Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

özelleştirme

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

özelleştirme, devletin doğrudan ekonomik
girişimlerinin mülkiyet ve yönetiminin özel
kişi ya da kuruluşlara devredilmesi. Avrupa
ülkelerinde 1980’lerin başlarına değin süren
kamulaştırma dalgasının ardından genel bir
eğilim biçiminde yaygınlaşmıştır. Devletin
pay çoğunluğunu elinde tutmadığı özel şirket
konumundaki iştiraklerindeki paylannın
bir bölümüyle ya da bütünüyle devredilmesi,
devletin bazı girişimlerinin pay çoğunluğu
devlette kalmak üzere özel sermaye
ortaklığına açılması, devlet girişimlerinin
mülkiyeti devredilmeksizin kiralanması ya
da yönetiminin devredilmesi de geniş anlamda
özelleştirme terimiyle anılmaktadır.
Özellikle Avrupa ülkelerinde II. Dünya
Savaşı ertesinde başlayan kamulaştırma dalgası
1960’larm sonlannda, özellikle
1973’teki ilk petrol şokundan sonra yoğunluk
kazandı. Kamu sektörü istihdamının
toplam tarım dışı istihdam içindeki payı
1973’te yüzde 8,3 iken, 1983 başında yüzde
12,8’e yükseldi (bu oran Türkiye’de yüzde
10 dolayındaydı). Fransa’da 1986’ya, AFC’
de 1984’e değin kamu sektörünün ağırlığı
sürekli arttı. Ama 1979’daki ikinci petrol
şokunun ardından başta İngiltere olmak
üzere öteki Avrupa ülkelerinde sermaye
birikimindeki tıkanıklıkların ve teknolojik
geriliğin aşılması amacıyla özelleştirme eğilimi
yaygınlaştı. Bununla birlikte ekonomik
bunalımın etkisiyle, kamu iktisadi teşebbüslerinin
(KİT) önemi azalsa da kamu
sektörünün ağırlığı azalmamış, tersine
1980’lerde de bir ölçüde artmıştır.
Gelişmekte olan ülkelerdeki özelleştirme
akımı daha çok uluslararası mali kuruluşlann
bu yöndeki talepleri ve dış borç karşılığında
kamu girişimlerinin devredilmesi
(<debt for equity swap) gibi yeni oluşumlarla
ilgilidir. Yerli sermaye birikiminin yetersizliği
ve sermaye piyasasının zayıflığı bu
ülkelerde özelleştirmenin yabancı sermayeye
devir biçimini almasına yol açtı. Türkiye’de
24 Ocak 1980 istikrar programının
parçası olarak gelişen özelleştirme sürecinin
yasal çerçevesi, Mart 1984’te Kamu Ortaklığı
Fonu’nu(*) kuran 2983 sayılı yasayla
başlayarak Haziran 1984’te KİT’lerle ilgili
233 sayılı kanun hükmünde kararname,
Mayıs 1986’da KİT’lerin özelleştirilmesiyle
ilgili 3291 sayılı yasa ve Mart 1987’de
sermaye piyasasının teşviki, sermayenin
tabana yaygınlaştınlması ve ekonomiyi düzenlemede
alınacak önlemlerle ilgili 3332
sayılı yasayla oluşturuldu. KİT’lerde sözleşmeli
personel çalıştırılmasını düzenleyerek
özelleştirmeyi kolaylaştırmayı amaçlayan
Ocak 1988 tarihli ve 308 sayılı kanun
hükmündeki kararname Anayasa Mahkemesince
iptal edildi.
1980’lerdeki özelleştirme uygulamalarında
en çok sözü edilen yöntem, anonim şirkete
dönüştürülmüş KİT’lerin pay senetlerinin
tümünün ya da bir bölümünün sermaye
piyasası aracılığıyla özel veya tüzel kişilere
satışıdır. Sermaye piyasasının yeterince gelişmediği
ya da piyasaya sürülecek KIT
paylarını kısa sürede emmesinin olanaklı
olmadığı durumlarda, pay senetlerinin teklif
alma yoluyla doğrudan doğruya, ama gene
mali sistemin pazarlama mekanizmalarından
yararlanarak alıcılara sunulması yöntemi
benimsenebilmektedir. Az sayıda ya da
tek bir alıcıya blok satışta genellikle pay
senetleri yerine mal varlığının değeri pazarlık
ya da teklif konusu yapılmakta, KİT’ler
bölünerek en kolay pazarlanabilir verimli
birimleri elden çıkarılmakta ya da ancak
küçük boyutlu kamu girişimleri bu yolla
satılabilmektedir. Büyük KİT’lerin bu yöntemle
satılabilmesi, alıcılar arasına çokuluslu
şirketlerin katılması durumunda olanaklıdır.
Türkiye’de Kamu Ortaklığı Fonu’nun kalkınmada
öncelikli yörelerde 1985 sonrasında
başlattığı küçük boyutlu özelleştirmeler
bir yana bırakılırsa, sermaye piyasası aracılığıyla
gerçekleştirilen ilk özelleştirme gerçekte
pay çoğunluğu özel kesimde olan
Teletaş’taki kamu paylarının satılmasıdır.
Sermaye piyasasının 15 milyar liralık bu
küçük çaplı hisse senedi satışını bile güçlükle
kaldırabilmesi nedeniyle bundan sonraki
deneyler blok satış biçiminde yapılmıştır.
Ağustos 1989’da Uçak Servisi AŞ’nin
(USAŞ) hisselerinin yüzde 70’i, Eylül
1989’da da Türkiye Çimento ve Toprak
Sanayii Türk AŞ’nin (ÇİTOSAN) beş çimento
fabrikası yabancı sermayeye satılmıştır.
Özelleştirmenin “yabancılaştırma” biçimini
alması değişik çevreleri özelleştirmeye
ve özellikle bu uygulama biçimine karşı
tepki göstermeye yöneltmiş, bazı siyasal
partiler uygulamadan geri dönülmesi için
Danıştay’da dava açmışlardır. Uygulamaya
karşı çıkanlar, 6224 sayılı yabancı sermaye
yasasının ancak tekel olmayan alanlarda
yabancı sermaye girişine izin verdiğini,
ayrıca Anayasa’nın da her özelleştirme için
ayrı bir yasa çıkarılmasını öngördüğünü
savunmaktadır. Özelleştirilmesine karar verilerek
1989 sonuna değin Toplu Konut ve
Kamu Ortaklığı İdaresi’ne devredilen KİT’
ler Petrokimya AŞ (PETKİM), Sümerbank,
Etibank ve Denizcilik Bankası’dır. Bunlann
yanında çok sayıda kuruluş, bağlı ortaklık
ve KİT iştiraki özelleştirme sırasını beklemektedir.
Ama 1980’lerin sonlarında Türkiye’de
özelleştirme hareketi, 1980’lerin başlanndaki
kamulaştırmaların kapsamına ulaşabilmiş
değildir.


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.