Sen dünyaya gelmeden

Sen dünyaya gelmeden

Asr-ı Saâdet’ten dörtyüz sene önce Tüba isimli bir hükümdar, semavi kitaplarda vasıflarınızı, Medine’ye geleceğinizi okumuştu. Yüreğini sevda kaplamış, yollara revân olmuş, gelip Medine’ye yerleşmiş, yüzlerce ev kurmuş, beklemiş, beklemiş, ne var ki ömrü vefâ etmemişti. Vasiyetini altun levhaya yazıp; zatınıza olan inancını, muhabbetini, saygılarını bildirmiş, mukaddes bir emânet olarak size ulaşıncaya kadar saklanmasını emretmişti.

Bu derin muhabbet, ind-i İlâhide zâyi olmamış, hicret günü Kus-vâ’nm o kapıda çökmesiyle gâyesine ulaşmıştı. Temelleri aşk üzere atılmış olan Mescid-i Nebî, o mekânları tezyin etti, sonsuza dek o aşkla kalacak binler sevdâlı da, o aşk ile bir buhurdan gibi tütecekti.

Âdem (as), cennetten çıkarılıp Hindistan’a indirildiği zaman çok sıkıldı, gönlü daraldı. O anda Cebrâil (as) inip ona iki kere “Allahu ekber, Allahu ekber” dedi. İki kere “Eşhedü en lâ ilâhe illallah” ve iki kere “Eşhedü enne Muhammeden Resûlûllah” dedi, gönlü rahatladı.

Bahira, Nastura, Varaka b. Nevfel, Resûlûllah (sav)’e nübüvvetini ilan etmeden iman edenlerdendir. Yalnız bunlar, Efendimiz (sav) resmen İslâm’ı tebliğe memur olmadan önce vefat ettiklerinden dolayı, “İlk önce iman edenler” diye zikrolunmazlar.

Günler ne günlerdi yâ Muhammedi

Çağlar ne çağlardı…

Daha dünyaya gelmeden

Mü’minlerin vardı…

Ve bir gün ki gaflet çöller kadardı.

Halime ‘nin kucağında

Abdullah ’ın yetimi,
Âmine ’nin emâneti ağlardı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)