Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

otomat

otomat, bir kez hareketlendirildikten sonra
işlevlerini kısmen ya da tümüyle özkumandalı
biçimde gerçekleştiren çeşitli mekanik
aygıtların ortak adı. Ötomatlann büyük
bölümü, doğadaki yaratıkların ve bitkilerin
ya da doğal olguların kinetik yönlerinin
doğrudan taklit edilmesine dayanır.
Otomatlar başlıca iki grupta sınıflandırılabilir:
Belirli bir işlevsel donanımın yardımcı
öğesi olan otomatlar ve süs eşyası ya da
oyuncak olarak kullanılan otomatlar. Kol
ve duvar saatleri işlevsel otomat örnekle-
V. Charles Gemisi, 16. yy;
Cluny Müzesi, Paris
Giraudon-Art Resource/EB Inc.
ridir. İkinci türe örnek olarak da, yürüyebilen,
konuşabilen hatta yazı yazabilen bebekler
gösterilebilir. Dış görünüşü insana
benzeyen ve insanların gerçekleştirdiği pek
çok işlevi yerine getiren otomatlara androit
denir.
16. yüzyıl öncesinde yapılmış otomatlardan
çok azı günümüze kadar gelebilmiştir,
ama yazılı kayıtlardan, çok eski çağlardan
başlayarak çeşitli otomat türlerinin geliştirilmiş
olduğu anlaşılmaktadır. Bunların ilk
örneklerinden biri, Platon’un arkadaşı olan
Tarentumlu Arkhytas’ın (ü. İÖ 400-350)
yapmış olduğu ağaçtan bir güvercin modelidir.
Güvercin, serbestçe hareket edebilen
bir çubuğun bir ucuna asılı durumdaydı ve
tüm donanım buhar ya da sıkıştırılmış hava
üflenerek döndürülüyordu. İskenderiyeli
Heron (ü. İS 62) ise yapıtlarında, su, düşen
cisim ve buhar etkisiyle hareket eden daha
karmaşık aygıtlardan söz eder.
Çin’de de otomatlar çok yaygındı; örneğin,
İÖ 3. yüzyıldaki Han hanedanı döneminde
imparator için mekanik bir orkestra
yapılmıştı. İS 6. ve 7. yüzyıllarda hüküm
süren Sui hanedanı döneminde otomatlar
yaygınlaştı ve Shui shi tu Jing (Hidrolik
Harikalar Kitabı) adlı kitap yayımlandı.
7-10. yüzyıllar arasında hüküm süren Tang
hanedanı döneminde de otomatlar sarayda
en çok tutulan eşyalar arasındaydı. Bunların
arasında uçan kuşlar, balık yakalayan
susamurları ve çok çeşitli hareketler yapabilen
figürler (örn. dilenen maymunlar, şarkı
söyleyen kızlar) bulunuyordu. Yuan hanedanı
döneminden (1279-1368) sonra Çin’de
otomat yapımı giderek azaldı.
Ortaçağ İslam dünyasında da, özellikle 9.
yüzyılda pek çok mucit yetişti. Bunların en
ünlülerinden biri, Diyarbakır’daki Artuklu
hükümdarlanna hizmet eden İbnü’l-İzz’di
(Cezeri) (ü. 12-13. yy). İbnü’l-İzz, hareket
eden tavuskuşu gibi, hidrolik etkiyle hareket
eden çok sayıda otomat yapmıştı. Ortaçağ
Avrupası’nın en ünlü mucitleri ise
Roger Bacon ile Albertus Magnus’tu; Bacon
konuşan bir insan kafası, Albertus ise
demirden bir adam yapmıştı. Gotik mimar
Villard de Honnecourt 1235’te hazırladığı
çizim kitabında, o dönemde kilise dünyasında
kullanılan mekanik süs eşyalarının resimlerini
verdi.
16. yüzyılın başlarında otomat yapımı tekrar
canlandı. Bunda, Doğu ülkeleriyle artan
ticaret sonucunda Avrupa’ya getirilen otomat
örneklerinin ve İskenderiyeli Heron’un
mekanik cisimler üzerine yazılarının Eski
Yunancadan Avrupa dillerine çevrilmesinin
payı büyük oldu. Zenginlerin evlerinde
gösterişli ve çeşitli küçük aldatmacalarla
ilginç hale getirilmiş çeşmeler moda haline
geldi. Bunların arasında en çarpıcısı, İtalya’da
Tivoli’deki Este Villası’nın bahçelerinde
inşa edilmiş olan çeşmeler ve su
yollan ağıdır.
15. yüzyılın ortalarında, menevişlenmiş
çelikten yapılmış yayların ve zembereklerin
geliştirilmesi otomatlar için çok önemli bir
hareket kaynağı sağladı. Bunlar, örneğin,
seyreden gemi biçiminde süs eşyalan olan
neflerin yapımında kullanıldı. En büyük nef
ustaları, Almanya’daki altın ve gümüş işlemeciliği
merkezleri olan Augsburg ve Nümberg’deydi.
Bunlardan Hans Schlottheim’m
yaptığı “V. Charles Gemisi” (Cluny Müzesi,
Paris) çok ünlüdür.
18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başlannda
son derece karmaşık otomatlar ortaya
çıktı. Ami-Napoléon ve Louis Rochat kardeşlerin
yaptığı minyatür öten kuşlar bunlann
en tipik örnekleridir. Örneğin guguklu
saatlerde, saat başlannda ya da ortalannda,
küçük bir ağaçtan kuş saat kafesinin dışına
fırlıyor ve saati bildirecek biçimde ötüyordu.
18. yüzyılda popüler olan bir başka
otomat türü de, tableaux mécaniques olarak
adlandırılan mekanik resimlerdi. Renkli
doğa resimleri biçimindeki bu tablolarda
değirmenler, evler gibi figürler tablonun
içinden yayların yardımıyla dışarı fırlıyor ve
görüntüyü tamamlıyordu. Bu mekanik tabloların
en ünlüsü Madame Pompadour için
hazırlanan otomattı (1759; Ulusal Sanat ve
Meslek Konservatuvarı, Paris). Tableaux
mécaniques’in bir benzeri de mekanik tiyatrolardı;
bunlarda sanatçılar mekanik sistemlerin
yardımıyla sahneye girip çıkıyor ve
hareket ediyordu. Bunlann arasında en
ünlüsü, 1748-52 arasında Salzburg yakmlanndaki
Hellbrunn Bahçeleri’nde kurulan ve
hidrolik olarak hareket eden 113 figürden
oluşan mekanik tiyatrodur.
Peter Carl Fabergé’nin (ö. 1920) yaptığı
birkaç örneğin dışında sanat yapıtı biçimindeki
otomatların yapımı 20. yüzyılın başlannda
hemen hemen tümüyle terk edildi.
Buna karşılık süs eşyası biçimindeki otomatkoleksiyonculuğu yaygınlaştı.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.