RUSYA’NIN BETİMLENMESİ

RUSYA’NIN BETİMLENMESİ

RUSYA’NIN BETİMLENMESİ

Turgenyev’in bir aşk öyküsüne bağlı toplumsal – ruhbilimsel bir inceleme niteliği taşıyan altı romam, soylu aydınların yaşamım dile getirir. Rudin
(1856), hem özgürlüğe kendim ad heyecanlı bir kişi, hem de işe yari yan, bir girişimde bulunanı, “fazlalık” bir kimsedir. Bir Asili Yuvası (Dvoryanskoye Gnezdo, 1 1830-1840 yıllarının idealist sov rı olan Lavretski ailesinin oyk dür.
Devrim Öncesi (Nakamune, lf Turgenyev’in güncelliğe ilişkin ıl marndır. Babalar ve Oğullar’da siy i Deti, 1862), nihilist kahramaı zarov’un simgelediği yeni genç de ratlar kuşağı ele alınır. Yoğun biı tışmaya yol açan bu roman, Tuı yev’in edebiyat yaşamının, siv bağlanmasının ve toplumsal etki doruk noktasını oluşturur. Dıyı (Duman, 1867) reforma karşı oh rı eleştirir. Sığmtı’da (Nov, II 1870 yıllarının halkçı hareketin ahr.
Güncellikle yalandan bağk olan Turgenyev’in romanları, us işlenmiş olmasına karşm günüm biraz eskimişlerdir.
Buna karşılık öyküleri, özellikle di cinin Notlan (1852), İlk Aşk (Per Lyubov, 1860) bütün canlılıklara rumuşlardır.
Turgenyev’in belli yöntemlere i genmesi güç ve izlenimci olan sa bu öykülerde bütün rahatlığıyla dini gösterir ve yazarm, doga ıl sanlara duyduğu sevgi de apacı biçimde ortaya çıkar.
Türk denizcisi (Muğla, Menteşe sancağı, ? – Malta, 1565).
Küçük yaşta bir korsan gemisinde de: nizciliğe başlayan Turgut Reis, kısa sürede kendisini göstererek kaptanlığa yükseldi. 1538’de Preveze deniz savaşma katılan gemilerin kaptanlığım yaptı. İki yıl sonra Korsika’dayken Ce-novalılara tutsak düştü. Üç yıl forsa-lık yaptıktan sonra, Barbaros Hayred-din Paşa’nm Cenova kuşatması sırasında kurtuldu, yeni bir donanmayla korsanlığa başladı. 1548’de Napoli’ deki İspanyol donanmasını yendi, sonra güneye inerek Tunus’un Mehdiye kentini aldıysa da, İspanyolların güç-
lü oluşu nedeniyle bırakmak zorunda kaldı. İspanyollar, Turgut Reis’in üssü olan Cerbe adasını kuşattılar, ancak kendisini yakalayamadılar. Turgut Reis üssünü Fas’a taşıdı.
Daha sonra 1551’de İstanbul’a çağn-larak, kendisine Karh ilinin sancak beyliği verildi. Osmanlı donanmasıyla Malta’ya saldırdı. Kanuni Sultan Süleyman’ın Trablusgarp alınırsa buranın sancak beyliğinin Turgut Reis’e verileceğine söz vermesine karşm bu söz tutulmadı. Bunun üzerine.Turgut Reis, gemileriyle birlikte Batı Akdeniz’e çekildi. 1552’de Andrea Doria’ nrn donanmasını Ponza adası çevre-
sinde yenince, yemden İstanbul’a rıldı.
Osmanlı donanmasıyla Koı nın merkezi Bastia limanım ele g di, adayı Fransız korumasına bı rak İstanbul’a döndü. 1554’te 1 lusgarp beylerbeyliğine atandı ! rihten sonra kaptamderya Piyal şa’yla seferlere katılarak İspa lar’m elindeki birçok kalenin geçirilmesinde yararlıklar gö di.
1560’ta Cerbe adasının alınm da bulundu. 1565’te Malta kuşa smda yaralanarak öldü ve Tra garp’taki türbesine gömüldü.

sbr taçlı turna.
Bataklıkküşları (Gruiformes) takımı nm turnagiller (Gruidae) ailesinden bir kuş.
Turnalar dış görünüşlerinin leylekleri anımsatan bir biçimde “çok uzun bacaklı” olmasına karşın, onların yakın akrabaları değildirler. Uzun ba caklı, uzun boyunlu ve sivri gagalı büyük kuşlar olan turnalar, çoğu zaman kuyruklarının üstünden sarkan uzun kanat tüyleriyle nitelenirler.
Avrupa, 1,10 m boyunda, kırmızı başlı, gri tüylü turnanın (Grus grus) yaşam alanıdır. Bu kuş, Kuzey Almanya, İskandinavya ve S.S.C.B’nin bataklıklarında yuva yapar ve faşları da Afrika’da geçirir.
Sonbaharda, gökyüzünde kusursuz bir V biçimi çizen sürüleri arasıra açıklık yerlerde durarak, Fransa’yı Lorranie’den Bask ülkesine doğru aşar. Bu kuşlara yaklaşmak oldukça güçtür. İlkbahardaysa ters yönde yolculuk yaptıkları görülür. Güney Asya turnası (Grus antigone) ve japon turnası (Grus japonensis) gibi günümüzde az sayıda olan öbür büyük boy turnalar, Asya’da yaşarlar. Bir Kuzey Amerika türü olan beyaz turna (Grus americanaj da giderek seyrekleşmektedir. Bu tür Kanada’da yuva yapar ve Texas’ta kışlar.;^ •
Gerçek turnaların akrabası olan biraz farklı iki cins vardır. Bunlardan, gözlerinin gerisinde beyaz tüy tutamlan bulunan telli turna (Anthropoides vir-go ya da Grus virgo), özellikle Asya’ ran batısında yaşar. Kara Afrika’nın taçlı turnasıysa (Balearica pavo sarı tepeliği ile tanınır. Öbür türlerin tersine bu tür, ağaçlara konar. Tur-
nalar, tümüyle rahat uçan, çiftleşme gösterileri yerine toplu halde
“danslar” yapan, toplumsal kuşlardır. Sesleri tizdir ve çın çın öter. ■
turnabalığı
.¡atadığı bir ■wbalığmı yutmaya ı bir başka kmba/ığı.
Kemiklibalıklar (Teleostei) takımının tumabahğıgiller (Esoddae) ailesinden balık.
Avrupa tumabalığınin (Esox lucius) dış görünüşü uzamış gibidir; sırt yüzgeci çok geride yer ahr. Yassılaşmış
burun bölgesi, balığa kendine özgü bir görünüm kazandırır; ağzı güçlü ve iyi gelişmiş dişlerle donatılmıştır. Gri
?
m
renkli bedeni daha açık renk beneklerle süslüdür.’ Tumabalığınm boyu normal olarak 40-70 sm arasında değişir, ama bazen 1,50 m’ye eriştiği de olur. Dişi, erkekten daha büyük boyutludur. 22 kg’ı bulanları vardır. Bu tür, Avrupa’daki, Asya’nın kuzeyindeki ve Kuzey Amerika’daki akarsularda ve durgun sularda yaşar; ova sularını yeğler, ama Alpler’de 1 500 m’ye kadar çıkar. Üreme dönemi şubat ayına raslar.
Tumabaüğı, su bitkilerinin arasına gizlenerek avım bekler; av göründü-
ğünde güçlü bir kuyruk darbesiyle ona yaklaşır ve saldırır. Kurbanları çok değişiktir; özellikle balıklardan, ama ayrıca kurbağalar, suda yaşayan kemirgenler, yavru ördekler ve suta-vuklarmdan oluşur. Tumabalığınm kuğuları, susamurlarını ve yüzen insanların bacaklarını bile yakalamaya çalıştığı görülmüştür. Avını yuttuktan sonra suyun dibine çöken ve orada hiç kımıldamadan duran tumabalığınm, sindirimi bazen beş gün kadar sürer. Yavrular çok çabuk büyürler. Tuma-bahğı 30 yaşına kadar yaşayabilir. Bu
balıklar birbirlerini yerler, bt yamyamlık, onların bolluğunu bir düzeyde tutar . Ayrıca, bu t çok hasta balığı saf dışı eder rebilimsel açıdan önemli bir nar. Bu nedenle de turnabalıj sulara bilinçli olarak bırakılır; havuzlarda da yetiştirilir. Tumabalığınm başka türleri dır. En etkileyici olanı, Kuzey ka’nın Büyük Gölleri’nde yaşaı turnabahğıdır (Esox masqui Boyu 2,40 m’ye, ağırlığı da ulaşabilir.
Turner
İt:
|5
!■
tumer’in Sisler Arasından Doğan Güneş adlı tablosu.
İngiliz ressamı, desinatörü ve gravür-cüsü (Londra, 1775-Londra, 1851). Çok yetenekli bir genç olan Joseph Mallord William Tumer, henüz yirmi dört yaşmdayken Royal Academy’nin yardımcı üyeliğine getirildi. Önceleri topografya desenleri türünden çalışmalarla işe başlayan sanatçı, yöntem-li bir gözlem merakıyla gençlik yıllarına özgü romantik temaları bağdaştırmıştı (Salisbury Katedrali’nin Avlu Çevresi Dehlizleri, 1797; Slough Yakınlarında Şalgam Toplanması, 1809’da sergilendi). Büyük suluboya ustası Cozens’le tanıştıktan sonra tuşlarında aydınlık renklere yer verdi, ayrıca yağlıboya ya da suluboya arasında bir ayrım yapmadan her ikisini de kullandı. Alışılmış tarihsel temaları işledikten (Mısır’ın Yaraları, 1800-1802) ve doğaya karşı beslediği bütün romantik sevgisini gösterdiği peyzajlar gerçekleştirdikten sonra Tumer’in, kompozisyonlarına lirik bir canlılık ve tutku kattığı görüldü; bunlar romantizmi aşan yapıtlardı (Kar Fırtınası, Anibal ve Ordusu Alpler’i Aşarken, 1812’de sergilendi). Yolculuk yapmayı çok seven Turner, bütün Avrupa’yı gezmiş, İsviçre’ye ve kendisinde trajik ve gizemli bir kent izlenimi bırakmış olan Venedik’e gitmişti. İşte bu tarihlerde güneşin doğuşu ve batışıyla ilgili tablolar dizisi yap-
maya başladı; bu yapıtlarında dünyadaki görüntülerin kısalık ve kaçıcıh-ğına da telmihte bulunuyordu. İşte bu sıralarda zamanından önce “izlenimci” olup çıkan Tumer, biçimin zararına, deseni, yalnızca renk yararına yutan lirik bir anlatıma yöneldi (Peyzaj, 1830’a doğru). Ünlü Yağmur, Buhar ve Hız, Great Western Demiryolları (1844’te sergilendi) adlı yapıtında nesneler ışık içinde ayrışır.gökyü-zü ve yer birbirine karışmış gibidir; otuz yıl sonra, Londra’ya yaptıkları
yolculuklarında, Fransız i: ressamları, böyle bir yapıtm ği büyük katkıyı fark edeci Turner’i öncülerinden biri ol bul edeceklerdi.
Tumer’in sanatı İngiltere’ni] pa sanat tarihine yaptığı en değer katkılardan biri sayılıı larının bir tanımını yapmak güçtür. Çünkü, sanatçı bu üı de İngiliz romantik geleneğiy nilikçi ve en gözüpekçe araşt bağdaştırmayı bilmiştir.
turpgiller
Rhoeadales (ya da Papaverales) takımından, çiçeklerinin taçyaprakları birbirinden ayrı olan, çok benzeşik ve ilginç görünümlü büyük bir ikiçenekli bitki ailesi.
Turpgiller (Cruciferae) çiçekleriyle hemen tanınırlar. Açılmış bir çiçeğin başlıca özellikleri dört çanakyaprak, bazen haç biçiminde dizilen, bazen de V biçiminde olan dört taçyaprak ve ikisi öbürlerinden daha küçük olan altı erkekorgandır. Olgunlaşan hardal-sı meyve olarak adlandırılan meyve,
boylamasına iki çenetle açılır ve içinde tohumların bulunduğu bakışımlı iki bölmeyi birbirinden tümüyle ayıran bir iç çeper bulunur; bazen meyve hardalsı meyve tipine benzer ama boyu, eninden pek uzun değildir. Hardal-sı meyve tipindeki meyve, olgunlaştığında kendiliğinden açılır, ama bazı cinslerde (sözgelimi, turpta) kapalı olarak kalır, bu tip meyvelerde tohumlar meyve kabuğunun parçalanmasıyla serbest hale geçerler.
Bu ]?itki ailesinin çiçeği bitkibilimcile-
ri çok ilgilendirmiştir. Çok dit inceleme, bilinen çiçek bölüm olarak balözülük âdı verilen, yerleri de rasgele olmayan, y<
li, yapışkan küçük yapıların gösterir. Bunlar eksenlerin 1 n olarak kabul edilirse, çiçel biri çiçeğin bütününü oluştı lümleri taşıyan eksenlerin ka sı olarak kabul edilebilir. Böy] zenlemeyle ilgili başka örnek] lminektedir.
Turpgiller ailesine, özellikle ı
4156
soğuk bölgelerde bol miktarda rasla-mr. Bunlar çoğunlukla “zararlı otlandır ama bazıları da çök önemli
sebzelerdir. Bunlar arasında lahana en başta gelir; lahananın yaprakları (karalahana, başlahana), çiçek du-
rumları (karnabahar), tomurcuklan (brüksellahanası ya da küçüklahana) yenir. Bazı lahana ırkları yumru halini almış kökleri için seçilirler; bunlar alabaş lahanalardır. Alabaş lahana pancara benzemez ama bu bitkiyi bayırturpundan ayırt etmek çok güçtür; bayırturpu da şalgama çok benzer; şalgam kolzaya olduğu kadar lahanaya da son derece yakındır. Bitki-bilimsel açıdan, Brassica (lahana) ve Sinapis (hardal) cinslerini ayırt etmek oldukça güçtür; bunların birbirinden ayırt edilebilen biçimleri de vardır, ama çok sayıda, anlaşılması güç tür ve (bu bitkilerin tarımı yapıldığından beri) az çok sabitleşmiş çok sayıda melezler de vardır. Bitkibilimciler lahana ve hardalı meyvelerine bakarak ayırt ederler.
Bu ailedeki öbür türler de sebze olarak tüketilirler, ama bunlardan yalnızca yarı yarıya su içinde yetişen te-reotu (Lepidium) ticari bakımdan önemlidir. Buna karşılık, çok sayıda tür, süsbitkisi olarak yetiştirilir: Şebboy (.Matthiola); Aubrietia, İberis, Alyssum; vb. ■
Büyük bir bölümü Asya’nın sıcak kesimlerinde yetişen ağaç ya da ağaççık biçimindeki ikiçenekli bitkiler ailesi.
Turunçgiller terimi Citrus cinsine ait bitkilerin meyvelerini belirtir, ama sözcük bazen bu meyveleri taşıyan ağaçlan belirtmede de kullanılır. Bu meyvelerden, portakal, limon, mandalina, “greyfrut” (altıntop), vb. hep parlak turuncu, kırmızı, san, bazen de yeşil renklidirler. Bu meyveleri veren bitkiler, boyları 5-10 m arasında değişen, az ya da çok dikenli, küçük ağaç ya da ağaççıklardır. Yaprakları genellikle çok koyu yeşildir, çiçekleriyse beyaz ya da bazen soluk pem-
be renkte ve çok kokuludur. Bu bitkiler, meyveleri ve seyrek olarak kullanıldığı halde odunlarıyla ünlü-dür.Meyveleri yenir, ayrıca çiçekler ve yapraklar gibi, parfüm yapımında kullanılır.
Citrus emsinin Güneydoğu Asya kökenli olduğu kesindir ama Akdeniz ikliminin egemen olduğu bölgelere nasıl girdikleri sorusu tartışmalıdır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*