SANATÇININ TUTTUĞU IŞIK

SANATÇININ TUTTUĞU  IŞIK
“Sanatkâr, cemiyetle uzun ceht ve gayretlerden sonra
alnında ıjıgı ilk hisseden insandır. — Atatürk»
Hangi soylu ozan, hangi gerçek sanatçı yüzyıllardan beri kötüyü
iyi yapmak, daha mutlu bir gelecek kurma yolunda insanlığın umudunu
beslemekten, onun direnme, yaşama gücüne yeni güçler katmaktan geri
kalmıştır…
Eluard; “Başkalarıydı beni yaşatan insanlardı – Aktı yüreğimde
bir başka yüreğin kanı.” Ya da; “Her acının sonunda açık bir pencere
vardır – Aydınlık bir pencere – Hayâl edilecek birşey vardır.” derken,
işte o yenilmez umudu büyütüyordu.
lievlânâ’nm şiirlerinde de, bütün insanlığı engin bir sevgiyi« kucaklayan
bir yürek çarpmaktadır:
“İster kâfir ol, ister ateşe tap, ister puta, – İster yüz k#re tövbe
etmiş ol, – İster yüz kere bozmuş ol tövbeni.”
“Umutsuzluk kapısı değil bu kapı; – Nasılsan öyle gel.”
“Ne malım mülküm var, ne azığım. – Ben gene de senin azığın olsun
diye çalışırım, – Senin başını sokacak bir yerin olsun diye, senin bir
likili ağacın.” dizelerinde de aynı tükenmez insan sevgisini buluruz.
Sanatçılar, yasa yapan milletvekilleri değillerdir; ama toplumun
dokusu içindeki gerçekleri, toplumun oluşmasındaki geleceği görmekteki
dayanılmaz sağduyularıyla politikacılardan çok daha önde halkın gerçek
temsilcileridir. Politikacı ötedenberi kurulu düzenin ve bağlı bulunduğu
çevre çıkarlarının savunucusudur. Toplumun özlemlerini çok daha yakından
duyan, izleyen; halktan, gerçekten, güzelden ayrılmayan sanatçı
toplumun daha iyiye doğru değiştirilmesini ister. Bu yolda çalışmayı
kutsal bir iş bilir; açık yüreklilikten, doğru sözlülükten ayrılmaz. Bu
bakımdan, gündelik ve dar çıkarların temsilcisi olan politikacısın, sanatçıyı hor görmesi, ona dirsek çevirmesi, ona kuşkulu gözle bakılmasını
istemesinin nedeni kolayca anlaşılır.
Toplumsal bilinç, tarih boyunca bütün uluslarda, ilkin kendini o
ulusun sanatında duyurmuştur. Sanatçıların bazı gerçekleri ve duyguları
somut bir biçimde ortaya koymaları, insanlarda ergeç olayların bilincini
uyandırır ve olumlu sonuçlar hazırlar. Türk sanatçısı da yıllardan beri
halkımızın diliyle, onun gerçeklerini, yaşama koşullarını, özlemlerini duyurmaya
çalışmaktadır. Bizim sanatçılarımız da, yıllardan beri haksız
suçlamalara karşın, insan onurunu tam bir aydınlığa, insan emeğini lâ­
yık olduğu değere kavuşturmak yolundaki uğraşlarından ayrılmamışlardır.
Yeni Türk yazını, şiirde, öyküde, romanda olsun tam bir içtenlikle
ve gerçekçi yöntemle bizim insanımıza eğilmiş, onun yaşama koşullanın
sadece saptamakla kalmamış, daha iyiye doğru değiştirilme yolunda
toplumsal bilincin uyarılmasına da yol açmıştır. Bugün düşünce
yaşamımızda; toplumsal adaletten, toprak reformundan, insanın sömü-
riilmesinin önlenmesinden, bütün yurt çocukları için eğitim ve öğretimden
kolayca söz açılıyorsa, bunda, yeni yazınımızın yurt gerçeklerini tam
bir içtenlikle ortaya çıkarmasının payı yadsınamaz. — j
Çağımızda bütün değerlerin başı ve ölçüsü olan insan sevgisi, bizim
yazınımızda da eıı seçkin örneklerini vermiştir. Sait Faik’in insan sevgisiyle
dolup taşan öykülerinden birinden, özlemini duyduğu dünyayı
anlatan şu bölümü nasıl unutabiliriz :
“Haksızlıkların olmadığı bir dünya -. İnsanların hepsinin mes’ut ‘
olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu, doyduğu bir dünya… Hırsızlıkların, baş- .
kalarmın hakkına tecavüz etmelerin bol bol bulunmadığı… Pardon efendim!
Bol bol bulunmadığı ne demek? Hiç bulunmadığı bir dünya…”
“Sokaklarda sefillerin bulunmadığı bir dünya.. • Kafanın, kolun, çalışabildiği
zaman insanın muhakkak doyabildiği, eğlenebildiği bir dün- J
ya… İçinde iyi şeyler söylemeğe, doğru şeyler söylemeğe selâhiy etler I
kıvranan adamın, korkmadan ve yanlış tefsir edilmeden bu bir şeyleri!
söyleyebildiği bir dünya…” (Ay Işığı’ndaıı – Havada Bulut, Sf. 20)
Sanatçıdır, yüzyılların karanlığı içinden insan ışığını mutlu bir ge j
leceğe ulaştırma yolunda o kutsal çabayı sürdürüp götüren kişi. Bi’
sanatçının ışığıdır, insan emeğinin yüzünü ak edecek aydınlık. 1
Soylu yazarlık sanatının, Albert Camus’nün dediği gibi, korumas
güç şu iki göreve bağlılığında bizim namuslu yazarlarımız,
paylarına düşeni yıllardır başarmaya çalışmaktadırlar:
“Bile bile yalan söylememek ve insanın insanı ezmesine karşı
mak…”
İnsanın değeri, insanın mutluluğu yolundaki bu ölümsüz çizgiyt
düren sanatçılarımız, yalnız ulusal (kendimize özgü) bir görevi dd)|i
çağdaş değerlerin ortak koruyuculuğunu da yapmış olacaklardır.

AHMET KÖKSAL

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)