SON ÜÇÜ BEŞ

SON ÜÇÜ BEŞ
“Son çamaşırları ipten aldılar,
çorapları ve patikleri ipten aldılar.
Nasıl olsun? Onlara göre değil.
Bu böyle bir karanlık – iyi. Herşey ölü! .
Gibi.
Çizmelerin ve pudraların düşkün göründüğü
ve ay – altında alım satımın.
Üstelik,
Çocukların bile diabetis mellitüs’ten
öldüğü.
Ey yaslı kararsızlık, anla tenhalığını,
korkunç sessizlik,
ve işte son akşam saati
yıldızlara geç kalmış olmanın.”
Hepsi geldi – yerlerini aldılar – memesini tutan bir kadın –
çocuksuzluğunu ve memesizliğini tutan bir kadın
çocuklarını andı ansızın –
başkaları katlanır metrelerini ceplerine koydular –
ölçtüler biçtiler – öyle koydular – gök onlardan-dı –
Toplantı üçe kadar sürdü – yani üçe kadar toplandılar –
belki de üçü geçiyordu – ama onlar üçe kadar sandılar –
Karşılıklı olmak yoktu – karşılıklı değildiler – tek –
ya olmak ya olmamak – yoktular – yok gibi vardılar –
Artık su geçmişti – (bir anı sanılan su) yapılar
bitmişti – Âh, çirkin sonuç
olağan ve çirkin akustik yetersizlik – ve son akşam saati –
hurmaları, uzun ovaları – uzun ovaları – herşeyin bugüne olduğu –
kır resimlerini – yalnız Pan – andılar – ve –
ölülerini – sonra Akdeniz – bütün birşey – sonra bir deniz – sonra –
ve – gömecek olduklarını andılar –
(Kıyılardan gelen gelin, ne güzelsin !…
Ne güzel bir alayın var ardında. Ne güzelsin !•■•
Gelişin, o sonsuz biçim!… Seni övmelil… Yaşadığımızsan, gizlice…
Göklere, dumanlara, sertliklere karşı, seni övmeli!…
Mutlu gemilerin son ak*:unvson dirlik!…
Son belli belirsiz umutsuzluğu yaralı kainlerim izin.)
Son bayrak – Hurmaları – ölülerini ve gömecek olduklarını andılar –
Oturum üçte bitti – yani tam üç’e kadar toplandılar –
Ah, yaralı kalpler –
– belki de üç’ü beş geçiyordu – ama –
onlar üç’e kadar sandılar –
“Birden. Çamaşırları ütülemediler, buruşuk.
Arii’k nehriler mi kapandı— Ne yazık !-.-
Sahi,
bir resimden. Artık. Mutluluğun ayıp göründüğü
birden geçip yiten son eski zaman.
Son akşam saati. Son buğu. Herşey
ölü. öfkenin sonsuz bir anlam gibi
göründüğü. Çocukların bile öldüğü..
Son.”
Oturum nehirlerden konuşularak bitti – üçte – evet – belki –
üçü beş geçe – belki üçü beş geçe –
radyolar yazmadı – gazeteler söylemedi –
evlerde – üçte – kalktılar –
zaten ayaktaydılar – oturum sözgelimi –
söz istemediler – evliliklerini yaşadılar sadece.
(Ah, kolkola gece saatleri, daha ileri saatler,
saatleri o vakte kurmalar. Herşey ne kolayken
pazar gömlekleri kolalıyken,
aradabir, birbirine anlamlı dirsek vurmalar
öldüğümüzü, çocuksuzluğumuzu bir hatırlamasalar…
Nehirler,
kapanınca saat kaç?… üçü beş! ..
Bu son muydu?… üç’ü beş? .. Ne yazık üç’ü beşe
Bir daha yok mu üç’ü beş? ..
Demek, bu, son üç’ü beş !…
— Senin salatanı seviyorum sevgilim,
geceni de,
Demek bu son üç’ü beş?… Geç kalmıyalım, çabuk
olalım !■••)
Ne yaptılar?… Ah sonsuz sonuçsuzluk – yaşlı kararsızlık –
ne yaptılar – ne yapardılar –
0+”-—ı üçte bitti – Belki üç’ü beş geçe – Ne –
oturdular >
söz istemediler – yakındılar – inandılar -“Sakin akşam kimi olsa götürürdü
ry bir yüzün,
bir diri hüznün ağır ağır öldürüldüğü
kimin öldürüldüğü.
Son akşam saati. Bitmez sevecenlik.
Yıkanmış çamaşırları giydirdiler,
giydiler.
kadehler ve çatal – bıçaklar, kunduralar, ve
birşeyin sadece kendi anlamında görüldüğü . ”
Gece geldi – gelmişti – sevindiler – oturum bitti – bitmişti –
söz istemediler – söylemişlerdi çünkü,
Kim ? ..
(Sen ne iyisin, dediler,
o kadar dediler.)
Turgut UYAR

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)