ŞEHİD

ŞEHİD, Aim. Mârtyrer (m). Fr. Martyr (m) İng.
Martyr. Allah yolunda canım feda eden, dinini, vatanını
bayrağını, namusunu müdafaa ederken ölen,
haksız yere öldürülen müslüman. Şehid, lügâtta,
şehid olan, şehid olunan, görülen… mânâlarına gelir.
Şehid, harb meydanında düşman tarafından, hükü­
mete karşı gelen asiler tarafından veya yol kesiciler
tarafından kılıç, top, tüfek… gibi silâhlarla ve bunlara
benzer herhangi bir aletle öldürülen, yangın veya
boğulmakla, veba (taûn) gibi salgın hastalıkla ölen,
yahut harb meydanında üzerinde ölüm alâmeti olduğu
halde bulunan kimsedir. Böyle bir kimseye şehid
denilmesi, ölürken bir takım rahmet melekleri hazır
bulunduğu veya cennete gireceğine şehadet olunduğu,
yahut kendisi Allahü teâlânın huzurunda diri
olarak nzıklandınldığı içindir.
Şehidlik, Allah katında peygamberlikten sonra en
yüksek mertebedir. Peygamberlerden sonra derecesi
en yüksek olan şehidlerdir. Şehidler, Allahü teâlânın
sevgili kullandır. Cennette, onlar için sonsuz nimetler
hazırlanmıştır. İmanla ölen ve cennete giren bir
kimse, dünyaya tekrar gelmek istemez. Fakat şehidler
böyle değildir. Onlar, tekrar dirilmek ve tekrar
şehid olmak arzu ederler. Bu arzulan, şehidlik mertebesinin
cennet nimetlerinden daha tatlı, daha zevkli
olmasındandır. Şehidlerin, cennet nimetlerine kavuş­
tukları vakit, “E y Rabbim iz, biz senin yolunda
tek ra r şehid olm ak için dünyaya döndürülüp
öldürülm eyi istiyo ru z ” diyerek, Allahü teâlâya
yalvaracaklarını Peygamber Efendimiz haber
vermektedir.
Şehidlerin, kul borçlanndan başka bütün günahları
af olunur. Kul borçlannı da, Allahü teâlâ kıyamette,
hak sahibine cennet nimetleri ihsan ederek
helâllaştıracaktır. Allah yolunda savaşırken, hudut
boylarında nöbet tutarken ölenlere, kıyamete kadar
bu ibadetlerinin sevabı verilir. Şehidlerin bedeni
çürümez, kabirlerinde diridirler. Her biri, kıyamette
yetmiş kişiye şefaat eder. Suda boğularak şehid olana,
karada şehid olanın iki misli sevab verilir. Hattâ kul
borçları da affedilir. Havada şehid olanlar da
böyledir.
Müslümanları, asırlarca harb meydanlarında
zaferden zafere koşturan biricik arzu, ahirette şehidlere
verilecek sonsuz, nimetlere imân etmeleri ve bunlara
kavuşmak için can atmalarıdır. Dünyanın
faniliğine, âhirette ise cennetin ve nimetlerinin sonsuzluğuna
yakın derecede imân edenler, şehid olmaktan
büyük bir haz, zevk duymuşlardır. Harp
meydanlarında kahramanca dövüşen ve düşmandan
yılmayan müslüman askerler, şehid olmak arzusu ile
yanıp tutuşmuşlar ve asla düşmandan yüz çevirmemişlerdir.
Halbuki dünya zevklerine aşın derecede
düşkün olanlar ve âhirete inanmayanlar, güçlü gördükleri
düşmanları karşısında tutunamayıp harp
meydanını terk etmişlerdir. Durum, bugün de
böyledir.
Ancak mümin olanlar şehid olur. Allaha ve dinine
inanmayanlara âhirette şehidlik muamelesi yapılmaz.
Şehidler dünyada ve âhirette, durumlarına göre
muamele görürler. Tam şehid olan ve dünya şehidi
olan, öldükleri vakit üzerinde bulunan kanlı elbiseleri
ile gömülür ve yıkanmazlar. Allahü teâlânın huzuruna,
harpte yaralanıp şehid olduklan andaki durumları
ile gelirler. Yaralarından akan kan misk-ü amber
gibi kokar.
Şehid olarak ölmeyi istemek imânın kâmil olması­
nın alâmetidir. Onun için her müslüman şehid olarak
ölmek için duâ eder. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz,
şehidliğin faziletlerini, üstünlüklerini Eshabına haber
verince, bütün Eshâb-ı kirâm şehid olmak istemiş­
ler, namazlarından sonra şehid olarak ölmek için duâ
etmişlerdir. Bu hususta duâsı meşhur olan Eshab-ı
kiram çoktur. Bunlardan, Abdullah bin Cahş’m duâsı
pek meşhurdur.
Hazret-i Abdullah bin Cahş, Resûlullahm halası­
nın oğlu ve kayın biraderidir. Bedir Savaşı’nda
olduğu gibi, Uhud Savaşı’nda da büyük fedakârlıklar
göstermiştir. O, bu savaşta şehid olmak istiyordu.
Arkadaşlarından Sa’ad bin Ebi Vakkas hazretleri, bu
arzusunu şöyle anlatmaktadır:
Uhud’da, savaşın çok şiddetli devam ettiği bir
andı. Birdenbire yanıma sokuldu, elimden tuttu ve
beni bir kayanın dibine çekti. Bana şunlan söyledi:
“Şimdi burada, sen duâ et, ben “âmin” diyeyim.
Ben de duâ edeyim, sen “âmin” de!”. Ben de
“peki” dedim. Ben şöyle duâ ettim: (Allahım, bana
çok kuvvetli ve çetin kâfirleri gönder. Onlarla kıyasıya
vuruşayım. Hepsini öldüreyim. Gazi olarak geri
döneyim.) Benim yaptığım bu duâya, içten âmin dedi.
Sonra da duâ etmeye başladı: (Allahım, bana zorlu
kâfirler gönder. Kıyasıya onlarla vuruşayım. Cihadın
hakkını vereyim. Hepsini öldüreyim. En sonunda
bir tanesi de beni şehid etsin. Sonra, benim dudaklanmı,
burnumu, kulaklarımı kessin. Ben kanlar
içinde, senin huzuruna geleyim. Sen bana: “ Abdullah,
dudaklannı, burnunu, kulaklarını ne yaptın?”
diye sorduğunda, Allahım, ben onlarla çok kusur
işledim, yerinde kullanamadım. Senin huzuruna ŞEHİD, Aim. Mârtyrer (m). Fr. Martyr (m) İng.
Martyr. Allah yolunda canım feda eden, dinini, vatanını
bayrağını, namusunu müdafaa ederken ölen,
haksız yere öldürülen müslüman. Şehid, lügâtta,
şehid olan, şehid olunan, görülen… mânâlarına gelir.
Şehid, harb meydanında düşman tarafından, hükü­
mete karşı gelen asiler tarafından veya yol kesiciler
tarafından kılıç, top, tüfek… gibi silâhlarla ve bunlara
benzer herhangi bir aletle öldürülen, yangın veya
boğulmakla, veba (taûn) gibi salgın hastalıkla ölen,
yahut harb meydanında üzerinde ölüm alâmeti olduğu
halde bulunan kimsedir. Böyle bir kimseye şehid
denilmesi, ölürken bir takım rahmet melekleri hazır
bulunduğu veya cennete gireceğine şehadet olunduğu,
yahut kendisi Allahü teâlânın huzurunda diri
olarak nzıklandınldığı içindir.
Şehidlik, Allah katında peygamberlikten sonra en
yüksek mertebedir. Peygamberlerden sonra derecesi
en yüksek olan şehidlerdir. Şehidler, Allahü teâlânın
sevgili kullandır. Cennette, onlar için sonsuz nimetler
hazırlanmıştır. İmanla ölen ve cennete giren bir
kimse, dünyaya tekrar gelmek istemez. Fakat şehidler
böyle değildir. Onlar, tekrar dirilmek ve tekrar
şehid olmak arzu ederler. Bu arzulan, şehidlik mertebesinin
cennet nimetlerinden daha tatlı, daha zevkli
olmasındandır. Şehidlerin, cennet nimetlerine kavuş­
tukları vakit, “E y Rabbim iz, biz senin yolunda
tek ra r şehid olm ak için dünyaya döndürülüp
öldürülm eyi istiyo ru z ” diyerek, Allahü teâlâya
yalvaracaklarını Peygamber Efendimiz haber
vermektedir.
Şehidlerin, kul borçlanndan başka bütün günahları
af olunur. Kul borçlannı da, Allahü teâlâ kıyamette,
hak sahibine cennet nimetleri ihsan ederek
helâllaştıracaktır. Allah yolunda savaşırken, hudut
boylarında nöbet tutarken ölenlere, kıyamete kadar
bu ibadetlerinin sevabı verilir. Şehidlerin bedeni
çürümez, kabirlerinde diridirler. Her biri, kıyamette
yetmiş kişiye şefaat eder. Suda boğularak şehid olana,
karada şehid olanın iki misli sevab verilir. Hattâ kul
borçları da affedilir. Havada şehid olanlar da
böyledir.
Müslümanları, asırlarca harb meydanlarında
zaferden zafere koşturan biricik arzu, ahirette şehidlere
verilecek sonsuz, nimetlere imân etmeleri ve bunlara
kavuşmak için can atmalarıdır. Dünyanın
faniliğine, âhirette ise cennetin ve nimetlerinin sonsuzluğuna
yakın derecede imân edenler, şehid olmaktan
büyük bir haz, zevk duymuşlardır. Harp
meydanlarında kahramanca dövüşen ve düşmandan
yılmayan müslüman askerler, şehid olmak arzusu ile
yanıp tutuşmuşlar ve asla düşmandan yüz çevirmemişlerdir.
Halbuki dünya zevklerine aşın derecede
düşkün olanlar ve âhirete inanmayanlar, güçlü gördükleri
düşmanları karşısında tutunamayıp harp
meydanını terk etmişlerdir. Durum, bugün de
böyledir.
Ancak mümin olanlar şehid olur. Allaha ve dinine
inanmayanlara âhirette şehidlik muamelesi yapılmaz.
Şehidler dünyada ve âhirette, durumlarına göre
muamele görürler. Tam şehid olan ve dünya şehidi
olan, öldükleri vakit üzerinde bulunan kanlı elbiseleri
ile gömülür ve yıkanmazlar. Allahü teâlânın huzuruna,
harpte yaralanıp şehid olduklan andaki durumları
ile gelirler. Yaralarından akan kan misk-ü amber
gibi kokar.
Şehid olarak ölmeyi istemek imânın kâmil olması­
nın alâmetidir. Onun için her müslüman şehid olarak
ölmek için duâ eder. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz,
şehidliğin faziletlerini, üstünlüklerini Eshabına haber
verince, bütün Eshâb-ı kirâm şehid olmak istemiş­
ler, namazlarından sonra şehid olarak ölmek için duâ
etmişlerdir. Bu hususta duâsı meşhur olan Eshab-ı
kiram çoktur. Bunlardan, Abdullah bin Cahş’m duâsı
pek meşhurdur.
Hazret-i Abdullah bin Cahş, Resûlullahm halası­
nın oğlu ve kayın biraderidir. Bedir Savaşı’nda
olduğu gibi, Uhud Savaşı’nda da büyük fedakârlıklar
göstermiştir. O, bu savaşta şehid olmak istiyordu.
Arkadaşlarından Sa’ad bin Ebi Vakkas hazretleri, bu
arzusunu şöyle anlatmaktadır:
Uhud’da, savaşın çok şiddetli devam ettiği bir
andı. Birdenbire yanıma sokuldu, elimden tuttu ve
beni bir kayanın dibine çekti. Bana şunlan söyledi:
“Şimdi burada, sen duâ et, ben “âmin” diyeyim.
Ben de duâ edeyim, sen “âmin” de!”. Ben de
“peki” dedim. Ben şöyle duâ ettim: (Allahım, bana
çok kuvvetli ve çetin kâfirleri gönder. Onlarla kıyasıya
vuruşayım. Hepsini öldüreyim. Gazi olarak geri
döneyim.) Benim yaptığım bu duâya, içten âmin dedi.
Sonra da duâ etmeye başladı: (Allahım, bana zorlu
kâfirler gönder. Kıyasıya onlarla vuruşayım. Cihadın
hakkını vereyim. Hepsini öldüreyim. En sonunda
bir tanesi de beni şehid etsin. Sonra, benim dudaklanmı,
burnumu, kulaklarımı kessin. Ben kanlar
içinde, senin huzuruna geleyim. Sen bana: “ Abdullah,
dudaklannı, burnunu, kulaklarını ne yaptın?”
diye sorduğunda, Allahım, ben onlarla çok kusur
işledim, yerinde kullanamadım. Senin huzuruna yaparken, helâl kazanıp çoluk çocuğuna din bilgisi
öğretmek ve ibadet yapmaları için çalışanlar (ve fıkıh
kitaplannda daha geniş olarak izah edilen şeyleri
yapanlar) ölünce âhiret şehidi olurlar.
Şehidlik mertebesinin fazileti, yüceliği hakkında
pekçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerifler vardır.
Allahü teâlâ K ur’ân-ı kerîmde buyuruyor ki:
“A llah yolunda öldürülmüş olanlar için
ölüler dem eyiniz. B ilâkis onlar diridirler.
F akat siz iyice anlayam azsınız.” (B akara-154).
“A n d olsun, eğer siz A llah yolunda öldürü­
lür veya ölürseniz, A llahın bir bağışlam a ve
esirgem esi, Onların toplayacakları dünya
m enfaatlerinden elb ette daha hayırlıdır. A n d
olsun, eğer ölür veya A llah yolunda öldürülürsen
iz m uhakkak ki, A llahın huzurunda toplanacak,
hesaba çekileceksin iz.” (Al-i îmrân
157-158).
“Sakın A llah katında öldürülenleri ölüler
sanm a! Doğrusu Onlar R ableri katında diridirler,
cennet m eyvalarından rızıklanırlar.
Onlar, Allahın kendilerine verdiği ihsandan
(şehitlik rütbesinden) dolayı neşeli haldedirler
ve arkalarından kendilerin e şeh idlik rü tbesi
ile katılam ayan m ücahidler hakkında
şunu m üjdelem ek isterler: -Onlara hiç bir
k o r k u y o k tu r v e O n la r m a h zu n d a
olm ayacaklar.” (A. İmrân 169-170).
“K im A llah ve Peygam ber’e itaat ederse,
işte Onlar A lla h ’ın kendilerine nim etler verdiği
P eygam berlerle, sıddıklarla, şeh idlerle
v e iyi kim selerle beraberdirler. Onlar ne iyi
arkadaştırlar. ” (Nisâ-69).
“A llah yolunda hicret edip de sonra öldü­
rülmüş veya ölmüş olanlar, A llah onları güzel
bir rızık ile rızıklan dıracaktır. Çünkü Allah,
rızık verenlerin en h a yırlısıd ır.” (Hacc-58).
Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hadîs-i şeriflerinde
buyurdular ki:
“ Şeh idin , ku l borcundan b a şk a bütün
günahlarını Allahü teâlâ affeder.”
“A llah yolunda şeh id olm ayı gönülden iste ­
yen kim se, şeh id olm asa dahi şehidlik seva ­
bına nâil olur. ”
“M alının yanında; kanını, dinini, ehlini
korum ak uğrunda öldürülürse şeh id d ir”.
“O nları (şeh idleri) yu k a m a ym ! Çünkü
kıyâm et gününde her y e re m isk-ü am ber gibi
koku saçacak.”
“Şehidler beştir: Taûna (vebaya)tutularak
ölenler, is hâl (dizanteri) hastalığından ölenler,
suda boğularak ölenler, yık ın tı altında kalarak
ölenler ve Allah yolunda savaşırken öldü­
rülen k im seler.”
BİR ŞEHİDİMİZİN SON SÖZLERİ
Şehidin Kimliği:
İSMİ ………………………………………………..: M. Tevfık
RÜTBESİ…………………………….:Kolağası (Ön Yzb.)
GÖREVİ ………………………………. :Bölük Komutanı
BABA A D I………………………………………… :Ali Rıza

DOĞUM TARİHİ…………………………..: 1296 (1881)
DOĞUM YERİ…………………………………….:İstanbul
2 Haziran 1916’da bir İngiliz mermisi ile yaralanmış ve
Çanakkale Askeri Hastanesi’nde şehid olmuştur.
Ovacık Karibindcki Oıdugâhtan 18 Mayıs 1331-
Pazartesi (1916)
Sebebi hayatım, feyz-ii refikim,
Sevgili Babacığım, Vâlideceğim:
Anburnu’nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ
yanımdan ve pantolonumdan hain bir İngiliz kurşunu
geçti. Hamdolsun kurtuldum. Fakat, bundan sonra girece­
ğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından
bir hatıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum.
Hamdü senalar olsun Cenab-ı Hakk’a ki, beni bu
rütbeye kadar isâl etdi. Yine mukadderat-i İlâhiye olarak
beni asker yapdı. Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla,
beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetişdirmek
mümkün ise öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i feyz-ü refikim
ve hayatım oldunuz. Cenab-ı Hakk’a ve sizlere çok
teşekkürler ederim.
Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı bugün
haketmek zamanıdır. Vazife-i mukaddese-i vataniyeyi
îfâya cehdediyorum. Rütbe-i şehâdete suûd edersem
Cenab-ı Hakk’ın en sevimli kulu olduğuma kanaat edece­
ğim. Asker olduğum için, bu her zaman benim için pek
yakındır. Sevgili babacığım ve vâlideciğim! Göz bebeğim
olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih’ciğimi evvelâ
Cenab-ı Hakk’ın sâniyen sizin himayenize tevdi ediyorum.
Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen sa’yediniz.
Servetimizin olmadıkı malumdur. Mümkün olandan fazla
bir şeyi isteyemem. İstesem de pek beyhudedir. Refikama
hitaben yazdığım melfuf mektubu lütfen kendi eline veriniz!
Fakat çok müteessir olacaktır. O teessürü izale edecek
veçhile veriniz. Ağlayacak, üzülecek tabiî, teselli
ediniz. Mukadderât-ı İlâhiye böyle imiş. Matlubat ve
düyunatım hakkında refikam mektubunda leffettiğim deftere
ehemmiyet veriniz! Münevver’in hafızasında ve yahut
kendi defterinde mukayyet düyunat da doğrudur.
Münevver’e yazdığım mektubum daha mufassaldır. Kendisinden
sorunuz.
Sevgili baba ve vâlideciğim! Belki bilmeyerek size
karşı bir çok kusurlarda bulunmuşumdur. Beni affediniz!
Hakkınızı helâl ediniz! Ruhumu şad ediniz. İşlerimizin
tesviyesinde refikama muavenat ediniz ve mu’in olunuz.
Sevgili hemşirem Lûtfiye’çiğim.
Bilirsiniz ki sizi çok severdim. Sizin için ve sa’yimin
yetdiği nisbette ne yapmak lâzımsa isterdim. Belki size
karşı da kusur etmişimdir. Beni affet, mukadderât-i İlâ­
hiye böyle imiş. Hakkını helâl et, ruhumu şâdet! Yengeniz
Münevver hanımla oğlum Nezih’e sen de vardım et!
Hepiniz, hergün beş vakit namaz kılınız! Bir namazı
kaçırmamağa çok dikkat ediniz. Ruhuma Fâtiha okuyarak
beni sevindiriniz! Sizi de Cenab-ı Hakk’ın lutuf ve
himayesine tevdi ediyorum.
Ey akraba ve ehibba ve evda cümlenize elvedâ! Cümleniz
hakkınızı helâl ediniz. Benim tarafımdan cümlenize
hakkım helâl olsun. Elvedâ, elvedâ. Cümlenizi Cenab-ı
Hakk’a tevdi ve emanet ediyorum. Ebediyen Allaha
ısmarladık. Sevgili babacığım ve vâlideciğim.
Oğlunuz
Mehmed Tevfik

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)