nümizmatik

nümizmatik, metal paraları inceleyen bilim
dalı. Yunanca nomisma ve Latince
numisma sözcüklerinden türetilmiştir. Osmanlıcada
bu kavram “ilm-i meskukat” ya
da kısaca “meskukat” (tekil “meskuk”,
Arapça “sikke”den) olarak geçer.
Metaller çok eski zamanlardan beri değiş
tokuş aracı olarak kullanılmaktadır. Ortaçağda
hem Çin’de, hem de Avrupa’da kâğıt
paranın (banknot) kullanılmaya başlaması
metal paranın önemini azaltmışsa da, tümüyle
dolaşımdan kaldıramamıştır.
Tarih. Hem Doğu’da, hem Batı’da gerçek
metal paranın ortaya çıkmasından öncepara yerine geçen başka nesneler kullanılırdı.
İO 8. yüzyılda Çin’de para yerine çapa,
tırmık gibi tarım araçlarının minyatür modellerinin
yapılıp kullanıldığı bilinmektedir.
Eski Mısır’da İO 4. binyıldan sonra büyüklük
ve ağırlıkları belirli altın çubuklar
kullanılmıştı; bunu altın halkalar izledi.
Ortadoğu ülkelerinde de altın halkalar hem
süslenme aracı, hem de para olarak kullanılır,
bunun yanı sıra altın ya da gümüş
çubuklar da para yerine geçerdi.
Tarihçi Herodotos’un anlattıklarına dayanılarak,
ilk gerçek metal parayı İÖ 7. yüzyıl
sonlarına doğru Lydialıların kullanmaya
başladığı düşünülmektedir. İÖ 6. yüzyılın
ikinci yarısında alışverişin yayılmasıyla metal
para kullanımı da yaygınlaştı; çeşitli kent
ve ülke yönetimleri kendi paralarını çıkarmaya
başladılar. Metal para İran’a Lydia
Krallığı ve Anadolu’daki Pers satraplıklan
aracılığıyla gitti, Hindistan’a da oradan
geçti. Çin’de ise ilk metal para İÖ 3.
yüzyılın ortasında basıldı. Pek çok yerde
Eski Yunanlıların yöntemi benimsenerek,
paranın bir yüzüne basıldığı dönemdeki
yöneticinin resmi, öteki yüzüne de ait
olduğu kentin ya da devletin simgeleri
işleniyordu. Metal paranın değeri, büyüklüğü
ve biçimi yerel koşullara göre saptanıyordu.
Önceleri fasulye tanesine benzeyen
metal paralar, daha sonra bugün de kullanılan
ince pullar haline dönüştü. Zaman
zaman yapılan ayarlamalarla her paranın
birim değeri ile bunun katları yeniden
belirleniyordu.
Metal paralar, yazılı belgeler ve arkeolojik
bulgularla birlikte incelendiğinde insanlara
pek çok konuda bilgi aktarırlar. Örneğin
kentlerin ya da devletlerin zenginlik düzeyini
ortaya koyarak ekonomi tarihine ışık
tutarlar. Zaman zaman bazı devletlerin
parası uluslararası piyasada değer kazanır.
Eskiçağda Atina ve Klorinthos paralarıyla
Makedonya kralı II. Philippos döneminde
basılmış metal paralar çok geniş bir alanda
kullanılmıştır. Ortaçağda İslam halifelerinin
bastırdığı altın dinarlar ya da Floransa ve
Venedik dukaları her yerde aranan paralar
olmuştur. Daha yakın dönemlerde Meksika’da
ya da Maria Theresia’nın hükümdarlığı
sırasında Avusturya’da basılan gümüş,
Ingiltere’de basılan altın paralar da böyledir.
Metal paralardaki değer azalmaları da
devletlerin ekonomik güçlerindeki değişiklikleri
yansıtır. Yayılma bölgeleri ise, o
paraları basanların alışveriş gücünü, ticari
etki alanlarının nerelere kadar uzandığını,
hangi ülkelerle ilişki içinde olduklarını gösterir.
Magna Graecia (Büyük Yunanistan)
diye adlandırılan İtalya’nın güney bölgesinde
gümüş Atina tetradrahmilerinin (yaklaşık
4,25 gramlık drahmi adlı ağırlık biriminin
dört katı ağırlığında metal para) bulunmuş
olması, burasıyla Yunanistan arasındaki
alışveriş bağını gösterir. Hindistan’da,
Roma İmparatorluğu’nda basılmış altın paralann
ele geçmesi, Romalı tarihçi Plinius’
un (Yaşlı) Hindistan ya da başka doğu
ülkelerinden gelen lüks mallara karşılık
Roma altınları verildiği biçimindeki sözlerini
doğrular. İskandinavya’da çok sayıda
Arap sikkesinin bulunması, alışveriş alanının
yaygınlığının yanı sıra, Abbasi halifelerinin
kürk gereksinmelerini nasıl karşıladıklarını
da ortaya koyar.
Metal paraların ekonomik ve siyasal yaşama
ilişkin bilgi vermek kadar önemli bir
başka yanları da belgesel özellikler taşımalarıdır.
Madalyalarla birlikte paralar, IÖ y.
4. yüzyıldan bu yana tarihsel kişilerin resimleri
konusunda eşsiz bir kaynak olagelmiştir.
Pek çok yöneticinin yüzü, basılan paraların
üstündeki resimlerden bilinir. Eski
Yunan paralarının bunun ötesinde sanattarihine de katkıları vardır. Herhangi bir
nedenle artık var olmayan yapı, heykel,
resim gibi pek çok sanat yapıtının varlığı ve
görünüşü metal paralann üstündeki resimlerinden
öğrenilebilmektedir. Roma paralannın
üstünde devletin tarihine ilişkin aynntılı
bilgiler vardır. Gene bu iki kültürün
paralarından din ve mitolojiye ilişkin pek
çok bilgi edinilmektedir.
Eskiçağ paralarının yapımında kullanılan
belli başlı metaller arasında altın, gümüş ve
bakır, bir altın-gümüş karışımı olan elektron,
tunç, pirinç gibi alaşımlar bulunuyordu.
Anadolu’daki ilk metal paralar elektrondan
yapılmıştı. Kullanımı neredeyse
evrensel olan altın ise İskit, Pontus ve
Baktriane krallıklarındaki kaynaklardan getirtilmişti.
Yunanistan’daki kent devletleri
metal parada gümüş kullanmayı yeğlediler.
İtalya’daki maden yatakları ilk Roma paralarının
tunçtan yapılmasına yol açtı. Daha
sonra alışverişin uluslararası boyut kazanması
üzerine altın, gümüş, tunç ve bakır
paralar bir arada kullanılmaya başladı. Makedonya
kralı II. Philippos Yunanistan’da
altın para kullanılmasına öncülük etti. Genel
olarak altın ve gümüş gibi değerli
madenler büyük para birimlerinde, bakır ile
tunç da bozukluklarda kullanılırdı.
Değerli metallerin para yapımında kullanılması
20. yüzyıla değin sürdü, ama kâğıt
paranın yaygınlaşması ile yavaş yavaş terk
edilmeye başladı. Bugün bozuk para gereksinimi
nikel, bakır-nikel, tunç, aluminyum ve
tunç-aluminyum gibi metal ve alaşımlarla
karşılanmaktadır. Eski çağlarda kuraldışı
bir uygulama olarak yalnız Baktriane’de
nikel paraların kullanıldığı bilinmektedir.
Biçimi çabuk bozulduğu için, kurşundan
para çok az yapılmıştır. Hindistan’ın Dekkan
bölgesindeki Andhra’da (Telingana),
Romalıların Fransa’ya girmesinden önce
Galya’da, bir de günümüzde bazı Malezya
eyaletlerinde kurşundan yapılmış paralara
rastlanır. Demir de az kullanılmıştır. Eski
Yunanistan’da Sparta’da, bir de I. Dünya
Savaşı sırasında Almanya’da demir paralar
basılmıştır. Nitelikli pirinç elde etmek için
gerekli olan çinko bir süre Romalılar,
15-17. yüzyıllar arasında da Çinliler tarafından
para yapımında kullanılmıştır.
İslam ülkelerinde metal para. İslam ülkelerinde
dinar (altın), dirhem (gümüş) ve fels
(bakır) olmak üzere üç tür metal para
kullanıldı. Yüzyıllarca Roma, Bizans ve
Sasani paralarının sürümde kaldığı Ortadoğu’da
ilk İslam parası Hz. Ömer döneminde
(634-644), Kisravi (Sasani) paraları üstüne
Islama özgü bazı işaretlerin kazınmasıyla
oluşturuldu. Emevi halifesi I. Muaviye (hd
661-680) Sasani paralarına kendi kılıçlı tasvirini
koydurttu. Halife Abdülmelik ise
693’te bir yüzünde kendi resminin bulunduğu
ilk İslam dinannı bastırdı. Bunun öbür
yüzünde kelime-i tevhid yazılıydı. 694’te
Emevi eyaletlerinde gümüş İslam paralan
basılmaya başladı. Emevi dinarı, Bizans
Solidosuna (4,25 gr) eşit saf altın, dirhem de
(2,97 gr) saf gümüştü. Metal paraların
üstüne hükümdar ve halifelerin adlannın
yazılmasını ilk kez Emeviler uyguladı. 9.
yüzyılda İslam sikkelerinin biçimi temel
kurallara bağlandı. Paranın üstüne egemenliği
tanınan halifenin ve hükümdann adı,
sultanın ya da melikin kendisinin ve babasının
adı, hükümdarlık unvan ve lakaplan,
kelime-i tevhid, paranın basıldığı kent ve
basım yılı yazılmaya başladı. Halifeden ve
sultandan bağımsızlık izni alan küçük beyler
de adlarını taşıyan sikke bastırmayı egemenliklerinin
gereği sayıyorlardı. Örneğin parasındaki özel unvanları arasında “ed-devle”
ile biten bir tamlamanın bulunması o hükümdarın
bağımlılığını, “ed-dünya” sözünü
içeren bir unvanın bulunması ise bağımsızlığını
belli ediyordu. Bunun gibi “melik”,
“sultan”, “emir” unvanlarının da siyasal
anlamlan vardı. Bu unvanları tamamlayan
“el-kâmil”, “el-âdil”, “ebü’l-muzaffer”,
“ebü’l-feth” “el-gazi”, “imamü’z-zaman”,
“kasım-ı emiri’l-müminin” “nasır-ı emiri’lmüminin”
vb lakaplar da siyasal, dinsel ve
askeri anlamlar taşıyordu. Karahanlılar,
Samaniler ve Büyük Selçuklulardaki bu
gelenekler başka devletlere de yayıldı. Müslüman
olmayan komşu devletlerle sürdürülen
ticaret ilişkileri, insan tasvirli İslam
sikkelerinin de çıkarılmasına yol açtı.
İlk Osmanlı gümüş parası akçenin 1326’da
Orhan Gazi adına kesildiği kabul edilir.
Ama babası Osman Bey döneminde basılmış
bir akçe parçası da bulunmuştur. 1. Bayezid
(Yıldırım) (hd 1389-1402) gümüş ve
bakır Osmanlı paraları için düzenlemeler
etirdi. II. Mehmed (Fatih) dönemine
1451-81) değin akçe (gümüş) ve pul (6akır)
denen sikkelerle Venedik Dukası (altın)
sürümdeydi. II. Mehmed 1477’de sultani
olarak bilinen ilk Osmanlı altınını bastırdı.
İlk tuğralı Osmanlı paraları III. Mehmed
(hd 1595-1603) adına basıldı. 1625’te alman
“tashih-i sikke” kararından sonra kuruş,
1640’ta da para adı verilen metal paralar
basıldı. 1687’de sikkelerin tümüne darphanede
damga vurulması kararlaştırıldı. 18.
yüzyılın başında Osmanlı piyasasında cedid
Islambol (fındık), şerifi gibi yerli altın
paralardan başka yaldız, frengi, esedi, zolata,
Abbasi, tümen vb gibi yabancı altın ve
gümüş paralar da sürümdeydi. Yerli ve
yabancı paraların parkeleri arasındaki fark
altın ve gümüş kaçakçılığına yol açıyor, bu
da ekonomiyi sarsıyordu.
18. yüzyılın ikinci yarısında “zer-i mahbub”
serisi altın ikilik, üçlük, beşlik ve
onluklar çıkartılırken, üstlerine “duribe fi
Kostantiniye” (Konstantiniye’de basılmıştır)
yerine “duribe fi İslambol” (İstanbul’da
basılmıştır) ibaresi kondu. 19. yüzyılda
dünya piyasalarında altının giderek değer
kazanması nedeniyle metal paraların parkelerinin
sık sık yeniden belirlenmesi gerekti.
II. Mahmud’un (hd 1808-39) son yıllannda
Osmanlı sikkelerinin basımı ve birimleri
konusunda köklü yenilikler gerçekleştirildi.
Abdülmecid 1840’ta çıkardığı bir fermanla
bütün metal paralann yenilenmesini istedi.
Darphanede sarkaç sistemine geçildi. 22
ayar, yüzlük serisi altın ve gümüş Mecidiyeler
çıkarıldı. Bakır sikkeler de 5, 10, 20 ve
40 para olarak basıldı. Maliye Nezareti
içinde kurulan Meskukat-ı Şahane İdaresi
altın ve gümüş fiyatlarındaki değişmeleri de
dikkate alarak Osmanlı Mecidiyesi’ne göre
eski Osmanlı paralan ile yabancı paraların
kurlarını belirliyordu. Osmanlı Bankası’na
banknot çıkarma yetkisinin verilmesinden
(1863) sonra, 1881’de Meskukat-ı Osmaniye
Kararnamesi yayımlandı. 26 Mart 1916’da
çıkanlan Tevhid-i Meskukat Kanunu’yla
Osmanlı metal paralan altın, gümüş ve
nikel olarak belirlendi. Cumhuriyet’in ilk
yıllarında Osmanlı metal paraları sürümde
kaldı. 1924 ve 1925’te çıkarılan 411 ve 624
sayılı yasalarla altın ve gümüş para sistemine
son verildi.
Üretim teknikleri. Paraların metalden yapılması,
dayanıklılığının yanı sıra, metalin
eritilip bir kalıba dökülerek biçimlendirilmesindeki
kolaylıktan da geliyordu. Bu
nedenle döküm, para basımının en önemli
işlemlerinden biri olmuş, hatta pek çokyerde para yalnız döküm yoluyla üretilmiştir.
Ama içine görece daha değersiz metaller
karıştırarak paranın değerinin düşürülebildiği,
böyle bir paranın da ilk bakışta
gerçek değerde olanlardan ayırt edilemediği
ortaya çıkınca, bu sakıncayı ortadan kaldıracak
başka yöntemlere başvurulmuştur.
İÖ 7. yüzyılda Batı Anadolu’da para,
eriyik haldeki metalin düz bir yüzey üstüne
dökülmesiyle yapılıyordu. Altları düz olan
bu paraların üstleri metal eriyiğindeki yüzey
gerilimi nedeniyle yuvarlakça oluyordu.
Bunu düzeltmek için çekiç ya da tokmak
gibi aletler kullanılıyordu. Bir süre sonra,
bu aletlerin üstündeki girinti ve çıkıntıların
paranın üstünde iz bıraktığı fark edilince,
bunun düşük değerde para basımını engellemekte
kullanılabileceği düşünüldü. Ardından
paranın üstüne, değişim değerinin
resmen onaylanması anlamına gelen yönetici
ya da devlet işaretlerinin işlenmesine
başlandı.
Eski çağlardan günümüze kalan para kalıplarının
çoğu tunçtan yapılmıştır. Romalılar
demir kalıplar da kullanmıştı. Alt kalıbın
içine yerleştirilen metalin üstüne, bir
sapın ucundaki üst kalıp konur, ona da
çekiçle vurularak arada kalan madene hem
ince pul biçimi verilir, hem de istenen
işaretler işlenirdi. Vurmaya (darp) dayanan
bu para basma yönteminde bir süre sonra
metal eriyiği doğrudan alt kalıbın içine
dökülmeye başladı. Yapılan araştırmalar bu
yöntemle, alt kalıp bozulmadan 10-20 bin
kadar para basılabileceğini, çekiç vuruşlarının
doğrudan etkisi altındaki üst kalıbın ise
bunun yansı kadar para yapmaya elverdiğini
göstermiştir. Bir kalıpta bir kişinin çalıştığı
küçük darphanelerde saatte 100 tane
metal para yapılabileceği anlaşılmıştır. Roma
ya da Antiokheia (Antakya) gibi eskiçağın
büyük merkezlerinde ise kalıplarda
dört kişilik takımların çalıştığı bilinmektedir.
1870’lerde İran’daki bir darphaneyi
anlatan bir gözlemci, biri çekiç vuran, biri
kalıbı tutan, biri kalıba metal yerleştiren,
biri de bitmiş parayı kalıptan çıkaran olmak
üzere dört kişinin çalıştığı bir takımdan söz
etmektedir. Buna göre iki saniyede bir tane
metal para üretilebileceği anlaşılmaktadır.
Kalıplarda yapılan değişiklikler paraların
biçimini olduğu kadar üretim yöntemlerini
de etkiledi. Sasaniler döneminde İran’da
220’den sonra ince kalıp kullanıldı. Bu da
hem daha ince paraların yapılmasına, hem
de bunların üstündeki kabartmaların daha
alçak tutulmasına yol açtı. Bizans aracılığıyla
Avrupa ülkelerine geçen bu yöntem,
Charlemagne’m bastırdığı paralarda da kullanıldı.
Bazı Frank ve Sakson krallıklannda
da aynı paranın üstüne, her biri yalın
işaretler taşıyan birkaç kalıpla baskı yapılır,
böylece daha karmaşık bir kabartma elde
edilirdi. Avrupa metal paralarında hem
kabartma, hem de oymalar bulunurken,
İslam ülkelerinin paralarında oyma daha
ağır basmaktaydı.
Gümüş para yapımında, önce gümüş ince
bir katman olarak dökülür, sonra da eriyik
tam soğumadan çekiçle istenen kalınlığa
getirilirdi. Aşağı yukarı 10. yüzyılda gerçek
para boyutlarından biraz daha büyük dörtgen
parçalar hazırlanmaya, daire biçimindeki
kalıbın içine yerleştirilip sıkıştırıldıktan
sonra yanlardaki fazlalıklar kesilerek alınmaya
başladı. Metal para basmak karşılığında
kullanılan “sikke kestirmek” deyimi
buradan gelir.
15. yüzyılda para basmanın hızlanması,
daha iyi kalıpların yapılmasına yol açtı.
Bunlardan biri demir kalıptı. Kalıbın içine
karbon konup fırına veriliyor, bu da onun
çeliğe dönüşerek daha sertleşmesini sağlıyordu.
Paralann kenarının kesilip değerlerideğerlerinin
düşürülmesi tehlikesine karşı da buraya
çentikler yapmak, tırtıklar açmak ya da bir
yazı kazımak gibi önlemler uygulanıyordu.
Aynca kalıplan, çekiçle vurmak yerine vida
ile sıkıştırarak üstlerindeki işaretlerin paraya
geçmesini sağlayan yöntemler de geliştirildi.
Bunu ilk kullananlardan biri 16.
yüzyılın ilk yarısında İtalya’da Benvenuto
Cellini oldu. Daha sonra Paris’te, 1550
dolaylarında da Londra’da aynı yöntem
kullanıldı. Aynı yıllarda Almanya’da döner
kalıplar geliştirilmeye başladı. Bunlar, üstüne
kabartma yapılacak metali kendi kendine
içine alıp baskıdan sonra da dışan
çıkaran eğri yüzlü kalıplardı. Bu yöntemle
para yapılacak metalin kalıplara küçük
parçalar biçiminde tek tek yerleştirilmesi
yerine, baskı yürüyen bir bant üstünde
yapılarak üretim hızı artmlabiliyordu. Basılan
paralar önceleri eğri çıktığından, yumuşak
yüzlü bir çekiçle düzeltmek gerekmişti.
Bu teknik, Taschenwerk adı verilen bir
makinenin kullanılmasıyla geliştirildi ve Almanya’da
18. yüzyıla değin kullanıldı. Bu
makinenin bir benzeri de 1600’den sonra
İspanya’da düşük değerde metal para basmak
için kullanıldı (bugün Londra’da British
Museum’da sergilenmektedir). Daha
sonra, bir oymabaskı sanatçısı olan Jean
Warrin’in geliştirdiği ve ilke olarak vidalı
prese benzeyen bir alet kullanıldı. Aletin
kalıpları sıkıştırmaya yarayan kollan, üstündeki
uygun biçimde yerleştirilmiş ağırlıklar
nedeniyle büyük bir hızla dönüp sılaşmakta,
bundan aldığı hızla da yeniden eski
konumuna dönmekteydi. Bir baskı takımı
bu aracı kullanarak saniyede bir metal para
basabiliyordu.
19. yüzyılda geliştirilen buhar makinesi
kısa sürede para yapımında kullanılmaya,
kalıplar için de niteliği yükseltilmiş çelikten
yararlanılmaya başladı. Günümüzde kalıplann
yapımı, paraların basımı gibi işlemler
elektrikli makinelerle gerçekleştirilmekte,
kullanılan metallerin özellik ve niteliklerini
belirlemek, basılan paralann denetimini
yapmak için de bilgisayarlardan yararlanılmaktadır.
Çeşitli eritme ve antma süreçlerinden
geçirilen metaller dakikada yüz metal
para basan makinelere gelmekte, basımdan
sonra, artanlar ya da eskimiş paralar
yeniden eritilmek üzere fmnlara gönderilmektedir.
Bir kalıpla 200 binden fazla metal
para basılabilmektedir. Ayrıca bak. para
koleksiyonculuğu.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)