Paylaşma ve Yardımlaşma İbadeti: Zekât ve Sadaka

Yardımlaşma ve paylaşma insanın yaratılıştan sahip olduğu has-
lederden biridir. Zekât insanın fıtratında var olan bu hasleti açığa
çıkarır, harekete geçirir ve geliştirir. Tabiatındaki bencilliğin etkisiyle
yardımlaşma ve paylaşma hasletinin zayıflamasını ve gitgide yok
olmasını önler, insana verebilme yani infak bilinci kazandırır.
Zekât insanı cimrilik, bayağılık, bencillik, başkasının malına göz
dikme, çekememezlik, ben merkezcilik, bireycilik, çıkarcılık, eli
sıkılık, hazcıhk, istiğna, kibir, menfaatçilik, vurdumduymazlık,
nankörlük, mal düşkünlüğü gibi kirlerden temizler, insanda al
çakgönüllülük, cömertlik, dayanışma, destek olma, diğerkâmlık,
fedakârlık, hayırseverlik, infak, iyilik, merhamet, muavenet, mü
zaheret, bol ellilik, kadirşinaslık, şükür gibi hasletleri geliştirir.
Zekâtı verilmeyen mal dinimizce kirli kabul edilir. Mal ancak
zekâtı verildiği zaman temizlenmiş olur. Böylece zekâtını veren
müslüman, hem malını mânevi kirlerden arındırmanın hem de
ruhen arınmanın mutluluğunu elde eder. Diğer taraftan sevindir
diği yoksulun duasını almanın muduluğu ise bir müslüman için
paha biçilmezdir. Ancak zekât, zenginin fakire
bir lutfu değildir. Fakirin zenginin malındaki
hakkıdır. Zira zengine o mal ve serveti veren
Allah’tır. Allah’ın yardımı ve ihsanı olmasa o kişi
bu serveti elde edip zengin olamazdı. Müslüman
kimse de bu bilinç ve duyarlılıkla, şükrün sadece
sözle olamayacağı bilinciyle verdiği zekâtı veya
sadakayı, yaptığı iyilikleri kendi adına bir övünç
ve gurur kaynağı haline getirmez. Zekâtın dinî
bir yükümlülük olması, yardımın, gönüllü ve severek yapılmasına vesile olur. Bir şeyi severek ve
gönüllü olarak yapmak, o şeyin insanda bir me
leke hâline gelmesine yardımcı olur. Artık zekât
vermek, veren insanda zevke dönüşür. Nimederi
vereni hatırlayarak, Onun verdiğinin bir kısmını
ihtiyaç sahiplerine aktarma şuuru denilebilecek bu
anlayış, Islâm’daki sosyal yardımlaşma ve dayanış
manın temelini oluşturur.
Bir toplumda paylaşma ne kadar dengeli olursa
toplumsal barış da o kadar sağlam olur. Zengin
ler, ihtiyacı olanlara el uzatır, onlara destek olur
ve onların sıkıntıdan kurtulmalarına yardımcı
olurlarsa zengin ile yoksul arasında güçlü bir
bağ teşekkül eder. Bu güçlü bağ da toplumsal huzuru ve bir
likteliği doğurur. Bir toplumda birlik ve beraberlik ruhu güçlü
olmazsa o toplum hem ahlâk hem adalet açısından zayıflar,
yozlaşmaya ve güçsüzleşmeye başlar.
Islâm’a göre müslümanlar bir bedene benzer. Bedenin bir organı
hastalandığında veya rahatsızlandığında diğer organlar da bun
dan etkilenir ve acı duyar. Tıpkı bunun gibi, birinin derdi oldu
ğunda müslümanların hepsinin canı yanar. Toplumda yaşayan bir
bireyin hayatında var olan herhangi bir sorundan diğer bireyler
de etkilenir; onlar da bundan sıkıntı duyar ve kendi çapında
çözüme katkı sağlamaya çalışır. Bu çözümlerden biri de hemen
hemen her toplumda görülen dilencilik, hırsızlık ve yankesicilik
gibi kötü ve yüz kızartıcı durumların azalması
na, hatta ortadan kalkmasına aracılık etmektir.
Böylece bir anlamı da temizlemek olan zekât,
toplumsal düzlemde bu amacını gerçekleştirmiş
olur. Zekât sadece malı değil, toplumu da temiz
leyen bir araç haline gelir

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.