Oğuzlar

yayılarak
ortaçağ boyunca geniş bir bölgede
etkin olan göçebe halk topluluğu. Türkiye
Türkleri ile Türkmenistan, Azerbaycan,
İran ve Irak Türklerinin atası sayılır.
Altı ve Dokuz Oğuzlar. Oğuzların Asya
Hunlarmm (Hiung-nular) kabile birliğine
bağlı oldukları, sonraki örgütlenmelerinde
de Hun toplum yapısının bazı izdüşümlerini
bir ölçüde taşıdıkları yönünde göstergeler
vardır. Hun dili üzerindeki bazı araştırmalar
da dillerinin Türkçe ile Moğolca arasında
yer aldığını, eski Türk dilleriyle bağlantılı
olduğunu, leksikolojik ve morfolojik bakımdan
da Erken Osmanlı Türkçesine benzediğini
göstermektedir. Başlangıçta yalnızca,
bugün Göktürkler olarak bilinen bir
başka akrabalık kümelenmesiyle sınırlı olan
Türk sanının Oğuzlar için de kullanılması,
toplumsal ve ekonomik yapı benzerliğinin
yanı sıra, farklı akrabalık kümelenmelerinin
tekrar tekrar aynı siyasal yapı altında ilişkiye
geçmesinin ve etnik bakımdan da bütünleşmelerinin
sonucudur.
“Oğuz” adının yer aldığı en eski kayıt,
Göktürk yurdunun kuzeyindeki Barlık Irmağı
kıyısında 6. ya da 7. yüzyıldan kalma
bir yazıtta yer alır. Bu yazıt, erdemli bir alp
olarak beyliğe erişecekken küçük yaşta ölen
“Öz Yiğen Alp Turan” için dikilmiş bir anıt
taştır. Öteki üç Barlık yazıtı da büyük
olasılıkla Oğuzlara ve Oğuz beylerine aittir.
Bu dönem, söz konusu yazıtlarda “Altı
Oğuz budun” biçiminde anılan topluluğun
bir kabile federasyonu içinde örgütlendiği
aşamayla çakışır. Oğuzlar bu dönemden
sonra Göktürk egemenliğindeki toprakların
kuzeyine göç etmiş olmalıdırlar.
Orhun Yazıtlan’nda “Türk budun” dışında
“Dokuz (Tokuz) Oğuz budun” olarak anılan
topluluk özellikle 7. yüzyılın son çeyreği
ile 8. yüzyılın ilk yarısı boyunca, Tuğla
(Toğla) Irmağı boyunca Göktürklere karşı
egemenlik mücadelesi vermiştir. Oğuz boylarının
Baz Kağan önderliğinde Kutluk
(Kutluğ) Devleti’nin kuruluşuna, kendi göçebe
düzenlerinin sarsılacağı kaygısıyla karşı
çıktığı, bunun için Kuzey Çinli Tabgaçlar
(Çince Bei Wei) ve Kitaylarla (Kitanlar)
anlaştığı bilinmektedir. Yirmiyi aşkın yerde
Oğuzlardan söz edilen Orhun Yazıtları’nda
(Kültigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk yazıtları)
bu topluluk sık sık yağı (düşman)
adıyla anılır ve Türk budununu yok olmanın
eşiğine nasıl getirdiği anlatılır. Bu ifadeler,
bir konfederasyon oluşturma ve bunu güçlendirme
doğrultusunda Türklerin Oğuzları
denetim altına alma çabasını yansıtır. Yazıtların
başka yerlerinde ise Türkler ile Oğuzların
birleşme dönemlerindeki öğütler veBilge Kağan’ın iki buduna da yönelen
seslenişleri yer alır.
Göktürklerin yeniden toparlanmasını önlemeyi
başaramayan ve sonunda İlteriş
(İl-Tiriş) Kağan’m (hd 682-92) buyruğuna
giren Oğuzlar bir süre onlarla birlikte
davrandılar ve Kırgızlar üzerine yürüdüler.
Ama Bilge Kağan döneminde (716-734) sık
sık ayaklanarak dört (ya da beş) kez
Türklerle savaşa tutuştular. Dokuz Oğuzlardan
bu savaşlarda önemli rol oynayan Üç
Oğuz boyları Dokuz Tatarlarla işbirliği
yaptı. Yenik düşen bazı Oğuz boyları Çin’e
göç ederken, yurtlarında kalanlar Uygurların
Basmıllar ve Karluklarla birleşerek
Göktürk egemenliğine son vermesine en
önemli desteği sağladılar. Ama Oğuzlar bu
kez de Uygurların onları boyunduruk altına
alma girişimlerine karşı ayaklandılar, bu
amaçla Çikler ve Kırgızlarla ittifak
kurdular.
Sirderya Oğuzları. Uygur egemenliğinin
sona ermesinden (840) önce ya da en geç o
dönemde batıya göç ettiği sanılan Oğuz
boyları Sirderya (Seyhun) Oğuzları olarak
Dokuz Oğuzlardan ayırt edilir. Bunların
önceleri bir bölümü, daha sonra da hemen
tümü “Türkmen” adıyla anılmıştır. Karluklar
ile Halaçların da Türkmen olarak adlandırıldığı
bilinmektedir. Ama Türkmen sanı
yüzyıllar boyunca, özellikle Anadolu, İran,
Irak ve Suriye’de Oğuz soyundan gelenler
için kullanılmıştır. Ote yandan 10. yüzyıl
İslam coğrafyacılarının Beşbalık (Bişbalık)
bölgesinde yaşayan Uygurlardan “Tokuz
Guzz” adıyla söz etmeleri, Orhun bölgesinde
Göktürk egemenliği altında bulundukları
dönemden başlayarak Oğuzlar ile Uygurlann
kaynaşmasının göstergesi sayılabilir. Çeşitli
aşamalardan sonra Türkiye Oğuzlannın
Türk adıyla nitelenmesi ise özgül nedenlerin
sonucudur. Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde
nüfusun başat ve çoğunluk kesimini
Müslüman Oğuzlar oluşturuyor ve bunlar
Türk olarak anılıyordu. 19. ve 20. yüzyıllarda
Türk milliyetçiliği geçmişe yönelerek
Türklüğün Orta Asya’daki kapsamını çok
genişletmiş, etnik köken birliğini belirttiği
varsayılan bu adı gerçekte farklı başlangıçlardan
türeyerek ortak bir siyasal oluşumu
paylaşmış bütün kavimler ve akrabalık kümeleri
için kullanmıştır.
Sirderya Oğuzlannın 11. yüzyılda kullandığı
birçok sözcük Doğu Türklerince bilinmiyordu.
Oğuzların lehçesi de doğu Türklerinin
lehçesinden oldukça farklıydı. Bu
veriler Sirderya Oğuzlarının 8. yüzyıldan
beri bu bölgede yaşadıklarını düşündürmektedir.
Ama Sirderya Oğuzları ile Dokuz
Oğuzlar büyük olasılıkla tek bir kavmin iki
bölüğü olarak yayılmışlardır. Bu durumda,
Dokuz Oğuzlar arasındaki Üç Oğuzlar ve
Altı Oğuzlar ayrımının Sirderya Oğuzları
arasında Üçoklar ve Bozoklar ayrımına
dönüştüğü varsayılabilir. Buna karşılık, Dokuz
Oğuzlar ile Sirderya Oğuzları arasında
yalnızca benzerlik bulunduğu varsayılırsa,
Sirderya Oğuzlarının On-oklarla ilişkilendirilmesi
daha anlamlıdır.
Oğuzlar 10. yüzyılın ilk yarısında özellikle
Seyhun Irmağının orta yatağına kadar olan
alan ile ırmağın iki yanından kuzeye uzanan
steplerde kabile beylerinin kendi içlerinden
seçtiği tek bir yabgunun buyruğunda yaşıyorlardı.
Seyhun’dan Hazar Denizine kadar,
Emba (Cim), Mugayar (Mugocar)
Dağları, Irgız Irmağı, Karakum, Ulu-Tag
(Uludağ) ve Kiçi-Tag (Kiçidağ) çevreleri
Oğuzların yurduydu. Bu hattın kuzeybatısında
Peçeneklerle, kuzeyinde ise Kimeklerle
ilişkileri vardı; doğuda önce Karluklar,11. yüzyıldan sonra da Çigiller yer alıyçrdu.
Seyhun çevresi ve ırmağın kuzeyi İslam
coğrafyacılarınca Oğuz Çölü (el-Mefâzâtü’l-
Guzziye) olarak adlandırılıyordu. Güneyde
ise Oğuzlar ile İslam ülkesi arasında
görece belirgin bir sınır vardı; Harezm’deki
Cürcaniye (Ürgenç), onun kuzeybatısındaki
Cit ve Aral Gölünün güneyindeki Baratigin
Arap-İslam uygarlığının Oğuzlara karşı sınır
kasabalarıydı.
Oğuz yabgulannm kışlığı, Seyhun’un ağzı
yakınlarındaki Yeni-Kend’di. Oğuzların bir
bölümünün yerleşim alanlarına egemen olması
ve zamanla bir bölümünün de yerleşikleşmesi
sonucunda Cend ve Huvâre kentleri
de Oğuz yabgulannm denetimine girdi.
Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lügatit-
Türk’te belirttiğine göre Sepren (Sabran),
Karaçuk, Suğnak, Karnak ve Sitgün Oğuzlann
başka halklarla yan yana yerleşik
yaşadıklan kentlerdi. Oğuzların ticari ilişkiye
yöneldikleri başlıca kent ise bir Müslüman
yerleşmesi olan Sepren’di. Oğuzların
Müslümanlaşması da yerleşik yaşama geçmelerine
koşut olarak gelişti ve 11. yüzyıl
başlannda büyük ölçüde tamamlandı. Ama
çoğunluktaki göçebe Oğuzlar kandaş törelerini
sürdürdüler; ne ölçüde katmanlaşmış
olsalar da uygar toplumlara özgü sınıflaşmanın
uzağında kalan bu boylar yerleşik
Oğuzlan yatuk (“tembel”) adıyla anıyorlardı.
Savaş ve fetih yoluyla genişleme geleneğini
sürdüren göçebe Oğuzlar, Peçenekleri Karadeniz’in
kuzeyine kadar göç ettirdiler,
Hazarlar ile savaştılar ve güneydeki İslam
ülkelerine akınlar düzenlediler. Doğuda
Karluklara ve Çigiller ile Kimeklerin Kıpçak
boyuna karşı sürdürdükleri savaşlar da
hemen hiç kesintiye uğramadı. Oğuz yabgulan
ve beyleri Abbasi, Karahanlı, Gazneli
ve Samani devletlerinin siyasal ve askeri
ilişkilerinde de etkili oldular. 1003 ve
1004’te Müslüman Oğuzların desteğindeki
bir Arap ordusunun Karahanlıları yenmesi
Oğuzlar için zengin ganimet olanakları sağladı.
Oğuzlann bazı kolları ise daha uzak
bölgelere göç etmeyi yeğlediler. Örneğin
yaygın kanıya göre yabgunun buyruğundaki
bir subaşı iken ayaklanan ve gitgide daha
büyük bir Oğuz kümelenmesini yönetiminde
toplayan Selçuk Bey önderliğindeki Kınık
boyu Selçuklu hanedanının atası oldu.
Gene de Oğuz yabguluğu 11. yüzyıl başlanna
değin etkinliğini korudu. Bağımsız yabguluğun
büyük olasılıkla Kıpçak saldırıları
sonunda yıkıldığı bilinmekteyse de, yıkılış
tarihi tam olarak belli değildir.
Hun kabile birliğinin önderi shanyü’yu
andıran, ama Hunlann konfederatif yapısına
göre belki daha sınırlı bir işlevi olan
yabguluğun gerçekte kabileler arasında bir
tutunum mekanizması olduğu anlaşılmaktadır.
Ama göçebe yönetimlerin pekişmesi ve
yönetici katmanların oluşmasıyla birlikte,
yabguluğun bir yönetim kurumuna dönüşerek
hanlığa koşut bir gelişim gösterdiği öne
sürülebilir. Gene de bu yönetim odağı,
devlet yönetiminden ve hükümdarlıktan
ayırt edilmelidir. Oğuzlardaki öteki önemli
sanlar arasında subaşı, küz (kül), erkin,
ymal ve tarh an sayılabilir.
Oğuzların toplum ve yönetim düzenindeki
dağılma, yabgu egemenliğinin zayıflamasının
ve bunun doğurduğu otorite boşluğunun
değil, bütün katmanlaşma eğilimlerine
karşın başlangıçta temel niteliği bakımından
eşitlikçi olan kandaş askeri demokrasi yapısının
dışına taşan eğilimlerin sonucudur.
Kamusal nitelikli yönetim sorumluluğunun
töresel çerçeveyi aşmaya yönelmesi ve kabile
toplumu yapısını zorlaması bu gelişmenin
başlıca etmenlerinden biridir. Ama devlet
örgütlenmesine geçiş aşamasında, bu örgütlenme
biçiminin kandaşlık ilişkilerine son
vermek için kullandığı pek çok iktidar
yöntemi gene kandaşlıktan ödünç alınmıştır.
Örneğin Selçuk’un daha sonra yabgu
unvanını alması, devlet örgütlenmesine yönelmiş
bir önderliğin eski kandaşlık ilişkilerinin
kalıntılarından yararlanarak bir meşruiyet
çerçevesi yarattığını gösterir. Daha
sonra OsmanlIlarda da II. Murad döneminde
en son kandaşlık kalıntılarının sona
erdirilmesi çabasıyla Oğuz geleneğinin canlandırılması,
gerçekte devlet örgütlenmesinin
bütün kuramlarıyla olgunlaştığını gösterir;
hemen aynı dönemde gene Oğuz kökenli
Akkoyunlularda da bir tür “Oğuzculuk”
kurgulanmıştır.
Oğuzların 11. yüzyılın ilk yarısında Karadeniz’in
kuzeyine gelmiş bulunan, en çok
20-30 bin çadırlık bir kolundan Bizans
kaynaklarında Uz, Rus kaynaklarında ise
Tork (çoğul Torki) adıyla söz edilir. Bu
Oğuz kolunun Tuna’ya indiği (1065), Yunanistan’a
kadar geniş bir bölgeyi yağmaladığı,
bir salgın hastalık yüzünden sayılarının
azaldığı, sağ kalanların Bizans hizmetine
girdiği bilinmektedir. Bunların bir bölümü
Bizans sınırlannda Makedonya’ya yerleşmiştir
(1071’deki Malazgirt Savaşı’nda Bizans
ordusundan Selçuklu saflarına geçen
Uz askerleri bunlardandır). Ama Makedonya
Uzları uzunca bir süreç sonunda Slavlaşmıştır.
12. yüzyılın ortalannda, Karaçuk Oğuzlannın
Oğuz yurdundan ayrılmayan önemli
bir kütlesi Karahanlılarm egemenliği altında
yaşıyordu. 1141’de Horasan’a gelen Oğuzlar,
Üçok ve Bozok adlanyla özellikle Belh
yöresini yurt tuttular ve Büyük Selçuklu
sultanına yılda 24 bin koyun vergi ödediler.
1153’te patlak veren savaşta Büyük Selçukluları
yenerek Sultan Sencer’i tutsak ettiler.
Bu beklenmedik zafer Oğuzlara Horasan’a
egemen olma fırsatını veriyordu; ama devlet
yönetimi deneyimlerinin zayıflığı yüzünden
Harezm, Serahs, Fars ve Kirman bölgelerine
dağıldılar. Kirman’da bağımsız olan
Oğuz Beyi Dinar (hd 1185-95) “melik”
sanını aldı. Fars’a giden Oğuzlar da Salgurlular
devletini kurdular. Binlerce çadırdan
oluşan Oğuz-Salgur kolu 12. yüzyıl boyunca
Türkmen adıyla Anadolu’ya ve Suriye’ye
göç etti. Bu akınlar sonucunda Anadolu’
nun Türkmenleşmesi iki yüzyıl sürdü. Yemen’deki
Guzz süvarileri, Akkoyunlu ve
Karakoyunlu aşiretleri, Azerbaycan’daki
Şahsevenler ile Beğdili ve Avşar boyları da
Oğuz yayılmasının öbür kollarını oluşturuyordu.
Türkmenler gerek Büyük Selçuklu gerek
Anadolu Selçuklu devletlerine karşı önemli
ayaklanmalar gerçekleştirdiler. Bu nedenle
her iki devlette de Oğuzlar ordu örgütlenmesinin
dışında tutulmaya başladı; devlet
öncesinin toplumsal dokusunun bozulduğunu
gören kandaş kökenli birimlerin tepkisi
ordu gücüyle bastırıldı.
Ekonomik ve toplumsal örgütlenme. 11.
yüzyılda Oğuzların çoğunluğunun mal varlığını
koyun sürüleri, yılkılar (at sürüleri) ve
develer oluşturuyordu. At “binit”, deve de
“yüklet” olarak kullanılıyordu. Ama Oğuzlar
koyun etinin yanı sıra at ve deve etini de
beslenme amacıyla kullanıyorlardı. At eti
yemenin özellikle törensel bir işlevi vardı;
ölenlerin atlarını yeme töresi uzun süre
varlığını korudu. Yerleşik Oğuzlar ise ticari
etkinliğe özellikle Müslüman tüccarların
etkisiyle başladılar. Oğuz yurdundan geçen
ve Harezm’den İtil bölgesine giden yol
Oğuzların ticari ilişkilerinin gelişmesine
katkıda bulundu. Oğuzlar, Harezm’de Cürcaniye
ve Baratigin, Maveraünnehir’de de
Sabran kentlerine gelerek koyun sürülerini
satıyorlardı.
Sirderya Oğuzlarının örgütlenme biçiminin
ve daha eski kültürel özelliklerinin belirgin
yönleri, Oğuz menkıbe ve destanlarında
görülür. Evrensel kandaşlık ilkeleri, Asya
kandaşlığının en eski özelliklerinin izleri ve
Oğuzların en eski yaşam biçiminin anıları
bu menkıbe ve destanlarda (bak. Oğuz
Kağan Destanı, Oğuzname) iç içe geçmiş
biçimde bir arada bulunur. Oğuzların ürünleri
konusundaki başlıca kaynak, Reşideddin’in
Camiut-Tevarih adlı yapıtındaki “Tarih-
i Oğuzân ve Türkân ve Hikâyât-ı Cihangir-
i O” başlıklı bölümdür. Bu bölümün
tarihsel yöntemle çözümlenmesi “Oğuz Kağan”
m tarihsel b\t kişilikten çok, 24 boyluk
Oğuz örgütünün simgesi olarak belirdiğini
gösterir. Divanü Lügati t-Türk ile Ebu’l-
Gazi Bahadır Han’ın Şeceri-i Terâkime’ sinde
de Oğuzlarla ilgili bilgiler vardır.
Oğuzlar konusunda bilinenlerin çoğuna
kaynaklık eden Dede Korkut Kitabı(*)
görece yakın geçmişte, 15. yüzyılda yazıya
geçirilmiştir. Kitap, Oğuzların yaşamında
eski ile yeni olanı iç içe sunar. Bunlar
arasında en eski öğeler, Oğuzların Anadolu’ya
geçmeden önce Maveraünnehir’deki
dönemlerine, daha sonra da Anadolu’nun
kuzeydoğusuna gelen Oğuzların Trabzon’
daki Rum devletiyle çatışmalanna ilişkindir.
Öykülerin daha sonraki metinlerinde
Kıpçaklar ve BizanslIlar tek bir “kâfir”
kavramında birbirine karışır. Belirli bir
aşamanın ürünü olduğu anlaşılan Oğuz
“boyları” temel kaynaklarda şöyle sıralanır.
Bozoklar: Kayı, Bayat, Alkaevli (Alkabölük),
Karaevli, Yazır (Yazgır), Dodurga
(Tutırga), Döğer (Töker), Yaparlı, Avşar,
Kızık, Beydili, Karkın. Uçoklar: Bayındır,
Beçeneg (Peçenek boyu), Çavuldur (Çavundur),
Çepni, Salur (Salgur), Eymür,
Alayundlu, Yüregir, İğdir, Büğdüz, Yıva
(Iva), Kınık. Anadolu’da yerleşik düzene
geçen Üçoklar ve Bozoklar, Anadolu Selçukluları,
Dulkadıroğulları, Ramazanoğulları
ve Osmanoğulları gibi devletlerin nüfus
bileşiminde ağırlığı oluşturmuşlardır. Orta
Anadolu’ya göçenlerin yoğun olarak yaşadıkları
bölge uzun süre “Bozok” adıyla
tanınmıştır. Geleneksel kanı, Oğuzların İslâmî
benimsemesinden önce üstünlüğün
Bozoklarda olduğu yönündedir. Oğuz yabguları
ile Müslüman Türk hanedanlarının
çoğunun Kayı, Yazır, Avşar ve Beydili gibi
Bozok boylarından olması bu kanıyı desteklemektedir.
Buna karşılık Üçoklardan Eymür
boyundan da bey hanedanları vardır.
Dede Korkut öykülerinde de üstün kol,
Bayındır Han ve Bey Salur adlarının simgelediği
gibi Üçoklardır.
Oğuz görenekleri. Dede Korkut Kitabfnda
töre, alp geleneği, ozan görenekleri,
insan-silah ilişkileri ve Oğuz silahları sıkça
gündeme gelir. Silahın, özellikle okun,
örgüt-inanç ilişkisini yansıtan yönleri belirginleşir.
Bu metinde savaş ve silah kullanımıyla
ilgili terim ve deyimler 200’e yaklaşır.
Oğuz göreneklerinin çeşitli motifleri arasında
anaerkillik döneminin kalıntılarını yansıtan
öğeler de yer alır.
Oğuz töresine göre her Oğuz boyunun
“damgası” Oğuz Han tarafından verilmiştir
ve Oğuz boylarının her birinin birer ongun
u ^ ) vardır. “Döl-alma”, “kargış”, “ant
içme” ve alp pratikleri; kutsal olanın yer-su
biçiminde gözükmesi; kutsallığı bozacağı
inancıyla su kullanımının sınırlı tutulması
Oğuzların önemli görenekleri arasındadır.
Oğuz töresine göre öldürülenin öcünün
bütün kabile tarafından alınması gerekir;
baba ölünce oğlu üvey annesiyle evlenebilir.
Kan Turalı, Kara Çekür, Kırk Kınık,Bozaygırlı Beyrek gibi bazı alpların “yüzlerine
bakılmazlık” gereğince peçeli olarak
gezmesi anaerkilliğin bir kalıntısını yansıtır.
Ayrıca kadın alpların erkek alplardan farksız
bir yiğitlik gösterdiği (örn. Beyrek’in,
nişanlısı Banu Çiçek’le güreşmesi ve yenilmekten
güç kurtuluşu) anlatılır. Yas, ölü aşı
ve gömme âdetleri (ölünün mezar-eve oturtularak
buraya içki dolu kap konulması),
şaman inançları, av, savaş ve toylara verilen
önem Oğuzların kültür kalıtının parçalarıdır.
Müslüman Oğuzlar, eski geleneklerinden
zamanla bir ölçüde uzaklaşmışlardır.
Oğuzların Müslümanlaşmadan önce de öteki
tanrılardan üstün “Tengri” adlı en yüce
bir varlığa inanmalarının İslamı benimsemelerini
kolaylaştırdığı öne sürülür. Eski Oğuz
şamanlannın yargıçlık, hekimlik ve kâhinlik
yaptıkları, ayin yönettikleri bilinir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)