dahî içmediğim hâlde:
“Keşke yanma gitmeseydim” dedim.» Sonra devâm ederek «Şimdiki
âlimler, İsrâil oğullarîndaki âlimlerden fenâdır. Sultânlara, arzûları-
na muvâfık fetvâlar verirler. Eğer (böyle yapmayıp) Sultânlar’ın görü­
nüşte aleyhlerine, fakat hakikatte azâbdan kurtulmalanna medâr
olan fetvâları vereydiler, Sultânlar onlara kızar ve huzûrlarına kabûl
etmezlerdi. Fakat Rabblerinin katında kurtuluş vesilesi olurdu.» demiştir.
Hasan-ı Basrî: «Sizden evvel, Resûlu’llah’m sohbetinde
bulunmuş ilk müslümânlardan bir zât vardı. ( A b d u l l a h b.
Mübarek diyor k i: Hasan-ı Basrî’ nin kasdettiği zât
Cennet ile müjdelenmiş S a ‘ d b. E b î Vakkas’ dır.) Bu zât rüesâya
yaklaşmaz ve onlardan dâima kaçardı. Oğulları kendisine :
— İlk müslümân ve üstün sahâbelik bakımından seviyyenizde olmayanlar
rüesânın sohbetine gidiyor da sen niye gitmiyorsun? Deyince,
oğullarına :
— İnsânların sardıkları (leş’e) benim de konmamı mı istiyorsunuz?
Vallahi gücüm yeterse onlara hiç karışmam. Dedi. O ğulları:
— İşte biz de böyle yoksulluk içinde kıvranırız, dediler. Sa‘d :
— Oğullarım, yağlı ve şişman bir münâfık olarak ölmektense,
zayıf bir mü’min olarak ölmek, benim için daha makbûldür, cevâbını
verdi. Hasan-ı Basrî devâm ederek dedi k i : «Vallahi oğul­larına galebe çaldı. Çünkü iyi biliyordu ki, toprak, eti, yağı yer fakat
îmânı yiyemez.» Burada, Sultânların, sohbetine devâm edenlerin elbette
nifaktan kendilerini kurtaramıyacağma işâret vardır. Nifak ise
îmân’m zıddıdır.
Ebû – Zer, Seleme’ye : «Ya Seleme, Sultân kapılarında sü­
rünme, çünkü onların dinine olan zararı maddî menfaatlerinden fazladır.
Pâdişahlar meclisine katılmak, âlimler için büyük fitne ve Şeytan’m
âlimler aleyhine açtığı korkunç bir yoldur. Bilhâssa güzel ifâ­
deye sahip, sözünde halâvet olanlar için çok tehlikelidir. Çünkü «onların
arasına girer ve va‘z edersen, onları zulümden alıkoyar ve İslâm
şiârını onlarda yerleştirirsin» diye Şeytan seni dâimâ teşvik eder durur.
Böylece onların yanına girmeği dînî bir vazife bilirsin. Sonra yanlarına
girdin mi başlar kendi ilmini ortaya koymağa ve yaltaklık ederek
pâdişahları öğmekte mübâlâğa etmeğe. İşte dîni yıkmak buradadır»
dedi.
Denildi k i : «Âlimle*, bildikleri zamân amel ederler, Allah için meş
gül olurlar, Allah için meşgûl olunca inşânı vasıflardan ayrılır, ınelekî
hasletlere bürünürler. Bu dereceye yükselenler sevilir ve aranırlar,
arandıklarında da kaçarlar.»
Ö m e r b. A b d i ’ l – A z i z (R.A.) ,Hasan-ı Basr î-’ye
yazdığı mektûbta: «Bundan sonra Allahu Teâlâ’mn emirlerine sarılmakta
bana yardımcı olabilecek kimseleri bana bildir.» dedi. ti a –
saıı-ı Basrî: «Dîn adamları sana gelmez, Dünyâ adamlarını da
sen istemezsin. Sen kendine arkadaş olmak için şerefîi insanları ara,
çünkü onlar şereflerini hıyânet pisliğiyle lekelemek istemezler.» diye
cevâp verdi.
Bu konuşulan, zamânın en iyi devlet reisi ve en zâhid bir adamı
olan Ömer b. Abdi’l-Azîz gibi bir zât hakkındadır. Dîn adamlarının
bundan da kaçınması şart olduğuna göre, başka pâdişahları arayıp
onların aralarına girmek nasıl doğru olur? Halbuki H a s a n – 1
Basrî, Sevr î, İbn M ü b â r e k , F u d a y l , İ b r â h i m
b. E d h e m, Yûsuf b. E s b a t gibi eski büyük ve kâmil
âlimler, Mekke, Şâm ve dîğer memleket âlimlerini dünyâ’ya meylettiklerinden
veyâ pâdişahlar arasına girdiklerinden dolayı zemmederlerdi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.