SÜHEYL BİN AMR’IN İSLÂM’A GİRİŞİ

ARAB’IN cin fikirlilerinden biri de Süheyl’di. Süheyl,
hem söz söylemesini bilir, hem de fikir imâl etmesine akıl
erdirirdi. Nitekim Süheyl’i, İslâm’dan önce ve sonra bu vasıflarıyla
tanımaktayız. İslâm’a girmeden önce Bedir Savaşında
esir düşmüş, onun ne kadar müessir sözler söylediğini
bilen Hazret-i Ömer:
– Ya Resûlâllah, izin ver de Süheyl’in ön dişlerini sö­
keyim, bir daha aleyhinizde müessir konuşma yapma imkânı
bulamasın, demiş, ancak Allah’ın Resûlü:
– Ya Ömer, Süheyl’in günün birinde senin çok seveceğin
sözler söylemeyeceğinden emin misin? diye mânâlı
karşılık vermişti. Nitekim bu mu’cizeli cümlenin işareti
Resûlüllah’m vefatında meydana çıkmış; o gün şuurlu
Müslümanlar arasında yer almış olan Süheyl, vefatın teessürüne
kapılmış Müslümanları söylediği müessir sözleriyle
ikaz etmiş, Hazret-i Ömer’in çok beğendiği bir konuş­
ma yapmıştır.
Gariptir ki Süheyl, Resûlüllah’a ve ashaba o yıla kadar
hep mukavemet edip, aleyhte bulunmuş, hatta bin
beş yüz kişilik ashabıyla hicretin altıncı senesinde Kâbe’yi
ziyarete gelen Resûlüllah’ı ziyaretten men’eden müşriklerin
temsilcisi olarak Hudeybiye’de anlaşmaya oturmuş,
Müslümanların aleyhine ağır maddeler kabûl ettirmesiyle
övünmüştür.
Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te ve diğer bütün gazalarda
Resûlüllah’ın ve Müslümanların aleyhinde fiilen çalı­şan Süheyl, Mekke’nin fethi sırasında ashabın atlarının
sesleri Mekke sokaklarında dolaşırken kendisi de saklandığı
evinin dört duvan arasında yapacağını bilemez halde
şaşkın vaziyette bekliyor, yaptıklarını hatırladıkça kendisine
İslâm askerlerinin iyilik düşünmeyeceğini tahmin
ediyordu.
Bununla beraber yine de bir ümit ışığı vardı içinde.
Oğlu Abdullah’ı çağıran Süheyl:
– Oğlum git, Kâbe’nin yanında bulunan Muhammed’e
beni himayesine almasını teklif et. Belli olmaz, belki himayesine
alır ve kurtulmama sebeb olabilir. O merhamet
ve müsamahasıyla da meşhurdur.
Abdullah heyecanla koşup Harem-i Şerifte bulunan
Resûlüllah’a yaklaşarak sordu:
– Ya Resûlâllah, babam Süheyl sizden himaye istiyor,
onu himayenize alsanız? Beni bunun için gönderdi. Kendisi
şu anda korkudan çıkamıyor, saklı duruyor!
Şefkat ve merhamet madeni Resûlüllah cevap verdi:
– Babana söyle ortaya çıksın, kimse ona dokunmayacak,
himayeme alıyorum.
Etrafındakilere hitaben Resûlüllah Hazretleri:
– Süheyl akıllı ve itibarlı bir adamdır. Ona kimse dokunmasın.
Onun gibi akıllı kimseler İslâm’a daha fazla
uzak kalamazlar! buyurdu.
Bu sözleri duyan Abdullah, sevincinden zıplamaya
başladı. Doğruca eve koşup babasına durumu anlattı.
Süheyl:
– Vallahi, biz tasdik de etsek, tekzib de etsek, O, Hak
Peygamberdir. Hem de herkese karşı şefkatli, merhametlidir.
Biz şimdiye kadar haksızlık ettik..diyerek kendi kendine
sitemlerde bulundu. Ne yazık ki, içindeki korkuyu
bir türlü yenemiyor, vaktiyle Müslümanlara karşı giriştiği
düşmanca hareketlerini bir bir hatırlayınca kendini emniyette
hissedemiyordu. Nitekim oturduğu köşeden kalkıp
kapıya kadar gelince içinden cayma hissi geliyor, vazgeçip
oturuyordu.
Nihayet vesveselerini yenerek çıkıp Kâbe’ye doğru yü­
rüdü. O sırada Resûlüllah Aleyhisselâm elini Kâbe’nin kapısının
üzerine koymuş, düşmanlarına sesleniyordu:
– Ey Kureşliler! Benim size ne yapacağımı sanıyorsunuz?
Hep bir ağızdan cevap verdiler:
– Biz senden iyilikten başkasını ummuyoruz. Sen
merhametli ve şeikatli bir insansın. Geçmişteki bütün kö­
tü hâtıralara rağmen yine de bize iyilik düşüneceğini sanıyoruz.
Peygamberimiz onlara şu karşılığı verdi:
– Öyle ise ben size, Yûsuf Aleyhisselâm’ın kendisini
kuyuya atan kardeşleri günün birinde yine kendisine
muhtaç oldukları sırada “korkmayınız, bugün sizlere af ve
iyilik vardır” dediği gibi diyorum. Haydi (istisnalardan
başkalar) cümleten af oldular. Serbest olarak dolaşsınlar,
saklanma ihtiyacı duymasınlar.
Resûlüllah’ın bu ilânından sonra kabirlerinden kalkar
gibi saklandıkları yerden ortaya çıkan Kureyşlilere yeniden
bir hayat gelirken Süheyl de yaklaştığı Resûlüllah’ın
yakınında elpençe divan durarak saygılı hale gelmişti.
Resûlüllah, Süheyl’e iltifat etti. Bu kadarcık bir iltifat
bile kendisine yeten Süheyl, Resûlüllah ile birlikte Huneyn
seferine çıktı. Oradaki zaferden sonra kendisine ganimetlerden
hisse veren Resûlüllah’a alenen iman edip,
İslâm’a girdi. Süheyl’in İslâm’a girişi teenni ile oldu ise de,
İslâm’da sebatı ve inkişafı pek sür’atli ve sebatlı oldu. Tarihlerin
kaydına göre Süheyl, fetihten sonra İslâm’a girenlerin
içinde en çok namaz kılan, oruç tutan, sadaka veren
bir müttakî olarak müşahede edildi. Hattâ Üsdü’l-Gâ-
be’deki rivayete göre Muâz bin Cebel, Kur’an okumaya
başlayınca rengi değişen Süheyl’de mânevi bir hal müşahede
edilir, dünyasından geçerek pırıl pırıl gözyaşları döktüğü
görülürdü.
Kendisine neden bu kadar teessür duyduğu sorulunca
da şöyle izah ederdi:
– Ben Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te, Resûlüllah’ın karşısmda yer aldım. Hudeybiye’de ise düşman temsilcisi olarak
yine İslâm’ın karşısında bulundum. Bütün bunlardan
sonra da bâtılda Mekke fethedilinceye kadar da ısrar ettim.
Fetih gününde müracaat ettiğim Resûlüllah beni yine de
himayesine alıp afvetti. Vallahi bunlardan sonra ben geç­
mişimden utanıyor, yaptıklarıma pişmanlık duyarak ağlı­
yorum. Abdullah Yemâme harbinde şehid oldu. Feda olsun.
Onun şehadeti üzerine Ebû Bekir gelip beni taziye
ederken şu hadîsi haber verdi. Resûlüllah buyurmuş ki:
– Şehid, âile efradından yetmiş kişiye şefaat eder. Ben
de böyle bir şefaatla ancak bu kötü geçmişin günahlarından
kurtulacağımı ümid ediyorum.
Hazret-i Ebû Bekir zamanında da İslâm’a hizmetlerde
bulunan Süheyl hakkındaki hadîsin mânası Resûlüllah’ın
vefatı sırasında vuku buldu.
Hazret-i Resûlüllah’m vefatının işitildiği anda ashab
arasına bir karışıklık gelmiş, âni bir şaşkınlık zuhûr etmişti.
Vefatın derin teessürü bir takım kimselerde âni bir
şok meydana getirmişti. İşte bu sırada Süheyl’in şu sözleri
Hazret-i Ömer’le birlikte herkesi uyandırmış, mâruz
kaldıkları şokun te’sirinden kurtarmıştı.
– Ey Ensâr ve Muhacirler! İslâm’a ilk girenler siz oliunuz,
şimdi de ilk çıkanlar siz olmayasınız. Ne bu telâş,
le bu şaşkınlık. Şunu unutmayınız ki, kim Muhammed’e
sapıyorsa bilsin ki, O vefat etmiştir. Ama kim Allah’a inaııyorsa,
O, hayy’dır, her zaman diridir. Dini kıyâmete kaiar
devam edecektir. Hattâ O’nun dini güneşin doğduğu
>arktan garba kadar her yere ulaşacak, ulaşmadığı yer
çalmayacaktır!
Hemen herkese te’sir eden bu sözleri dinleyen HazretÖmer’in,
eliyle sakalını tutup ayağının ucuna bakarak
söylendiği işitildi:
– Sadaka Resûlüllah! Uhud’da azı dişlerini sökmeyi
eklif ettiğim bu adam için Resûlüllah, “Ne biliyorsun
ınun günün birinde senin seveceğin söz söylemeyeceğiıi?”
diye ikazda bulunmuştu. İşte sevindirici sözleri dinsdim
Süheyl’den! Resûlüllah’a, hayatı boyunca itiraz edip karşı koyan,
ancak son iki senede imanla müşerref olduktan sonra
geçmişinden pişmanlık duyup, teessür hisseden Süheyl,
kalan günlerini İslâm’a hizmet niyetiyle cihad meydanlarında
geçirmeye başladı. Nitekim hem oğlu, hem de bizzat
kendi mücahid olarak yaşadı. İkinci Halife Hazret-i Ömer
zamanında cihad niyetiyle çıktığı Şam taraflarına doğru
giderken meşhur Amevas’taki Taun salgınında vefat ettiği
sırada hicri takvim (18)’i gösteriyordu.
İnsan hayatta ümid kesmemeli, işlediği kusur ve hatalardan
dolayı afva uğramayacağını sanmamalıdır. Gü­
nün birinde yine de hidayete erebilir, Allah’ın rahmetine
erişir, iyi niyetinin semeresini görebilir. Yeter ki, iyi niyet
içinde bulunsun, kurtulma ümid ve azmi bırakılmasın.
Hazret-i Süheyl’den bir değerlendirme:
Halife Hazret-i Ömer’in kapısında toplanan kimseler
içeri girip işlerini hallediyorlardı.
Bekleyenlerin içinde Mekke’nin fethinden sonra Müslüman
olmuş Kureyş ileri gelenlerinden Ebû Süfyan, Haris
bin Hişam, Süheyl gibi hâtırı sayılır meşhurlar vardı.
Ne var ki, kapıcı bunlara öncelik tanımıyor, Bilâl’i, sonra
Ammâr’ı, daha sonra da Süheyb’i çağırıyordu.
Ebû Süiyan’ın buna canı sıkıldığından konuşmaya
başladı:
– Vallahi böyle hakarete uğradığım bir gün hatırlamı­
yorum. Şu köle durumunda olan adamlar çağrılıyor da bize
iltifat bile edilmiyor!
Ebû Süfyan’ın bu sitemine Süheyl’in cevabı şöyle oldu:
– Arkadaşlar, boşuna sinirleniyorsunuz. Yüzünüzde
gördüğüm gazap eserini nefsinize tevcih edin, kendi nefsinize
kızın. O köle gibi gördüğünüz insanlar İslâm’a çağırıldı,
biz de çağırıldık. Fakat biz bekledik, onlar sür’atle
koşuştular. O gün İslâm’a sür’atle koşuşanlar bugün halifenin
huzuruna girmekte de koşuşmaya haklılar. O gün
geri kalanlar bugün de geri kalmaya lâyıklar. Boşuna kendinizi
haklı görmeyin!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*