Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Anasayfa » wiki » Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Osman Hamdi Bey (d. 30 Aralık 1842,
İstanbul – ö. 24 Şubat 1910, İstanbul),
büyük figürlü kompozisyonlarıyla Batılı anlayışta
resmin Türkiye’deki ilk temsilcisi
sayılan ressam, müzeci ve arkeolog.
Osmanlı Devleti’nde büyükelçilik, nazırlık
ve sadrazamlık yapan İbrahim Edhem Paşa’nın
oğludur. 1857’de hukuk öğrenimi için
“Kaplumbağa Terbiyecisi”, Osman Hamdi
Bey’in bir yapıtı, 1906; İstanbul Devlet
Resim ve Heykel Müzesi
Anadolu Yayıncılık Arşivi
babası tarafından Paris’e gönderildi. Ama
bir süre sonra Paris Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda
resim derslerine katılmaya ve
özel atölyelere devam etmeye başladı; Jean
Leon Gerome ve Gustave Boulanger’nin
öğrencisi oldu. Bu arada arkeoloji derslerini
de izledi. Aynı yıllarda eğitim için Paris’e
gönderilen Süleyman Seyyid Bey ve Şeker
Ahmed Paşa’yla, 1867’deki 2. Paris Dünya
Sergisi’ne katıldı ve bir gümüş madalya
kazandı. 1869’da İstanbul’a döndü, hemen
ardından Vilayet-i Umur-ı Ecnebiye müdürü
olarak Bağdat’a gönderildi. Oradaki
memuriyeti sırasında resim çalışmalarını da
sürdürdü. 1871’de İstanbul’a döndü ve saraya
Teşrifat-ı Hariciye müdür yardımcısı
olarak atandı. 1873’te, Viyana Dünya Sergisi’ne
gönderilecek yapıtların seçimiyle görevlendirildi
ve sergi komiseri olarak Viyana’ya
gitti. 1875’te Hariciye Umur-ı Ecnebiye
kâtipliğine atandı; 1876’da Abdülaziz’in
tahttan indirilmesiyle bu görevden alındı ve
Matbuat-ı Ecnebiye müdürlüğüne, 1877’de
de Altıncı Daire-i Belediye (Beyoğlu Belediyesi)
müdürlüğüne getirildi. 4 Eylül
1881’de Müze-i Hümayun müdürlüğüne
atandı. Bu tarihten sonra kültür ve sanat
alanındaki çalışmaları yoğunlaştı. Bu görevi
sırasında Osmanlı sınırları içinde bulunan
taşınabilir nitelikteki bütün sanat yapıtlarını
toplama, koruma ve sergileme düşüncesiyle
çalıştı. Çinili Köşk’te yer alan koleksiyon
için 1891-1907 arasında mimar Alexander
Vallaury’ye Arkeoloji Müzeleri binasını
yaptırdı. 1884’te yeni bir Âsâr-ı Atika
Nizamnamesi çıkarılmasına ön ayak oldu.
Müze müdürlüğü sırasında pek çok kazı
başlattığı gibi, İskender Lahti’nin çıkarıldığı
1887 Sayda kazısına kendisi de katıldı.
Arkeolog T. Reinach’la birlikte Sayda kazı205
Osman Paşa
sıyla ilgili önemli bilgilerin bulunduğu Necropole
Royale de Sidon (1892; Sayda Kraliyet
Nekropolü, tıpkıbasımı 1986-87, 2 cilt) ve
heykelci Ervant Oskan’la birlikte Le Tumulus
de Nemroud Dagh (1883; Nemrut Dağı
Tümülüsü, tıpkıbasımı 1987) adlı kitapları
hazırladı. Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nin
(bugün Mimar Sinan Üniversitesi) açılması
için büyük çaba harcadı. 1882’de müdürlüğüne
getirildiği bu okulun 1883’te eğitime
başlamasını ve Avrupa sanat okulları niteliğinde
çağdaş bir sanat kurumu olmasını
sağladı.
Osman Hamdi Bey ressam olarak figürlü
kompozisyon, portre, ölüdoğa, manzara ve
karakalem desen çalışmaları yapmıştır. Döneminin
sanatçıları manzara ve ölüdoğa
geleneğini sürdürürken, akademik doğrultuda
büyük boy figür ve figürlü kompozisyonlara
yönelmiş ve Türk resmine Batı
anlayışında figürü getiren ilk ressamlardan
biri olmuştur. Onun figürlü kompozisyonlarındaki
en önemli özelliklerinden biri hocası
Jean Leon Gerome gibi, o dönemde Fransa’da
önemli bir yer tutan Oryantalizm
anlayışına bağlı olmasıdır. Osman Hamdi
Bey Türk resmine figürü getirmesi nedeniyle
yenilikçi olmakla birlikte, konularında
gelenekçi olmuştur. Resimlerinde özellikle
Osmanlı mimarlığını ve bu mimarlığa ilişkin
bezemeleri iç ve dış mekânlarda büyük bir
titizlikle vermişti. Çalışmalarında fotoğraftan
da yararlanmıştır. Özellikle figürlü dış
mekân resimlerinde önce konunun fotoğrafını
çekmiş, sonra bu fotoğrafı karelere
bölerek tuvale geçirmiştir. Gerek tek, gerek
çok figürlü kompozisyonlarında model olarak
çeşitli giysiler içinde kendisini de kullanmıştır.
Osman Hamdi Bey Türk resminde kadın
konusunu ele alan ilk ressamdı. Kadını
yalnızca portre olarak değil, aynı zamanda
günlük yaşamı içinde ve erkeğe eşit bir
konumda betimlemiştir. Erkek figürlerinin
tersine kadın figürlerini dönemin moda
giysileriyle ve bir burjuva yaşamı içinde
göstermiştir. En önemli resimleri “Yeşil
Cami” (1890), “Cami’den Çıkan Sultan”
(1887, özel koleksiyon), “Saçlarını Taratan
Kız” (1882, özel koleksiyon) ve hepsi de
İstanbul Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde
bulunan “Kaplumbağa Terbiyecisi”
(1906), “Leylak Toplayan Kız” (1881),
“Mimozalı Kadın” (1906), “Gebze’den
Manzara” (1881), “Venedik’ten Manzara”
(1878), “Türbe”, “Cami Kapısı Önünde
Konuşan Hocalar”dır.


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.