Reklam üstü bol acılı Amerikanya!

Burada yıllık izin genelde yedi gün ile sınırlı. Öyle milli bayrammış, vay haftasonuyla dini bayramı birleştirelim, yok. Paso çalışıyorlar, sürekli yiyorlar…

AMERİKA BÜYÜK ŞEYTAN DEĞİL! İnsanlar, beldeler, şehirler ve ülkeler algılar üzerine oturtulmuş. Amerika öyle bir ülke ki, gittiğinde herkesi allak bullak ediyor. Kapitalizmin babası, ona canla başla koşan evlatlarını sükut-u hayale uğratıyor. Sadece para müritlerini de değil, üstelik zulmüne uğrayan, yaptıklarından dolayı ona diş bileyen, beddua eden, intikam yeminleri eden her dinden, her ırktan ve her milletten insanı şaşkına çeviriyor. Akıllardan geçen terennüm aynı: Bu muydu Amerika dedikleri!

Reklam üstü bol acılı Amerikanya!

Çok eski, bakımsız, sıradan, rutubetli, basık, karanlık bir havaalanına iniyoruz: JFKeneddy Havaalanı. İhtişamında parmak ısırmayı beklerken, sömürdüğü herhangi bir Afrika ülkesinin havaalanına girmiş gibi oluyoruz. Halıfleks kaplama havaalanı mı kaldı, kalmış demek ki.

Amerika değişime pek meraklı değil anlaşılan. Herşey eski filmlerde gördüğünüz gibi. Meşhur ücretsiz okul servisleri, modernize edilmemiş yapıları, evleri, sokakları, toplu taşıma araçları, kullandıkları şahsi araçları ile oldukça sıradan, özentisiz, kendini tekrar eden insanlar.

Sabır… Ne büyük bir kelime.

Pasoport kuyruğundayız… Bu süreçte her beşer gibi etrafta olan biteni zamana katık ederken dakikaları tabure yapıp üzerine kuruluyor ve beklemenin efendisi sabır mefhumunun şefkatli kollarına sığınıyoruz. İlk tespitlerim: İnsan portföyünde abartıya kaçılmış. Böyle bir insan çeşitlemesini dünyanın hiçbir ülkesinde bulamayacağınızı garanti ediyorum.

Pasaport kuyruğunda örtülüsünüz size ne sorular sorarlar, ne güçlükler çıkartırlar fısıltı gazatesi köşe yazarlarına inat, neredeyse hiç soru sormadan mührü basıp gönderiyor görevli. Önyargı ne büyük bir illettir, müjdele o yıkabilenleri…

Ortaya karışık bir homosapiens lütfen!!!

Kızıldereli, Zenci, Çinli, sarısı, karası, kızılı; her dil, din ve ırktan insan bu kozmopolit devin kucağına sığınıyor. Greenkart kuralarında ne ümitler var ki telef oluyor. Niçin? Hayvan gibi çalışarak, kursağına bir kaç lokma sokabilmek ve becerebilirse artırabildiği bir meblayı yastık altı edebilmek için. Peki değer mi? Getirdikleri, götürdüklerinin bir zerresi eder mi? Yorumsuz…

Mülteci kampına girerken bu kadar aramazlar insanı…

Bir tatlı huzur almaya gelmişken valiz kontrol noktasındaki karmaşayla ne olduğumuzu şaşırıyoruz. Tamam alışkınım bu kontrollere, lakin saldırganlığıyla tezat oluşturacak derecede korkak ve paranoyak ABD zihniyeti, bavulları didik didik etmekle kalmayıp, ayakkabı, çorap ne varsa çıkarttırıp, eller yukarı teslim modunda soktukları cihazda teknolojik tarama yapıp ve bununla da yetinmeyerek el muayenesi ile sinir parametrenize tavan gongunu çaldırıyorlar. Sabır, illa ki sabır.

New York Havaalanında uyumak en güzel çare…

Tampa uçağı aktarması için valizleri tekrar teslim edip, o devasa havaalanında kendi uçağımızın kapısına, beklemek denen sevimsiz zaruretin yanına varıyoruz. Üç saat kadar beklememiz gerekiyor. Türkiyeden öğlen yola çıkmış, on saat uçak yolcuğu yapmış, lakin yedi saat geriye gitmiş yolcular olarak hala öğlen ama metobolizma geceyarısı uyarısı yapıyor. Uyuyakalıyoruz…

Uyu ama kulağın da anonslarda olsun…

Uçağın kalkmasına dakikalar var lakin ortalarda kimse yok. Bu kadar uyku yeter, olaya el koyma zamanıdır diyerek yetkiliye “Ne ayak diyorum?” “Bacım sizin gate değişti, hem de havaalanının diğer ucuna.” demez mi? Depar atarak koşmama mı yanayım, adama kızgınlığımı bildirecek iki kelam etmeye vaktim olmamasına mı bilemeden, güç bela uçağa yetişiyoruz. Hele ki yanınızda “Ya uçağı kaçırsaydık, neden uyuduk ki?” cümlesini elli atmış kez kurma kabiliyetine haiz, mütemadiyen söylenen bir arkadaşınız varsa, sinir katsayınız rekor üzerine rokor kırıyor. Benden size tavsiye: tek başınıza seyahat edin.

Ne umduk Ne bulduk!!!

Üç saatlik bir yolculuğun ardından Florida’ya varıyoruz nihayet. Amerika koca bir kıta neticede. Burada otobüs, tren gibi ulaşım araçları pek kullanılmıyor. Tabi uçaklarda bizim şehirler arası otobüslerin konforunun “k”sı bile yok, o da ayrı bir mevzu. Mesafeler bu kadar uzak olunca en yaygın araç normal olarak uçak oluyor.

Amerika büyük şeytan değil!

Burada yıllık izin genelde yedi gün ile sınırlı. Öyle milli bayrammış, vay haftasonuyla dini bayramı birleştirelim, yok. Paso çalışıyorlar. Sürekli çalışan, sürekli yiyen, mutsuz obez insanlar diyarı USA. Amerika’ya gelince onlara acıyorsunuz. Büyük şeytan falan değil Amerika, en iyi ihtimalle şeytanın kuklası. Amacını, ümidini yitirmiş, değeri olmadığından neye değer vereceğini bilmeyen robotlaşmış, kapitalist insanlar diyarı. Onca çaba niye? Dünyada da ahirette de kaybetmek için mi? Farkında değiller ama onların şeytanlığı aslında sadece kendilerine.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.