Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Pakistan

Pakistan, resmî adı p a k îs t a n İ s l a m c u m h u –
r İy e t İ, Urduca İ s l â m î c u m h u r îy e -î p a k îs t a n ,
Güney Asya’da, kıtanın yedinci büyük ülkesi.
Indus-Ganj Ovasının batı ucunda yer
alır. Fiilen elinde tuttuğu kuzeydoğudaki
Cemmu ve Keşmir toprakları dışında
796.095 km2’lik bir alanı kaplar. Kuzeyden
güneye yaklaşık 1.600 km boyunca uzanır;
batıdan doğuya en geniş yeri 880 km’yi
bulur. Batıda İran, kuzeyde Afganistan ve
SSCB, doğu ve güneydoğuda Hindistan,
güneyde de Umman Denizi ile çevrilidir.
Başkenti İslamâbad, 1988 tahmini nüfusu
(toplam 6 milyona yaklaşan Cemmu ve
Keşmir halkıyla Afgan göçmenler dahil)
109.434.000’dir.
DOĞAL YAPI. Yüzey şekilleri. Pakistan
fiziksel coğrafya bakımından altı bölgeye
ayrılabilir: Kuzey dağları, bu dağların eteğindeki
platoluk bölge, İndus Ovası, Belucistan
Platosu, batı dağları ve çöllük
alanlar.
Ülkenin kuzey ucunu kaplayan ve ortalama
yüksekliği 6.100 m’yi geçen Himalaya ve
Trans-Himalaya dağ sıraları Godwin Austen
olarak da bilinen K2 (8.611 m) ve
Nanga Parbat (8.126 m) gibi yüksek dorukları
barındırır. Muson rüzgârlarının önünü
kesen bu sarp kütlenin kar ve buzulları
başta İndus olmak üzere çeşitli akarsuların
60° 65°
kaynaklarım besler. Bölgenin büyük bölümü
yerleşime elverişsizdir.
Himalayalar’ın aşağısında uzanan platoluk
bölge oldukça farklı yüzey şekillerini kapsar.
İndus’un batısına düşen düzlüklerden
Peşaver Vadisi genellikle çakıllı ve killi
alüvyon birikintileriyle kaplıdır. Kireçtaşı
sırtlarla parçalanmış olan Kohat yöresinin
engebeli tabanı kil, çakıl ve iri kaya parçalarıyla
dolmuştur. Bannu yöresini de milli
alanlar dışında kum ve çakıl katmanları
örter. Belirli ölçülerde sulamadan yararlanılan
bu üç düzlük alan, kıraç ve dağlık bir
yüzeyi olan Kuzeybatı Sınır Eyaleti’nin
başlıca tarım ve hayvancılık merkezlerini
oluşturur. Yüksekliği 360-570 m arasında
değişen, İndus’un doğusundaki Potvar Platosu
lös katmanlarıyla örtülü kumtaşı oluşumlu
bir yapı gösterir. Yüzeyi akarsularla
derin biçimde oyulmuş olan platonun güney
kenarında, ortalama 660 m yüksekliğindeki
Tuz Sıradağları yer alır. Bu sıradağlar
hemen hemen bütün jeolojik evlerden
kalma kayaçlar barındırır. Kuzeydoğuda
dar bir şerit biçiminde uzanan Sialkot
yöresi platoluk bölgenin en verimli kesimidir.
En gelişmiş tarım bölgesini oluşturan ve
yaklaşık 512.000 km2’lik bir alanı kaplayan
indus Ovası, Potvar Platosunun kenarından
başlayarak güneye doğru 1.100 km boyunca
yayılır. Ovanın Pencap eyaleti içinde kalan
kuzey kesimi, ırmak kollarıyla çevrili bir
dizi alana (doab) ayrılır. İndus ve Çhenab
ırmakları arasındaki Sin Sağar Doab en
büyük alan olmakla birlikte genelde bir çöl
70°
345 Pakistan
görünümü taşır. Öteki doab’lar yaygın sulamayla
son derece verimli bir yapı kazanmıştır.
Ovanın Sind eyaleti içinde kalan, alüvyonlu
kum ve killerle kaplı güney kesimi sık
sık taşkınlara uğrar. İndus Deltası çorak ve
ıssızdır.
İndus Ovasının batısında uzanan Belucistan
Platosu kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu
bir dizi alçak sıradağdan oluşur. Kıyı
kesimindeki geniş ve düz ovalar bu sıradağların
içlerine kadar sokulur. Bölgenin ilginç
bir özelliği yeraltı sularının kuyulardan
çekilerek tarımda kullanılmasına dayanan
ve kâriz denen sulama yöntemidir.
Hindukuş Dağlarında başlayan batı dağları
koşut sıralar biçiminde kuzey sınırından
güneye doğru iner. Hindukuş Dağlarının
uzantıları olan üç küçük sıradağ Kâbil
Irmağı yakınlarında sona erer. Irmağın
hemen güneyinde, Afganistan sınırındaki
ünlü Hayber Geçidi yer alır. Çok daha
güneydeki Süleyman Dağlan 1.800-2.100 m
yüksekliğindeki doruklanyla 480 km kadar
uzanır. Yüksekliği 1.200-2.400 m arasında
değişen Kirthar Dağları ise Umman kıyılannda
son bulur. Bu iki sıradağ aynı zamanda
İndus Ovasını Belucistan Platosundan
ayırır.
Hindistan’ın batısındaki Büyük Hint Çölünün
uzantısı olan doğudaki çöllük alanlar,
kuzeyden güneye doğru Sind Sağar Doab’ın
ortasında bulunan Thal ile Çolistan ve Thar
Çölü yörelerini kapsar.
75°
35°
30°
25°
© Rand McNally & Co.
A-563000-257 ‘ -1
Mİzafferâbad
Mardan ! Tarbelî KEŞNMfc^
^AnaotnafeyjX K o h a t. / potvar I ———— T ” ¡V\
V ».«Thai Ravalpindi .MtW
– ? ) PLATOSU * Mangta
…. V Ş an nu JL,labag C ih e lu n y
I Gucranvatas
;ra İ s m a i l / Saraoda®
-~ _ H\a/nV_ / ^T”H AfI ÇinioîV/Ş e h u p u r* a W/S
1 J ’FaySalâtiad® t
°> \ 4 Kasuf®
¡SCemmı
Ojtara ® j
®Sahival, “HARAPP0(
■ Mästung
®Bahavalpur,v
Ç 0 L İ SfAN
HÂMUN-İ LORA
Ç i L G
,■ Dalbandin
Kalat.
Haran Haf>pur
HAMUN-İ
MAŞKEl
Şikarpur©
luzdar Sukkıtr
Larkana. -tay ırp ur, HİNDİSTAN
j .Umarkot ■*
•Baram……
âvadar •Ormarc Sonmiant Körfezi
Gva<*ar
BATAKLIĞI
Hindfetan ile Pakistan arasındaki sınır, uzlaşmazlık
tonı^u olan Cemmu ve Keşmir kesiminde
1972’de kabul edilen “Denetim Hattı”nı izler.
0 100 2C
Yükseklikler metre cinsindendir
PAKİSTAN
Pakistan 346
Ülkenin büyük bölümünde pek az sismik
hareket görülür. Buna karşılık Kuetta bölgesiyle
kuzeydeki dağlık alanlarda zaman
zaman şiddetli depremler meydana gelir.
Akaçlama ve toprak dokusu. En büyük
akarsu olarak ülkeyi boydan boya geçen
İndus Irmağı, beş ana kolu Cihelum, Çhenab,
Ravi, Beas ve Satlec’i doğusundaki
ekonomik yaşam biçimi farklılıklarının biçimlendirdiği
geleneksel bölgeler, Belucistan,
Kuzeybatı Sınır Eyaleti, Pencap ve
Sind biçimindeki yönetsel bölünmeye de
temel oluşturur. Belucistan ve Kuzeybatı
Sınır Eyaleti geri tarım ve hayvancılığa
dayalı kabile örgütlenmesiyle ayırt edilir.
Kanalların geniş çaplı sulamaya olanak
verdiği Pencap’ın güney kesimiyle Sind
eyaleti zengin tarım alanlarını barındırır.
Tarım alanlarının büyük bölümü güçlü topİndus
Irmağı
Ara Güler
Pencap’tan (Beş Irmak) alır. Umman Denizine
dökülen öteki akarsular Belucistan
Platosundan doğar. Toprak dokusuna, organik
içeriği düşük ve kalsiyum karbonat
oranı yüksek pedokal olarak sınıflandırılan
toprak türleri egemendir. İndus Ovasındaki
topraklar eski ve yeni alüvyonlardan oluşur.
Kıraç bölgeler ve Belucistan’m büyük bölümü
lös katmanlarıyla kaplıdır.
İklim. Pakistan’da aşırı sıcaklık farklılıklarıyla
belirlenen karasal bir iklim hüküm
sürer. Yaz aylarında gündüzleri lu denen
sıcak rüzgârlar eser; zaman zaman tozlu
fırtınalar kuru ve sıcak havayı yumuşatır.
Günlük sıcaklık farklılığı bazı yerlerde
17°C’ye kadar ulaşır. Temmuz ayı ortalama
sıcaklığı 4.500 m’nin üzerindeki yüksek
dağlarda 0°C, kıyılarda 29°C, güneydoğudaki
çöllük alanlarda 35°C’dir. Denizden etkilenmeyen
Belucistan’da yazlar çok sıcak
geçer. Ocak ayı ortalama sıcaklığı ise İndus
Ovasında 14°C, kıyılarda 20°C, yüksek dağlarda
-20°C’dir. Yağışların büyük bölümünü
temmuz-ekim arasında esen güneybatı
musonları getirir. Kıyılarda ancak 150-200
mm olan yıllık yağış miktarı ırmak vadilerinde
375 mm’ye, kuzeydeki dağlık bölgede
1.500 mm’ye kadar çıkar. Yağışlar yıldan
yıla büyük değişiklikler gösterdiğinden, birbirini
izleyen sel ve kuraklık dönemleri
olağan bir durumdur.
Bitki örtüsü ve hayvan varlığı. Ormanlarla
kaplı dağ yamaçları dışında doğal bitki
örtüsü kaba otlar, çalılar ve bodur ağaçlarla
sınırlıdır. Belucistan, Tuz Sıradağları ve
batıdaki dağlarda genellikle kuraklığa dayanıklı
bitkiler yetişir. Aşağı İndus Irmağının
bazı kesimlerinde kıyı ormanları bulunur.
Kuzeydeki dağların yabanıl hayvan varlığı
kahverengi ayı, siyah ayı, pars, kar parsı,
Sibirya dağ keçisi ve yabanıl koyun türlerini
kapsar. Mançhar Gölü çevresinde çok sayıda
su kuşu yaşar. İndus Deltasında timsah,
piton ve yaban domuzlan bulunur. Ülkenin
hemen her yanında çakal, tilki ve yabanıl
kedi ile kemirici ve sürüngen türlerine
rastlanır.
Yerleşme dokusu. Doğal koşulların ve
tarihsel gelişmenin yanı sıra dil, kültür ve
rak sahiplerinin elinde toplanmıştır. Tarım
açısından yağmura bağlı olan kesimlerde ise
küçük ve parçalanmış mülkiyet biçimi egemendir.
Aşarı kalabalık ve yoksul olan bu
bölgede kentsel ekonomiyle bağlar daha
çok gelişmiştir.
Kırsal nüfusun büyük çoğunluğu toplu
köylerde yaşar. Büyük köyleri çok sayıda
dağınık ve küçük yerleşmeler çevreler. Eski
köylerin çoğu kümelenmiş bir yapı gösterir.
Yüzey şekline göre konumlanmış köylerin
sayısı azdır. Yeni köylerin planı genellikle
dikdörtgen biçimindedir. Kırsal kesimde
evler daha çok kerpiçten yapılır.
Kentsel yaşamın odağını sanayi ve ticaretin
yoğunlaştığı Karaçi ve Lahor kentleri
oluşturur. Bununla birlikte 1960’lardan sonra
izlenen politikalar ülke geneline dengeli
biçimde yayılan bir kentleşme sürecini başlatmıştır.
Hızlı ve plansız gelişme nedeniyle
kentlerde konut sıkıntısı ve altyapı yetersizliği
belirgin biçimde göze çarpar.
NÜFUS. Pakistan’ın çeşitli yerel halkların
karışımına dayanan etnik bileşimi, tarihteki
yoğun göç dalgalarının sonucu olarak farklı
fiziksel özelliklerin izlerini taşır. Daha çok
dil temeline dayanan nüfus içindeki farklılaşma
bölgelere bağlı olmakla birlikte, bazı
yerlerde bir iç içe geçme olgusu da görülür.
Pencap dilini konuşanlar en büyük dil
topluluğu olarak toplam nüfusun (1981)
yaklaşık yüzde 48’ini oluşturur. Bu topluluğu
sırasıyla Peştuca (yüzde 13), Sindhi
(yüzde 12), Saraik dili (yüzde 9,8), Urduca
(yüzde 7,6) ve Beluci dili (yüzde 3) konuşan
topluluklar izler. Son yıllarda Afganistan ve
İran’dan gelen mültecilerin sayısı 3 milyona
yakındır. Resmî dil, Hintçeye benzemekle
birlikte çok sayıda Farsça ve Arapça sözcük
içeren Urducadır.
Pakistan nüfusunun yüzde 97’ye yakın
bölümü Müslümandır. En büyük Sünni
mezhep Hanefiliğin yanında Şiiliğin İsmailiye,
İmamiye ve Bohora kolları da yaygındır.
Hıristiyanlar ve Hindular küçük dinsel
azınlıkları oluşturur.
Nüfus yoğunluğu (1988) kilometrekare
başına 138 kişidir. Nüfusun bölgelere göre
dağılımı dengesiz bir yapı gösterir. Ülkenin
en kalabalık bölgesi İndus Ovasının kuzeydoğu
kesimidir. Belucistan’m büyük bölümünde
nüfus yoğunluğu ülke ortalamasının
çok gerisinde kalır. Kentlerde oturanların
toplam nüfus içindeki oranı (1985) ancak
yüzde 29,8’i bulur. Bununla birlikte kırsal
kesimden kentlere göç hareketi sürekli
gelişmektedir. Ülkenin 20. yüzyılda yaşadığı
büyük göç dalgaları, Hindistan’dan gelenlerin
6,5 milyon kişiyi bulduğu bağımsızlık
dönemindeki nüfus hareketiyle başladı. Daha
sonra 1971’de Bangladeş’in Pakistan’dan
ayrılması yoğun bir nüfus değişimine yol
açtı. 1980’lerde de Sovyet işgalinden kaçan
binlerce Afgan mülteci sınırdaki kamplara
yerleşti.
Pakistan doğal nüfus artış hızının yüksek
olduğu ülkeler arasında yer alır. Son yıllarda
kadınların istihdamına ve aile planlamasına
yönelik programlarla yüksek doğurganlık
oranını düşürme politikası izlenmektedir.
Doğum ve ölüm oranları (1987)
sırasıyla binde 41,9 ve binde 14,1’dir. Toplam
nüfus içinde 15 yaş altındaki grubun
oranı (1981) yüzde 45 dolayındadır. Resmî
kayıtlara göre her 100 kadına 110 erkek
düşmesi, bazı kız çocuklarının nüfusa yazılmamasından
kaynaklanır.
EKONOMİ. Pakistan’da, büyük ölçüde tarım,
hafif sanayi ve hizmet sektörüne dayanan
gelişme yolunda bir karma ekonomi
yürürlüktedir. Ekonomik sorunların başında
bölgeler arasındaki çarpıcı eşitsizlik,
yüksek işsizlik oranı, teknik ve nitelikli
işgücü açığı, kamuya ait işletmelerin kötü
yönetimi gelir. Geçmişte ekonomisi bütünüyle
pamuk üretimine bağımlı olan Pakistan
son yıllarda dış yardımların da etkisiyle
tarımsal üretim düzeyini yükseltme, imalat
sanayisini çeşitlendirme ve dış ticaret hacmini
artırma konusunda belirli bir ilerleme
sağlamıştır. 1986 verilerine göre ülke gayri
safi milli hasılası (GSMH) 34,69 milyar
ABD Doları, kişi başına düşen milli gelir ise
350 ABD Doları’dır.
Gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) içindeki
payı (1986-87) yüzde 23,7 olan tanm sektöründe
toplam işgücünün (1984-85) yüzde
48,7’si çalışır. Verimlilik düzeyini düşüren
yaygın toprak kiracılığını tasfiyeye yönelik
toprak reformunun yanı sıra makineleşme
ve gübre kullanımını geliştirmeye yönelik
programlar Pakistan’ın birçok tarım ürününde
kendine yeterli bir konuma gelmesini
sağlamıştır. Ülke topraklarının dörtte birinden
fazlası ekime elverişlidir; tarımsal arazilerin
dörtte üçünde sulamadan yararlanılır.
En önemli tahıl ürünleri buğday, pirinç
ve mısırdır. Başlıca ticari ürün olan pamuğun
büyük bölümü ihraç edilir. Yemeklik
yağın yaklaşık yarısı pamuk tohumundan
elde edilir. Şekerkamışı ve tütün ekimi de
yaygındır. Kırsal ekonomide hayvancılık
önemli bir yer tutar. Pakistan’ın keçi varlığı
32 milyon, koyun varlığı ise 27 milyon başı
bulur. Büyük miktarda sığır, manda ve deve
de yetiştirilir. Kişi başına düşen hayvan
sayısının yüksekliğine karşın, besicilik yöntemlerinin
geri olması nedeniyle süt ve et
üretimi düşüktür. Hayvancılık aynı zamanda
gelişmiş kilim ve deri sanayilerine temel
oluşturur.
Ormanlar ülke topraklarının ancak yüzde
4’ünü kaplar. Yıllık kereste üretimi (1986)
21,4 milyon m3 düzeyindedir. Kıyı balıkçılığı
oldukça gelişmiştir. Dışarıya önemli miktarda
balık, ıstakoz ve başka kabuklular
ihraç edilir. Avlanan deniz ürünlerinin miktarı
(1986) yılda 390 bin tonu geçer.
Pakistan yeraltı kaynakları bakımından
oldukça zengin sayılır. Madencilik sektörü
büyük ölçüde devletin denetimindedir. Düşük
nitelikli rezervlere dayanan kömür madenciliği
ülkenin en eski sanayilerinden
biridir. Doğal gaz üretimi son yıllarda hızlı
bir gelişme göstermiştir. Pakistan’ın 436
milyar m3 olarak tahmin edilen doğal gaz
rezervleri dünyadaki toplam rezervlerin
yüzde 0,5’ini oluşturur. Büyük bölümü
Belucistan-Pencap sınırında çıkarılan doğal
gaz, boru hatlarıyla sanayi merkezlerine
taşınır. Petrolde dışa bağımlılığı azaltmak
için yabancı şirketlere petrol arama izinleri
verilmiştir. Kömür ve doğal gazın yanı sıra
büyük çapta kireçtaşı, kromit, alçı ve düşük
nitelikli demir cevheri de çıkarılır. Önemli
bir bölümü henüz işletilemeyen öteki madenler
arasında bakır, barit, boksit, selestit,
antimon, kaya tuzu ve mermer sayılabilir.
Dera Gazi Han yöresinde uranyum yatakları
saptanmıştır.
GSYİH içindeki payı yüzde 17,7 olan
imalat sektöründe toplam işgücünün yüzde
13,2’si çalışır. Eski sanayi dallarının çoğu
tarım ürünlerinin işlenmesine dayanır. Yakın
dönemde ithal ikameci politikalar doğrultusunda
kurulan sanayiler, tüketim mallarından
ara ve yatırım mallarına geçişte
belirli adımlar atılmasını sağlamıştır. İhracata
da katkıda bulunan dokumacılık en
önemli sanayi dalıdır. Çimento, gübre,
çelik, şeker, kâğıt ve kimyasal maddelerin
üretimi de önem kazanmıştır. Elektrik enerjisinin
dörtte üçü hidroelektrik santrallardan
karşılanır. Yıllık elektrik üretimi (1986)
yaklaşık 25,8 milyar kW-sa düzeyindedir.
Devlet yatırımları daha çok altyapı ve
kamu hizmetlerine dönüktür. Ekonomiyi
yönlendirmede fiyat denetimleri, gümrük
tarifeleri ve sübvansiyonlar önemli rol oynar.
1970’lerin başlarında devletleştirilen
kilit sanayilerin çoğu yeniden özel sektöre
devredilmiştir. Bankacılık sistemi Pakistan
Devlet Bankası’nın sıkı denetimi altındadır.
Faiz resmen yasaklanmıştır. Devlet gelirlerinin
büyük bölümü gümrük ve satış vergilerinden
sağlanır. Kamu harcamalarının başında
savunma giderleri, borç ödemeleri,
eyaletlere yapılan yardımlar ve sübvansiyonlar
gelir. Dışarda çalışan PakistanlIların
ailelerine gönderdikleri paralar önemli bir
döviz kaynağıdır. İhracattaki artışa karşın
dış ticaret açığı sürmektedir. Başlıca ihraç
ürünlerini ham pamuk, pamuk ipliği, pamuklu
dokuma, pirinç, deri eşya ve balık
oluşturur. En önemli ithalat kalemleri ise
ham petrol, petrol ürünleri, makine, motorlu
araç, elektrikli eşya ve çaydır. Dış
ticarette en önemli yeri Japonya, ABD,
İngiltere ve AFC tutar. Suudi Arabistan,
Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Malezya’yla
ticari ilişkiler de gelişmiştir.
Ulaşımın büyük bölümü karayollarına dayanır.
Karaçi’den çıkan ana kara ve demir
yolları Lahor ve Ravalpindi üzerinden Peşaver’e
uzanır. Başlıca havaalanları da bu
dört kenttedir. Karaçi aynı zamanda en
önemli liman kentidir.
YÖNETSEL VE TOPLUMSAL KOŞULLAR.
Pakistan’ın yönetim biçimi İslam ilkelerine
dayalı federal cumhuriyettir. Bağımsızlıktan
bu yana siyasal partiler ile askeri-bürokratik
oligarşi arasında süregelen çekişme, bölgelerin
merkezî otoriteye karşı özerklik elde
etme çabası ve çarpık gelir dağılımının
toplumun geniş kesiminde yarattığı huzursuzluk
sürekli bir istikrarsızlığa yol açarak
ülkenin sık sık sivil yönetimden uzaklaşması
sonucunu doğurmuştur. Askeri darbeler
zincirinin en son halkası olarak 1977’deki
darbeyle kurulan askeri yönetim sıkıyönetimi
kaldırarak ve 1973 tarihli anayasayı bazı
değişikliklerle yeniden yürürlüğe koyarak
1985’te sivil yönetime geçiş sürecini başlattı.
Böylece demokratik kurumlan geliştirme
yönünde ilk adımlar atılmakla birlikte, askeri
rejimin demokratik hak ve özgürlüklere
getirdiği kısıtlamaların önemli bir bölümü
hâlâ varlığını korumaktadır.
Anayasa uyarınca federal yasama yetkisi
Ulusal Meclis ve Senato’nun elindedir.
Ulusal Meclis doğrudan halk tarafından
seçilen 237 üyeden oluşur, 87 sandalyeli
Senato’nun üyelerini ise eyalet meclisleri
seçer. Parlamentonun iki organıyla eyalet
meclislerinin 5 yıllık bir dönem için birlikte
347 Pakistan
seçtiği cumhurbaşkanı aynı zamanda silahlı
kuvvetlerin başkomutanıdır; başbakan ve
hükümet üyelerini atamanın dışında geniş
yetkileri vardır.
Askeri yönetim boyunca sıkıyönetim yetkililerinin
denetimine bağlı olan yerel yönetim
organlarında sivilleşme süreci de
1985’te başlamıştır. Yerel yönetim sistemi
sömürge döneminde biçimlenmiş olan ve
eyalet, il, ilçe, bucak kademelerine dayanan
yapıyı korumaktadır. Yargı sisteminin başında
Yüksek Mahkeme yer alır. Eyaletlerdeki
üst mahkemelerin altında çeşitli ceza
ve hukuk mahkemeleri görev yapar. Askeri
rejim altında başlayan Islama dönüş politikası
doğrultusunda medeni hukuk alanındaki
laik yasalar kaldınlarak şeriat hükümleri
benimsenmiştir.
Sosyal refah hizmetleri pek gelişmemiştir.
Sosyal sigorta sistemi çalışanların bir bölümüne
emekli aylığıyla iş kazası, annelik ve
hastalık yardımı sağlar. Ülkenin büyük
bölümünde sağlık kuruluşu ve sağlık personeli
açığı vardır. Beslenme yetersizliğinin
yanı sıra bulaşıcı hastalıklar da yaygındır.
Ortalama ömür (1987) kadınlarda 52, erkeklerde
54 yıldır. Bebek ölüm oranı binde
120 gibi yüksek bir düzeydedir.
Okuryazarlık oranı (1981) ancak yüzde
25,6’yı bulur. İlköğrenim parasızdır. Okul
çağındaki erkek çocukların beşte dördü, kız
çocukların da üçte biri okula gitmektedir.
Ülkenin en eski yükseköğretim kurumu
Pencap Üniversitesi’dir (1882). Her eyalette
en az bir üniversite vardır. Büyük üniversitelerin
başında Karaçi Üniversitesi ile Allame
İkbal Açık Üniversitesi gelir.
KÜLTÜREL YAŞAM. Pakistan’ın toplumsal
dokusunda geleneksel değerler hâlâ önemli
bir ağırlık taşır. Bunun en belirgin örnekleri,
biraderi denen, soydaş aile reislerinin
oluşturduğu meclisin büyük ölçüde ayakta
olması ve kadınların toplumsal yaşamdan
dışlanmasıdır. Tarihsel bakımdan zengin bir
mirasa dayanan ve renkli bir bölgesel çeşitlilik
gösteren Pakistan kültürünün yakın
dönemdeki belirleyici öğesi İslam düşüncesiyle
bütünleşme yönündeki güçlü romantik
akımdır. Devletin kuruluş koşullarından ve
kimlik arayışından kaynaklanan bu durum
hemen her alanda İslam ideolojisinin ağır
basmasına yol açmıştır. Bir ilahi türü olan
kavvali yaygın biçimde söylenir ve dinlenir.
Muşaara denen şiir okuma toplantıları müzik
konserleri gibi düzenlenir. Urdu, Sind
ve Peştu şairler bölgesel ve ulusal kahraman
sayılır. En gelişmiş sanat dalı edebiyattır.
Başta Urduca olmak üzere Beluci, Peştu,
Pencap ve Sind dillerinde Batı tarzında
yapıt veren birçok yazar vardır. Urdu
şiirinin 20. yüzyıldaki en ünlü temsilcisi olan
şair ve filozof Muhammed İkbal modern
Pakistan’ın manevi babası olarak kabul
edilir. Müzik ve dans edebiyata göre daha
az ilgi görür. Resim ve heykel son yıllarda
kent yaşamında önemli bir yer tutmaya
başlamıştır. Sinema halkın en gözde eğlencesidir.
Çeşitli dönemlerde ağır sansür baskısı
altında kalan basın dünyasında genellikle
siyasal habercilik önde gelir. Okuryazarlık
oranının düşüklüğü nedeniyle en önemli
kitle iletişim araçları devletin denetimindeki
radyo ve televizyondur. Radyo 20’den fazla
dilde yayın yapar.
TARİH. Eski çağlar ve yabancı yönetimler.
Bugünkü Pakistan’da ilk insan topluluklarının
ortaya çıktığı Belucistan bölgesindeki
ilk yerleşmeler IÖ 3500’lere tarihlenir. İÖ
3000’lere doğru Belucistan’dan göç eden
topluluklar Indus Vadisine yerleşerek
Pakistan’da nüfus yoğunluğu
Pakistan 348
Harappa gibi bir dizi kent uygarlığı yarattı.
İndus Vadisi uygarlığı(*) İÖ 1500’lerde
henüz açıklığa kavuşturulamamış nedenlerle
birdenbire yıkılarak yerini bir dizi bölgesel
kültüre bıraktı. Âri halkların bölgeye
akınlan da aynı dönemde başladı.
İÖ 6. ve 5. yüzyıllardan kalma Budacı
metinlerde İndus Vadisinin kuzeybatı kesimini
içine alan Gandhara(*) adlı devletten
Lahor’dan bir görünüm
Ara Güler
söz edilir. Ahamenişleri yıkarak doğuya
doğru ilerleyen Büyük İskender bu imparatorluğa
bağımlı olan Gandhara topraklarına
İÖ 327’de girdi. Bu sırada Hindistan’ın orta
ve kuzey kesimine egemen olan Çandra
Gupta’nın Selevkos ordularını bozguna uğratmasıyla
(İÖ 305) Gandhara, daha güneydeki
Gedrosia ve öteki bölgeler Maurya
İmparatorluğu’nun(*) bir parçası durumuna
geldi. İÖ 2. yüzyıl başlarında sona eren
Maurya egemenliğini kuzeyden gelen göç
dalgalan izledi. Aynı yüzyılın ortalarında
İndus Vadisi Baktriane’nin denetimine girdi.
İS 1. yüzyılda Hindistan’ın kuzeyini ele
geçiren Yüeçilerin kurduğu Kushan Krallığı
indus Vadisinin büyük bölümünü 3. yüzyıl
ortalanna değin elinde tuttu.
Barbar kabileleri sürerek İndus Vadisini
topraklarına bağlayan Guptaların uzun süreli
egemenliği (y. 320-540) bölgede Hindu
kültürünün biçimlenmesinde önemli rol oynadı.
Belucistan’da 8. yüzyılda başlayan ilk
Müslüman fetihlerinin ardından Pencap
bölgesi sırasıyla Şahiye, Gazneli ve Gurlu
hanedanlarının akınlarma hedef oldu. Bölgede
12. yüzyıl sonlannda kalıcı Müslüman
yönetimi kuran Delhi Sultanlığı’nın egemenliği
16. yüzyıl başlanna değin sürdü.
Babür’ün fetihleriyle kurulan Hint-Türk
İmparatorluğu bölgenin Hindistan’la bütünleşmesi
yolunu açtı.
Batılı sömürgeci güçlerin Hindistan’da nüfuz
kurma mücadelesinden üstün çıkan
İngiliz Doğu Hindistan Kumpanyası, yanmadayı
adım adım ele geçirerek 1757’de
Babürlü hanedanına boyun eğdirdi. Aynı
dönemde Afgan ve İran hükümdarlarının
saldırılan nedeniyle Babürlü egemenliğinin
zayıfladığı Pencap, Sind ve Belucistan bölgelerinde
yerel güç odakları ortaya çıktı.
Bengal ordusundaki Müslüman askerlerin
isyanıyla başlayan ve bütün yarımadayı
altüst eden Hint Ayaklanması (1857-59)
üzerine, Hindistan’ın yönetimi kumpanyadan
alınarak doğrudan İngiliz hükümetine
bağlandı. İngiliz yönetimi altında Hint milliyetçiliği
yükselirken, geleneksel Müslüman
önderler genellikle İngiliz yetkililerle işbirliği
yapma yolunu seçti. Ama İngilizlerin I.
Dünya Savaşı’nda OsmanlIlara karşı çarpışmasının
ve Osmanlı Devleti’nin parçalanmasının
ardından, Müslümanlar arasında da
Muhammed Ali Cinnah önderliğinde milliyetçi
bir hareket ortaya çıktı. Bu gelişmede
Hindu çoğunluğa karşı Müslümanların hak
ve çıkarlarını korumak amacıyla 1906’da
kurulan Müslüman Birliği de (Tüm Hindistan
İslam Birliği) önemli rol oynadı.
Hindu ve Müslüman milliyetçilerin İngiliz
sömürge yönetimine son verme mücadelesinde
zaman zaman işbirliği yapmasına karşın,
karşılıklı güvensizlik ortamı Müslüman
Birliği’ni 1940’ta Pakistan adıyla ayrı bir
Müslüman devleti kurma hedefini benimsemeye
yöneltti. İngiliz yöneticilerin ve Kongre
Partisi’nin Hindistan’ın bölünmesini
önleme çabaları, Cinnah’ın kararlı tutumu
ve Hindular ile Müslümanlar arasındaki
gerginliğin sürekli tırmanması nedeniyle
sonuç vermedi. Böylece Pakistan geniş Hint
topraklarının birbirinden ayırdığı iki bölgeli
(Batı ve Doğu Pakistan) bir devlet olarak 15
Ağustos 1947’de bağımsızlığını kazandı.
Sind, Belucistan ve Kuzeybatı Sınır Eyaleti
olduğu gibi Pakistan’a katılırken, Pencap ve
Bengal nüfus çoğunluğuna göre belirlenen
sınırlarla ikiye ayrıldı. Keşmir ise tartışmalı
bir bölge olarak kaldı. Bölünmeyi izleyen
karşılıklı mülteci akını şiddetli çatışmalara
da yol açtı. Hindistan’ın çeşitli bölgelerinde
yaşayan 6,5 milyon kadar Müslüman Batı
Pakistan’a göç etti. Bölünmeyle birlikte
Mohenco-daro’daki kalıntılardan bir görünüm, İndus Vadisi Uygarlığı, Sind,
Pakistan
Ara Güler
doğal kaynakların ve maddi zenginliklerin
büyük bölümü Hindistan’da kaldığından,
Pakistan geri ve bozuk bir ekonomi devraldı.
Pakistan’ın bağımsızlık öncesi tarihine
ve bağımsızlığa geçiş sürecine ilişkin daha
geniş bilgi için bak. Hindistan (Tarih).
Bağımsızlık ve siyasal istikrarsızlık. Bağımsızlıkla
birlikte Cinnah devlet başkanlığına
denk düşen genel valiliğe seçilirken, en
yakın yardımcısı Liyakat Ali Han da başbakan
oldu. Kurucu Meclis’in yeni bir anayasa
hazırlamasına değin 1935 tarihli Hindistan
Yönetimi Yasası’nın bazı değişikliklerle geçici
anayasa olarak uygulanması kararlaştınldı.
Buna göre genel valiye geniş yetkiler
tanıyan ve eyalet hükümetleri öngören federal
bir yönetim sistemi benimsendi. Genellikle
aydınlardan oluşan bağımsızlık önderleri
parlamenter ilkelere dayalı laik bir
devlet düzeni kurmayı temel almakla birlikte,
önemli bir ağırlığı olan İslamcı çevreleri
de bazı ödünlerle yatıştırma yoluna gittiler.
Ama Cinnah’ın ölümünden (Eylül 1948)
sonra Pencaplı büyük toprak sahiplerine
dayanan Gulam Muhammed’in başa geçmesi
ve Ekim 1951’de bir suikasta uğrayan
Liyakat Ali Han’ın yerini Bengalli bir soylu
olan Hoca Nazımüddin’in alması güç dengesinde
önemli bir değişiklik yarattı. Militan
İslamcı örgütlerin 1953’te giriştiği eylemler
sıkıyönetime başvurulmasına ve Nazımüddin’in
uzaklaştırılarak Muhammed
Ali Bogra’nın başbakanlığa atanmasına yol
açtı.
Mart 1954’te Doğu Pakistan’daki eyalet
meclisi seçimlerinde sağ ve sol partilerin
oluşturduğu Birleşik Cephe’nin Müslüman
Birliği’ni ağır bir yenilgiye uğratması iki
bölge arasındaki derin ayrılığı ortaya koydu.
Bu yeni siyasal havadan etkilenerek
genel valinin yetkilerini kısıtlamaya çalışan
Kurucu Meclis Gulam Muhammed tarafından
hemen dağıtıldı. Ardından dolaylı bir
seçim sistemiyle yeni Kurucu Meclis oluşturuldu.
Muhammed Ali Bogra hükümette
geniş çaplı değişikliklere giderek Tümgeneral
İskender Mirza’yı içişleri bakanı, Başkomutan
Muhammed Eyüb Han’ı savunma
bakanı, Çaudhri Muhammed Ali’yi maliye
bakanı yaptı. Daha sonra başbakanlığı üstlenen
Çaudhri Muhammed Ali, Ağustos
1955’te genel vali olan İskender Mirza’nm
da desteğiyle Şubat 1956’da İslam cumhuriyetini
öngören bir anayasayı yürürlüğe koymayı
başardı. Cumhurbaşkanının yetkilerini
kısıtlayarak başbakanın konumunu güçlendiren
yeni anayasa uyarınca, Doğu ve Batı
Pakistan Ulusal Meclis’te eşit sandalyeyle
temsil edilecek ve bu iki birimin kendi bölge
hükümetleri olacaktı.
Batı Pakistan’ın başbakanlığına getirilen
Han Sahib’in Müslüman Birliği’nden ayrılarak
Cumhuriyetçi Parti’yi oluşturmasıyla
çoğunluk desteğini yitiren Çaudhri Muhammed
Ali Eylül 1956’da merkezî hükümetin
başından çekildi. Cumhurbaşkanı İskender
Mirza yeni hükümeti kurma görevini Cumhuriyetçi
Parti’den destek alan Avami Birliği
önderi Hüseyin Şehid Suhreverdi’ye vermek
zorunda kaldı. Bunu izleyen siyasal
karışıklıklar, Doğu Pakistan yasama meclisinin
özerklik kararı almasıyla daha da
derinleşti.
Askeri yönetim. Bunalımdan yararlanan
İskender Mirza Ekim 1958’de anayasayı ve
siyasal partileri feshederek ülke çapında
sıkıyönetim ilan etti. Sıkıyönetim başkomutanlığına
ve başbakanlığa getirilen Eyüb
Han çok geçmeden cumhurbaşkanlığını üstlenerek
İskender Mirza’yı sürgüne gönderdi.
Ardından önemli sivil görevlere subayları
getirerek bürokraside geniş çaplı bir
tasfiyeye girişti ve önde gelen siyaset adamlannı
saf dışı etti. Askeri yönetime demokratik
bir görünüm vermek için 1960’ta
yerel özerk organlardan oluşan “temel demokrasiler”
sistemini uygulamaya koydu.
Pakistan, Eyüb Han’ın baskıcı yönetimi
altında özellikle imalat sektöründe hızlı bir
büyüme sürecine girdi. ABD ve öteki Batılı
ülkelerden alınan dış yardımlar ve yabancı
sermaye büyük yatırımlara olanak verdi.
Ama izlenen ayrımcı politikalar Batı ve
Doğu Pakistan arasında belirgin bir ekonomik
dengesizlik yarattı. Doğu Pakistan’ın
jüt ve çay ihracatıyla sağladığı büyük katkıya
karşın yatırımlardan yoksun kalması
güçlü bir muhalefete yol açtı.
Ocak 1965’te “temel demokrasiler” sistemi
sayesinde Muhammed Ali Cinnah’ın kızı
Fatıma Cinnah gibi güçlü bir adayı yenerek
yeniden cumhurbaşkanı seçilen Eyüb Han,
Keşmir konusunda Hindistan’a karşı girişilen
başarısız savaşın ardından yükselen
muhalefeti sindirme yoluna gitti. Hükümette
önemli bakanlıklarda bulunmuş olan
Zülfikâr Ali Bhutto’yu görevden uzaklaştırırken,
Avami Birliği önderi Şeyh Mucibü’r-
Rahman’ı tutuklattı. 1968 sonbaharından
sonra daha da sertleşmekle birlikte, artan
gösteriler ve grevler üzerine Mart 1969’da
yerini Başkomutan Ağa Muhammed Yahya
Han’a bırakmak zorunda kaldı. Sonunda
sivil yönetime geçişi sağlamak için Aralık
1970’te seçime gidildi.
İç savaş ve Bhuîto yönetimi. Seçim sonunda
Avami Birliği çoğunluğu kazanırken,
Bhutto’nun önderliğindeki Pakistan Halk
Partisi de Batı Pakistan’a ayrılan sandalyelerin
büyük bölümünü elde etti. İki partinin
Doğu Pakistan’ın özerkliği konusunda anlaşmaya
varamayarak öngörülen 100 günlük
süre içinde yeni bir anayasa hazırlayamaması,
Yahya Han’ın Mart 1971’de meclisi
süresiz kapatmasına zemin hazırladı. Doğu
Pakistan’da başlayan genel grevi Batı Pakistan
askeri birlikleriyle bastırma girişimi iç
savaşa yol açtı. Çarpışmalar sürerken Mucibü’r-
Rahman ve birçok Avami Birliği önderi
Hindistan’a sığındı. Ardından Hindistan’
ın müdahalesiyle Doğu Pakistan Aralık
1971’de Bangladeş adı altında bağımsızlığını
ilan etti.
Yahya Han’ın çekilmesiyle cumhurbaşkanlığını
üstlenen Bhutto, İslam sosyalizmi
programı doğrultusunda ekonomide yeni
düzenlemelere gitti. Peştular ve Beluciler
arasında gelişen muhalefete karşı sert yöntemlere
başvurdu. Nisan 1973’te yeni anayasanın
kabul edilmesinden sonra başbakan
olarak geniş yetkileri elinde topladı. Ülkeyi
kararnamelerle yönetmesinin yarattığı tepkiler
üzerine, toprak reformu programını
açıklayarak Mart 1977’de seçime gitti. İslam
ilkelerine dayalı bir yönetimi savunan Pakistan
Ulusal İttifakı karşısında kesin bir
zafer kazandı. Muhalefetin seçimlere hile
karıştırıldığını öne sürmesiyle karışıklıklar
başlayınca sıkıyönetim ilan etti. Siyasal
çözümsüzlük sürerken Genelkurmay Başkanı
General Ziyaü’l-Hak Temmuz 1977’de
yönetime el koydu.
Ziyaü’l-Hak ve sonrası. Siyasal arabuluculuk
girişimlerinin ardından Eylül 1977’de
Bhutto’yu tutuklatarak kendini cumhurbaşkanı
ilan eden Ziyaü’l-Hak, İslamcı uygulamalarla
muhalefetin desteğini kazanmaya
çalıştı. Muhalif bir milletvekilini öldürme
emrini vermekle suçlanan Bhutto’nun Nisan
1979’da idam edilmesinden sonra, Ekim
1979’da seçimlerin süresiz ertelendiğini
açıklayarak siyasal partileri ve grevleri yasakladı,
basma ağır sansür getirdi. Bu arada
SSCB’nin Afganistan’ı işgal etmesi üzerine
ABD’nin ve İslam ülkelerinin sağladığı
geniş çaplı askeri ve ekonomik yardımla
yönetimini güçlendirme yoluna gitti. Mart
1981’de sıkıyönetim altında yönetimin sürmesini
sağlayan ve kendisine anayasa değişiklikleri
yapma yetkisini tanıyan Geçici
Anayasa Düzeni’ni ilan etti. Sonraki yıllarda
şiddet olayları ve huzursuzluklar tırmanarak
sürdü.
Ziyaü’l-Hak’m Aralık 1984’te halkoylamasına
sunduğu İslamlaşma programı tartışmalı
bir seçimin ardından büyük çoğunlukla
kabul edildi. Bu adımı Şubat 1985’te, partilerin
aday göstermediği genel ve yerel
seçimler izledi. Aynı yılın sonlarında 1973
tarihli anayasanın ara rejim sırasında getirilmiş
değişiklikler çerçevesinde yürürlüğe
girmesiyle sıkıyönetim kalktı. Gelişen yeni
ortamda Zülfikâr Ali Bhutto’nun kızı Benazir
Bhutto önderliğindeki Pakistan Halk
Partisi sürekli güç kazanmaya başladı.
Önceleri muhalefet hareketini siyasal manevralarla
etkisiz kılmaya çalışan Ziyaü’l-
Hak, yumuşama politikasından geri dönerek
başbakanlık görevini de üstlendikten
iki ay sonra, Ağustos 1988’de bir
uçak kazasında öldü. Kasım 1988’de geçici
hükümetin denetiminde yapılan seçimlerden
en büyük parti olarak Pakistan Halk
Partisi çıkarken, İslamcı Demokratik İttifak
ağır bir yenilgiye uğradı. Senato başkanı
Gulam İshak Han’ın cumhurbaşkanlığını
kabul etme gibi ödünlerle ve küçük partilerden
destek alarak başbakan olan Benazir
Bhutto, yönetiminin ilk yılında içeride ve
dışarıda köklü değişikliklerden kaçman politikalar
izledi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.