PADEREWSKI

PADEREWSKI
luklara sopalar, paçavralar tıkanmış (R. N. Güntekin). Zaptiyenin, yetimhanenin paçavraları da yetmez de, yollarda, yangın yerlerinde paçavra toplayıcılar topladıklarını hep buna taşırlar (Kemal Tahir). || Teşm. yol. Çok eskimiş giyecek: Medine eşrafının ipek entarisi, bu kimsesiz gurbet adamlarının çürük yağlı ve kokmuş paçavrasına sürtünerek geçiyor (F. R. Atay). Esvap diye taşıdığı paçavralar, vücudunu yan yanya örtebiliyordu (Y.K. Karaosmanoğlu). || Mec. Değersiz, iğrenç şey veya kimse: Hayata paçavra diyenler meğer ne doğru söylüyorlarmış (R.N. Güntekin). Yahu benim çay içecek sıram mıdır? Bu paçavranın daha ne haltlar kurıştırdığım bilmiyorsunuz da… (Kemal Tahir)*
— ÇEŞ. DEY. Paçavra gibi, değersiz, kıymetsiz kimse veya şeyleri nitelerken kullanılır. ¡| Paçavraya çevirmek (paçavrasını çıkarmak veya paçavra etmek), tutar yerini bırakmamak.
— Tıp. Paçavra hastalığı, enflüanza. (ML) PAÇAVRACI i. (paçavra’dan paçavra-ci). Paçavra toplayıp satan kimse. (M)
PAÇİLE blş. i. (fars, pâ, ayak ye çile’den pâ-çile). Esk. Karda yürümek için ayakkabılara takılan kalbura benzer ayaklık. Kar ayakkabısı. (M)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)