Palladio Andrea

Palladio,, asıl adı a n d r e a d i
p ie t r o d e l l a g o n d o l a (d. 30 Kasım 1508,
Padova, Venedik Cumhuriyeti – ö. Ağustos
1580, Vicenza, İtalya), 16. yüzyılda ülkesinin
en önemli sanatçılarından biri sayılan
İtalyan mimar.
Gençliği ve ilk yapıtları. On altı yaşma
değin Padova’da bir heykelcinin yanında
çalıştı, daha sonra Vicenza’ya giderek duvarcı ve taşçılar loncasına girdi. Veronalı
mimar Michele Sanmicheli tarzında maniyerist
anıtlar ve heykeller üreten atölyelerde
çalıştı.
Hümanist bir şair ve bilgin olan Kont Gian
Giorgio Trissino, Vicenza’nın dışındaki Cricoli’de
bulunan villasını 1530-38 arasında
Eski Roma tarzında yeniden yaptırıyordu.
İnşaatta taşçı olarak çalışan Palladio’yu
gördü ve onun uygulamadaki deneyimlerini
hümanist bir eğitimle de genişletmeyi düşünerek
koruması altında eğitim görenlerin
arasına aldı. Bu öğrenciler matematik, müzik,
felsefe ve klasik yazarların yapıtlarını
öğreniyorlardı. Genç Andrea’ya hümanist
geleneklere uygun olarak mitolojideki Pallas
Athena’nın adı verildi.
Palladio, Trissino Villası’nda, bir bölümü
daha sonra kendisinin işvereni olacak Vicenza’nın
genç soylularıyla tanıştı. 1541’de
maniyerist Sanmicheli ile Yüksek Rönesans
mimarlarından Jacopo Sansovino gibi mimarların
üsluplarını öğrenmişti. Roma Rönesans
üslubunu Kuzey İtalya’ya getirmiş olan
Alvise Comaro’yu da tanıyor olmalıydı. Ayrıca
mimarlık üstüne kitaplan olan Sebastiano
Serlio’nun yapıtları da onu etkilemişti. 5umt a ay°aJptlı. VfLon eVSd o’da Gitraoslaanmmol andneı’
v/Ou/ için yaptığı villanın planında Trissino
VilJası’ndan yola çıkmıştı; ama Venedik’in
geleneksel kır yapılarıyla benzerlikler de
vardı. Ahır ve ambarları simetrik yapı
kanatlarına yerleştirmek, evin önünde duvarla
çevrili bir bahçe düzenlemek gibi daha
ileride uygulayacağı ilkeleri burada da kullanmıştı.
Vicenza’da Giovanni Civena için
yaptığı saray ise görünüş olarak 16. yüzyılın
başlarında Roma’da uygulanan Rönesans
saraylarını andırıyordu. Planı da Sanmicheli’nin
Verona’da yaptığı Canossa Sarayı’na
(1535) benziyordu. Palladio’nun Roma forumlarından
esinlenerek zemin katın altında
Kuzey İtalya’ya özgü arkadlı bir yaya
yolu yapması yapıdaki tek yenilikti.
Roma gezileri ve Vicenza’daki çalışmaları.
Palladio 1541 ve 1547’de Trissino ile birlikte
iki kez Roma’ya gitti. Bu geziler onun saray
tasarımlarını çok etkiledi. Burada Donato
Bramante, Peruzzi gibi mimarların ve adını
daha çok ressam olarak duyurmuş olan
Raffaello’nun yapıtlarını gördü. Eski Roma’dan
kalan yapılar üstünde ölçümler
yapma olanağı buldu. Saray tasarımına
ilişkin düşünceleri 1540 ile gene Roma’ya
gittiği 1554-56 arasında olgunlaştı.
Palladio 1546’da, 15. yüzyılda yapılmış
olan ve Bazilika diye adlandırılan Vicenza’
nın belediye binası için bir yenileştirme
tasarımı hazırladı. Daha önce başka mimarların
bu tür çalışmaları sonuçsuz kalmışken,
onun planları 1548’de kabul edildi. Bu onun
yapımını üstlendiği ilk kamu yapısıydı. Bitmesi
1617’ye değin süren yapının içinde
büyük bir salon vardı. Palladio hem yapının
Gotik üsluptaki strüktürüne, hem de klasik
düzen ölçülerine uygun bir de arkad tasarlamıştı.
Bazı biçimler de Serlio’dan ya da
Sanovino’nun Venedik’te yaptığı San Marco
Kitaplığı’ndan alınmıştı. Palladio 1556’ya
değin üç saray tipi geliştirdi. Bunlardan
birincisi 1550’de yaptığı Chiericati Sarayı,
İkincisi 1552’de Vicenza’da yapılan Iseppo
Porto Sarayı idi. Sonuncusu olan Udine’deki
Antonini Sarayı ise 1556’da yapılmıştı.
Palladio bu yapıtlarda geniş ölçüde antik
mimarlıktan esinlenmiş, özellikle Roma
hamamlarında uygulanan bazı düzenleme
ilkelerini kullanmıştı. 1545-50 arasında Vicenza’da
yaptığı Thiene Sarayı’nda Iseppo
Porto Sarayı’nda geliştirdiği plan şemasını
daha ilerletmişti. Bu yapıtında, o sıralarda
Vicenza’ya gelmiş olan maniyerist mimar
Giulio Romano’dan etkilendiği belli
oluyordu.
Roma’da *kaldığı sırada 1554’te Le antichitâ
di Roma (Roma’nın Eski Yapıtları) adlı
kitabını yayımladı. Bu çalışma, izleyen 200
yıl içinde Roma ile ilgili en yetkin rehber
kitap olarak kaldı. 1556’da da Antik Çağ
uzmanı Daniele Barbaro ile birlikte çalışarak
Vitruvius’un İÖ 26’dan sonra yazıldığı
bilinen ünlü yapıtı De architectura’nm (Mimarlık
Üzerine) yeni basımındaki levhalar
için rölöveler hazırladı. Kitabın yeni basımı
1556’da Venedik’te yayımlandı. Palladio
Vitruvius’a büyük bir hayranlık duyuyor,
ondan ustası ve yol göstericisi olarak söz
ediyordu.
Yapılarının cephelerini, planlarının bir
eksene göre simetrik düzenlendiğini vurgulayacak
biçimde yapıyordu. Bunun örneklerinden
biri Vicenza’da 1565’te yaptığı Valmarana
Sarayı idi. Bu yapıda kullandığı
birden fazla kat boyunca yükselen kolonları
Porto-Breganze Sarayı’nda (1570) ve Loggia
del Capitanio’da da (1571) uygulamıştı.
Yapılarında maniyeristlerin motiflerini
özümsemiş olsa da, onu Michelangelo ya da
Giulio Romano gibi bu yaklaşımın mimarlarından
biri sayma olanağı yoktu. Palladio’nun Roma gezilerinin etkileri
yaptığı villalarda daha az görülür. Bunlarda
amacı, Pilinius, Vitruvius gibi yazarların
kitaplarında anlattıkları Roma villalarına
benzer yapılar ortaya koymaktı. Cricoli’deki
Trissino Villası’m yaparken birçok villa
planı çeşitlemesi de geliştirmişti. Bu yapılar,
büyüklüğü değiştirilerek ya kentli bir
soylunun yazlığı ya da bir büyük çiftçinin
konağı olarak kullanılabiliyordu. Bu türün
ilk örneklerden biri, pek çok benzeri yapılan
Giulio Capra Villası ya da daha çok
tanınan adıyla Rotonda Villası’dır. Bir tepe
üstünde bulunan yapının planı tam bir
simetri içindeydi. Evin dört yüzünde kolonadlı
girişler vardı. Ortadaki daire planlı
büyük salonu bir kubbe örtüyordu. Meledo’da
yapılmak üzere tasarladığı Trissino
Villası da benzer bir plana dayanıyordu. Bu
yapı uygulanmamış olmakla birlikte, 1 quattro
libri deli’architettura’da (1570; Mimarlığın
Dört Kitabı) yer alması nedeniyle başka
mimarları Palladio’nun bazı uygulanmış yapılarından
daha çok etkiledi.
Palladio villalarının girişini bir tapınağın
ön cephesi gibi yapıyor, bu tür bir düzenlemenin
girişe en uygun olduğunu düşünüyordu.
Piombino Dese’deki Cornaro Villası
(1560-65) ya da Montagnana’daki Pisani
Villası (1553-55) gibi bazı yapılarında giriş
bölümü iki katlı tutulmuştu. Maser’deki
Barbaro Villası (1555-59) gibi bir üçüncü
tipte ise tapmak girişi evin tüm ön cephesini
kaplıyordu. O dönemden kalan az sayıdaki
iç düzenlemelerden biri ile Venedikli Paolo
Veronese’nin (1528-88) yaptığı duvar resimlerini
günümüze değin barındırmış olan
bu villayı arkadaşı bilim adamı Daniele
Barbaro için tasarlamıştı. Quinto’daki Thiene
Villası (1550) ile Santa Sofia’daki Sarego
Villası (1568-69) Palladio’nun tasarlandığı
gibi bitirilememiş yapıları arasındadır. Bunlarda
ve bazı başka tasarımlarında, koyduğu
ilkelerin çeşitlemelerini denemişti.
Palladio 20 yıl kadar süren yoğun yapım
çalışmalarından sonra 1570’te I quattro libri
deli’architettura adlı yapıtını yayımladı. Bu,
onun incelediği klasik mimarlığın bir özeti
niteliğini taşıyordu. Romalı mimarların tasarım
ilkelerini açıklamak amacıyla kendi
yapılarından da örnekler veriyordu. İlk
kitap yapı malzemelerini, klasik düzenleri,
süsleme öğelerini tanıtıyordu. İkincide Palladio’nun
kentsel ve kırsal alanlar için
tasarladığı konutlar ile klasik mimarlık yapıtlarına
ilişkin rekonstrüksiyon çalışmalarını
içeriyordu. Godi Villası örneğinde olduğu
gibi, bazı uygulamalarını üstünde düzeltmeler
yaparak kitabına almıştı. Üçüncü
kitap köprü, bazilika gibi yapı türlerinin
tasarımlarıyla antik kent tasarımına ilişkin
bilgiler içeriyordu. Dördüncü kitap da Eski
Roma tapınaklarının rekonstrüksiyonlarına
ayrılmıştı.
Venedik dönemi. Palladio 1570’ten sonra
çalışmalarını Venedik’te kilise yapıları üstünde
yoğunlaştırdı. 16. yüzyılın ilk yansında
papalık ile savaş durumunda olan bu
kentte çok az kilise yapılmıştı. Palladio
1560’larda bazı manastırlar için tasanmlar
hazırlamış, Sansovino’nun tasarımlarına göre
başlanıp bitirilememiş olan S. Francesco
della Vigna Kilisesi için de bir ön cephe
hazırlamıştı. Bu tasarım çok kısa bir süre
içinde orta nefi yüksek, yan nefleri alçak
kiliselerde örnek alman bir düzenleme oldu.
Buradaki çözümü dahice bir buluş
kılan, yapı cephesini oluşturan klasik tapınak
cephesi üstüne orta nef yüksekliğine
kadar çıkan daha dar bir ikinci klasik
cephenin bindirilmesiydi. Palladio bunu S. Giorgio Maggiore (1566-1610) ve II
Redentore (1576-92) gibi daha sonraki kiliselerinde
de geliştirerek uyguladı. Karşı
Reform’dan sonra Kilise Yunan haçı plan
yerine, çeşitli bölümlerinin farklı liturjik
gereksinimlere göre kullanılabildiği Latin
haçı plan şemasını yeğler olmuştu. Bu
nedenle Palladio’nun II Redentore için
önerdiği daire planlı şema geri çevrilmişti.
Her iki kilise de gri renkli taş sütunların
taşıdığı basık bir beşik tonozla örtülü bir
orta neften oluşan yapılar biçiminde gerçekleştirildi.
ikisinin de içleri düz beyaz
renkteydi ve hiçbir süslemeleri yoktu.
Döneminin dinsel inanışlarına uygun olarak
daha çok Latin haçı planlı kiliseler
tasarlamış olan Palladio yaşamının sonlarına
doğru Yunan haçından yola çıkan merkezî
planlı bir kiliseyi, Maser’deki şapeli
tasarladı. Yapıyı basık bir kubbe örtmekteydi.
İç süslemeler ise Palladio’nun kiliselerinden
çok saraylarını anımsatıyordu. Bu
yapıyla aynı yılda, 1579’da tasarlanan, ama
uygulanmamış olan S. Nicola di Tolentino
Kilisesi Palladio’nun ideal bir kiliseye ilişkin
düşüncelerini ortaya koyuyordu. Bunlar
onun I quattro libri deliarchitettura”da Pantheon
üstündeki çalışmaları ve Roma’da
Michelangelo’dan sonra en ünlü mimar olan
Giacomo da Vignola’nm (1507-73) desenleriyle
koşutluklar gösteriyordu.
Sansovino’nun 1570’teki ölümü üzerine
Palladio Venedik bölgesinin en önde gelen
mimarı durumuna geldi. Bu tarihe değin
devletin koruması altına alınmamıştı. I quattro
libri deliarchitettura”daki tasarımlarının
çoğu da onları yaptıracak zenginleri
bekliyordu. Palladio’nun devlet hizmetine
girdikten sonra yaptığı işler arasında savunma
yapıları ve bazı yapıların süslenmesi ile
Düklük Sarayı’nın içinin dekorasyonu konusunda
danışmanlık bulunuyordu. 1572’de
iki oğlunun birden ölmesi onu içine kapanık
bir yaşam sürmeye yöneltti. Bu arada
yaptığı tek iş Julius Caesar’ın kitaplarının
resimli bir baskısını yayımlamak oldu.
Son çalışması Vicenza’da Olimpico Akademisi
için klasik oyunların sahnelenebileceği
bir tiyatro yapmak oldu. 1579-80 yıllarında
yaptığı Olimpico Tiyatrosu’nda, Fransa’nın
Orange kentinde bulunan Eski Roma
tiyatrosunu temel aldı. Palladio öldüğü
zaman arkasında pek çok bitmemiş yapı
bırakmıştı. Bunları onun izleyicileri, özellikle
de Vincenzo Scamozzi (1552-1616) ve
O. Bertotti-Scamozzi (1719-90) bitirdiler.
Onlar da değişen beğeniler nedeniyle Palladio’nun
ilkelerini her zaman aynı tutarlılıkta
uygulayamadılar.
Değerlendirme. Palladio, Batı mimarlığının
gelişmesinde en önemli rolü oynayan
mimarların başında gelir. Bunun çeşitli
nedenleri vardır. Yaptığı villalar ve saraylar
400 yıl süreyle hemen her ülkede taklit
edilmiştir. Bir evin planını sistemli bir
düzene sokan, bir yapının ön cephesini Eski
Yunan ve Roma düzenlerinden biri ile
kuran ilk mimar odur. Son olarak da /
quattro libri deli architettura adlı yapıtıyla
klasik düzenleme ve süsleme öğelerini tanıtan
en önemli kaynağı ortaya koymuştur.
Palladio’nun yapılarıyla kitabının etkileri
18. yüzyılda doruğa ulaşmıştır. Onun ortaya
koyduğu ilkeler ülkesinde olduğu kadar,
başta Ingiltere olmak üzere İrlanda, ABD
gibi ülkelerde de uygulanmış ve Palladioculuk
adı altında yeryüzünün pek çok yerine
taşınmıştır

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)