Osmanlı Zamanında Sanat

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Kitaplara Giydirilen Kaftanlarkuranı kerim
Cilt Sanatı
“Cilt”, kitapları koruyan bir mahfaza ve iç güzelliğini yansıtan bir örtü olmasının yanında, mücellitlerin elinde en güzel şekilde işlenerek bir sanat eseri haline dönüşmektedir.
skiler, “zâhir bâtının aynasıdır” sözüyle, içteki güzelliklerin insanın dışına yansıdığına işaret etmişlerdir. Aynı darbımeseli, kitap süsleme sanatlarından biri olan ciltçilik için de kullanmak mümkündür.
M. ŞEN
üOHB1
mmmmm
؛»؛؟؛٠
Arapça “deri” manasına gelen “cilt”, nasıl bir mahfaza ve örtü olmasının yanında, iç güzelliğin aynası vazifesini görmekteyse; kitapları koruyan, örten ciltler de mücellitlerin (cilt yapan kişi) elinde en güzel şekilde işlenerek bir sanat eseri haline dönüşmektedir.
Cilt kelimesinin rağbet bulmasının önemli bir sebebi de bu iş için en uygun malzemenin deri olmasıdır. Yani cilt sanatının belli bir gelişmeye ulaşmasında, dericiliği iyi bilmenin de mühim yeri vardır. Bunun yanı sıra cilt sanatını, hat, tezhip, minyatür, katı’, murakka, hâk ve ebrû gibi sanatların bir mahsulü olarak görmek yerinde olur. Zira, cilt yapımında bu sanatların hepsinden faydalanılmaktadır.
Anavatanı Mısır ve Orta Asya
Sanat eseri özelliği taşıyan ilk ciltlere, 8-9. yüzyıllarda Mısır ve Orta Asya’da tesadüf edilir. Bilhassa Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türklerinin bu sanata âit mühim örnekler verdiği bilinmektedir. Daha sonra Çinliler ve İranlılar arasında da rağbet gören ciltçilik, zamanla Batıda da tesirini göstermeye başlamıştı.
İslam tarihinde cilt sanatına dair bilinen en eski örnekler Mısır ve Tunus’ta bulunmuştur. Anadolu’ya hâkim olan Selçuklularsa, çok güzel ciltler meydana
Lake cilt
Mücellidi cilt yaparken gösteren bir minyatür (Surnâme-i Vehbî)

getirmekle beraber, Rûmî denilen cilt üslubu 13. yüzyıldan itibaren, bir asır boyunca Memlûk, İlhanlı ve Karamanoğulları başta olmak üzere, Anadolu beyliklerinde devam ettirilmiştir. 16. yüzyıldan sonra ise Osmanlı ciltçiliği, Türk ve İslâm cilt sanatının en büyük temsilcisi olmuş ve bu temsiliyet 20. yüzyıla kadar devam etmiştir.
Ciltçilikte Kullanılan Malzemeler
Ciltçilikte kullanılan en önemli malzeme deridir. Deri olarak meşin (koyun derisi), sahtiyan (keçi derisi), rak (ince traşlanmış ceylan derisi) kullanılmıştır.
Bir diğer önemli malzeme mukavvadır. “Kuvvetlendirilmiş” manasına gelen mukavva gayet dayanıklı bir malzemedir. İlk ciltlerde tahta kullanılırken daha sonra kâğıdın bulunmasıyla mukavva kullanılmaya başlanmıştır.
Ciltçilikte kullanılan kalıplar, önceleri demir ve tahtadandı. Fakat deriyi zedeleyip yırttığı için bu malzeme terk edilerek, sertleştirilmiş deri kalıplar kullanılmaya başlandı. Bilhassa deve derisi idealdi.
Şiraze ise, kitabın yapraklarını muntazam bir surette tutan bağ ve örgülerdir. Eski cilt lerin bozulmamasının sebebi şirâzedir.
Cilt Çeşitleri
Ciltler, kullanılan malzeme ve tekniğe göre de çeşitli isimler alırdı:
1) Deri Çilden Koyun, keçi veya ceylan derisiyle yapılan ciltler genellikle kabartma motiflerle süslenirdi. Bunlardan kalıpla basılanlara gömme, kalıp basmadan elle işlenenlere yazma ismi verilmekteydi. Ayrıca şemse motifiyle süslenenlere şemse cilt, yekşah adı verilen ucu sivri bir aletle hazırlananlara yekşah cilt, altınla işlenenlere zerduz cilt, gümüşle işlenenlere simduz cilt, kenarlan deriyle çevrilip, ortası muhtelif cins malzemeyle kapla- nanlara çârkûşe cilt, deri kapak üzerine ezme altınla, fırça kullanılarak çizilen geometrik çizgiler boyunca bezemeler işlenenlere zilbahar cilt denilmekteydi.
2) Lake Ciltlen “Lak” (vernik) kelimesinden gelen lake, ru- gânî ve edirnekâri de denilen bir süsleme sanatıdır. Lake ciltlerde, tamamen pürüzsüzleştirilen deri veya mukavva kapak, suluboya, altın yaldız ve fırça kullanılarak işlenip verniklenir.
Ciltçilik Teşkilatı
c^seV^^
Kumaş Ciltlen İpek, kadife, atlas ve işlemeli kumaşlar kullanılan bu tip ciltlerin en rağbet gören malzemesi kadifeydi. Kumaş ciltler, hemen her devirde sıklıkla yapılmıştır.
4) Ebru Ciltler: Bilhassa kitapların iç kapaklarında kullanılan ebru kâğıtları, dayanıklı olması açısından çârkûşe tekniğiyle dış kapakta da kullanılmıştır.
5) Murassa Ciltler: Fildişi, sedef, firuze, mine, yakut, zümrüt, inci ve elmas gibi değerli mücevherlerle süslenmiş kıymeti yüksek bir cilt çeşididir. Umumiyetle Kur’an-ı Kerim ciltlerinde kullanılmıştır.

Sarayda Ehl-i Hiref adı verilen sanatkâr grubu içerisinde mücellitler de yer almaktaydı. Os- manlı sultanı İkinci Bayezid Han zamanında “Cemaat-ı Mücellidan-ı Hâssa” ismiyle teşkilatlanan saray mücellitlerinin sayısı, klasik cilt sanatının en mükemmel örneklerinin verildiği 16. yüzyılda elliye kadar yükselmiştir. Bu sanatkârlar sadece ciltçilikte değil tezhip, nakış ve hat sanatında da ustalaşmış kimselerdi.
Alt Kapak
Gelibolulu Âli, Menâkıb-ı Hünerverân isimli eserinde, mücellit başı Mehmet Çelebi’den şöyle bahseder: “Mehmed Çelebi’ye nazaran, incelik bakımından bütün İran ustaları dûndur (geridir). Acem mücellitlerinin altın ezmek ve ayrı parçaları tezyin etmek bakımından maharetleri inkâr edilemez. Fakat Diyar ı Rûm mücellitlerinin çerçeveleri, zincirleri ve ciltlerinin zarâfet ve nâzikliği çok daha üstündür.”
Saray dışında da cilt sanatını icrâ eden mücellitler bulunmaktaydı. Evliya Çelebi’nin Esnâf-ı Nakkâşân ve Esnaf-ı Mücellidân ismiyle zikrettiği ciltçilik esnafı, 300 kişi olup, Beyazıt’taki (bugünkü Edebiyat Fakültesi yanında) dükkânlarda çalışmaktaydılar. Bu dükkânlar Sultan Abdülaziz Han devrindeki bir yangında yok olmuştur.
Bir cilt dört parçadan meydana gelir:
1) Alt ve üst kapak, kitabın alt ve üst kısmını örter.
Salbek
3) Şemse
4) Köşebent
5) Zencirek
6) Dip-sırt, kitabın arkasını örter.
7) Miklep, ön tarafını örter, sol kapak üzerindedir. Ucu genellikle üç köşe olup bu kısım kitabın arasına girer.
8) Sertâb, miklebin kapağa bağlandığı yerdir. Bu kısım aynı zamanda miklebe hareket edebilme imkânı sağlar. <¿؛
Kaynaklar: Engin Akdeniz, “Türk Cilt Sanatı”, Sanat Dünyamız, Sayı 21, 1981, s. 13-21; Oktay Aslanapa, “Osmanlı Devri Cilt Sanatı”, Türkiyemiz, Sayı 38, 1982, s. 12- 17; Gelibolulu Âli, Menâkıb-ı Hünerverân, Süleymaniye Kütüphanesi, Muğla Hoca Efendi, 000172; Kemal Çığ, Türk Kitap Kapları, İstanbul 1971.
Osmanlı Basınından
Emirhan KARAŞAHİN
– 673632«؟

Sahte Paralara Aldanılmaması İlan Edilirdi
Osmanlı Bankası’nın beşer liralık banknotlarından taklit edilerek piyasaya sürülen birkaç sahte para, piyasaya sürenlerle beraber Zabtiye Nezareti tarafından yakalanmıştır. Tahkikata (araştırmaya) son derecede dikkatle devam edilmekte ise de piyasaya daha fazla sahte para sürülmüş olması ihtimalinden dolayı devlet hâzineleri ve bankalarca kağıt paraların kabulünde ihtiyatlı olunması ve dikkatli davranılması gerektiği ilan edilir.
(İkdam, numara: 1, 1 Muharrem 1312 [ 5 Temmuz 1894])
İstanbul Sokakları 145 Sene Sonra Yine Dar
Geçen çarşamba gecesi Tophane’de, Boğazkesen’de bulunan ekmekçi fırınında bir yangın çıkmıştır. Binanın etrafına bitişik olması ve darlığından dolayı süratle yayılarak 33 evle 15 dükkan yanmıştır.
(Tasvir-i Efkâr, numara: 436, 7Rcceb 1283 [15 Kasanı 1866])
Etkisiz Hale Getirilmiş Eşkiyayı Halk da Teşhis Ederdi ،ج
Lefter isimli bir eşkıya, bir müddetten beri Kocaeli sancağında gezerek birçok canlar yakmış ve fırsat buldukça sancak sakinlerinin ve gelip geçenlerin mallarını gaspa ve bunlardan bazılarını öldürmeye cesaret etmişti. Son olarak hükümet kuvvetlerinin baskılarına karşı koyamama- sından ve işe yarar adamlarının ölü veya diri etkisiz hale getiril- meşinden dolayı ötede beride gizlenmeye mecbur olan Lefter, bu defa ölü olarak ele geçirilmiştir. İki arkadaşının da diri olarak yakalandığı geçen gün bildirildiğinden mesele hakkında bilgi istenmişti.
Lefter’in cesedi İzmit’e getirtilerek, hadise herkesçe duyulduğundan, çeşitli milletlerden toplanan ve zaten şahsını bilen birçok kişi tarafından teşhis edilmesi sonucu bunun Lefter olduğu anlaşılıp kesinlikle tereddüt ve şüpheye mahal kalmadığından Rum papazı marifetiyle defnetti- rildiği ve bu durum genel bir memnuniyet meydana getirdiği cevaben Babıali’ye gelen telgraftan anlaşılmıştır.
(Tasvir i Efkâr, numara: 546, 27Şa – tan 1284 [24 Aralık 1867])
ffil Bulunan Eşya ilan Glunurdu
içinde bulunduğumuz ayın on sekizinci pazartesi günü sabahleyin saat dörtte Kandilli iskelesinden ha- rekc’t eden otuz iki numaralı vapur- da bir elmas iğne kaybeden her kim ise, bunu ispat edip iğnesini almak üzere Kuleli Kışlası’na gelerek bana müracaat etmesi ilan olumır.
Askeri Tıp Lisesi Müdürü Yarbay Rıfat
(Sabah, numara: 33, 5 Safer 1307 [1 Ekim 18891)
Tarihte Bu Ay / Aralık
Namık Kemal’in Ölümü / 02 Aralık 1888
Namık Kemal, Tanzimat devrinin şairi ve edibi, bu devrin en faal kişilerinden biriydi. Asıl adı Mehmed Kemal’dir. Namık Kemal’in düzenli bir mektep eğitimi görmediği, aldığı özel derslerle yetiştiği bilinmektedir. Henüz 12 yaşındayken ilk şiirlerini yazan Namık Kemal’e, “Namık” mahlasını Binbaşı Eşref (Paşa) vermiştir. Mutasarrıf (vali) olarak bulunduğu Sakız’da, 48 yaşında ölen Namık Kemal’in cenazesi, vasiyeti üzerine Bolayır’a getirilmiş, Süleyman Paşa türbesi haziresine gömülmüştür.
Nuruosmaniye Camii İbadete Açıldı / 5 Aralık 1755
İstanbul’da, Çemberlitaş ile Kapalıçarşı ve Cağa- loğlu arasında bulunan Nuruosmaniye Camii’nin yerinde daha önce Şeyhülislam Saadeddin Efendi’nin hanımının bina ettirdiği, Fatma Hatun Mescidi bulunmaktaydı.
Yapımına 1748’de, Sultan Birinci Mahmud Han zamanında başlanmış ve Sultan Üçüncü Osman zamanında cami tamamlanmıştır. Cami için, Osmanlı’mn nuru veya Osman’ın nuru manasına gelen “Nuru Osmaniye” ismi kullanılmakla beraber Osmaniye Camii de denilmektedir. Mimarı Mustafa Ağa, yardımcısı da Simon Kalfa’dır. Barok üslupla yapılan cami, klasik üslubun dışında, Osmanlı mimari üslubunun değişimini gösteren önemli bir sanat şaheseridir. Cami; medrese, kütüphane, imaret, sebil, türbe ve çeşmeyle civarındaki dükkan ve hanlardan oluşan külliyeyle bütünlük içindedir.
~ ٣٠؛
Japonların Pearl Harbour Baskını / 07 Aralık 1941
İkinci Dünya Savaşı başladığında Japonya’nın, Almanya ve İtalya ile ittifak kurması, ABD’yi tedirgin etmişti. Bu sebeple ABD, ülkesinde bulunan Japon varlıklarım dondurmuş, petrol ve savaş malzemelerinin gönderilmesini yasaklamış; 1941’e gelindiğinde, Japonya ile olan bütün malî ve ticarî ilişkilerini kesmişti. Japonya, buna cevap olarak saldırı kararı aldı. Japonya’nın, Oahu Adası’ndaki (Hawaii) Pearl Harbor’da bulunan ABD’nin deniz üssüne düzenlediği saldın, savaşta tarafsız kalmak isteyen ABD’nin savaşa girmesine sebep olmuştur. Pearl Harbor baskını, savaş stratejisi bakımından, hava gücünün deniz gücüne üstünlüğünü kanıtlayan bir operasyon olarak tarihe geçmiştir.
İlk Kez Bir Hayvanın DNA’sı Çözüldü / 11 Aralık 1998
Bilim adamları, insanın genetik yapısıyla büyük benzerlikler taşıyan, bir milimetre boyundaki bir kurtçuğun genetik kodunu deşifre ettiler.
Kudüs OsmanlI İdaresinden Çıktı / 09 Aralık 1917
Mukaddes İslam beldelerinden biri olan Kudüs’ün ehemmiyeti, Mescid i Aksa’nın yani üç mukaddes İslam mabedinden İkincisinin burada bulunmasından kaynaklanmaktadır. Miladi 638 yılında Hazret i Ömer (r.a.) tarafından fethedilen Kudüs, 88 yıllık bir Haçlı işgali dışında daima bir İslam beldesi olmuştur. Kudüs şehri, Eyyubî ve Memlûk idaresinden sonra 1516 yılında Osmanlı idaresine girmiştir. Kudüs’ün, Birinci Dünya Savaşı sürerken İngilizler tarafından işgaliyle Osmanlı idaresindeki 400 yıllık huzurlu ve adaletli devri sona ermiştir. Böylece, Kudüs’teki yaklaşık 1200 yıllık İslam hâkimiyeti de bitmiştir.
Büyük İslam Âlimi Ali Kuşçu’nun Vefatı / 16 Aralık 1474

İslam âleminin büyük astronomu ve kelam alimi Ali Kuşçu, Semerkand’da doğmuş ve yetişmiştir. Rasathane müdürlüğü, elçilik gibi görevlerinin yanında, birçok eser yazmıştır. Fatih Sultan Meh- med Han tarafından İstanbul’a davet edilmiş ve Ayasofya Medresesi’ne müderris olarak tayin edilmiştir. İslam bilim ve tekniğinde, astronomi ve matematik sahalarındaki gelişmelere büyük katkısı bulunan Kuşçu, İstanbul’da vefat etmiş, Eyüp Sultan Kabristanlığına defnedilmiştir.
OsmanlI’da İlk Matbaanın Açılışı / 17 Aralık 1729

İbrahim Müteferrika, 1726’da matbaacılığın gerekli- lîği, önemi ve faydası üzerine Vesîletü’t-T؛bâ‘a adlı bir ٨- sale yazarak Damat İbrahim Paşa’ya takdim etmiştir.
Damat İbrahim Paşa, bu matbaa kurma talebini uy- gun bulmuş ve çalışmaları teşvik etmiştir. Kitap basmanın şeriata aykırı olduğu iddiasıyla âlimlerin basımevi açılma- sına karşı çıktıkları iddiası ise doğru değildir. Ulemadan böyle bir direnme geldiğini gösteren hiçbir delil yoktur.
Şeyhülislam Abdullah Efendi fetvayı hemen vermiş, ulemadan on bir kişi ilk kitabın başına takrizler yazmışlardır.
Matbaanın tashih işlerine bakmak üzere ulemadan dört kişi tayin edilmiştir. Fetvada ve fermanda sadece “Ulûm-ı Aliye”, yani dinî ilimler dışındaki mevzulara dair kitapla- nn basılacağından söz edilmiştir.
Gülhane Asker? Tıp Mektebi (Okulu)’nin Açılışı / 30 Aralık 1898
ء

1827’de, Sultan İkinci Mahmud zamanında kurulan tıbbiyenin yetersiz görülmesi üzerine yeni bir hastane kurulması için çalışmalar başlatıldı. “Gülhane Serîriyyât Has- tahanesi” adıyla açıldıktan sonra büyük ilgi gören 151 yatak kapasiteli hastane, bir hafta içinde tamamen dolmuştur. İlk kurulduğunda dâhiliye ve hariciye olarak ild kliniği vardı. Daha sonraları, hastanenin kurucularından Dr. Robert Reider’e tercümanlık yapmakla görevlendirilen Raşid Tahsin tarafından, üçüncü olarak sinir kliniği kurulmuştur. Raşid Bey, ülkemizde ilk olarak nöropsikiyatri servisini tesis etmiş ve elektroterapi derslerini başlatmıştır.
İlk Mizah □ergisi Diyojen Yayınlandı / 23 Aralık 1869

İlk mizah dergisi, Teodor Kasap’ın kadroya Namık Kemal’i de alarak çıkardığı “Diyojen” olmuştur. Dergi, adını iki bin yıl önce Sinop’ta doğmuş ünlü filozof “Diyojen “den almıştır. Tarih ve kültürümüze aykırı yayınlarından dolayı sık sık kapatılan Diyojen düzenli olarak basıla mamış, iki sene ayakta kalmıştır.


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.