Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Osmanlıcılık

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Osmanlıcılık, özellikle Fransız Devrimi
sonrasında güçlenen milliyetçilik hareketleri
üzerine, çok uluslu Osmanlı Devleti’nin
dağılmasını önlemek için, devlet ve toplum
yapısında bütün etnik ve dinsel aynlıklan
aşan bir kimlik yaratma düşünce ve
hareketi.
Osmanlı Devleti’nin geniş bir alana yayılması
karmaşık bir etnik ve dinsel doku
yaratmıştı. Önceleri cemaat liderleri aracılı ğıyla çeşitli dinsel gruplara ayrıcalıklar tanıyan
Osmanlı yönetimi, daha sonra sınırlan
içindeki gruplan “millet sistemi”ne göre
örgütleme yoluna gitti. Fransız Devrimi’nden
sonra özellikle Balkanlar’da Osmanlı
Devleti’ne karşı milliyetçi ayaklanmalar baş
gösterdi. Bu ayaklanmalar çok geçmeden
Osmanlı Devleti’nden aynlma hedefine yöneldi.
Mora Ayaklanmasıyla bağımsız Yunanistan
Krallığının kurulmasının ardından
Slav kökenli milliyetler ve Rumenler benzer
çabalar içine girdi. Hıristiyan unsurların
milliyetçi hareketleri çeşitli Batılı devletlerden
de destek görmeye başladı.
Gelişmekte olan milliyetçi düşüncelerin
Osmanlı Devleti’nin varlığını ortadan kaldırmasından
çekinen bazı aydınlar ve yöneticiler
bu akımın karşısına, insanlara bir üst
kimlik verecek yeni bir milliyetçilikle çıkmayı
tasarladılar. Tanzimat’ın ilanından
(1839) sonra girişilen modernleşme hareketleri
de bu çabalara uygun bir zemin
yaratmaktaydı. Reformlarla getirilen Batı
tipi kurumlar, aynı zamanda Osmanlı Devleti
sınırlan içindeki unsurlar arasında var
olan farklılıklan ortadan kaldırmaya yönelikti.
Başta hukuk alanındaki düzenlemeler
olmak üzere bütün yenilik hareketlerinin
dinsel etnik köken ötesinde bir Osmanlı
bireyi yaratmayı amaçladığı kolaylıkla görülebilir.
Bu siyasetin amacı, etnik ve dinsel
farklılıkları ikinci plana atarak, Osmanlı
Devleti’ne bağlılığı bir siyasal birlik idealine
dönüştürmekti.
Osmanlıcılık devleti kurtarmanın bir aracı
olarak görüldüğü için uzun süre devletin
resmî ideolojisi niteliğini taşıdı. Bu bakımdan
milliyetçi hedefleri önde tutan Osmanlı
halklannı kendi siyasal programı etrafında
birleştirmede pek başanlı olamadı. Sonuçta,
bu programa tek başına sahip çıkan ve
imparatorluğu kurtarmaya çalışan Türk unsurunun
savunduğu bir siyaset durumuna
geldi. Öte yandan sorunlara devleti kurtarma
açısından bakılması, Türk milliyetçiliğinin
belirgin biçimde ortaya çıkmasını uzun
süre geciktirdi.
1876’da Kanun-ı Esasi’nin ilan edilmesiyle
devlet yapısına damgasını vuran ve gücünün
doruğuna çıkan Osmanlıcılık, II. Abdülhamid’in
kişisel yönetiminin başladığı
1878’den sonra ikinci plana itildi. Bu dönemde
Osmanlı yönetimi Müslüman halklan
İslamcılık aracılığıyla devlete bağlı tutma
ve öteki azınlık milliyetleri birer denge
unsuru olarak kullanma politikasını gütmeye
başladı. Abdülhamid despotizmine karşı
yürütülen ortak mücadele ve II. Meşrutiyetin
ilanı (1908) Osmanlıcılığa dönüş havasını
yarattıysa da bu pek uzun sürmedi.
Azınlık milliyetlerin giderek yükselttiği talepler
ve buna karşı başvurulan sert önlemler
Osmanlı halklannı bir arada tutma
umudunu zayıflattı. Ardından 1912-13 Balkan
Savaşları Osmanlıcılık siyasetine büyük
bir darbe vurdu. Osmanlı Devleti’nin kısa
süre içinde Avrupa topraklannm büyük
çoğunluğunu kaybetmesi ve savaşta azınlıklann
açıkça Balkan devletlerini desteklemeleri
Osmanlıcılık siyasetinin yandaşlarını
güç durumda bıraktı. Bâbıâli Baskım’ndan
(1913) sonra ülkede iktidara tek başına el
koyan İttihat ve Terakki Cemiyeti bu yeni
dönemde Türkçü politikalara ağırlık verdi.
I. Dünya Savaşı yenilgisinin getirdiği dağılma
Osmanlıcılık için kesin bir çöküş oldu.


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.