sirkencubin

Sirkencûbin | Ballı Sirke

‘KAHIR SİRKEDİR, LÜTUF DA BALA BENZER”

sirkencubin

sirkencubin

Sirkencûbin
\ ZUHAL ÇELİK lE ENGİN KA5AS

FARSÇA SİRKE VE ENCÜBÎN (B- _ KELİMELERİNDEN MEYDANA GELE’» SİRKENCÛBİN, UZUN YILLAR ÖNCE ŞERBETLERİMİZ ARASINDAKİ YERİNİ AL = ÜZÜM SİRKESİ VE BALIN EŞİT MİKTARLARA KARIŞTIRILIP SU İLAVE EDİLMESİYLE YAPILAN 5. ŞERBET, SELÇUKLU VE OSMANLI DÖNEMLERİN SEVİLEN ŞERBETLERİNDEN BİRÎDF

SİRKENCÛBİN, O DÖNEMLERDE, SUSUZLU6. GİDERMENİN YANINDA HASTALIKLARIN TEDAVİSİNDE DE KULLANILAN, ÖZELLİKLE İÇERİĞİNDEKİ SİRKEDEN DOLAYI HAZMI KOLAYLAŞTIRARAK ilDEYl RAHATLATAN SAĞLIKLI BİR İÇECEK OLARAK TÜKETİLİRMİŞ,

Sirkencûbin şerbetini dervişler, sabahleyin aç kamına zihin açıcı, akşam vaktinde ise mide rahatlatıcı olarak içerlermiş. Zihni etkisi açısından baktığımızda,15. yy da yazılmış Kitâbü’l Mühimmât adlı eserde, mizacı dengelemek için önerilen şerbetlerden birinin de sirkencûbin olduğunu görüyoruz. Günümüzde, tıbbi açıdan, vücutta detoks etkisi yaptığı, vücudu dengelediği, mikroplan kırdığı, sindirim sistemini düzenleyip hızlandırdığı, cildi güzelleştirdiği ve eklem ağnlanna çok iyi geldiği belirtilir. Sirkencübinin manevi olarak ise, ruhu kuvvetlendirdiği, kişinin üstünde bulunan nazar, sihir ve musallatın kalkmasını sağladığı

düşünülür.

KAHİR VE LÜTUF SİRKENCÜBİNİN TEMELİDİR

“Sirke, sirkeliğini artırdıkça şekerin artması gerek. Kahır, sirkedir, lütuf da bala benzer. Sirkengübinin temeli, bu ikisidir. “Bal, sirkeden az oldu mu sirkengübin, iyi ” olmaz.” (Mesnevi ciltö/beyit 15-19)

Bu beyit, bal ve sirkenin (somut) eşit miktarda kanştmlmasıyla leziz sirkencûbin içeceğinin elde edilmesi gibi; hayatında kahır ve lütfün (soyut) eşit miktarda olduğu kişinin de iyi bir insan olacağını belirten, zıtlıklann bir aradaki ahengini ifade eden hoş bir beyittir.

Bu dizeler, hayatım dediğimiz kabımızda, kahrın ve acının da, mutluluk ve huzurun da yaşanması gerektiğini; ancak biri diğerinden fazla olursa o noktada iç sıkıntısının, problemlerin baş göstereceğini ne güzel anlatıyor! Bunların dengeli bir terkiple hayatımızda olması gerektiğim…

Bu beyitlerdeki gibi, varlığın, var olanın, var olmakta olanın hikmetini benzetmelerle anlatan Mevlânâ, eserlerinde iletmek istediğini hep anlaşılır örneklerle, sembollerle vermiştir. Bu benzetmelerde kullandığı sembollerden bazılarını da yiyecekler oluşturuyor. Mesnevinin bu yönü bana, Mevlânâ’nm yiyecekleri benzetme aracı olarak kullanmasının yanısıra onlann benzetilen şeyle ilişkisine de dikkat çekmek istediğini düşündürmektedir. Hepimizin bildiği gibi yediğimiz her şey ruhumuzu da etkiler. Zihinsel bir hastalık dolayısıyla psikiyatriste gittiğimizde bize verdiği ilaçların ihtiva ettiği maddeler bizim zihni durumumuzu iyileştirmeye yarar. Dolayısıyla bedenimize kattığımız bu maddeler ruhumuzu da etkilemektedir. Bu nedenle ruh-beden ilişkisinde yiyeceklerin önemi büyüktür. Zihin bedeni etkilediği gibi beden de zihni etkiler. Bu yönden baktığımızda, sirkencübinin ruhi etkileri bizim bilmediğimizden daha da fazla olabilir. Tüm bunlardan anladığımız, Mevlânâ’mn yaptığı bu benzetme sadece benzetilen şeylerin yaptığı çağrışımlardan ibaret değil; benzetilenler
ve benzeyenler aynı zamanda birbiriyle ilişki içerisinde ve birbirini etkilemektedir.

“Nuh’un kavmi de, ona sirke döküp duruyorlardı, fakat Tann’nın lütuf ve ihsan denizi ona daha fazla şeker dökmekteydi.

Onun şekerine cömertlik denizinden yardım edilmekte idi de o yüzden âlem halkının sirkesinden fazlaydı onun şekeri.”

Şüphesiz kahn da, lütfü da veren Rabbimizdir. O “ Dilediğime dilediğimi veririm” (hangi ayet?) demiştir. Ancak aynı zamanda bizler, bunlan kendimize çekeriz. Bu dünya da yaptıklarımız, söylediklerimiz ve dualarımızla kahn da lütfuda üzerimize çeken, yaşayan bizlerizdir.

Rahmet dediğimiz suyla, Efendimiz (sav)’in “Sirke ne güzel bir katıktır “ dediği sirke ve Kuran’ı Kerim’de Allah’u Teâlâ’nın “Onda şifa vardır “ buyurarak övdüğü balın karışımında elbette ki maddi manevi rahmet vardır.
Tarifi:

4 tatlı kaşığı bal,

4 tatlı kaşığı üzüm sirkesi,

4 bardak su.

Bütün malzeme karıştırılıp içiliyor.

Tam kaynağından emin olamasak da, Mevlânâ’nın sirkencübinin hazırlanışıyla ilgili verdiği bir diğer tarif de şöyledir:

İki yüz dirhem bala iki yüz dirhem su ilave edilir. Kaynatıp köpüğü alınır ve koyulaştırılır. Yirmi beş dirhem sirke azar azar karıştırarak ilave edilir. Sonra su gidip bal kalıncaya kadar kaynatmaya devam edilir. Kullanılacağı zaman karışımın bir kaşığı dört kaşık su içinde ezilerek kullanılır.
anahtar/

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*