SIR ve HİKMET KAYNAĞI HACC

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

SIR ve HİKMET KAYNAĞI HACC
Âlemde herşey faaliyet ve hareket halinde olup, gaye ve hedefine doğru seyretmektedir. Bu hal, fıtrî bir arayışın ve de aslına rücu’ edişin bir ifadesidir. İnsan da, kâinat manzumesinin tabiî ve fıtrî akışına tâbi olarak Cenab-ı Hakk’a vuslatla neticelenecek bir arayışın içindedir. Bu arayış, kalbe marifet ve muhabbet tohumunun ekilmesiyle hızlanan, hızlandıkça ebedi saadete biraz daha yaklaşılan ‘seyr-i sülük’ adlı mukaddes yolculuğu zaruri kılmıştır. Bu mukaddes yolculuğun son merhalesi yahut nihai hedefi, rıza-i Bârî’ye ulaşarak Cennet ve Cemalullah ile müşerref olmaktır.

İbadetler, bu yolda, topyekûn vasıta ve vesileler olup, birer manevi ‘burak’ hükmündedir. Haccda, İslâm’ın temel beş şartından biri olarak, sayısız sır ve hikmetleri ihtiva eden malî ve bedenî bir ibadettir.

Hacc, şart ve kurallarına riayet ederek Mekke şehrindeki Kâbe-i Muazzamayı ziyaret etmek ve diğer menasiki yerine getirmektir.

Kâbe, kürre-i arzın kalbi hükmünde olan bir merkez noktadır. Arş-ı Âlâ’daki Beyt-i Mamurun melekler tarafından tavafına benzer şekilde İlâhî bir cazibe ile milyonların Kâbe’nin etrafında dönmeleri, “Allah’ın yeryüzündeki sağ eli” olarak vasfedilen Hacer-i Esved’i selâmlamaları, ona yüz sürüp öpmek istemeleri, taştan bir mekana teveccüh etmekten ziyade o mekanda vukubulan İlâhî tecellilere mazhar olmak içindir.

İşte bu mânânın tahakkuku için, Allah’ın emriyle bir hidayet vasıtası bir seyr-i sülük işareti olarak Kâbe inşa edilmiştir. İlk defa Hz. Adem (a.s.) tarafından yapıldığı bilinmekle beraber, Hz. İbrahim (a.s.)’ın, oğlu Hz. İsmail (a.s.) ile birlikte Kâbe’yi inşa ettikleri âyetle sabittir: “Ey Resulüm, hatırla o zamanı ki, biz Kâbe’nin yerini İbrahim’e beyan etmiş ve ona: ‘Bana hiçbir şeyi ortak koşma; Beyt’imi de tavaf edenler için, orada oturanlar, rüku ve secdeye varanlar için iyice temizle’ diye vahyetmiştik” 19 Bu âyette, Kâbe’nin inşa ediliş gayesi açıkça anlatılmaktadır: Bu gaye, hidayete tabi olarak Tevhid’e yönelmek, şirkten uzaklaşmak, bu vesile ile taat ve ibadetlerle Hakk’a yönelmektir. O halde, Kâbe, İlâhî tecellilerin aksettiği bir mekan, itaat, ibadet ve Tevhid’in bir simgesi, Hakk’a rücu edenlerin işareti, birlik ve beraberliğin temin vasıtasıdır.

Kur’ân-ı Kerim’den Hacca çağrının çok öncelere dayandığını öğreniyoruz: “Ey İbrahim! Halk arasında Haccı

ilân et. Ta ki, kendilerine ait bir takım menfaatlere

20

şahit olsunlar” .. Bunun üzerine Hz. İbrahim, Cebel-i Ebî Kubeys’e çıkarak: “Ey Nas! Rabb’ınız bir Beyt bina buyurup, üzerinize Haccı ve o Beyti ziyareti farz kılmıştır. Rabb’inizin bu davetine icabet ediniz”21.

İbn-i Abbas (r.a ): “Bu davet üzerine Haccetmesi mukadder olan herkes, ana karnında, baba sülbün-

de ‘Lebbeyk Allahümme Lebbeyk’ diyerek cevap verdiğini, davete icabet edeceğini o günden ilân etti


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.