özel eğitim

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

özel eğitim, genel eğitim uygulamasında
önemli değişiklikler yapılmasını gerektirecek
ölçüde toplumsal, ruhsal ya da fiziksel
bakımdan ortalamanın dışında kalan çocuklara
yönelik eğitim. Üstün yetenekli, zihinsel
özürlü, ruhsal bakımdan dengesiz, görme,
işitme ve konuşma özürleri ya da
ortopedik ve nörolojik kusurları bulunan
çocuklar özel eğitim gerektirir.
Batı’da özel eğitim 16. yüzyılda, İspanya’
da bir grup işitme özürlü çocuğu eğiten
Pedro Ponce de Leön’un çabalarıyla başladı.
17. yüzyılda İngiltere’de John Bulwer bu
çocuklar için dudak okuma yöntemini, 18.
yüzyıl sonlarındaysa Fransa’da Abbé de
l’Épée Charles-Michel işaret dilini geliştirdi.
Gene, 18. yüzyılda Alman eğitimci
Samuel Heinicke işaretle anlaşma yöntemine
karşı çıkarak dudak okuma yöntemini
savundu. Daha sonra Friedrich Moritz Hill,
çocuğun yakın çevresiyle ilişkisini temel
alan ve bugün yaygın biçimde kullanılan
doğal yöntemi geliştirdi. 1784’te Paris’te
Kör Çocuklar Ulusal Enstitüsü’nü kuran
Valentin Haüy görme özürlü çocuklara
okuma öğretti. Avrupa ve ABD’de zamanla
bu tür başka okullar açıldı.
Fransız hekim Jean-Marc-Gaspard Itard’ın
ormanda bulduğu 11 yaşındaki çıplak ve
vahşi bir çocuğu eğitme çabalarını anlatan
Rapports sur le savvage de V Av ey ron (1801;
Aveyronlu Vahşi Çocuk Üzerine Gözlemler)
adlı kitabının yayımlanmasıyla zihinsel
özürlü çocukların eğitimi konusunda bilimsel
çalışmalar hızlandı. Itard’ın çalışmasından
çok etkilenen Fransız psikiyatrist Édouard
Séguin, Amerika’da bulunduğu sırada
zihinsel özürlü çocukların fiziksel ve duyusal
alıştırmalarla eğitimi konusunda önemli
teknikler geliştirdi. Séguin ve Itard’dan
etkilenen Italyan psikiyatrist Maria Montessori,
özel olarak tasarımlanmış eğitim
araçlarıyla çocuğun kendi kendini eğitmesini
sağlayacak bir yöntem geliştirdi.
Geleneksel eğitim gibi özel eğitim de
çocuğun yetilerini geliştirmeye yöneliktir.
Zekâ bölümü (IQ) testleri ile tıbbi, psikolojik
ve kişilik testi tanılarına dayanarak her
çocuk için özel bir program hazırlanabilir.
Konuşamayan ve okuyamayan işitme özürlü
çocukların eğitimi en çok uzmanlık gerektiren
daldır. Dudakla ya da elle eğitim
yöntemlerinden hangisinin bu çocuklara
daha yararlı olduğu bugün de tartışmalıdır.
Bazı okullar yalnızca dudak okuma yöntemini
kullanırken, bazıları ikisini birden
uygular.
Üstün yetenekli ya da zihinsel özürlü
bütün olağandışı çocuklar gereksinmelerine
göre özel sınıflarda eğitilirler, öbür çocuklarla
aynı sınıflarda okudukları da olur.
Hastanede ya da evde kalması gereken
çocuklar özel öğretmenlerce eğitilir. Özel
bir bedensel sakatlığı bulunan çocukları
eğiten gündüzlü ve yatılı okullar vardır.
Araştırmalar, genel kanının tersine, üstün
yetenekli çocukların okulda ve okul sonrasında
toplumsal yaşama öteki çocuklardan
daha iyi uyum gösterdiklerini ortaya koymuştur.
Bir çocuğun topluma uyumunda en
önemli etken ana babanın yüreklendirmesi
ve desteğidir. Özel eğitim yönteminin olağandışı
çocukları toplumdan yalıtladığı öne
sürülse de bu çocukların toplum yaşamının
genel akışına katılması yolunda büyük çabalar
harcanmaktadır.
Türkiye’de 1982 Anayasası özel eğitime
gereksinimi olanları topluma yararlı kılacak
önlemleri almakla devleti görevlendirmiştir.
Ama Milli Eğitim Bakanlığı’nm 1985’te
sayılarını 3.455.474 olarak tahmin ettiği
0-18 yaşlan arasındaki özürlü çocuklardan
özel eğitim görenlerin sayısı yalnızca
14.258’dir. Bakanlığın planlamasına göre
özürlü çocuklar arasında özel eğitim oranının
1994’te yüzde 5’e, 1999’da yüzde 10’a
ulaşması öngörülmektedir.


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.