ROMAN VE ÖYKÜ

ROMAN VE ÖYKÜ

ROMAN VE ÖYKÜ

Çeşitli yazarlardan yapılan iİk çevirilerden sonra Türk edebiyatında öykü ve roman alanında ilk yerli ürünler Ahmet Mithat Efendi’nin (1844-1912) Kıssadan Hisse ve Letaif-i Rivayat (Söylenen Hoş Şeyler) adlı öykü kitaplarıyla başladı. Daha sonra da Emin Nihat, Şemsettin Sami, Namık Kemal, Samipaşazade Sezai, Nabizade Nâzım, Recaizade Mahmut Ekrem roman ve öykü türünde yapıtlar verdiler. Pertev Naili Boratav, Tanzimat’la başlayan roman türünde Türk halk ve meddah hikâyesi geleneğinin izleri de olduğunu savunur: “Türk romanı sadece Avrupa romanını taklitle kalmamıştır. Onun eski Türk hikâyeciliğinde kökleri vardır. Modem Avrupa romanı bu hikâyecilik üzerine bir aşı vazifesi görmüştür.” Tanzimat dönemi öykü ve romancıları dil ve tavırları bakımından iki öbekte toplanırlar. Ahmet Mithat Efendi, Emin Nihat, Şemsettin Sami, Nabizade Nâzım halka
MUALLİM NACİ
Türk ozanı (İstanbul, 1850-İstanbul, 1893).
Babasını yitirince annesiyle birlikte Varna’ya, ticaretle uğraşan dayısının yanına gitti. Orada medrese öğrenimi gördü. Varna Rüştiyesi’nde ikinci muallimliğe atandı (1867). Varna mutasarrıfı Kürt Sait Paşa’yla Anadolu ve Rumeli’nin birçok yerini dolaştı. Kürt Sait Paşa Hariciye nazıriığına getirilince, Muallim Naci (asıl adı Ömer’dir) de Hariciye Kalemi halife-
liğine atandı. Bir süre sonra istifa ederek Tercüman-ı Hakikat gazetesinin edebiyat sayfasını yönetmeye başladı (1883). Ahmet Mithat Efendi’ nin kızıyla evlendi. Kayınpederiyle iş konusunda arası açılınca Tercüman-ı Hakikat’ten ayrıldı (1885). Bir süre Saadet, Vakit gazetelerinin yazıişle-rini yönetti. Mekteb-i Hukuk’ta edebiyat dersleri verdi. Abdülbamit D’ nin vakanüvisi oldu (1891). İyi bir medrese öğrenimi gördüğü için, şiirinde eski kültürün (divan şiirinin) izleri yoğun biçimde görülür; Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan gibi yeni şiirin temsilcileriyle tartışmalara girmekle birlikte zaman zaman yeni şiirin etkilerini taşıyan şiirler de yazinaktan kendini alamamıştır. Başlıca yapıtları şunlardır: Şiir: Ateşpare (1884); Şerare (1885); Füruzan (1886); Sünbüle I (1890); Yadigâr-ı Naci (1896).
Eleştiri: Yazmış Bulundum (1884); Muallim (1886); Demdeme (1887). Sözlük: Istılahat-ı Edebiye (Edebiyat Terimleri, 1889); Lugat-i Naci (bu yarım kalmış sözlüğü, Müstecabizade İsmet Bey tarafından tamamlandı, 1890).
Anı: Ömer’in Çocukluğu (Sünbüle’nin ikinci bölümü olarak yayımlandı, 1889).
NABİZADE NAZIM
Türk yazan (İstanbul, 1862-İstanbu! 1893).
Sıbyan Mektebi’ni, Fevziye Rüştiye si’ni, Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’ni bi tirdi.Mühendishane-i Berrii Hüma yun’un idadi bölümüne girdi (1878] haranın yüksek bölümünü de bitiri] topçu teğmeni oldu (1884). Harbiye den kurmay yüzbaşı olarak mezun ol du (1886). Matematik, istihkâm ve ta poğrafya öğretmenliği yaptı. Erkânı Harbiye’de görevlendirildi. Edebiya ta şiirle giren ve şiirlerini Heves Et tim (1885) adk bir Htapta toplayaı Nabizade Nâzım, asıl ününü öykü vı roman alanında yaptı. Kara Bibi (1890) adlı uzun öyküsü Türk edebi yatında gerçekçiliğin ilk örneğin oluşturmuştur. Gene bu öyküyle kö yaşamı ve köylü, Türk edebiyatındı söz konusu edilmiştir. Yazdığı tek rc man Zehra (1895) ise doğalcılık akı mımn etkilerini taşır. Romanda,ta dmlara düşkün bir kimsenin elveri; li koşullarda neler yapabileceği,dav ranışlannın, çevresinde ve kendi ya şamında nelere yol açtığı anlatılmış tır.
seslenmeyi ilke edindikleri için sad dille; Namık Kemal, Samipaşazad Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem is aydın kişilere,seslenmeyi ilke edindil leri için yeni osmanlıcayla (Tanzimi dönemi yazı dili) yazdılar. Tanzime kuşağının en büyük amacı toplumu eğitimidir. Bunu sağlayabilmek için d roman ve öykülerde günlük yaşamda ya da tarihten alinan konular işleı iniştir. Esirlik kurumu (Ahmet Mithi Esaret, Namık Kemal İntihal Samipaşazade Sezai Sergüzeşt, vd. aile baskısıyla gerçekleştirilmek isti nen evlilikler (Şemsettin San Taaşşuk-ı Talat veFıtnat, Sanüpaşı zade.Sezai Sergüzeşt), batılılaşmam yanlış algılanması (Ahmet Mithat, F latun Beyle Rakım Efendi, Recaizae Mahmut Ekrem Araba Sevdası), t dönem romancılarının işlediği koni lardır. Romancıların bireyi ve toplı mu eğitmek amacıyla romanın akış m keserek siyaset, ahlak, bilim, vb. k nularda sayfalarca bilgi vermeleri r man yapısını sarstı. Romantik akım: etkisi ve romancının ahlâkçı tavrı, 1 şilerin çizilişinde (kişiler ya iyi ya o kötüdür, yani tek boyutludur) ve ola ların sonuçlanmasında görülmekted (iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalaı m çekerler). Kişi-ve doğa betimlem
3967
SAMİPAŞAZADE SE7Af
Tfirk yazan (İstanbul, 1860-İstanbul,
1936).
Özel öğrenim gördü. Evkaf Nezareti Mektııbi Kalemi’nde memur (1880), Londra elçiliğinde ildnci kâtip (1881), İstişare Odası’nda muavin olarak çalıştı (1885). Esirlik konusunu isimliği Sergüzeşt romanı dolayısıyla yönetimce sakıncalı bulununca Avrupa ya kaçtı (1901). İttihat ve Terakki’nin yayın organı Şura-yıÜmmet’te(1902-1908) yazılar yazdı. İkinci Meşruti-ysf ist İlanı üzerine İstanbul’a geldi Bir süre sonraMadrid elçiliğine atandı (1909), Birinci Dünya savaşına kadar orada kaldı (1914). Mütarekede emekliye ayrılarak Türkiye’ye döndü
(1921).
Batılı anlamda ilk küçük öykülerin öncüsü olan Samipaşazade Sezai yapıtlarıyla romantizmden gerçekçiliğe geçişi sağlamıştır. Dil ve üslubu özellikle Servetifünunculara örnek olmuştur. Başlıca yapıtlan şunlardır: Sergüzeşt (1889); Küçük Şeyler (öyküler, 1892); Sumuz-ül-Edep (söyleşi, anı, gezi yazılan, eleştiriler, 1900); İc-lal (söyleşiler, mektuplar, 1923).
leri romanların örgülerine yeterince yedirilememiştir. Birinci kuşakta romantizmin (Ahmet Mithat Efendi, Emin Nihat, Şemsettin Sami, Namık Kemal), ikinci kuşakta gerçekçilik ve doğalcılığın etkileri dikkati çeker {Samipaşazade Sezai, Mehmet Murat, Recaizade Mahmut Ekrem, Nabizade Nâzım).
Ahmet Mithat Efendi öykü ve romanlarıyla eski yaşam biçimini değiştirip, çağdaş uygar dünyaya uyum sağlayabilecek tipler yetiştirmeyi amaçlamıştır. Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat’ı türkçede çıkan ilk yerli roman olarak kabul edilmektedir. Görmeden evlenme konusunun işlendiği roman, romantik bir gönül macerasını anlatır. Edebiyatı toplumun eğitiminde bir araç olarak gören Namık Kemal (1840-1888), romanın insan ruhunun çözümlemesine önem vermesini, gerçek ya da gerçeğe uygun olayları toplumun yaşayışı, duyuşu ve düşünüşüyle birlikte yansıtması gerektiğini ileri sürdü. Konusunu günlük yaşamdan alan İntibah ‘ta, iyi bir eğitim ve öğretim görmüş mirasyediyle düşmüş bir kadın arasındaki tensel ve tutkulu sevgiyi, ahlakçı bakış açısıyla, doğru bulmadığı için dramla sonuçlandırdı. Tarihsel bir roman olan Cez-
mi’deyse XVI. yy’da Murat m döneminde Osmanlı-İran savaşını konu edinerek, İslam birliği tezini gerçekleştirme amacına yöneldi. „Samipaşazade Sezai (1860-1936) Sergüzeşt adlı romanında esirlik ve insan ticareti konusunu işledi. Bu roman aynı zamanda romantizmden gerçekçiliğe geçişin tipik örneğini oluşturmaktadır. Hikâyeleri de Batılı biçimde yazılmış ilk küçük hikâyelerdir. Mehmet Mıjrat’ın (1854-1917) Turfanda mı Yoksa Turfa mı? adlı romanı bu dönemde ortaya atılan “milli roman” türünün bir örneğidir, romanda yer yer toplumun yönetimi, aile yaşamı, askerlik düzeni eleştirilmiştir. Recaizade Mahmut Ekrem de Araba Sevdası adlı romanıyla batılılaşmayı hazmedemeyen züppe bir tipi yergi konusu yaptı ve olayın seçiminde, anlatımında, karakterlerin betimlenmesinde gerçekçi akımın ilkelerine uydu. Nabizade Nâzım (1862-1893) ilk gerçekçi Türk öyküsü olarak kabul edilen Kara Bibik ile Anadolu’nun köy yaşamını ve köy insanını öykünün konu dağarcığına sok-tuJZehra adlı romanı da, kocasını kıskanan bir kadın ile mutluluğu başka kadınlarda arayan bir kocanın dramı, m, doğal ve ruhsal çevçeveler içinde işlemektedir. Zehra ilk. doğalcı yapıtlardan biri olarak kabul edilir. Tanzimat dönemi romanları, türün ilk örneklerini oluşturdukları için biçim, dil, içerik gibi yönlerden birçok eksiklik taşır. Bilgi ya da öğüt vermek amacıyla romanın akışının kesilmesi, tip ve karakter ayrımının açıklık kazanamaması,çevre vedoğabetimlemele-rinin olay örgüsüne yedirilememesi, ruhsal betimlemelerin cılızlığı, Hilin zaman zaman doğallığını yitirerek yapmacıklı bir nitelik alması, roman kurgusundaki aksamalar bu eksikliklerin başlıcalarını oluşturur (Bkz. ÖYKÜ, ROMAN).
TİYATRO
Batılı anlamıyla tiyatro da Türk edebiyatına Tanzimat döneminde girdi. Varlığını bugün de sürdüren geleneksel Türk tiyatrosu içinde dramatik olmayan canbazlık, sihirbazlık, ateşbaz-lık, vb. seyirlik oyunlar; dramatik nitelikteyse meddah, kıssahan, kukla, karagöz, ortaoyunu yer alıyordu. Türkiye’ye Batı tiyatrosunun girmesinde Selim 331, Mahmut II ve Abdül-mecit gibi yenilikçi padişahların büyük katkısı vardır. Selim III döneminde İstanbul’da opera oynandı, bir tiyatro binası yapıldı, 1830’da İzmir’de

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*