Su Deyip Geçmeyin İçi Sırlarla Dolu

Su Deyip Geçmeyin İçi Sırlarla Dolusu

Denizlerdeki Su Engeli Konusunda BİR ARAŞTIRMA

Acaba su damlası neden muslukta yapışıp kalır da aşağı düşmez? Neden ağzına kadar dolu bardağa biraz daha su katıldığı halde bardak taşmaz? Suyun üzerine yavaşça konan bir dikiş iğnesi, sudan ağır olduğu halde neden batmaz? Ve bazı böceklerin ayakları, suların üzerinde yürüdükleri halde neden ıslanmaz?

Prof. Dr. Suat Yıldırım
Farklı özellikteki suların birbirine karışmasına engel olan perde (berzah) konusunda, biraz farklı iki izaha yer vermek istiyoruz.

Bunlardan biri Rabıtatul-Alemi’l-İslâmî dergisinin 1401 Safer/1980 Aralık (sene 19, sayı 2) nüshasında, Dr. Abdullah A. Hıdr bilim adamları gentarafından yazılan “Yüzey Gerilimi Hakikati” adlı makalede bulunmaktadır. (Bu kısım, yazarın, derginin diğer nüshalarında çıkan “Kur’ân’da ve İlimde Coğrafî Gerçekler” başlıklı seri makaleleri arasında yer almaktadır). Bu makalede özet olarak şöyle denilmektedir:

—Allah Teâlâ, iki denizi salıvermiş ve kavuşmalarına imkân vermiştir.

—İki deniz tuzluluk bakımından fark-
lıdır. Biri tatlı, diğeri ise tuzlu ve acıdır.

— Bu iki denizin arasında, kendi tabiat ve mahiyetlerinden meydana gelen bir engel bulunmakta ve karışmalarına mâni olmaktadır.

“Denize hızla dökülen büyük nehirlerin suları, birleşme noktasında deniz suyuna karışmamaktadır. “Bu karışmaya mâni olan kanun, ancak çağımızda tespit edilebilmiştir. O da sıvılardaki yüzey gerilimi konusudur. Hareketli iki sıvı kütlesini birbirinden ayıran bu engel, molekülleri birarada tutan kohezyon kuvvetinin her iki sıvıda farklı olması sebebiyle meydana gelmektedir. Bu sayede iki sıvı, kendi sahalarında hüviyetlerini (özelliklerini) muhafaza edebilmektedirler.

Bunun basit bir örneği, su ile dolu bir bardakta herkes tarafından müşahede edilebilir. Su, bardağın sathında muayyen bir miktar yükselmedikçe taşmaz. Suyun üstündeki yüzey gerilimi, esnek bir zar gibi sıvıyı kaplamaktadır. Bu şeffaf perde, gözle görülebilecek bir zar değildir. Zaten Kur’ân-ı Kerim’in mevzumuzdaki i’câ-zı da burada gizlenmektedir. Suyun bardaktan, şeffaf perdenin kalınlığı kadar olan belirli bir mesafeyi aşarak dışarı çıkmasına mâni olan, işte bu esnek zardır. Bu zar kuvvetli olup, muayyen bir dereceye kadar cisimleri kaldırarak batmalarına mâni olur. Allah (c.c.) bu gerçeği deniz örümceklerine ve bazı deniz mahlûklarına ilham etmiş; suyun sathında batmadan, hatta ayak-
Su üzerinde ayakları bile ıslanmadan sağa-sola koşuşan su örümcekleri, insanın aklına; bazı velî zatların keramet göstererek su üzerinde batmadan yürümelerini hatırlatıyor. “Yüzey Gerilimi Kanunu”, herşeyi ıslatan o suları örümcekler için kupkuru yollar haline çevirmiş.

lan bile ıslanmadan yürümelerini sağlamıştır.

Müellifin verdiği misâller arasında şunları nakledelim: “Bangladeş’te Tşat-gam’dan, Birmanya’daki Arakam’a doğru akan iki nehir, biri tatlı, öbürü tuzlu iki nehir halinde ve aynı nehir yatağında, karışmaksızın ve birbiri içinde erimeksizin akmaktadır. Hindistan’da Ganj ve Camina nehirleri, Allahabad şehrinde kavuştuklarında yüzey gerilimi ile meydana gelen esnek zar sebebiyle, iki ayrı su karışmaksızın akmaya devam etmektedirler.”

Prof. Seyyid Kutub lFî Zılâli’l Kuran” da bu konuda şöyle diyor: Ekseriya nehir yatakları, deniz seviyesinden daha yüksektedir. Bundan dolayı tatlı nehir suyu, tuzlu deniz suyuna dökülür: aksi

Su, madenî olmayan sıvılar arasında en yüksek yüzey gerilimi olan gruba girmektedir.

SIVI YÜZEY GERİLİMİ

Sıvı Hidrojen……Yaklaşık 3

Sıvı Hava…………Yaklaşık 16

Alkol……………………….. 30

Anilin………………………. 60

Gliserin……………………. 88

Su………………………….100
durum ise nâdiren olabilir. Bu ince ve hassas takdir sayesinde çok daha büyük bir kütle teşkil eden deniz suyu insanların, hayvanların ve bitkilerin hayatına vesile olan tatlı nehir suyunu istilâ edememektedir.”

Müellif, bundan sonra tuzlu deniz sularının tatlı su nehirlerini ve kara parçalarını istilâ edememesini, med ve cezire sebep olan Ay’ın, dünyadan ölçülü bir mesafeye yerleştirilmesi neticesinde olduğunu nakletmektedir. Şayet Ay’ın dünyadan uzaklığı 240 bin mil yerine 50 bin mil olsaydı, deniz suları karaları tamamen istilâ edip, insanların yaşamasına imkân kalmayacaktı (Fî Zılâli’l-Kur’ân. 10. cilt, Furkan sûresi 53 . âyetin tefsirinde.)

Gerek burada yaptığımız nakillerden, gerek bir önceki yazıda bulunan iktibas lardan, bu âyet-i kerimenin geniş bir de lâlet sahası ve tefekkür imkânı telkin et tiği anlaşılmaktadır. Kaptan Cousteau’ nun Atlas Okyanusu ile Akdeniz hakkın daki tespitlerinin ise, âyete daha şümul lü bir tefsir teşkil ettiği söylenebilir.

Ayet değişmediği halde, ilmî seviye mize göre, bizler onun mânâsının geniş sahalarından muayyen miktarları mülâ haza edebiliyoruz. Zaten müteşâbih ve
muhkem âyetlerin Kur’ân’da bulunmasının başlıca hikmetlerinden biri. Kur’ân’n kıyamete kadar gelecek insanlara fikir il-hâm etmesini ve hadis-i şerifteki tabiriyle “onun bedî mânâlarının tükenmemesini” sağlamaktır. Itikad, amel, ahkâm ve ahlâk esaslarını tâyin eden âyetler muhkem, yani açık oldukları halde, kevnî (varlıkla alâkalı) meselelerden bahseden bu kabil âyetlerin ekseriya müteşâbih, yani geniş ve değişik’ anlayışlara imkân veren bir üslupta olma1 sı da, Kur’ân’ın mucizevî hususiyetlerin-dendir.

Kur’an, Allah’ın gökten yağmur indirdiğini, onunla çeşitli meyveler ve mahsûller bitirdiğini, dağlarda da beyaz, kızıl, siyah türlü yollar ve silsileler teşkil ettiğini, insanların ve kezâ bütün canlıların da çeşit çeşit yaratıldıklarını beyan buyurmasının hemen arkasından, bunlardan çıkan bir netice olarak “Allah’ın kulları arasında (gereğince) haşyet duyanlar, ancak bilginlerden çıkar” (Fâ-tır, 27-28) buyurur. Astronomi, biyoloji, fizik, kimya, coğrafya gibi fenlerin sahalarına giren bu tezahürlerin bir neticesi olarak böyle buyurulması, öncelikle bunlarla meşgul olanların, Rabbimizin kâinat kitabını okuyup, tekvi+ûkanunlarını öğ renmek suretiyle Ona bağlanacaklarını bildirmektedir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)