Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

OSMAN PAŞANIN ORDUSU PLEVNE YOLUNDA

OSMAN PAŞANIN ORDUSU
PLEVNE YOLUNDA

13 Temmuz 1877 günü sabah erken
Ufuklarda güneş daha doğmamışken
Vidin’de bulunan Osman Paşa ordusuyla
Yukarıdan gelen bir emirle çıktı yola!…
Yollar düzensiz, bozuk, pesperişan…
Yaz ortasında yollar tozlu ve taşlı.
Yakıcı kızgın bir güneşin altında
Durmadan yürüdü asker günlerce
Susuz da kalarak kimi yerlerde
180 kilometre tam altı gün ve altı gecede
Tozlu yollarda, kimi kez yolsuz yerlerde
Hiç durmadan yürüdü asker hep doğuya yönelik
19 Temmuz 1877 günü sabah erkenden
Plevne’ye ulaştı hiç dinlenmeden !
Bir atılımda geri aldı Plevne’yi
Saldırgan düşmanın çapulcu öncülerinden !…
Ordu tam teçhizatla 30 .kilometre yol yürümüştü her gün !
Müşir Osman Paşa’mn o eşsiz ordusunun
Vidin’den Plevne’ye bu yürüyüşü dillere destan oldu dünyada,
Çünkü övünç dolu şaşılası bir yürüyüştü bu !
Altı günlük Plevne yürüyüşüydü onur dolu;
Osman Paşa’mn kararlılığı ve kişiliği yeterliydi buna!
İyi lider ve iyi komutamn ilk utkusuydu bu.
Eğer Ziştovi’deki, Şumnu’daki Osmanlı komutanları da
Her biri birer Osman Paşa olabilselerdi…
Bu yıkıcı savaşın yazgısı daha başlangıcında
Hiç kuşkusuz, Türklerin yararına değişirdi !

Vidin karargahında gün doğarken erkenden
kaynamış pirinçle et yemeği yendi kahvaltıda.
Karargahta sefere gidecek askerin son yemeğiydi.
Arkasından yolluk için peksimetler dağıtıldı.
Gökyüzü bulutsuz duru mavi bir günde
Ordunun yürüyüşü başladı Vidin’de…
Geride kalan kıtalarda erler
H er biri imrenen ve çoşku dolu bakışlarla
Uğurladılar giden kıtaları
İçten gelen sevgi dolu alkışlarla….
Başladı, nereye gittiği bilinmeyen büyük yolculuk !
Bu yolculuk doğuya doğru yönelik..
Saat yedide dörtyol ağızı Arçova kavşağına gelindi;.
Burada piyade kıtalarına süvariler,
Simerdan karargahından gelen topçu taburlar,
Müşir Osman Paşa kendi kurmayıyla birlikte
Yürüyüşteki birliktere katıldılar burada
Birkaç saat süren bir gecikme oldu
Burada, ordunun yürüyüş kolu
Düzene girip tamamlandı.
Vidin’in Türk halkından büyük bir kalabalık
Sevgi dolu bakışlarla uğurlamaya geldi buraya dek.
Artık saat dokuz olmuş, güneş epeyi yükselmişti,
Ordu harekete hazır
Ama ilkin önçü kollar hareket etti
Vıdbol’a yaklaşınca uzaklardan top sesleri geldi.
Bu sesler, Romanya’mn Tuna kıyısından
Bizim askere atılan toplardan geliyordu,
Ama bu top gülleleri bizim askere erişemiyordu.
Vidbol tepelerinde kıvrımlar yapan yollarda
Onbeş kilometre boyunca uzanıyordu yürüyen kıta.
O akşam saat yirmide Arçova’ya varıldı;
Ordu o gece orada dinlendi ve konakladı.
Müşir, Lom ırmağı yoluna yönlendirmedi.
Burada yolun yürüyüş yönü değiştirildi
Ve güney-doğu yönde Topolovaç yoluna girildi

Ertesi sabah güçlükler dolu bir yolculuk başladı;
Topolovaç’a değin çeşitli dar bozuk yollardan,
Tarlalar aralarından, keçi geçiti yollarından geçildi.
Topolovaç’la Krivo’dol arasında yol oldukça güzeldi,
Bu yolda yer yer içme sulan, pınarlar, çeşmeler vardı.
Birlikler ondört Temmuz sabahı kalktı çok erkenden,
Saat beşte başlayan ve sonu gelmez bir yürüyüşle
Bu yolda ilerledi yorulmadan, dur durak bilmeden.
Top arabalanm bu kıvrımlı dağ yollannda
Askerler kaldı hep itme ya da çekme zorunda.
Alev alev yakıcı Temmuz güneşi altında
Geçilen yollarda yükselen toz bulutlan arasında
Burun deliklerine, gözlere, kulaklara…. toz doluyordu
Terleyen vücutlann her yanına
Havaya yükselen kalkan toz yapışıyordu,
Vücut üzerinde terle kanşan toz çamur oluyordu.
Komutanlar ve erler yapmalan gereken her görevi
içtenlikle severek hemen anında yapıyorlardı…
İçlerinde tüten eşsiz bir vatan sevgisi vardı !
Dağ yollannda su bulma güçlüğü kimi kez oluyordu,
Herkes mataradan kendi hakkı olan suyu içiyordu.
Bu yürüyüşte günlük yemek molaları verilmiyordu,
Herkes yürürken kendi peksimetiyle yetiniyordu.
Kimi yerlerde erler o denli çok yorgun düşüyordu,
Ama yine de hiç mola verilmeden, hiç durmadan,
Hiç bir yerde dur durak bilmeden ordu ilerliyordu !
Geçilen yöredeki Türk aileleri su ve yiyecek sunuyordu,
Ama bu ikramlar ancak ön sıralardaki erlere yetiyordu;
Battal Çavuş erlere yaş meyve yenmemesini,
Çevresindekilere durmadan öneriyordu.

 

Ordunun yürüyüşü Topolovaç’tan başladı,
Belgradçık-Lom yolundan yararlanıldı;
Krivodol’a ve Ogosta ırmağı koyağına, vardı,
Ordu bol akar içme ve yıkanma suyuna kavuştu,
Erat yeterince su içti, gönlünce yıkandı, serinledi.
Su içildi, peksimet yenildi ve uykuya yatıldı….
Peksimetle su, soma biraz dinlenmek ne güzeldi!
Tam biraz uykuya dalmışken birdenbire uyandırıldı,
Uyandıran, herkesçe çok sevilen binbaşı Taki’ydi:”
Müşir biraz önce İstanbul’dan telgraf aldı,
Düşman Kocabalkam bir yerden geçmiş,
Yeni Zağra ile Kızanlık tehlikeye girmiş !….
Bu nedenle yürüyüşü sürdüreceğiz dur durak bilmeden,
Yorgunluk, susuzluk, açlık bile nedir düşünmeden,
Gün ve gece hep yürümek, hep ilerlemek gerekiyor…
Diyerek önemli bir gerçeği erata duyurarak vurguladı!
Çünkü 12-13 Temmuz’da general Gurko
Koca Balkanı geçm işti!….
O gece saat yirmi ikide birdenbire yola çıkıldı,
Gece ve gündüz öğleye değin durmadan yüründü;
15 Temmuz günü öğleyin Çibriça ırmağı kıyısında
Vulçiderma (Valçitıram) kasabasına varıldı,
Burada biraz dinlenmek’için mola verildi.
Herkes yoıgunluktan bitkindi. Birer ikişer yudum su içti,
Sonra, bulunduğu yere hemen çömelerek oturdu,
Ardından derin bir yoıgunluk uykusuna herkes daldı.
Ama Battal Çavuş sanki hiç yorulmamıştı, ,
Şaşılası dayanıklı, dikkatli, güvenilir, öngörüşlü….
Takımının dayanma gücünü, güvenini arttırıyor,
Beyni hep uyamk, gözleri her şeyi görüyor,
Kaçmak isteyenleri çabucak yakalayıveriyor…

Müşire akşam üzere Abdülkerim Paşa’dan gelen
Yeni bir emir aldığı bir anda birdenbire yayıldı:
“Düşman Niğbolu’ya büyük bir güçle saldırdı,
Tarihi kenti top atışlarıyla yıkmaya başladı,
Yürüyüşünüzü çabuklaştırınız !” diye buyuruldu.
Tuna’mn sağ kıyısı boyunca yayılan düşmanın
Güneye yayılmadan önü kesilip durdurulmalıydı;
Güneyde en uygun yerde Plevne kenti bulunuyordu,
Asker arasında Plevne’nin adı ilk kez duyuluyordu.
O günlerde Plevne’yi Atıf Paşa komutasında
Üç tabur, dört top ile iki yüz çerkez savunuyordu.
Yirmi beş kilometre güneyindeki güzel Lofça’yı
Yalmz birkaç bölük ile az sayıda gönüllü savunuyordu.
Müşir Osman Paşa doğruca Plevne’yi kurtarmaya
Kesin kararlı görünüyordu;
Düşmanı durdurmak için bu savunmayı
En uygun, en gerekli buluyordu !
Çünkü Niğbolu’yu kurtarmakta umutsuzdu;
O an yurdun savunması bakımından
Artık belki de gereksiz gibi görünüyordu.
Müşir ayrıca, Pl,evne’dekı Atıf Paşa güçleriyle
Belki kaynaşarak birleşmeyi düşünüyordu.
Böylece Niğbolu’ya saldıran Rus generali Krödener’in
Güneye sarkmasının yolunu kesmek istiyordu.
Duyulduğumla göre, Rus çan savaş için fal baktırmış,
F ala da ona: “Plevne’den sakınasın !” diye öğüt vermiş….
Falcının falı çıkmıştı sanki; öyle de oldu…
Plevne, bir Sivastopol, bir Meç gibi destan yeri oldu !

Karşılaşılan güçlükler gittikçe
Dağ gibi büyüyerek artıyordu. ,
Ama buna hiç kimse biraz bile aldırmıyordu.
Saldırgan düşmana karşı savunma savaşı için
Müşir Lofça’yı en uygun buluyordu!
Ama bu kent oldukça güneyde kalıyordu
Ve kalabalık düşman çok geniş bir alana
Yayılarak yerleşmiş durumda oluyordu…
Bütün bunları ve daha başka durumları
Dikkate alan ünlü müşir Osman Paşa
Otuz beş kilomtre kuzeyde bulanan Plevne’yi
Savunma savaşları için hiç kuşkusuz
Çok daha uygun buluyordu !…
Bütün bu nedenlerle olacak ki
Ordu hızla Plevne’ye doğru yol alıyordu !…
Gece yansı üç tabur birden harekete geçirildi:
Birinci alayın başında Miralay Emin Bey,
Ana güçler Plevne’ye vanncaya dek
Atıf Paşa’ya yardım için aynlarak yola çıkanldı…
Bu müfreze ordudan bir gün önce 18 Temmuz’da Plevne’ye v ard ı!
Evet, Vidin’den 13 Temmuz 1877 sabahı aynlan
Ve yola çıkan ordu ilk adımım
18 Temmuz 1877 sabahı Plevne’ye atıyordu !
Vidin’le Plevne arası doğrudan 180 kilometre fc ) yolu
Ordu bütün donatımıyla altı günde,
H er gün ortalama 30 kilometreyi geçerek
Yürüyüşle bu uzun yolu alıyordu….

Ertesi sabah 16 Temmuz günü ana ordu
Erkenden saat dörtte otuz beş kilometrelik
Plevne’ye değin kalmış olan
Çorak ve susuz bir yola hızla koyuldu.
Önden giden adılar ve saka arabalan
Askerlere durmadan içme suyu taşıyorlardı………..
Bu uzun yolculultan pek çok askerin
Ayaklan şişmiş, tabanları çatlamış, yara açılmış,
Bunlardan yürüyemeyecek durumda olanları,
Yollarda kalanları
Köylerden toplanan arabalara yükleyerek
Otuz kilometre olan ordu konvoyunun
Ardından getiren görevli askerler vardı,
Yürüyüşün örgütlenmesi kusursuzdu,
Ordu konvoyunun her iki yanında
Sıralanmış olan süvariler gidiyordu;
Çünkü Kazaklar Tuna kıyısındaki Rahova’dan
Güneye Altimir, Uraçay… yörelerine sarkmışlardı.
Ordu hiç durmadan yol alıp ilerliyordu………
Ahçılar öncü kümelerle ileri gönderiliyordu…..
Önceden kararlaştırılmış mola yerlerine…………..
Kıtalar vardığında sıcak yemek buluyoriardu;
Sıcak yemeğin dağıtımı en geriden gelen
Nakliyecilere değin düzenli olarak yapılıyordu.
Yol boyunca erlere olur olmaz yerlerden
Su alınıp içilmesi kesinlikle yasaklanmıştı.
Topoloviç ırmağından, yani Vidin’den
Plevne’nin otuz kilometre batısında
Pelova’ya değin geçen uzun yolculukta
Subaylar, erler., herkes deneyim kazanmıştı,
Çelik gibi sağlam karar, istem kişiliği sarmıştı;

Kimileri arasıra baygınlık geçiriyordu sıcaktan;
Ama mülazim (★ ) Haydar gibi kendisinin aklında vatan,
Ve Vatan savunmasına kendilerim adamış olanlardan
Hiç Inrinde görülmüyordu
Ne yorgunluk, ne bitkinlik belirtileri.
At üstünde yüzbaşının
Gözlerin açıktı,
Yan uykulu gidiyordu!..
Bu şaşılası büyük bir inanç düzeni içinde
Yürüyüşle yukan Metropoli’ye ulaşıldı.
Artık Plevne’nin havası yavaş yavaş duyuluyordu …

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.