Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Namus En Değerli Varlığı İdi

Namus En Değerli Varlığı İdi

Bu hikâye genç kızlarımıza bir armağandır.
Bu anlatacağım hâdise Yüce Peygamberimiz Hazreti
Muhammed Aleyhisselâmm zamanında Medine’­
de olmuştur.
O zamanlan insanlar Kabileler halinde yaşıyordu.
Onun için mühim vak’alarda kabileler işe karışırlardı.
Ve bir çok kimse kabilesiyle tanınırdı.
Bir gün Huzeyil kabilesinden bir genç devesine
binmiş yolda gidiyordu. Tek başına tenha yoldan giderken
kırlar, ovalar tenha, ıssız. Hiç bir yerde ses
seda yok. İn yok, cin yok. Adam devesine binmiş sahralarda
sessiz sessiz gitmekteyken, uzaklarda bir koyun
sürüsü gördü. Sürüye yaklaştığında koyunları
otlatan çoban bir kadındır. İyice yaklaşınca koyunları
otlatanın Raşid isminde bir adamın kızı olduğunu tanıdı.
Gencin südünde bozukluk vardı ki, herhalde sürüye
yaklaşınca fikrini bozdu. Hemen devesini indirip
(çöktürüp) kalkıp gitmesin diye dizlerini de bağladı.

Orada yalnız bulunan, sürülerini otlatan kızcağıza
seslendi:
— Merhaba! Burada yalnız korkmuyormusun?
Beraber arkadaş olalım, koyunlan birlikte otlatalım.
Akşam eve beraber döneriz. Sana arkadaşlık yaparım.
diye kızm yamna yaklaşmaya başladı.
Koyunlanm otlatan kız çok akıllıydı. Bu elin adamı
niçin bana arkadaş olsun diye düşündü, ve hemen
cevab verdi:
— Buradan derhal uzaklaş. Ben koyunlanmı kendim
otlatırım. Buradan tek kelime konuşmadan defolup
git. dedi.
Fakat genç herifin niyeti bozuktu, herhalde südünde
kamnda da bozukluk vardı ki, kızcağızın yamna
yaklaşmaya başladı. Kızcağız:
— Gelme yanıma, sonra fena olursun diye haykırdı.
Ne yazık ki, herif durmadan kızm üstüne doğru
yaklaşıyordu. Kız, başka türlü bir çıkış yolu olmadığım
anladı ve bütün kuvvet ve cesaretini toplayarak
kendini müdafaa etmeye karar verdi. Herifi bir anda
yere serdi. Ve Haykırdı:
— Alçak herif, defolup gidecek misin, yoksa seni
parçalayıp geberteyim mi? dedi.
Herif korkusundan:
— Hemen gideceğim, ne olur beni bırak diye yalvardı.
Kızcağız, bu ırz düşmanı genci bıraktı. Genç herif
kalkdı, biraz toparlanıp yine kızm üstüne saldırdı.
Kızcağız bir anda hiddetle herifi yere serdi ve eline
oradan bir taş geçirdi:
— Namussuz herif, buradan defolup gidecek misin?
Yoksa şu taşla seni geberteyim mi? diye bağırdı.
Südü de kam da bozuk, adam yalvardı:

— Aman Esile, beni bırak gideyim. Bir daha Senin
yanma bile gelmem dedi. Kızın ismi Esile idi.
Kız, bıraktı. Adam kalkdı, biraz kendini toparlayıp
yine kızın üzerine saldırdı.
Kız namusunu korumak için son hiddetle herifi
yere yıkıp göğsünün üzerine çöküp gırtlağına bastı.
Hırsından elindeki taşı herifin kafasına indirdi. Kızcağız
hırsından öyle vuruşlar vurdu ki, herif bayıldı
kaldı.
Kızcağız, hemen oradan koyunlannı toplayıp önüne
katarak uzaklaştı. Kızcağız:
— «Ya Rabbi! Sana hanidolsun. Allahım sana çok
şükürler olsun. Namusumu bu alçak ırz düşmanı ahlaksız
herifden korudun.» diye ellerini göğe doğru
kaldırdı.
Kız, kısa bir zamanda oradan koyunlannı sürüp
evine gitmişti.
Biraz sonra oradan geçen yolcular adamı orada
buldular. Buradan geçenler de Hüzeyil kabilesindendiler.
Baktılar ki, bu adam kendi kabilelerindendir:
— Ne oldu sana böyle? dediler. Sen bizim Hamele
değil misin? Ne dir bu halin? diye sordular. Kızın
bayılttığı Hamele kendini toparladı-.
— Sormayın, dedi. Devem beni yere attı. Huysuzluk
etti, düştüm ve böyle yaralandım dedi. Yolcular:
— Yahu, dediler. Deven burada dizleri bağlı çökmüş
duruyor. Nasıl olur da seni atıp düşürür? Bak
şurada bir taş var. taşda da kanlar var. Senin de başında,
bak. Şuracıkda taş yaralan var, dediler.
Ahlakı bozuk olan herif Hamele, kızardı, bozardı.
Dili tutuldu. Ne diyeceğini bilemedi:
— Canım dedi, Ne sorup duruyorsunuz. Ben ne
diyorsam öyledir. Beni deveme bindiriverin, dedi.

İsmi Hamele olan bu ahlaksız genci devesine bindirip
evine götürdüler. Bu herif, bir kaç gün yattıktan
sonra durumu ciddileşti. Kabilesi bundan ümidi
kesmişti, kendisine son olarak ısrarla sordular:
— Hamele senin durumun kötüleşti. Yazık olacak
genç yaşında ölüp gideceksin. Bu başma gelen yaralan
kim yaptıysa söyiede ondan dâvâ edelim dediler.
Herif cansız bir sesle:
— Râşid, Esile, diyebildi. Ve cam çıkıverdi.
Hüzçyil Kabilesinin ileri gelenleri (büyükleri),
hemen toplanıp Peygamberimize geldiler:
— Ya Resûlallâh! Oğlumuzun kanını Râşid’den
istiyoruz. Oğlumuzu yaraladı. Oğlumuz öldü, davacı-,
yız dediler.
Peygamberimiz, kızın babası Râşid’i çağırttı. Râşid
bilinen bir adamdı, geldi. Durumu öğrenince:
— Benim böyle bir hadiseden haberim yok. dedi.
Adamlar:
<
— Ya Resûlallâh! Râşid’in kendisi değil. Katil kızı
Esile’dir. Hameleyi yaralayan Râşid’in kızıdır, dediler.
Peygamberimiz, kızı çağırtıp getirtdi. Kız gelince,
Peygamberimiz kıza:
— Esile, bak senin Hüzeyil kabilesinden Hameleyi
öldürdüğünü iddia ediyorlar, bu hususta ne dersin?
buyurdu.
Esile, biraz düşündükten sonra:
— Hiç bir kadm erkeği dövüp öldürebilir mi? de

Fakat Esile, çok akıllı bir jozdı. Bunun için verdiği
cevabın Allah’ın Peygamberine verilen doğru bir cevab
olmadığını düşündü. Allah, vahiy göndererek
Cebrâil aleyhisselâm üe durumu Peygamberimize bildirir
diye düşündü. Ve olan hadiseyi Peygamberimize
aynen, olduğu gibi anlatmaya karar verdi:
— Ya Resülallah! Hâdise aynen şöyledir. dedi. Üç
defa üzerime yürüdü. Yanıma gelmemesini, doğru yoluna
gitmesini söyledim. Fakat dinlemedi diyerek olan
hadiseyi olduğu gibi Peygamberimize anlattı. Esile:
— Ya Resülallah! Ben nefsimi müdâfaa ettim.
Namusumu korumak için başını yaralamak zorunda
kaldım, diye de konuştu.
Bunun üzerine ölen gencin adamları, Hüzeyil kabüeliler:
hemen atıldüar:
— Tamam suçunu kendi ağzıyla itiraf etti. Oğlumuzun
diyyetini, kan parasını isteriz dediler.
Sevgüi Peygamberimiz, bu adamlara çıkışarak:
— Durun bakalım, kız namusunu müdâfaa etmiştir.
Irz düşmanlığı yapmak isteyen oğlunuz kendinin
katili olmuştur. Bazan öldüren, bazan da ölen katildir.
Bunda oğlunuz katildir. Kız namusunu koru^
muştur, insan namus için yaşar. Kız gerekeni yapmıştır.
Kız şerefli bir hareket yapmıştır. Oğlunuz kendinin
katili olmuş. Cehennemi boylamıştır buyurdu.
Böylece kızın babası, böyle akıllı ve namusunu
koruyan bir kız babası olduğum için Allah’a Şükrediyorum
diyerek kızıyla oradan başları dik olarak şerefle
ayrıldılar, ölen ahlaksız adamın akrabaları da
olaydan utandılar, başlarım yere indirdüer.İZÂH VE AÇIKLAMA: ‘
Değerli okuyucu kardeşim. Bu hikâye altın harflerle
işlenip muazzam bir tablo yapılsa ve genç kızların
görebileceği bir yere asılsa, bunu asan kimseye
binler yüzbinler verilse yine de hakkı ödenmiş olmaz.
Bu hikâyede öyle bir ibret dersi var ki, bunun değeri
yüzbinlerle ödenemez. Nâmus bu!.. Bir nâmûs,
hangi yüzbinler, milyonlar ile satın alınabilir? Lekelenen
nâmus, hiç bir şey ile temizlenemez. Hele yıkılan,
yok olan nâmûs dünyada hiç bir şey ile geri getirilemez.
O nâmus artık ölmüştür. Onu diriltmek
mümkün değildir. Nasü ki bir kimse ölünce artık onu
diriltmek imkânı yoktur. İşte nâmus da tıpkı ölen
adam gibidir. Allah korusun bir kere gitti mi artık
geri gelmez.
İşte bu küçük hikâye nâmusun değerinin büyüklüğünü
simgeliyor. Onun için bu hikâye akıllı genç
kızlarımız için değeri biçilemez bir hediye olabilir.
Akıllı genç kızlarımız için dedim. Şunun için dedim;
dedelerimiz: «Nâmusu akü muhafaza eder.» demişlerdir.
_\ ■
Bu ata sözümüzün ma’nâsım bu hikâyede adı geçen
kızda görüyoruz. Yani bu kız çok akıllı bir kızdır.
1 — Bir kere bu kızcağız, nâmusun değerinin büyüklüğünü
çok iyi biliyor. Onun için bütün gücüyle
nâmusunu müdâfâa etmek için çırpındı. Ve nâmusunu
korudu.
2 —^ Peygamber Efendimizin huzuruna geldiği zaman,
hadiseyi olduğu gibi dost doğru anlattı, Niçin?
Ben dedi. «Allah Re sülünün, Allah’ın Peygamberinin
huzurunda bulunuyorum. Eğer doğru söylemezsem,

Allah Peygamberimize vahiy gönderir. Cebrâil (A.S.),
gelir Peygamberimize doğruyu bildirir.» diye düşündü.
Demek ki bu kız, çok akıllı bir kızdı. Çünkü Peygamberin
ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Peygamber
demek, Allahü Teâlâ’nın elçisi demektir, demişti.
işte bunun için Peygamber Efendimizin huzurunda
namusunu nasıl müfâfaa ettiğini dost doğru anlattı.
Sevgili Peygamberimiz:
— Kız namusunu korumuştur. Katil ölen adamdır.»
buyurarak nâmusu müdâfâa etmek gerekli olduğunu
bildirmiş.
Ey bu nâmus örneği hikâyeyi okuyan genç kızlar!
Şu 20. nci asırda her şeyin zorlaştığı bir gerçektir.
Çünkü 20. nci asır, dinsizliğin moda olduğu bir
asırdır. Ahlaksızlığın moda olduğu bir asırdır. Namussuzluğun,
şerefsizliğin güzel birşey, iyi bir şeymiş
gibi insanlara yutturulmak istendiği bir asırdır.
20. nci asır, ahlaksızların, şerefsizlerin, çoğaldığı
bir asırdır. Irz düşmanlarının, nâmus düşmanlanmn
çoğaldnğ bir asırdır.
Bir genç kız, sokakta kendi başına gidemiyor.
Çarşıda – pazarda rahatça gezip yürüyemiyor. Okuluna
kendi başına gidip gelemiyor. Hemen arkasına bir
ırz düşmanı takılıyor. Karşısına bir nâmus düşmanı
çıkıveriyor.
Demek oluyor ki, bu şerefsizler, sanki yerden ot
gibi bitiyor. Bunlara habis (pis ve neciş) tohumlan
ekiliyor, ekiliyor ki, bunlar da şeytan yavrulan gibi
bitiveriyor.

Bunlann analan-babalan hiç mi evlatlanyla ilgilenmiyor.
Elin genç kızlarının nâmuslanna saldırtıyorlar.
Bunların anaları, bacıları , (kız kardeşleri) ,
teyzeleri, halaları yok mu? Birisi onlann ırzına, namusuna
saldırsa bunlar hiç mi ses çıkarmazlar? Yoksa
kendileri namussuz olduğu gibi (ki elin kızlarına,
kadınlarına takılmak onlann nâmuslanna saldırmak
demektir) kadınlan (anası, kardeşleri, hala, teyzeleri)
de mi namussuzdur?.. Onun için mi? başkalarının
nâmuslanna saldmyörlar.
Evet, 20. nci asır işte böyle bir nasibsiz asırmış.
Bütün bu kötüler bu asırda ortaya çıkmıştır. 20. nci
asır sanki deyyüslerin ve deyyüslüğün moda olduğu
bir asırdlr.
Sevgili Peygamberimiz Hadis-i şeriflerinde şöyle
buyurmuştur:
«Eddeyyûsü lâ yedhulul-cennete = Deyyüs Cennete
giremiyecektir.» demektir.
Deyyûs: Kızının, kadınının nâmusunu korumayan
ve onlan nâ mahremlerden muhafaza etmeyen
(deyyûs) demektir.
Kızlan, kanlan yabancılann elinde, ırz düşmanlannın
sinesinde dolaşır da bildiği halde hiç ses çıkarmaz.
Dedelerimiz demişlerdir ki: «Vatan nâmusdur.»
Şuhalde vatanı için çarpışmak her babayiğidin başta
gelen bir ödevidir. Vatan için ölmek şehidliktir. Vatan
müdâfaası için cephelerde, harblerde ölmek nasıl
şerefli bir ödev ise, bir kadın veya genç kız için de nâmusunu
korumak, iffet ve şerefini muhafaza etmek
için ölmek de şehidliktir. Issız bir yerde bir ırz düşmanı
gelip senin nâmüsuna saldırmak isterse, saldınrsa,
hemen karşı koyacaksın ki, ya ölürsün, şehidolursun, ya öldürürsün gazi olursun, şerefini korumuş,
nâmusunu müdâfaa etmiş olursun da Allah senden
hoşnut olur. Seni Cennetine koyar. Nâmussuzlann
yeri ise Cehennemdir. Yakındaki Hadisi unutma!..
Bir kaç kelime ile 20. nci asnn hastalıklanndan
konuşalım. Yukanda 20. nci asır dinsizliğin moda olduğu
bir asır demiştim aslında her kötülük bu cümlenin
içine girebilir. Çünkü dinsizlik bütün kötülüklerin
anasıdır. Dinsiz adamdan, dinsiz kadından hiç bir
iyilik, hayır ve sevab adına hiç bir hareköt beklenemez.
Dinsiz bir kimse için, vatan, millet, ahlak, hak,
hukuk diye bir fazilet ölçüsü yoktur. Dinsizin vatanı,
nâmusu olmaz.
Evet 20. nci asnn hastalıklannı arttıran ve aklı
başında olmayıp âilesinden kopabilecek şekilde gaflet
içinde olan kızlan aldatan ve yanıltan kurumlann
başında Radyo ve Televizyon gelmektedir diyebiliriz.
Bazı gazete, mecmua, fotoroman gibi ahlak bozucu
nâmus parçalayıcı yayınlar da bu yolda hastalıkları
arttmyor.
Nâmuslu bir ailenin evine girdiğinde o âileyi zehirleyebilir.
Bazı zavallılar bu nâmus düşmanlannm
eline veya ağına düşmüşler. Şereflerini yitirmişler,
namuslarım lekelemişler, hatta yok etmişler. –
Filimlerde, bir genç kızm nâmusunun, nasü yok
edildiğini bakıp seyreder de ondan ibret almaz. Seyreden
gaflet içindeki kimse, kendisi de o yola düşer.
Demek oluyor ki böyle ahlaksızlıklan süsleyip de ibret
alsınlar demek doğru bir yol değil. Çünkü ibret
alınamıyor.
Gazetelerde televizyonlarda görüyoruz ki, aldatılan
zavallı genç kızların saçma sapan konuşmalan
insanı çileden çıkanp dünyaya geldiğine pişman edi­

yor. Bunlarda hiç mi hiç nâmus duygusu yok diyor
insan kendi kendine.
«Serbest bir hayat yaşamak için, kendi hayatım
yaşamak için şöyle yapmış!.. Filört hayatı yaşamak istiyormuş;
Âşıkmış (!), aşk hayatı (!) yaşayacakmış…
Sensiz yaşayamam demiş, sevdiği… Şunlarla bunlarla,
şöyle yapmak, böyle yaşamak istemiş. Telefon,
mektub, şudur budur…»
Ey nâmusun değerini anlayabilen kardeşlerim.
Şu son parağrafta tırnak içine aldığımız kelimeler,
bugün nâmuslan parçalamak için kullanılan birer
paravana, birer maskedir, diyebiliriz.
Bir nâmuslu kız veya kadın, yabancı bir erkeğin
yüzüne bile bakmaması, hele gözlerinin içine hiç mi
hiç bakmaması gerekir. Değil onunla durup veya oturup
konuşmak (ki, konuşursa yavaş yavaş nârnusuna
leke gelir.) yüzüne bile bakmamalıdır.
Hele namuslu bir kızın veya kadının, yabancı bir
erkeğe mektup gibî, pusla gibi, kart gibi şeylerle yazıp
cevab vermesi artık, onun nâmus ve şeref duvarından
bir tuğlanın düşmesi demektir. Eğer akimı başına
almazsa, bütün nâmusu ayaklar altına, hatta
çöplüğe düşecektir. Ona mektup yazan herif ırz düşmanından
başka bir şey değildir. Bu yol nâmuslu insanların
yolu değildir. Nâmuslu insanların yolu kızı
veya dul ise kadını gidip Allah’ın emriyle babasından
ve anasından istemektir. Bu yoldan başka bir yolla
evlenebilirim diyen akılsız kadın veya kız, nâmusunu
parçalayıp yakmaktan başka bir şey elde edemiyecektir.
Bütün hayatta geçen olaylar bunun böyle olduğunu
göstermektedir. Seninle evleneceğim, seni sevivo-rum (!) diye yolda bir genç kızın önüne geçen ahlaksız,
o zavallı kızcağızın nâmusunu parçalamak istiyor
demektir. Bunun başka bir yolu yoktur.
Hayatta çile çekmişlere sor, hayat görmüş, tecrübe
sahibi olan akıllı insanlara sor!. Gençliğinde filört
yaptıklarıyla, aşk hayatı (!) yaşamak, sevişenlerin (!)
evlendiğini görmüşler mi? Görmemişlerdir. Çünkü,
kendisiyle yaptığı bu işi başka biriyle de yapıyor diye
düşünür. Aynaya bakan kimi görür? kendisini görür.
Başkalarını nasıl görür kendisi gibi görür. Bu
herif, ilk mektubu kendisi yazsa dahi o mektup yazdığı
kadının veya kızın nâmusunu lekeli görüp şerefsiz
ve ahlaksız, kötü bir kadm veya kız olarak görür.
Çünkü kendisi nâmussuzdur. Namuslu kız mektuplaşmaz
diye düşünür. Ben böylelerini çok gördüm der.
Çünkü o pis yolun yolcusudur. Irz düşmanıdır. – Aklı
az olanları aldatır.
Böyle bir kız nâmuslu biriyle evlenecek olsa, nâmuslu
bir nasib _çıksa böyle mektuplaştığı biri varsa
hemen gidip o yeni evleneceği adama mektupları gösterebilir.
«Ben bu kızla mektuplaşıyorum, bu ahlaksızdır,
işte mektupları» diyebilir. Ve der de. O zaman
da sen evde kalırsın, koca bulamazsın, rezil ve rusvay
olursun.
Demek ki, bir kız için nâmusuna her ne şekilde
olursa olsun hiç bir leke sürdürmemelidir.
Kendisine her hangi bir nâmus düşmanı tarafından
söz atılır, yolda, evde rahatsız eden olursa, telefon
ve mektup, kart gibi şeyler gönderilir veya verilirse
hemen annesine veya babasına bu durumu bildirmelidir.
Anası mı akülı, babası mı akıllı, kardeşleri
mi vardır akıllı olanlardan birine söylemelidirSöylemezse o nâmussuz herif tarafından rahatsız edilebilir.
Ailesi bu işi daha iyi temizler. Kendi kendine
bu işi temizleyemez. Babam ‘duyarsa şöyle olur diye
korkmamalıdır. Çünkü babası bu işi daha iyi halletmesini
bilir.
Ey namusunu seven, şeref haysiyetini bilen kardeş!
Nâmus, şeref, haysiyet ve iyi ahlak, bütün bunlar
yorulmakla, çalışıp çabalamakla, paralar sarfetmekle
elde edilir.
Nâmuslu bir kız için binler, yüz binler paralar
harcanır. Ve şerefli bir gelin aldım, harcadığım paralar
helâl olsun derler.
Eğer aldığı gelinin ufacık bir lekesi, veya dedi kodusu
olmuş olsa ve düğünden sonra kocası ve kayın
babası tarafından duyulursa, hemen şerefsizlik sayarak
belki de bunca para harcadığı gelini boşamaya
kalkar. Ve boşar. Boşaması da normaldir, insan nâmus
için yaşar.
Şimdi bu misalden de anladık ki, nâmus çok değerli
bir varlığımız ve paha biçilmez bir hazinedir.
Nâmuslu ve şerefli genç kızlar, şu yolda hareket
etmelidir.
‘■ . ■’ ‘■ •’ ‘ ‘
1 — Anne ve babasının öğüdlerini tutmalıdır.
2 — İsimleri dedi koduya çıkmış ,ve nâmuslan lekelenmiş
kimselerle hiç arkadaşlık yapmamalı, hatta
şöyle hemen yanıbaşındaki komşucuğa bile onlarla
(o lekeli kimselerle) gitmemelidir.
3 — Yolda, şurda, burda erkeklerle konuşan, hele
hele erkek arkadaşım var diyen eksik nâmuslu yani
lekeli nâmuslu kadın ve kızlarla dost olmamak. Yâ-bancı erkeklerden çok çok konuşmayı seven kimselerle
de dost ve arkadaş olmamalıdır.
Çünkü bu gibilerin eninde sonunda başlarına nâmuslannı
kaybetmek gibi bir belâ gelecektir. İslâm
kadım için erkek arkadaş diye bir şey yoktur.
4 — Dindarlığından ve kapalılığından ve nâmusuna
düşkün oluşundan ve yabancı erkeklerden konuşmayışmdan,
tek kelime ile seni nâmuslu olmandan
dolayı seni saf, temiz ve hatta pısırık, hakir görebilirler.
Sakın ha bu nâmus yolundan dönme. Ben nâmus
ve şerefimle iftihar ediyorum (öğünüyorum) de. Dünyada
en kötü insan nâmusunun değerini bilemeyen
insandır. Yabancı oğlanlara bakan, yabancı oğlanlara
gülen o nâmuslannı lekelemiş âdi ve ahlaksız pis
kızlarla arkadaşlık yapma. Şayet mecbur kalırsan
arkadaşlık yapmaya kendi şerefinin büyüklüğünü bil.
Sonunda mutlu olacak sensin. Rezil ve rusva olanlar
onlar olacaktır. Çünkü Nâmusu lekeli olanları hiç
kimse mutlu etmez.
5 — Hiç bir yabancı ile göz göze bakışma, mektup,
kart gibi şeyler alıp verme, hele hele fotoğraf
alma ve verme gibi bir gaflete düşme. Hiç bir erkeğin
yüzüne bakma. Hele ne şekilde olursa olsun gülme!
Seninle konuşmak isteyen, evleniriz, diyen kimselerle
konuşma. Senin annen var, baban var, ağabeyin var,
amcan var, dayın var. Sakın ha sakın kendin bir kelime
bile konuşma. Yabancı erkeklerin elini tutma,
kendini koru.
Nâmusunu koru, bu senin için bitmeyen, tükenmeyen
bir hazinedir. Allah sana her şeyi verecektir.
Allah’m hâzinesi boldur, geniştir. Allah nâmuslu kızlan,
kadınlan sever. Onlan Cennetine koyacaktır.Meşhur Bostan ve Gülistan kitabının yazan
Sa’di-i Şîrâzi, kendi kızını tecrübe etmek istemiş. Kızı
çok akıllıymış. Babasından çok da bilgi öğrenmiş.
İşte, babası kızının bu durumunu bildiğinden dolayı
hele demiş kızım kendini nasıl koruyor bakalım
diyerek başına bir serpuş alıp gözlerine gözlük takar
ve yüzü gözü, belli olmayacak bir şekilde gözler. Y olda
giden kızma yetişir. Çarşaf içinde olan kızma şöyle
der:
, <
— Güzel kadınlar böyle her tarafını örtmez. Her
halde sen çirkin bir kadınsın der. Kız, tek kelime ile
şu cevabı verir:
— Nâmuslu erkekler, yolda giden kadınlara laf
atmaz. Sen nâmussuz birine benziyorsun der. Ve yoluna
devam eder.
Sa’di bu cümleden çarşaflı kadının kendi kızı olduğunu
tamr. Böyle kestirme bir cevab ancak akıllı
bir kadın tarafından olmalıdır ki, bu benim terbiye ettiğim
akıliı kızıma yaraşır bir cevab der.
İşte akıllı insanlar her hususta nâmuslannı korumak
için tedbirli olurlar.
Bu hikâyemizin kahramam olan akıllı kızcağız
«Esile»de dünya durdukça nâmusunu seven, nârtıusunun
değerini bilen müslüman kızlara örnek olacaktır.
Cenab-ı Haktan bütün Müslüman kızlanmızın
Esile gibi hassas olmalannı dileriz. Şu dinsizlik, namussuzluk
ve şerefsizliğin moda olduğu 20. nci asır-,
da ırz ve nâmuslanna leke getirmeyecek bir îman ve
şuurla şerefli yaşamalanm duâlar ederiz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.