oda müziği

oda müziği, genellikle oda ya da salon gibi
küçük mekânlarda, az sayıda dinleyici
önünde, iki ile dokuz müzikçiden oluşan
küçük topluluklarca ve bir şef tarafından
yönetilmeden çalınmak üzere bestelenmiş
müzik parçası. Hatta çalgıcıların yalnız
kendi zevkleri için, kendi kendilerine çaldıkları
parça anlamına da gelir. Çoğunlukla
klavyeli bir çalgıyla (piyano ya da klavsen)
yaylı ve nefesli çalgılardan oluşan topluluklar
ve eşliksiz ya da eşlikli insan sesi için
yazılmış parçalar da müzik tarihi içinde oda
müziği sayılmıştır.
Oda müziğinin 16. yüzyıl madrigalleri ve
konsortlarıyla başlamış olduğu söylenebilir.
Bu türden çalgı yapıtlarının çoğu Geç
Rönesans ve Erken Barok dönemlerinde
yazılmış fantazyalar, danslar ve süitlerden
oluşuyordu. Ev içinde yapılan müzik 17.
yüzyılda İngiltere, İtalya ve Almanya’da
soyluların konaklarında yaygınlaşmaya başladı;
müzikçiler de çoğunlukla aile bireyleriydi.
18. yüzyılda oda müziği bütün Avrupa’da
edebiyat ve sanat çevrelerine de
yayıldı. Bu dönemde oda müziği parçaları
Arcangelo Corelli gibi bestecilerin genellikle
sürekli bas ve yaylı çalgılar için yazdıkları
sololarla üçlü sonatlardan oluşuyordu.
Sonraları piyanonun çok daha belirgin bir
işlev kazandığı klasik üçlü bunlardan gelişti.
Melodiyi yalnızca tiz partiye veren, bası
armoniye temel oluşturan basit bir eşlik
olarak kullanan, ara partileri ise armoniyi
doldurma partisi olarak ele alan dört çalgılı
oda müziği anlayışına karşılık, çalgıların eşit
önemde görev aldığı ve birbirleriyle dramatik
bütünlük içinde daha kaynaşmış olduğu
yeni yaylı çalgılar dörtlüsünü yaratıp geliştiren
hemen hemen tek başına Haydn oldu.
Çalgıların bu tür işlevsel kullanılış tarzı 18.
yüzyılın klasik anlayışını en iyi biçimde
yansıtıyordu. W.A. Mozart ile L. van
Beethoven bu biçimi daha da zenginleştirdiler
ve Haydn ile birlikte oda müziğini
günümüzde bulunduğu yere ulaştırdılar.
Beethoven’la Haydn en kalıcı buluşlarını ve
en derin düşüncelerini dörtlülerinde, Mozart
ise beşlilerinde dile getirdiler. Bu
dönemde karma çalgılı oda müziği toplulukları
için yazılmış parçalar çoğunlukla daha
hafif nitelikli oluyor ve çoğu serenad ya da
divertimento olarak adlandırılıyordu.
19. yüzyıl boyunca F. Schubert, R. Schumann,
F. Mendelssohn, J. Brahms ve A.
Dvorak oda müziği repertuarına büyük
katkıda bulundular; aynı zamanda bu müzik
dinleyici önünde gittikçe daha çok çalınmaya
başladı. Amatörler oda müziği yapıtlarını
evlerde çalmayı sürdürürken, bir yandan
da daha çok dinleyici önünde çalmak üzere
profesyonel dörtlüler oluştu.
20. yüzyılda birçok besteci arasında M.
Ravel, C. Debussy, B. Bartök, D. Şostakoviç
ve B. Britten oda müziği repertuarını
daha da zenginleştirdiler. Müzikte yeni
denemelere çok daha fazla yönelindiği bu
dönemde bile oda müziği bir tür olarak
gücünden hiçbir şey yitirmedi. Bu yüzyılda
insan sesinin oda müziğiyle bir araya getirildiği
bestelere yeniden ilgi gösterilmeye
başladı. A. Schoenberg, R. V. Williams, G.
Holst ve daha yakın zamanlarda da P.
Boulez ile M. Davies oda müziğini kendi
müzik dillerine uyarladılarOda müziği, özellikle de dörtlü, çalgı
dengesi bakımından ideal olması nedeniyle
birçoklarınca hâlâ “en katıksız” müzik biçimi
kabul edilmektedir. Çoğu zaman küçük
grupların kendi zevkleri için yorumladığı
oda müziği, müzikseverlere başka müzik
türlerinden çok daha kalıcı bir zevk vermektedir

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)