Ovidius

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Ovidius, Latince tam adı p u b l iu s o v id iu s
n a so (d. İÖ 20 Mart 43, Sulmo [bugün
Sulmona] – ö. İS 17, Tomi [bugün Constanta,
Romanya], Moesia, Roma imparatorluğu),
Ars Amatoria (Aşk Sanatı, 1943/
Sevişme Yolu, 1965) ve Metamorphoses
{Değişimler, 1935) adlı yapıtlarıyla ünlü
Romalı şair. İS 8’de İmparator Augustus
tarafından ahlaksızlık suçlamasıyla Karadeniz
kıyısındaki Tomi kentine sürülmüş,
Tristia’nın (Hüzün) da aralarında bulunduğu
birçok yapıtını orada yazmıştır.
Gençlik yılları ve ilk yapıtları. Romalı
edebiyatçıların çoğu gibi Ovidius da taşra-
Ovidius, bir mermer büstten ayrıntı,
Uffizi Galerisi, Floransa
Gallerja degli Uffizi, Floransa
lıydı. Roma’nın yaklaşık 140 km doğusundaki
Sulmo’da dünyaya gelmiş, 12 yaşma
gelince ailesi tarafından Roma’ya gönderilmiş
ve dönemin en iyi öğretmenlerinden
retorik dersleri almıştı. O dönemde retorik
Roma eğitim sisteminin en son aşamasını ve
en önemli bölümünü oluşturuyor, öğrenciler
genellikle hukuki konular üzerine kurallara
uygun konuşmayı, yani hitabet sanatını
öğreniyorlardı. Övidius’un bu dönem yaşamı
üzerine değerli bilgiler bırakan Seneca
(Yaşlı) (İÖ y. 55-İS 37), onun biçimsel
tartışmalardan hoşlanmadığını, psikolojik
ve ahlaki boyutları olan etik konuları yeğlediğini
belirtir. Ovidius’un şiirinin retorik
eğitiminden önemli ölçüde etkilendiğine
kuşku yoktur.
Ovidius’un babası, Senato ile halk arasındaki
soylu sınıftan olduğu için oğlunun devlet
memuru olmasını istiyordu. Ama Ovidius,
o dönemde yukan sınıftan gençler için
gözde bir öğrenim merkezi olan Atina’ya
gitti ve kendisi gibi şair olan arkadaşı
Pompeius Macer’le birlikte Yunanistan’ı
dolaştı. Bu deneyimi şiirine yansıyacak,
yapıtlarında manzara tasvirleriyle mitolojik
öğelere yer verecekti. Sonraki yıllarda bazı
önemsiz adli görevler üstlendiyse de, kısa
süre sonra kamu yaşamının kendine uyma dığına karar verdi. Çalışma yaşamını terk
ederek bütün zamanını şiire verdi; Sextus
Propertius ve kendisinden biraz daha yaşlı
olan Horatius’un da içinde bulunduğu şairler
çevresine katıldı. Vergilius’la hiç karşılaşmadı,
Tibullus ise Ovidius onu yakından
tanıma fırsatı bulamadan ölmüştü. Gene de
Ovidius çağdaşı şairler arasında en sıcak
ilgiyi, ölümü üzerine bir ağıt yazdığı Tibullus’a
gösterdi. Ovidius gibi Tibullus da
Marcus Valerius Messala’nm korumasındaki
edebiyatçılardandı. Vergilius, Horatius
ve Propertius ise Augustus döneminin daha
tipik temsilcilerini içeren, Gaius Maecenas
korumasındaki edebiyat çevresindendi.
Ovidius’un ilk dönem şiirleri, Augustus’un
özendirdiği “resmî” ahlaki tutumla bağdaşmayan
bir aşk, şiir ve yaşam anlayışını
yansıtır.
Ovidius’un ilk şiirleri Amores (Aşklar), İÖ
y. 20’den başlayarak aralıklı olarak 5 kitapta
yayımlandı. Ağıt ölçüsüyle yazılmış bu
kısa şiirler, Corinna adlı bir kadına duyulan
aşkın çeşitli evrelerini konu alıyordu. Ama
hem esin, hem de ele alış biçimi açısından
duygusal olmaktan çok düşünsel sayılabilecek
bu şiirler, bir yandan da aşk şiiri türüyle
alttan alta alay eden bir dille kaleme
alınmıştı. Sonradan sürülmesinde önemli
bir rol oynayan Aşk Sanatı ise İÖ y. l ’de
yayımlandı. Baştan çıkarma ve entrika sanatı
üzerine bu parlak yapıtın içeriği Augustus’un
başlattığı ahlak reformlarına ters
düşüyordu. Her ne kadar Ovidius kısa bir
süre sonra alaylı bir özeleştiri niteliğindeki
Remedia amoris’i (Aşkın Çaresi) yazdıysa
da, bunun fazla bir yararı olmadı. Kadınların
kocalarına ya da sevgililerine yazdıkları
hayali mektuplardan oluşan Heroides’i de
bu dönemde yayımladı. Aşk temasını işlemekle
birlikte, malzemesini mitolojiden
alan bu karakter tasvirlerinde Değişimler in
henüz olgunlaşmamış biçimini görmek
mümkündür.
Ovidius aşk ağıtlarında birçok şeyi kendi
başından geçmiş gibi anlatmış, kişisel deneyimlerini
aktarıyormuş gibi, yer yer bir
itiraf tonunda yazmıştır. Ama Amores, Aşk
Sanatı ve Remedia amoris gibi yapıtlarında
rastlanan bu tür ifadeler, onun kişisel
deneyimlerinden çok, dönemin edebi tavrının
ifadeleri olarak görülmelidir.
Olgunluk dönemi ve ünlü şiirleri. Ovidius
yayımladığı özgün yapıtlar sayesinde Roma’nın
yaşayan en önemli şairi olmuştu.
Amores’in son şiirinde daha iddialı konulara
yönelmeyi vaat ediyordu. Bu vaadini, üç
ana türde verdiği Medea, Fasti (Şenlikler)
ve Değişimler adlı yapıtlarıyla yerine
getirdi.
Bir tragedya olan Medea günümüze ulaşamamıştır.
Eleştirmen Quintilianus ve tarihçi
Tacitus’un övdüğü bu yapıt, büyük olasılıkla
Seneca’nın aynı konudaki oyununa esin
kaynağı olmuştur.
Roma’daki dinsel şenlikleri ve bunların
efsanevi kökenlerini anlatan Fasti, yılın her
bir ayı için yazılmış 12 kitaptan oluşur
(bunlardan yalnızca ilk altısı günümüze
ulaşmıştır). Olayların mitolojik kökenlerini
araştıran bu tür “etiolojik” şiirler, başta
Kallimakhos’un yapıtları olmak üzere Helenistik
Dönem (IÖ 323’ten sonra) şiirinin
önemli bir parçasını oluşturuyordu. Ovidius
da bu türü seçerek, kendini Roma’nın
Kallimakhos’u ilan eden Propertius’a meydan
okuyordu. Dolayısıyla Fasti Augustus
döneminin resmî edebiyat programına uygun
ulusal bir şiirdi. Ovidius belki de bu şiiri
yazarak imparatorun gözünde yeniden itibar
kazanmak istemişti. Çünkü yapıt, anlatı
bölümlerindeki parlak üslubun bile dengeleyemeyeceği
ölçüde, imparatorluk ailesine
övgü ve yurtseverlikle dolu bölümler içeriyordu.
Değişimler in de, yazıldığı dönemin edebi
ve siyasal ortamı göz önünde tutularak
değerlendirilmesi gerekir. Augustus döneminin
ruhuna en çok bağlı kalmış Vergilius
ve Horatius gibi şairler bile bir başşairden
beklenebilecek ısmarlama resmî şiirler (örn.
askeri zaferleri kutlayan destanlar) yazmayı
reddetmişlerdi. Vergilius’un Aeneis destanı,
çağdaşlarının beklediğinden çok farklı bir
yapıttı. Roma’nın ulusal destanı kabul edilen
bu şiirin benzersizliği sonraki yazarların
işini oldukça zorlaştırmıştı. Vergilius’tan
sonra, anlamı tarih ya da mitolojiyle sınırlı
bir destan ister istemez gölgede kalacaktı.
Ovidius bu tehlikeyi sezerek, Vergilius’un
yaptığı gibi yeni bir plana dayanan, özgün
ve benzersiz bir destan yazmayı denedi.
On beş kitaplık uzun bir şiir olan Değişimler,
Ovidius’un günümüze ulaşmış öteki
yapıtlarından farklı olarak, altılı ölçüyle
yazılmıştır ve değişim temasıyla birbirine
bağlanan mitolojik ve efsanevi öykülerden
oluşur. Öyküler, yaratılıştan (kaostan düzene
doğru ilk değişim) Julius Caesar’ın
ölümü ve tanrılaştırılmasına (iç savaştan
Augustus döneminde barışın sağlanmasına,
yani kaostan düzene geçişi içeren son değişim)
değin tarih sırası içinde anlatılır. Değişim
teması daha çok biçimsel bir önem taşır;
şiirin ana konusu ise tutkudur ve bu tema
yapıta, öykülere çerçeve oluşturan ve onları
birbirine bağlayan ustaca tekniklerin hepsinden
çok daha büyük bir bütünlük kazandırır.
Ovidius’un ilk dönem şiirlerine egemen
olan erotizmin yerini bu yapıtında
hemen bütün insani duyguların araştırılması
almıştır. Değişimler Ovidius’un yaratıcı gücünü,
zekâsını, üslup parlaklığını, mitoloji
bilgisini, betimleme ve anlatı ustalığıyla
zengin düş gücünü daha önceki yapıtlarında
görülmedik biçimde ortaya koymanın yanı
sıra, Ovidius’un derin Yunan ve Latin şiiri
bilgisini ve okuduğu klasik şiirleri büyük bir
yaratıcılıkla uyarlama yeteneğini de yansıtır.
Hem içerik hem de ele alış bakımından
Augustus dönemi tarzından ayrılan yapıt,
kullanılan dil dışında, Latin edebiyatının
yanı sıra Yunan edebiyatına da özgü öğeler
taşır.
Övidius Değişimler’in yazımını İS 8’de
tamamlamıştı (ama yapıt henüz yayımlanmamıştı).
Tam başarının doruğuna tırmanırken,
yaşamını altüst edecek olay gerçekleşti.
Sürgün ve ölüm. Ovidius o sıra Elba
Adasındaydı. İmparator Augustus tarafından
Roma’ya çağrıldı ve imparatorun özel
mahkemesince devlete ihanet (majestas)
suçuyla yargılanarak Tomi’ye sürüldü. Cezanın
bir nedeni Aşk Sanatı’ydı. Öteki
nedeni ise Ovidius hiçbir zaman açıklamadı;
yalnızca bunun bir suçtan çok, bir boşboğazlık
olduğunda ısrar etti. Aşk Sanatı’mn
yayımlanmasının üzerinden birkaç yıl geçmiş
olduğu düşünüldüğünde, Ovidius’un
cezalandırılmasında, Augustus ve ailesinin
kendilerine yönelik bir hakaret olarak algıladıkları
bazı sözlerinin rol oynamış olduğu
söylenebilir. Aslında, yalnızca Aşk Sanatı’nda
değil, Değişimler’in bazı bölümlerinde
de, yazarın siyasal ve toplumsal bir muhalif
olduğu imgesini yaratabilecek, resmî değerlere
ters düşen bazı ifadelere rastlanabilir.
Ovidius İS 8 sonlarında Tomi’ye doğru
yola çıktı ve ertesi yılın baharında oraya
vardı. Eşi, servetini korumak ve nüfuzlu
arkadaşları aracılığıyla bağışlanmasını sağlamak
amacıyla Roma’da kaldığı için, Ovidius
oraya tek başına gitmişti. Yalnızlık ve
sıkıntının etkisiyle gene şiire yöneldi; ama
bu kez daha kişisel ve içe dönük yapıtlar
verdi. Tristia ve Epistulae ex Ponto (Karadeniz’den
Mektuplar) adlı şiirleri bağışlanma
dileğini ifade eden yapıtlardı. Aslında,
eşine yazdıkları da içinde olmak üzere bu
dönemde yazdığı bütün şiirler durumunu
imparatora ve bütün dünyaya duyurmayı
amaçlayan “kamusal” şiirlerdir. Bunlar bir
otobiyografi olarak yazılmamış olmakla birlikte,
sürgündeki şairin yaşamıyla ilgili benzersiz
birer belge niteliğindedir. Tristia’nın
ikinci kitabını oluşturan savunma, özellikle
ilgi çekicidir. Ama belirsiz bir anlatım
taşıyan bu şiir Ovidius’a yarardan çok zarar
getirmiş olabilir; çünkü yazar gerek bu,
gerekse öteki sürgün şiirlerinde ne kadar
dalkavukluk etmiş ve kendini ne kadar
alçaltmış olursa olsun, kendisine saygısının
temelini oluşturan şairlik kimliğinden hiç
vazgeçmemiş, imparatorun şiir üzerinde
herhangi bir gücü olamayacağını ima etmiş,
birçok kez de açıkça belirtmiştir.
Ovidius’un şairlik yeteneğinden henüz fazla
bir şey kaybetmemiş olduğu Ibis şiirinde
de görülebilir. Tomi’ye varışından kısa bir
süre sonra yazdığı bu şiir, adı bilinmeyen bir
düşmana yöneltilmiş uzun ve ayrıntılı bir
sövgüydü. Büyük ölçüde kitapların yardımı
olmaksızın yazılmıştı ve Ovidius’un mitoloji
alanındaki derin bilgisini ortaya koyuyordu.
Ovidius Roma’dan herhangi bir umut belirtisi
görmeyince, kendisine ün kazandırmış
türde şiirler yazacak cesareti bir daha
bulamadı. Sonradan kaleme aldığı Epitsulae
ex Ponto hüznün ağır bastığı bir yapıttı.
Önemi. Ovidius’un sonraki Romalı şairler
üzerindeki etkisi daha çok teknik niteliktedir.
Ağıt ölçüsüne ve altılı ölçüye akıcılık
kazandırmış, bu ölçüleri bütün şiir türlerinde
kullanılabilecek duruma getirmiştir.
Vergilius’un izinden giden şairlerin yapıtlarında
bile, hemen her dizede Ovidius etkisi
görülebilir. Ortaçağda, çoğu klasik yazar
gibi Ovidius da engin bilgisiyle bir otorite
kabul edilmiş, sonraki yüzyıllarda ise şiirlerinin
taşkın ve neşeli tonu, görsel ve tensel
üslubuyla trubadurlar ve saray şairleri ile
Chaucer, Shakespeare, Goethe ve Ezra
Pound gibi birçok şaire esin kaynağı
olmuştur.


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.