OSMANLILARI ALLAH ÇOK SEVİYOR

OSMANLILARI ALLAH ÇOK SEVİYOR

1

“Kur’an dedikleri kitaba karşı besledikleri saygı okadar büğyüktür ki, tertemiz olmadan, abdest almadan ve yaellerine bir bez sarmada nona dokunamazlar.Kitabı belden aşağı tutmazlar ve okunurken bütün dikkatlerini vererek dinlerler . ”

16. yüzyıl, Osmanlı Devle- ti’nin en kudretli olduğu asır olması itibarıyla Türk tarihi bakımından büyük ehemmiyete sahiptir. Hatta bu asra “Türk asrı” denilmektedir. Bu asırda bilhassa Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlık yıllarının ayrı bir önemi vardır.

Avrupalı tarihçilerin, Osmanlı üstünlüğünü görmezden gelmek gibi bir itiyatları olduğu malumdur. Bu sebeple onlar, 16. asırda dünyanın en güçlü devletinin İspanya olduğunu söyler dururlar. Aslında İspanya o devirde oldukça güçlü bir devlettir. Hatta Avrupa’nın en kuvvetlisidir. Öyle ki, tam ismi Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’dur ve İspanya, Avusturya, Almanya, Hollanda, Belçika, Sicilya ve Napoli gibi ülkeler tek bir bayrak altındadır. Bu geniş topraklara ve büyük güce sahip hükümdar ise Şarlken (V. Karlos)’dir.

Ne var ki Muhteşem Süleyman’ın müthiş hamleleri Şarlken’i 1556’da ülkesinin yarısını oğluna, diğer yarısını kardeşine bırakmaya mecbur etmiştir. Avrupalıların gelmiş geçmiş en büyük lâkin bir o kadar da bedbaht krallarından olan bu adam, çekildiği manastırda kahrından ölmüştür (1558).
1

Kanuni-Şarlken mücadelesinin Avrupa, Akdeniz ve Kuzey Afrika olmak üzere çok geniş bir coğrafyada, kara ve denizde müthiş bir şekilde devam ettiği demlerdir. 1552 yılıdır. Şarlken’in 39 gemiden oluşan bir donanması Cenova’dan Napoli’ye giderken Kaptan-ı Derya Sinan Paşa kumandasında bulunan Osmanlı donanmasının baskınına uğrar. Yedi düşman gemisi zaptedil- miş, diğerleri selameti kaçmakta bulmuştur. Sinan Paşa’ya esir düşenler arasında seyyahımız da vardır. Hekim olduğunu söyleyerek kürekten kurtulan ve Sinan Paşa’mn kölesi ve hekimi olarak 1555 yılına kadar üç yıl İstanbul’da kalan müellif, bir yolunu bulup kaçarak ülkesine döner. Başından geçenleri ve Osmanlı ülkesinde gördüklerini, dinden adalete, giyimden kuşama, yemeklerden insanlara kadar birçok konuyu seyahatnamesinde yazmıştır. Eser farklı bir tarzda kaleme alınmıştır. Yazar, sözde üç arkadaşı, Pedro, Juan ve Mata isimlerindeki hayali karakterleri konuşturarak eserini vücuda getirmiştir. Bunlardan seyyah olan, Pedro isimli karakterdir. Fakat bu eserin esas yazarı (gerçek seyyah) meçhuldür.

1557 yılında yeni İspanya kralı II. Filip’e sunulan eser, Osmanlı ve İspanya devletleri arasında zaman zaman mukayeselere girişmekte, İspanyol cemiyetini ve Flıristiyanlık âlemini inceden inceye tenkit etmekte ve Osmanlı üstünlüğünü ister istemez itiraf etmektedir.
1

OsmanlIların İbadetleri

“Juan: Nasıl ibadet ederler?“Pedro: Dualarına “salâ” veya “namaz” denir. Namaza kollarını sıvayıp iyice yıkanarak, temiz bir halde dururlar. Yıkanmak için ibrik kullanırlar. Kışsa, mümkün olursa sıcak su kullanırlar. Kimse, elinde bir ibrik olmadan helaya gitmez. Kâğıtla temizlenmeyi pek büyük günah sayarlar. Kâğıt, Allah’ın kullarına ihsanıdır, buna aldırmamak kötülüktür, derler. Yerde bir kâğıt parçası gördüler mi, saygı ile kaldırarak öpüp başlarına götürdükten sonra duvarda bir deliğe koyuverirler. Kâğıt için yaptıklarının tıpkısını ekmek parçası için de yaparlar. Ekmek, Allah’ın kullarına başlıca ihsanıdır, derler. 

1

Beş Vakit Namaz Kılmayan Türk Yoktur “Juan: Günde kaç kere namaz kılarlar?

“Pedro: Beş kere ve hep aynı iman, hep aynı temizlikle. Biz de tıpkısını yapsaydık şüphe yok Allah’ın sevgisine daha çok erişirdik, ilk namazın vakti şafak sökerkendir; buna “sabah namazı” derler. İkincisinin vakti gün ortasına düşer; buna “öğle namazı” derler. Uçüncüsü, güneş batmadan iki saat önce kılınır; buna “ikindi namazı” denir. Dördüncüsü, güneş batınca kılınır; buna “akşam namazı” denir. Beşincisi ve sonuncu olanı, karanlık bastıktan iki saat sonra kılınır; buna da “yatsı namazı” derler. Söyleyeceğime iyi kulak kabartın, padişahtan tutun da aşçı yamağına kadar, ister erkek ister kadın, ister zengin rets؛ yoksul, beş vakit namaz kılmayan Türk yoktur.

“Juan: Kur’an dedikleri kitap kiminle gönderilmiştir derler?

“Pedro: Cebrail ile. Bu kitaba karşı besledikleri saygı o kadar büyüktür ki, tertemiz olmadan, abdest almadan veya ellerine bir bez sarmadan ona dokunamazlar. Okuyucunun sesinin güzel olması gerekir. Kitap belden aşağı tutulmaz ve iki yana sallanarak okunur. Okunurken bütün dikkatlerini yönelterek dinlerler.

“Juan: Demek oluyor ki, Allah’a onlar da inanıyor?

“Pedro: Eveet, tek bir Allah vardır ve yalnız ona tapılır, derler. Ve bu yüzdendir ki, surederden, tasvirlerden nefret ederler. Bunları, ne camilerde ne de evlerinde bulundururlar.

Okur-Yazarı Bizden Çok!1

“Juan: Mektepleri var mıdır?

“Pedro: Pek çok. Başta padişah, bütün devlet adamlarının evlerinde, içoğlanlar için, mektepleri ve ücrede tutulmuş hocaları vardır. Her gün, gidip Arapça olan Kur’an’ı ()kuturlar. Bize göre Latince ne ise onlar için Arapça odur. Felsefe, astroloji ve şiir de öğrenirler. Dört büyük camilerinde de, bizdeki üniversiteler gibi mektepleri (medrese) vardır; vakıfları zengin ve öğrencileri çoktur. Gelirleri o kadar büyüktür ki her birinde günde üç bin öğrenci yemek yiyebilir. Okuma yazma bilenler orada, bizdekinden çoktur.

Hayırsever Bir Toplum

“Juan: Ölürken bizde olduğu gibi imaretler ve başka büyük hayratlar bırakırlar mı?

“Pedro: Bıraktıkları her çeşit hayrat, bizde bırakılandan çoktur. Bu yönden, hayatta iken de bizden cömert davranırlar. Dört padişahın yaptırdıkları dört muhteşem caminin etrafı hayratla doludur. Paşalar da hayrat bırakırlar. Kasabalarda ve tenha yollar üzerinde, konuklar için kervansaraylar yaptırırlar; yollar açtırırlar; su gelmeyen yerlere çeşmeler diktirirler; helalar kurdururlar. Halkın bedava faydalandığı bu yapıların birçokları öyle güzeldir ki sarayları andırır. Bu hayrattan faydalananların “Allah yaptırandan razı olsun” dememelerine imkan yoktur.

“Sade hemcinslerine değil, hayvanlara bile iyilik etmeyi sevap savarlar. Çok kimse, denizdeki balıklara ekmek atar. Bütün İstanbul, sahipsiz köpeklerle doludur. Bir iki düzine ciğer ve ekmek satın alıp kedilere ve köpeklere dağıtanlara çok rastlanır.

“Bizleri geride bırakan birçok iyilikleri daha vardır. Ama pazardan dönenler, pazarın durumunu kendi işlerine uyııp uymadığına göre anlattıkları gibi, o memleketten işlerini yoluna sokmadan dönenler de Türkler zalimdir, Tiirkler cimridir, Türkler bilmem nedir diye akıllarına geleni uydururlar.”

Osmanlı Adaleti

Müellif, Osmanlı adaleti konusunda ‘Türk’ün adaleti Hıristiyan olsun Müslüman olsun herkese eşit uygulanır.’ dedikten sonra ecdadımızın ne kadar adaletli olduklarını ve çeşitli suçlara verdikleri cezaları uzunca anlatıyor. Kölesi olduğu Sinan Paşa’nın adaleti gözetmek ve haksızlıkları önlemek için İstanbul kaymakamı iken çıktığı bir geziyi ise şöyle aktarıyor:

“Pedro: Paşa sık sık tebdil gezer, olup bitenleri öğrenmek için aşçı dükkânlarına girip yemek yer, yangınlara karşı tedbirli bulunulup bulunulmadığını anlamak için her gece şehri dolaşırdı. Herkes kapısının önünü temiz tutmaya mecburdu. Bir kapının önünü kirli buldu mu, evin hanımını ve hizmetçileri aşağı indirtir ve sokağın ortasında dövdiirtürdü. Bir gün beni de beraberine aldı; fevkalade bir şeye şahit oldum. Üstü başı yırtık, ayakkabıları delik deşik ve her yanı kire pasa boğulmuş bir Yahudi’ye rastladı. Sordu: ‘İstanbullu musun?’, ‘Evet efendimiz.’ ‘Evin barkın var mı?’ ‘Var efendimiz.’ ‘Beni evine kadar götür, görmek istiyorum.’ Adam, götürdü. Paşa, karısını çağırtarak ona da sordu: ‘Bu senin kocan mı?’ ‘Evet efendimiz.’ ‘Yiyeceğini, içeceğini, giyeceğini sağlıyor mu?’ ‘Evet efendimiz, çolu- ğundan çocuğundan bir şey esirgemez.’ Bunun üzerine adamlarına dönerek: ‘Alın şu karıyı, her şeyini sağladığı halde kocasının eteklerine yapışan çamuru bile fırçalamadığı için atın şuna yüz değnek!’ dedi. Daha sözünü bitirirken dayak başlamıştı.

“Mata: Yok olayım, bu kadar haklı, bu kadar hoş bir hareket duy- duysam. Bu kimselere mi barbar diyoruz biz? Onlara barbar demekle asıl barbar biz olmuş oluyoruz,

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)