Satılan Küpe

Satılan Küpe

Mahalle hekimi, hastanın odasından çıkınca Adnanı bir köşeye çekti Ve o yaz Heybelide mutlaka ev tutmalarını söyledi. Adnan acı acı güldü. Adada ev tutmak için verem olmak kâfi miydi? Bu doktorlar insanları hasta olunca zengin oldu sanıyorlardı. Bir anda fukaralığından ziyade hekime düşmandı. Küçükevin sefaletini görmemek için insan, hekim olmalıydı. Gece anasının ağaç kovuğuna benziyen boş koltuğuna dereceyi koydu. Doktorun hissiszliğinden sonra eıvarın duygusuzluğu başlıyor; derece Heybeliye mutlaka gidilmesini Adnana haber veriyordu. Kafası hergün ölümün koynuna biraz daha sokularak çehresi ^ölgeleşen bu kadın onun dünyada sevdiği tek insandı, bu kadın olmadığı gün, bu küçük ev bütün komşu evlere benziyecek, her akşam oraya koşmak lüzumsuz olacaktı. Hastayı hemen ölecek sandı.

Şimdi kendisinin sıhhatine bile garez oluyordu. Ve kendisi sağlam olduğu için suçlu gibiydi; utanmamak için, rahat etmek için onun gibi hasta olmak istiyordu.

Hastayı unuttuğu, ve Filaretiye gittiği gecelere baktı;* utandı. Sonra birdenbire düşündü: Birçok veremliler gibi anası da daha uzun müddet yaşıyabilirdi. Hastanın ihtiyarlaymcaya kadar yaşıyacağını düşününce bu sirayet eden hastalıktan korkmağa başladı. Anasına, tevarüssüz, sirayetsiz bir hastalık vermiyen tesadüfe kızıyor, bu kadından kendi kanma düşecek verem tohumları, gözlerinde birikmiş gibi sarı gözlerle kendi hayatına bakıyor, hastaya garez oluyordu. Anası yanındaki odadan yine öksürmeğe başladı. Ah, çabuk ölmiyen veremliler bu türlü öksürenler değildi. Demin hastaya bütün yüzile, göz-lerile garez olmuştu. Şimdi boş odada çehresini görecekle* gibi iki elile örtmüş, sessiz ağlıyordu. Mahkûmdu: Tesadüf denen kocaman putu sirtlıyacak, hayata bir dağ gibi tırmanacaktı. Yarın maliye nazırile hocalığını konuşmak için mektupçuya gitmeğe de mahkûmdu.

— Kâğıtların üstüne koy Şefika Hanım… Of, koy oraya Canım. Zarar yok.

Şefika Hanım elinde gaz lâmbasile girmişti; lâmba koymak için yazı masasının üstünde Adnanın romanından yer yoktu ; Adnanın her gün eğildiği bu kâğıttarın üstüne ,bir şey koy-<mıya, kadın, korkuyordu.

Adnan, lâmbayı kadının elinden öfkeyle aldı, masaya koy-«du. Kadını gücenmiş sandı:

— Ehemmiyetsiz kâğıtlar Şefika Hanım!’Dedi bunu söylenmekten maksadı, Şefikaya (Şefika Hanım!) demekti.

Şefika, ihtiyar olduğu için, bu evde boğaz tokluğuna çalınıyordu. Aylık yerine ona (Hanım) lık verilmişti.

Demin karanlıkta ağlayan ‘Adnan, şimdi lâmbanın ışığında Scendi yüzünden, başkasının çehresi gibi, utanıyordu.

Anası, yanındaki odadan seslemdi:

— Mehmet, yine mi roman? Bırak şu yazıyı… Yatsı okunacak nerdeyse… Kalk, yemeğini ye… Hadi diyorum oğlum.

Sesi, yavaş yavaş öksürük oldu.

Adnan sinirleniyordu: veremliler, çok konuşmamalıdırlar ; »öksürükleri tutardı.

Adnan, bu gece çok geç uyudu; sabaha karşı kararlar vererek: Maliye nazırının kızma hoca olmıyacaktı; anasının küpesini satacak ve parası ile onu Heybeliye götürecekti.

(Sabah gazetesindeki muharrirlikten aldığı para o kadar -azdı ki, buna küpeyi, mutlaka ilâve etmek lâzımdı. Zaten, onların bir şey satmadan hava tebdiline gidemiyeceklerini sorulsa-ikosnşular da söyliyebilirlerdi.

Sabah konuşurlarken, Adnan, bu hava tebdiline, anasını» inanıyor sandı. Halbuki Naciye biliyordu: Heybeli, parası olanların hatırına gelecek bir süstü; ve adalara gitmek için bu kü-•■çük evde birinin verem olması lâzımdı. Ana, oğul bu verem •hastalığını, bir kabahat gibi, aralarında bilmemezlikten geliyorlardı.

Şehit miralay Salim Beyin evlenirken karısına verdiği küpe ■•evin bir tarafında, çalınmış eşya gibi senelerdenfceri saklıydı. •”Naciye, onu, evin meçhul yerinden oğluna çıkartti. Kadife kutuyu aç,tı. Elmas, odanın sefaletini arttırıyordu. Kadın, elmasa

ağlıyacaktı; kendini tuttu, kirpiklerinde kuruyan gözyaşlarını!» sesinden de uçmasını bekledi; kayıtsız sesle:

— Zaten bilirsin Mehmet, ben elmas sevmem; gelinime inşallah daha âlâsını alacaksın sen! Dedi.

Adnan, gelinim kelimesinin karşısında dondu : Anası, yakında öleceğini bilmiyordu demek! Ölünün gelini olur muydu?’ Sonra, karısına takacağı pırlantalara acı acı güldü.

O, bu elmasları hep başkasında görecekti. Babası Şalin» bey bile, bu küpeyi, Lofçadaki tarla hissesini sattığı için karısına alabilmişti. Anasına, bunu anlatan gözlerle baktı. Naciye bu gözleri anladı:

— Göreceksin Mehmet, dedi; sen çok büyük adam olacaksın!’

Ve oğlunun ilerdeki büyük* adamlığına sevindiğinden ağlı-

yormuş gibi bu hileyle küpeye kısaca gözleri doldu.

Evden çıkınca, Adnan, rahat etti. Sokak ne kadar güzeldi istirabım hafifletmek için, çarşıya niçin gittiğini düşünmiyordu.

Kapalı çarşıda, az konuşan kuyumcu, elması o kadar ucuza kapattı ki, beşlik banknotları sayarken telâşla, Adnana bir kâğıt fazla verdi. Adnan da elması satarken haraptı: .Bu fazla beş liranın ancak eve dönünce farkında oldu; fakat inat ediyordu; bunu adama geri verecekti. Naciye kocasının hediyesini âatın alan kuyumcuya garez olmuştu; parayı iade etmemekte intikam lezzeti buluyor ve:

— Zaten adam, senden küpeyi bedava almış Mehmet! Ne-diye geri vereceksin? Diyordu.

Adnan, hayatında ilk defa bir hırsızlık imkânının önündeydi; sevindi ve anasına kızdı : «Neden mi geri verecekti? Bu-para onların değildi de ondan.»

Hayret ediyordu : İngiliz Sait Paşayı, ona, anlatan anası değil miydi? Paşaya, sarayda, rüşveti izah etmişler, o, bir türlü anlamamış ve irtikâbı anlamadan ölmüştü.

İki saat sonra Kapalıçarşıdan, kendine hürmeti artarak dönüyordu. Kendi namusunu kendisinin görmesi nekadar tatlıydı;, fakat bu lezzeti, hastanın paraya muhtaç olması azaltmasa.

Ellerinde toptan bir para olunca, borçlarını düşünmek kudretini kendilerinde buldular; ve ana oğul hesapladılar; Küpeyi

satmakla Adaya gidemiyorlardı. Esnafa biriken borçlar ödenince kalan para, azdı; fakat bununla birşey yapamazlar mıydı? Meselâ bir şey satın almak? Meselâ… Meselâ?.. Buldular: Şe-fika Hanıma terlik alacaklardı.

Şefika Hanımın kafası, oda kapısından uzandı:

— Raif Bey geldi, dedi.,

Adnan seviniyordu: Maliye nazırının konağına hoca olmak istemediğini, lâkırdı sırasında, Raif anlıyacaktı…

Fesini çıkartınca çok güzelleşen Raif, çabuk çabuk konuşarak:

— Sevindim Adnan, dedi; Direldçrarasmda- bizim Dilâvere rastladım; o söyledi; maliye nazırının kızma hoca olmuşsun.

Bu Dilâver, Adnanla Raifin çayhane arkadaşı ve mâliyede kâtipti. Onun konağa hoca olduğutıu mâliyede duymuşlardı demek!

Birdenbire değişti. Raif gibi namuslu bir adam onun hocalığına mademki seviniyordu; Adnan bu hocalığı kabul edecekti.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)