ÖZDEŞLEMEK geçi. f. (özdeş ‘ten özdeş-ie-mek).

ÖZDEŞLEMEK geçi. f. (özdeş ‘ten özdeş-ie-mek). Yeni, özdeş hale getirmek.
— Mat. İki (okterimliyi Özdeşlemek, bu iki çokterimlinin özdeş olması için gerek ve yeter şartları cebirsel olarak yazmak. (ML) ÖZDEŞLEŞME i. (özdeşlemek > özdeşleşmekken özdeşleş-me). Psikanaliz. Yeni. Sal-dıncıyle özdeşleşme, Anna Freud tarafından tasvir edilmiş olan savunma mekanizması. (Bu mekanizma, saldırıcının kişiliğinin taklidi veya saldırıcının gücünün sembollerinden birinin benimsenmesi yoluyle, saldırmanın saldırıcıya döndürülmesinden ibarettir.)
— Psikiyatr. Bir kişinin, kendini, bir baş-kasıyle ve çoğu zaman, ana babasıyle karıştırmasına yol açan ruhî mekanizma. (Çocukta normal olan bu olay, yetişkinde de sürer veya büsbütün belirgin bir hale gelirse, birtakım ruh y_e duygunluk bozukluklarına yol açar.) (Bk. EK CİLT] (L) ‘
kelimelerin muhtevasını ve tanımını değişikliğe uğratmamaktır. Başka bir deyişle özdeşlik ilkesi, kavramların istikrarlı ye’ işlemleriyle kaplamlarının kesin ve belirli olması gerektiğini ifade eder. «Sofizmler» yanı «mugalatalar» bu ilkenin göz önünde tutulmamalından doğar.
Daha geniş bir açıdan ele alınırsa, özdeşlik ilkesinin, eşyadaki değişmezliği, var-Jg,?..i?uFaftan ve hattâ elelî ve değişmez özelliğini dile getirdiği görülür. Nitekim Parmenides «Varlık vardır, varlık-olamayau yoktur» derken varlığı bu açıdan ele alıyordu. Demek ki, özdeşlik ilkesi ve özdeşlik kategorisi, varlık ve düşünce hak-kındaki durağan biı görüşe tekabül etmektedir. Bundan ötürü, durağan görüşe karşı çıkan filozoflar ve mantıkçılar, özdeşlik ilkesini ve kategorisini tenkit etliler ve bunların geçerliğinden şüphe ettiler. Böyle-ce, Özdeşlik ilkesini reddeden ve her şeyin değiştiğini, her varlığın kendisinden farklı bir varlık haline gelmekle kalmayıp, özü gereği, kendisinden farklı bir varlık olduğunu kabul eden mantıklar ve felsefeler ortaya çıktı. Çelişme ve oluşu ilke olarak benimseyen bu mantık ve felsefeler arasında, Herakleitos’un felsefesini, Eflatun ve Hegel’in diyalektik idealizmini ve Marx’in diyalektik maddeciliğini saymak gerekir. Bu çeşitli sistemlere göre, her şeyin ye her kavramın özdeşliği geçici ve göreli olduğu halde değişme (veya çelişme) sürekli ve mutlaktır. Bundan ötürü Hegel şöyle yazıyordu: «Sonlu sonsuzdur, bir çoktur, lekil geneldir». Demek ki diyalektik özdeşlik, çelişmedir. Eflatun da So-fist’te şöyle yazar: «Güç ve hakikî olan şey, bir tek ve aynı görüş açısının hakikati bakımından, başka olanın aynı olduğunu ve aynı olanın başka olduğunu Köste rmektim. (LM)
özdeşlik ve Gerçeklik (Identité et Réalité), E. Meyerson’un 1908’de yayımlanan eseıi. Yazar bu eserinde, bilimsel bilgi teorisini açıklar. Meyerson,. Comte ile Mach’uı pozitivizmine ve saymacac ılığa karşı çıkararak, bilimin fenomenler arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmakla yetinmeyip, bu fenomenlerin gerçek bir açıklamasını da yapmak istediğini belirtir. Bilim, sebeplerle etkileri sürekli bir «özdeşleştirme» çabasıyle bu gerçekliğe yaklaşır. Demek ki bilimsel açıklama aynı zamanda hem özdeşlik, hem de gerçeklik amacını güder. (L)
ce negatif belirtilere dayanır. Bilinç düzeyinin bu şekilde dağılması ve çözülmesi, hezeyan gibi pozitif belirtilerin ortaya çıkmasını mümkün kılar. Hezeyan ise, psikanaliz teorisinde açıklandığı gibi, duygunluk çatışmalarını sembolik bir biçim içinde dile getirir. (LM)
s,fl (ozdevim’dtn özdevim-lt). Yeni, özellikle bir araba, bir taşıt veya bir aygıtın kendi araçlanyle yer değiştirebilmesine denir. (L)
ÖZDEYİŞ blş. i. Yeni. Bir ahlâk ilkesini veya genel bir yargıyı özetleyen söz. Esk. Vecize. (M)
özdeyişler (Maximes), La Rochefoucauld nun 1664’te, yazarın adı olmaksızın yayımlanan Réflexions ou Sentences et Maximes Morales ine (Düşünceler veya Hükümler ile Ahlakî özdeyişler) kısaca verilen ad. Yazar önce, 1659’da Madame de Sablé ve Jacques Esprit ile ortaklaşa bir eser meydana getirmeyi düşünmüştü. Sonra yalnız çalıştı, özdeyişler, çağdaşlarını sık sık şaşırtmış ve o günden beri La Rochefoucauld, bencillikten başka bir şeye inanmamakla suçlandırılmıştır, Aslında, La Rochefoucauld, şan, şeref ve kazanç getiren erdemleri kıyasıya yerer. O kadar saf bir erdem anlayışı vardır ki, erdemin karşılıksız olmasını ister ve bundan da erdemin kolayca bulunmadığı sonucunu çıkarır. Fakat karşılıksız erdemin var olduğunu da inkâr etmez. (L)
ÖZDIŞI blş. sıf. Fels. Yeni. Bir şeyin aslında olmayan, onun dışında kalan. Dışın-1j. Esk. Gayri zatî, haricî. (M)
ÖZDtRENÇ blş. i. Elektr. Homogen bir telin kesitinin uzunluğuna bölümü ile direncinin çarpımı (sembolü: q), (q = R

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)