SAN MARİNO

SAN MARİNO
: 60,57 km.2 ; 22.100 (1987) : San Marino : İtalyanca : Katolik : San Marino Cumhuriyeti ; İtalyan Lireti
fından kuruldu. 1846’da Birleşik Devletler’e geçtikten sonra, özellikle 1849’da başlayan “altına hücum” döneminde hızla gelişmeye başladı. 1869’da ilk kıta aşırı demiryolunun terminali oldu, fakat I906’da meydana gelen şiddetli deprem ve onu izleyen yangınla büyük ölçüde zarar gördü. 1945’te Birleşmiş Milletler’in kuruluş toplantısı burada yapılmış ve 1951’de Japonya-ABD barış antlaşması burada imzalanmıştır.

SAN JOSE, Kostarika’nın merkezi. Merkez bölgesinin yüksek toprakla^ rında kurulmuştur. Büyük ölçüde şeker, kahve, tütün, kakao ticareti yapılır. Besin ve dokuma sanayileri vardır. Nüfusu 300.000’dir.

SAN JUAN, Porto Riko’nun başken-, ti. Ülkenin kuzey kıyısında, karaya bağlı kayalık iki adacık üzerinde kurulmuştur, Limanından şeker, kahve ve tütün ihracatı yapılır. Tütün imalathaneleri ve şeker rafinerileri vardır. Nüfusu 435,000,

SAN MARİNO (Fr,; Saint-Marin, İng,: San Marino). İtalya’da Rimi-ni’nin güneyinde küçük cumhuriyet. Avrupa’nın en küçük ve en eski devletidir. Yüzölçümü 60,57 km.^, nüfusu 22.100 (1987), başkenti San Marino. Yaklaşık 20.000 San Marino vatandaşı ülke dışında yaşar. Başlıca gelir kaynaklan turizm, şarapçılık, bağcılık ve seramik üretimidir, i.S. 4. yüzyılda Marinus adlı bir taş yontucusu tarafından kuruldu. Marinus sonradan aziz mertebesine yükseltildi. 9. yüzyılda oldukça özerk bir konuma erişen San Marino 1263 yılında cumhuriyet oldu. Halk etnik bakımdan İtalyan kökenli olmasına
karşın her zaman İtalya’dan oldukça bağımsız ulusal bir karakter taşıdı. Yüzyıllar boyunca çeşitli uluslardan siyasal suçluların sığındığı bir ülke olan San Marino, birçok sosyal hizmet bakımından da dünyanın öncü devletlerinden biridir. 1848’de HM^^’tçih’ücretsiz sağlık hizmeti kondü. 18^”da ölüm cezası kaldırıldı. Uzun yıllar ulusal gelirin yarıdan fazlası eğitime ayrıldı. 1815’te Viyana Kongresi’nde tanındı. İtalya ile gümrük birliği içinde olan ülkede yasama görevi 4 yılda bir seçilen 60 üyeli “Büyük Konsey” tarafından, yürütme görevi de bu konseyce seçilen iki “naip başkan” tarafından yerine getirilir. İktidardaki Komünist, Sosyalist ve Sosyalist Birlik partileri koalisyonu Haziran 1986’da dış politika konusunda anlaşmazlığa düşerek dağıldı. Bunun üzerine Temmuz 1986’da Komünist Parti, Hıristiyan Demokrat Parti’yle yeni bir koalisyon oluşturdu. Mayıs 1988’deki seçimlerden sonra da iktidar değişmedi. 1988 sonlarında Avrupa Konseyi’ne üye oldu.

SAN SALVADOR, Salvador’un başkenti. Limanı Libertad’a 38 km. uzaklıktadır. Ülkenin mali, ticari, endüstriyel ve kültürel merkezidir. Kentte dokuma, ağaç eşya, seramik, içki, sabun, sigara ve çimento sanayileri gelişmiştir. Eski yapılar, rasathane, ulusal kütüphane, Salvador ve Jose Simeon Canas üniversiteleriyle de ünlü olan San Salvador’un nüfusu çevresiyle birlikte yaklaşık l.OOO.OOO’dur.

SAN’A, Yemen Cumhuriyeti’nin başkenti. Yaklaşık 2.500 m. yükseklikte bir plato üzerinde kurulmuştur.
Kendine özgü bir mimariye eski yapılarıyla değişik görür bir kenttir. Kızıldeniz kıyısındaki] manı Hudeyde’ye 65 km. uzakta I lunan San’a da endüstri, daha geleneksel bazı el sanatlan şe dedir (özellikle kuyumculuk, deri pamuklu eşyalar vb.). Kentin mahalleleri surlarla ayrılır ve tari^ kapılann içindedir. 1918’de Yen imamlığı’nın, I962’de kurulan men Arap Cumhuriyeti’nin başka ti, Mayıs 1990’da Yemen Arap Cii hurfyeti ve Yemen Demokratik Cumhuriyeti’nin birleşmesinden ra da Yemen Cumhuriyeti’nin kenti oldu. Nüfusu 278.000, çe siyle birlikte 448.000’dir.

SANAL SAYI KARMAŞIK SA| ve KARMAŞIK SAYILAR KÜMESİ

SANAT, belli bir konuda (alan ve bu konunun (alanın) kurallanı göre yeniden yapma ya da yarat biçimi. Geniş anlamda bir şeyi aM zel yapma işine sanat denmel^ediı Konuşma, yürüme, yemek pişin gibi insan faaliyetlerinin bütün alanj lan için “sanat” söz konusudur. D. ha dar anlamdaysa insan, toplu doğa ilişkisinin ya da gerçeğinin m linçli ya da bilinçsiz olarak estetik biı çimde yeniden üretimine (yorumu na) sanat denmektedir. Burada bı duygu, bir tasarım ya da güzelliği kişiyi etkileyen anlatımı söz konusu^! dur, 19, yüzyıla kadar “sanat” kavra mı genel olarak “zanaat” kavramıylı bir tutuldu. Oysa sanat, bugün anla dığımız anlamda ilk insandan bei vardır, İlkel insanın doğayla savaşı mı; doğayı değiştirmek, doğayı ken^ di istek ve amaçlan doğrultusund kullanmak, doğal afetlerden korun^ mak doğrultusundaydı, İlkel insa bu savaşım için düşünme ve sezm«B yetisini kullandı, gözlem ve deneyle^’ rini değerlendirdi. Doğa olaylan karşısında yetersiz kaldığı zaman img> lerinde yarattığı düşsel gücü ya di güçleri yardıma çağırdı. Bu düşs güç zamanla düşsel bir “güçlü varlı ğa” dönüştü. Bu düşsel varlığı mut İÜ kılarak kendine yardımcı olmasın sağlamak için insan çeşitli yollar denemeye başladı, Böylece “büyii” ve efsane” doğdu. Büyü ve efsane bu açıdan sanatın biçimi ve özüdür.
Yüzölçümü Nüfusu Başkenti Resmi dili Dini

Resmi adı Para birimi

Büyü insanın imgelem gücünün bir yaratısı, ürünü olarai< sanatsal bir değer taşımaktadır. Efsane de aynı biçimde imgelem gücünün bir ürünüdür. Mağara duvarlanndaki ilkel resimler bir sanat yapıtı yaratmak kaygısıyla değil, doğayla savaşım açısından bir yardımcı güç bulma kaygısıyla yapılmıştı. Amaç değişik olmakla birlikte ortaya çıkan yine de bir sanat yapıtıdır. Büyü ve efsane dışında, yine doğayla yapılan savaşımda “ses” ve “söz”e dayanan ve iş görme sırasında insana yardımcı olduğuna inanılan “deyişler” ortaya çıktı. Günlük işlerde kullanılacak »aç ve gereçlerin yapımı önceleri basit bir düzeydeydi. Daha sonra bu yapım işine ustalık ve yaratıcılık katıldı. Böylece gerekli ve yararlı danın değişik ve güzel de olması laygısı öne çıktı. Bütün bunlardan ç«an sonuca göre sanat; doğayla savaşım, gereksinme, yaratıcılık (imgelem) gibi kavramların bireysel ve toplumsal koşullara göre yorumlân-•asıyla ortaya çıkmaktadır. Sanatın forevinin ne olduğu konusu da bir fcEsefe sorunu olarak tartışılageldi. Sanatın “sonsal” amacının “güzelliği getirmek” olduğu düşüncesi «zun süre gündemde kaldı. Güzel-Ift konusunda nasıl bir nesnel değerlendirme yapılabileceği felsefe ilanında tartışıldı. Kişisel yargılann ipîzelliği saptamada yeteri! olup ola-■ayacağı Haton’dan Kant’a kadar feğtün felsefecilerin tartışma konusu «Idu. Herkesin ortak beğenisini kalanmış, belli kurallara uygun bir sa-tm ürününün güzel olduğu yargısı yı^gınlaşti. Buna karşılık alışılmış ■riamda güzel olmayan şeyleri ko-■ualan sanat yapıtlannm ortaya çık-İKBSı sanatın amacının yalnızca gü-i anlatmak ya da vermek olmadı-I gösterdi. Örneğin bir ölü resmi, bir çöplüğü anlatan bir öy-tek tek kulak tırmalayıcı sesler-I meydana gelmiş bir müzik par-1 da birer sanat yapıtı olarak ka-edildi. Buna göre günümüzde tın kaygısı “güzei”i vermekle sı-jınlmamaktadır. Sanatta bir Jindenİik” bir “bağımsızlık” aran-Jır. Genel bir sınıflandırmaya ! sanat “büyük sanat” ve “küçük
sanat” diye ikiye ayrılır. Büyük sanat edebiyat, müzik, resim, heykelcilik ve mimariyi kapsar. Küçük sanat ise halıcılık, altın ve gümüş işçiliği. seramik, mobilyacılık, taş oymacılığı gibi alanlan kapsar. Bir başka sınıflandırmaya göre sanat “güzel sanatlar” ve “uygulamalı sanatlar” diye yine ikiye aynlır. Sanatın sınıflandırılması konusu kesinlik kazanmamış bir konudur. Günümüzde edebiyat, müzik, görsel sanatlar (resim, heykel, süsleme vb.) ve uygulamalı sanatlar aynmı da yapılmaktadır. Çağımızın sanatı olan sinema da “yedinci sanat” olarak nitelenmektedir. Sanatın başlangıcı Paleolitik’e (İ.Ö. 25.000.-10.000) kadar inmektedir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yapılan kazılardan elde edilen bulgular, çeşitli bölgelere ve çeşitli uluslara özgü sanatlann geliştiğini gösterdi. Buna göre Mısır, Ege, .Mezopotamya, Hint, Orta Asya, Yunan, Roma, İnka sanatı gibi sanatlardan söz edilebilir. Rönesans sanatı Avrupa kıtasına özgü bir sanat olayıydı. Bunu izleyen ve bütün dünya sanatını etkileyen sanat akımları ve anlayışlan genellikle yine Avrupa kıtasından kaynaklandı: Coşumcu-luk, izlenimcilik, kübizm, gerçeküstücülük vb. Resim ve mimarideki yeni bir sanat anlayışının edebiyat ve müziği de etkilediği, bunun tersi de olduğu görülmektedir. Bu da, sanatın değişik alanları olmasına karşılık bu alanlann tümüyle birbirinden bağımsız olmadığını göstermektedir. Türkiye’de sanat eğitimi ancak 19. yüzyıl sonlannda okullara alındı. Resim, İslam dini açısından günah sayıldığı için Batılı anlamda bir resim sanatı anlayışı gelişmedi. Buna karşılık minyatür, süsleme, yazı (hat) alanlarında kendine özgü bir sanat alanı gelişti. Selçuk mimarisinin bir devamı olan, eski Anadolu uygarlıktan mimarisinden de etkilenen bir OsmanlI mimarisi geleneği kuruldu. Edebiyat alanındaysa öz olarak “söz sanatları” na dayanan “divan edebiyatı” nazım ve nesir alanında ortaya çıktı. Tiyatro sanatı “ortaoyunu”, “meddah”, “kukla”, “karagöz ve “seyirlik oyunlar” biçiminde yine kendine özgü bir alan olarak 19.
yüzyıl ortalanna kadar geldi. Bir yandan geleneksel gösteri biçimleri sürerken Batı anlayışına uygun tiyatro sanatı da Türkiye’de yaygınlık kazanmaya başladı (1839’dan sonra). Sinema sanatı ise 20. yüzyılın başlarında Türkiye’ye girdi.

SANAYİ, hammaddeleri işlenmiş duruma getirip değerlendirmek İçin uygulanan eylemlerin ve bu eylemleri uygulamak için kullanılan araçların topu. Doğadaki her türlü maddenin basit ya da karmaşık biçim değiştirmesi sonucu insanlann gereksinimlerini karşılayacak eşyalann ya da maddelerin üretilmesi isteği, sanayii doğurdu. Uygarlığın gelişmesi sanayinin gelişmesiyle biriikte oldu. Bilimsel çalışmalara itici güç olan sanayi, bu çalışmalardan çıkan sonuçlan daha çabuk, daha kolay ve daha ucuz mamul madde üretiminde kullandı. Sanayinin ortaya çıkışı, hammadde, doğal araçlar, enerji, emek, para, makine, yönetim ve girişim gibi öğelere bağlıdır. Bilinen ilk sanayi, tarihöncesi çağlarda, hayvanlardan korunmak isteyen insanın taşları yontarak silah yapmasıyla doğdu. Taş devrinden sonra tunç ve demir çağlan geldi. Böylece insanlar doğada bulunan maden cevherlerini yakıtlann sayesinde metal haline dönüştürerek çeşitli eşyalar yaptılar. Bunun yanı sıra dokuma ve deri tabaklama işleri de gelişti. Modern çağlann başlangıcına kadar sanayi işletmeleri birer zanaat kolu halinde çok iyi örgütlenmiş loncaların yönetiminde küçük atölyelerde faaliyet gösterdi. Özellikle 15. yüzyıldan itibaren Avrupa’da gelişen ticaret, sanayi mallannın kent ya da eyalet sınırlan içinde kalmayıp ülke çapında hatta ülkelerarası metalar haline gelmesine yol açınca sanayi de genişlemek, uzmanlaşmak v6 yaygınlaşmak eğilimi gösterdi. Bunun sonucunda dokuma sanayii İngiltere ve Hollanda’da büyük gelişme gösterdi. Sanayinin gelişmesine büyük katkıda bulunan enerji kaynaklanndan kömür ve su, bol bulunduklan yerierde demir ve demirden mamul eşyaların yapılmasını sağlıyordu. Ulaştırmanın at ara-

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)