NAMAZIN DAHA ÖNCE MEKKE’DE FARZ KILINMASI İLE ABDESTİN DAHA SONRA MEDİNE’DE FARZ KILINMASI HAKKINDA VÂRİD OLAN SAHÎH HADÎSLER VE BU KONUDAKİ BAZr SORU VE CEVAPLAR

Kur’ân-ı Kerîm’de buyuruluyor ki: «Ey imân edenler! Namaza kalkmayı dilediğinizde yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, —başlarınızı meshedip— topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın.»24* Denilebilir ki, bu âyetin Medine’de nâzil olduğu icmâ’ ile sabit olmuştur. Namaz ise Mekke’de farz kılınmıştır. Bundan anlaşılıyor ki namaz abdestsiz olarak farz kılınmış ve bu hal abdest âyeti ininceye kadar devam etmiştir. Buna cevap olarak diyebiliriz ki: Bunun böyle olması gerekmez, abdestin metluv olmayan vahiy yoluyla sâbit olunabileceği düşünülebilir. Şöyle ki daha önceki şeriatlara uyulmuş ve onlarla bu hususta amel edilmiştir. Nitekim Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz’in şu hadîsleri bu hususa delâlet etmektedir: Efendimiz (S.A.V.) abdest aldıklarında üçer defa azâsını yıkarken, «Bu benim ve benden önceki peygamberlerin abdes- tidir!» buyurmuşlardır. Denilebilir ki, abdestin farziyyeti bu yolla sâbit olduğunda daha sonra ilgili âyetin inmesindeki fayda ne olabilir? Bu soruya şu cevabı verebiliriz: Bu âyetin abdest emrini takrir ve tesbit için olması mümkündür. Abdest başlıbaşına bir ibâdet olmayıp namaza bağlı bulunduğu cihetle ümmetin bu hususta şüpheye düşmemesi ve bir gaflet ve ihmal göstermemeleri, şartlarında ve rükünlerinde bir yanlışlığa meydan vermemeleri için daha sonra âyet inmesi gerekmiştir. Çünkü asr-ı saâdet çok gerilerde kalmış, hadîsleri nakledenler günden güne azalmış ve böylece sarih bir nasla beyân edilmeyen farzların unutulma tehlikesi başgöstermiş olabilirdi. Ama mütevatir bir nasla sâbit olaıı farzlar böyle değildir. Onlar her zaman herkesin dilinde varlığını hissettirir. Nitekim aynı husus Halebî’nin Şerh-i Ke- bîr’inde de belirtilmiştir. Yine denilebilir ki: Bu husustaki delil Medine’de inmiştir. Bunda görüş birliği vardır. Namaz ise Mekke’de farz kılınmıştır. Âlimlerin ittifakıyla Peygamber’in (S.A.V.) abdestsiz namaz kılmadığı sâbit olmuştur ki, o zaman henüz abdest hak- kmdaki âyet inmemişti. Buna cevap olarak diyebiliriz ki: Abdestin daha önce farz kılındığını kabul etmek mümkün değildir Nitekim îbni Cehm diyor ki: îslâmdan önceki devirlerde sünnet idi. Sonra farziyeti vahiy yoluyla inmiştir. Bunun aksi kabul edilecek olursa; o zaman hükmü, deliline takdîm etmek gerekir, Cuma âyetinde olduğu gibi. O halde abdestin farzi- yetinin daha önce metlûv olmayan vahiyle sâbit olduğu kendiliğinden sübût bulmuş oluyor. Meselâ: Cebrâil’in (A.S.) bunu Hazret-i Peygamber’e öğretmesi olabilir. Nitekim îbni Re- bîa’nın Esved’den mürsel olarak yaptığı rivâyet —ki bu Ahmed bin Hanbel’in tbni Ebî Lehîa tarîkıyla tesbitiyle sağlanmıştır— abdestin âyetle farz kılınmadan önce şeriatlardan alınarak işlendiğini göstermektedir. Sahîh hadîste, Resûlüllah (S.A.V.) Efendimiz’in abdest alıp üçer defa azâsını yıkarken «Öu hem benim, hem de benden önceki peygamberlerin abdes- tidir» buyurduğu kesinlik kazanmıştır. Bu rivâyet, İmam Ne- vevî’nin «Abdest bu ümmetin hasaisindendir» sözünün zayıf olduğunu meydana koymaktadır. Nitekim aynı hususa Mülteka Şerhi el-lzmirî’de de yer verilmiştir. Abdestle ilgili diğer hadîsler: «Müslüman bir kimse abdest aldığında günahları kulağından, gözünden, ellerinden ve ayaklarından çıkar; oturacak olursa mağfirete erişmiş olarak oturmuş olur.»248 «Abdestli bulunduğun halde ölüm meleği sana gelecek olursa, kelime-i şehâdeti kaçırmış olmazsın. Çünkü abdest imânın yansı, namazın anahtan, bedenin temizleyicisidir günahlardan. »244 Nitekim el-Bostan adlı kitapta da bu rivâyete yer verilmiştir. «Sizden herhangi biriniz abdest alır, abdestini fazlasıyla ya da tastamam yapar, sonra «Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû» derse, kendisine herhalde sekiz cennet kapısı açılır; hangisinden arzu ederse oradan içeri girebilir.»248 «Kim abdest aldıktan sonra İnnâ enzelnâhü sûresini bir defa okursa, gecesi namazla, gündüzü oruçla geçirilen elli sene sevâbı kendisine verilir. Kim iki defa okursa, Allahü Teâlâ İbrâhim ve Musâ peygamberlere verdiğini ona verir. Kim üç defa okursa, Allahü Teâlâ ona sekiz cennet kapısı açar, hiçbir hesap vermeden, bir azâba tâbi tutulmadan istediği kapıdan girebilir.»24® Diğer bir rivâyette: «Kim bu sûreyi bir defa okursa, Allah onu sıddîklerden yazar. İki kere okuyanı şehîdlerden yazar. Üç defa okuyanı Allah peygamber zümresinde haşreder.»247 «Kim abdest alır, abdestini güzelleştirir, sonra şu duayı okuısa, cennetin sekiz kapısı kendisine açılır, hangisinden dilerse girebilir.» DUÂ: Eşhedü en lâ ilâhe illâllahü vahdehû lâ şerike leh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû. Allahüm- mec’alnî mine’l-mutatahhirîn vec’alnî mine’t-tevvâbîn..»248 MÂNASI: Allah’tan başka ilâh olmadığına, O’nun tek olduğuna, eşi ortağı bulunmadığına ve Muhammed’in de (SA.V.) Allah’ın kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet ederim. Allah’ım! Beni çokça tevbe edenlerden ve çokça temizlenenlerden eyle!. «Kim abdest aldıktan sonra: Sübhâneke allahümme ve bi- hamdike, eşhedü en lâ ilâhe illâ en te estağfiruke ve etûbü ileyk, derse, Allah bu duâyı öyle bir mühürle mühürler ki artık bir daha kırılmaz ve kıyâmet gününe kadar Arş’ın altına kaldırılıp (korunur).»249 Diğer bir hadîste ise şöyle buyuruluyor : «Kul abdest alıp temizliğini bitirince, Sübhâneke allahümme ve bi-hamdike, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbü ileyke derse, o hayırlı bir mühürle mühürlenip Arş’m altına konulur. Bu duânın mührü, kıyâmet günü sâhibine verilinceye kadar kırılmaz.»

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)