ORTAÇAĞ

Bugün Almanya ve Avusturya iki farklı ülke olmakla birlikte, tarihsel olarak tek bir kültürel bölge oluşturur ve müzik tarihi de coğrafi, siyasal ve dinsel gelişmeye ayak uydurur. Bu iki ülkenin Avrupa’nın merkezinde bulunması, kültürel düşüncelerin kavşak yeri haline gelmelerinde etken olmuştur. Kökeninde, Alman müzik geleneği, eski Romalılardan, Macarlardan, Islavlardan ve eski Almanlardan etkilenmiştir. Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde, gregoryen şarkılar -ya da tek sesli sade şarkılar-, müzikte dinsel temalı arayışların sürdüğü dönemde esin kaynağı olmuş­ tur. Avusturya’da, V. yy’a kadar inildiğinde, tek sesli sade şarkıların Salzburg’cteki manastırlarda kullanıldığı görülür; diğer yerlerdeyse ancak VIII. yy’da bu şarkılara rastlanmaya başlar. Bu dönemde, daha sonradan Almanya olarak anılacak topraklar Şarlman’ın hükümdarlığındaki Frank İmparatorluğu’nun egemenliği altındaydı. 843’te , Alman toprakları, günümüzdeki Fransa ve İtalya topraklarını karşılayan bölgeden ayrıldı. 962’de Almanların egemenliğindeki Büyük Roma Germen İmparatorluğu, Otto l’e (Alman krallarının 3.sü) Papa’nın hükümdar tacı giydirmesiyle kuruldu. İlk Alman hükümdarları düzenli olarak saraylarını ta­ şıdıkları için, saray yaşantısının merkezleri (ve müzik geleneği) hemen kök salmadı. Bununla birlikte, Avusturya’da olduğu gibi manastırlar müzik etkinliğinin merkezleri olarak kaldılar. X. ve XI. yy’da Alman keşişler müzikle ilgili bilimsel yapıtlar topluyorlardı; sözkonusu keşişlerin bazıları, konulara sadece felsefi bir açıdan yaklaşırken, diğerleri uygulamalarla ilgileniyorlardı. Yani, Alman keşişler, geleneksel tek sesli sade şarkı formüllerine çeşitlemeler ekliyorlardı. Bu, daha özgür, ilham edilmiş bestelerin doğmasına olanak verdi; bunlara örnek olarak, sıradışı ezgiler, ilahiler ve muhtemelen ilk büyük kadın besteci ve dönemin önde gelen aydınlarından olan Hildegard von Bingen’in (1098-1179) besteleri verilebilir. Çeşitli bestelerin yanısıra ahlaksal içerikli bir oyun ve tıp üzerine, doğa ve kutsal konularda kitaplar kaleme aldı, papalarla, imparatorlarla ve krallarla yazıştı. Manastır kiliseleri ve manastırlar dışında dinsel mü­ zik, yeni bir biçim alıyordu. Almanya’da yavaş yavaş bir halk müziği geleneği doğmaya başladı ve giderek geli­ şen bu geleneği Alman misyonerler dini amaçlarla kullanmaya başladılar; Latince’den çok kendi yerel dillerinde söyledikleri dini bir halk müziği doğdu. Saray müziğinde yerel dilde şarkı söyleme geleneği, XI. ve XIV. yy’daki Alman halk şairlerinin etkisi altında doğmuştur. Fransız halk şairlerinden ve epik şairlerinden esinlenen, doğal halk ezgilerini ve hattâ tek sesli şarkıları kullanan Alman halk şarkıcıları monodiktarzda (bir melodi dizisini enstrümantal bir bölümün izlemesi) epik aşk şarkıları yazdılar. Alman halk şarkıcılarının en ünlüleri arasında YValther von der Vogelvveide, Neidhardt von Reuenthal ve Henrick von Meissen (Frauenlob adıyla tanınır, 1255-1318) sayılabilir. Halk şarkıcıları genellikle soylu sınıftandı; ama XIV. yy’da «meistersinger»ler – orta ve alt tabakadan şarkıcılar – soylu şarkı­ cıların yerini aldı. Meistersingerler, kendi bestelerinin ve sanatlarının yayılması için okullar kurdular ve diğer ülkelerin bestecilerini de etkileyen, muhafazakâr, polifoniden uzak bir üslup yarattılar

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)