MARİFETNAME

KISIM: 1 Âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflere dayanılarak, İslâm alimlerinin tefsirlerine göre, Arş, Kürsî, Cennetler, Gökler, yer ve Cehennemin yaradılışını, kıyametin alâmetlerini, o günün hallerini ve dehşetini, cihanın harab ve yok olmasını, Allah-ü Teâlâ’yı görme âlemi olan âhiretin sonsuzluğunu dört konu ile anlatır.
Bismillahirrahmanirrahîm
MUKADDİME
Âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflere dayanılarak, İslâm alimlerinin tefsirlerine göre, Arş, Kürsî, Cennetler, Gökler, yer ve Cehennemin yaradılışını, kıyametin alâmetlerini, o günün hallerini ve dehşetini, cihanın harab ve yok olmasını, Allah-ü Teâlâ’yı görme âlemi olan âhiretin sonsuzluğunu dört konu ile anlatır.
KISIM: 1-Cihânı yaratan Allah-ü Teâlâ’nın âlemde olan bediî san’atlarını düşünmeğe ve hatırlamağa vesile olan âyet-i kerimeler;
Ey aziz:
Hak Teâlâ bu âlemi, varlığına ve birliğine delil olarak yaratıp, bütün eşyada, keskin görüşlü olanlara san’atını göstererek hikmetini duyurmuştur. Aşağıdaki mealleri alınan âyeti kerimeler, Kur’an-ı Kerîm’deki sıra iledir. Hak Teâlâ, bu âyet-i kerimelerle kullarını kendini tanımağa teşvik buyurmuştur. (Biz bunların bir kısmına yer vereceğiz) :
Fatiha sûresi, l. âyet-i kerîmesi:
«Ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her hamd ve senâ, âlemlerin rabbi, yaratıcı, besleyici ve işlerini tertib edicisi olan Allah-ü azîm-üşşan içindir.»
Bakara sûresinin 107. âyeti celîlesi der ki:
«Bilmez misin ki, semâvât ve Arz’ın mülkü Allah-ü Teâlâ’nındır ve sizin için Allah-ü Teâlâ’dan başka, size fayda veren bir dost ve zararları gideren bir yardımcı yoktur.»
Bakara sûresinin 255. âyet-i celîlesi (Âyet-el Kürsî) der ki:
«Allah-ü Teâlâ mahlûkata hak olarak ma’bûddur. Ondan başka ibadete müstehak yoktur. Devamlı hayât ile bâki, mahlûkların tedbirinde kâimdir. Dalgınlıktan ve uyumaktan münezzehtir. Göklerde ve yerlerde onların hepsi O’nun içindir. O’nun mülküdür. Kıyamette hiç kimse O’nun katında, O’nun izni olmadan şefâat edemez. Gök ve yer ehlinin önlerinde olanı (Dünya işlerinde) ve arkalarında olanı (Ahiret işlerinde) bilir. Mahlûklar O’nun ilminden, bildirmesini irâde ettiğinden başka bir şeyi kavrayamazlar. O’nun Kürsîsi gökleri ve yeri içine alır. Gökleri ve yeri muhafaza etmek ona meşakkat vermez. O düşünceden yüksek, idrâkin dışındadır.»
Al-i İmrân sûresinin 5. âyeti celîlesi der ki:
«Allah-ü Teâlâya yerde ve gökte gizli bir şey yoktur. O, rahmlerde çocuğa erkek ve dişi, güzel ve çirkin dilediği gibi şekil verir. Ondan başka ilah yoktur. Aziz ve hâkîm’dir.»
Al-i İmrân sûresinin 190. âyet-i celîlesi der ki:
«Göklerin ve yerin yaratılmasında ve gece ile gündüzün uzayıp kısalmasında akıl sahiblerine, varlıkları yaratanın birliğine ve kudretinin kemâline açık işaretler vardır.»
Nisa sûresinin 124. âyet-i celîlesi der ki:
«Semâvât ve Arzda olan bütün eşyanın yaratması ve mülkü Allah-ü Teâlâ’ya mahsustur. O’nun ilmi ve kudreti, her şeyi kapsamıştır.»
Maide sûresinin 123. âyet-i celîlesi der ki:
«Göklerin ve yerin ve onlarda olan mahlûkların maliki Allah-ü azimüşşandır. O Allah-ü Teâlâ yokdan var etmeğe kadirdir.»
En’am sûresinin 13. âyet-i celîlesi der ki:
«Gece ve gündüzde sükun ve harekette olanlar O’nun içindir. Yani zaman ve mekânın maliki O’dur. Allah-ü Teâlâ herkesin sözünü işitici ve hallerini bilicidir.»
En’am sûresinin 59. âyet-i celîlesi der ki:
«Allah-ü Teâlâ’nın gayb hazineleri O’nun katındadır. Onları ancak Allah-ü Teâlâ bilir. Karada olan bitki ve hayvan, denizde olan cevher, hayvan ve diğerlerini bilir. Ağaçlardan düşen yaprakların ve geriye kalanların sayısını bilir. Karanlık zemine düşen danenin biteceğini veya çürüyeceğini bilir. Yaş ve kuru, az ve çok ölü ve diri hepsi Levh-i Mahfuzda yazılıdır.»
En’am sûresinin 75. âyet-i celîlesi der ki:
«Biz İbrahim’e, Azer’in ve kavminin sapıklığını gösterdiğimiz gibi, tevhidde yakîni olması için göklerin ve yerin melekûtunu da gösterdik.»
A’raf sûresinin 53. âyet-i celîlesi der ki:
«Rabbımz o Allah-ü Teâlâ’dır ki, gökleri ve yerleri altı günde yarattı. Sonra Arş-ı a’lâyı yaratmayı kasd eyledi. Gündüzü gece ile örter. Sür’atle gece gündüzü ve gündüz geceyi taleb eder (birbirini ta’kib eder). Güneş, ay ve yıldızları emrine boyun eğer şekilde yarattı. Biliniz ki, yaratmanın ve emrin tümü Allah-ü Teâlânındır. Bütün mahlûkatlar O’nun tasarrufundadır. Ulûhiyyet ve rubûbiyyette, vahdaniyyet ve ferdâniyyet ile ali ve a’zam, bütün âlemlerin yaratıcısı ve rabbidir.»
Tevbe sûresinin 117. âyet-i celîlesi der ki:
«Göklerin ve yerin maliki Allah-ü Teâlâ’dır. Dünyada diriltmek ve öldürmek O’nun emrindedir. Sizin için Allah-ü Teâlâ’dan başka işlerinize bakan ve yardım eden yoktur.»
Yunus sûresinin 101. âyet-i celîlesi der ki:
«Delil isteyen müşriklere de ki: Göklerde ve yerdeki akıl almaz san’ata bakınız ki, ne incelikler vardır. İlm-i ezelîde iman etmeden ölecekler için delil ve mucize görmek, korkutmak fayda vermez.»
Enbiya sûresinin 22. âyet-i celîlesi der ki:
«Eğer semâvât ve arzda Allah’dan başka ilahlar olsaydı, semâvât, arz ve içindekiler bozulurdu. Arş’ın sahibi olan Allah-ü Teâlâ, müşriklerin, O’na lâyık olmayan vasıflarından münezzehtir.»
Fürkan sûresinin 45. âyet-i celîlesi der ki:
«Rabbinin san’atına bakmaz mısın ki, fecrin başlangıcı ile güneşin doğuşu arasındaki zamanda gölgeyi uzun kıldı. Allah-ü Teâlâ dilerse o gölgeyi sabit bırakıp, güneş ile gidermezdi. Sonra gölgenin bilinmesi için güneşi delil kıldık.»
Neml sûresinin 88. âyet-i celîlesi der ki:
«Sûr’a üfürüldüğü sırada dağları yerinde duruyor görürsün. Halbuki bulutların gitmesi gibi havada sür’atle giderler. Allah-ü Teâlâ her şeyi ilim ve hikmeti üzere muhkem ve sabit yarattı. O yaptıklarınızı bilir.»
Rûm sûresinin 48. âyet-i celîlesi der ki:
«Allah-ü Teâlâ, rüzgarı gönderip bulutu kaldırır. Onu gökde dilediği gibi bazen açar, bazen parça parça eder. İlahi hüküm ile yağmurun bulutların arasından çıktığını görürsün. Yağmuru kullarından dilediğinin şehir ve arazisine isabet ettirerek onları bolluk ile sevindirir.»
Rûm sûresinin 50. âyet-i celîlesi der ki:
«Allah’ın rahmetine bak ki, o yağmur ile kurumuş toprağı nasıl canlandırır, ağaç, meyve ve ekin bitirir. Buna kadir olan Hak Teâlâ kıyamette ölüleri diriltmeye de kadirdir. O her şeye gücü yetendir.»
Secde sûresinin 3. âyet-i celîlesi der ki:
«Allah-ü Teâlâ gökleri, yerleri ve onların arasında olanları altı günde yarattı. Sonra O’nun hükmü Arş üzere müstevi ve müstevli oldu. Hak Teâlâ’dan başka size yardım ve şefâat eden yoktur. Acaba siz Kur’an-ı Kerimin nasihatlarını hiç dinlemez misiniz.»
Sebe sûresinin l. âyet-i celîlesi der ki:
«Allah-ü Teâlâ’ya hamd olsun ki, semâvât ve arzda olan eşya ve ni’metler, O’nun mülkü ve mahlûkudur. Dünyada hamd etmek vacib olduğu gibi, âhirette de O’nun kudret ve ni’metine hamd olunur. O, hâkim ve habir’dir.»
Sebe’ sûresinin 2. âyet-i celîlesi der ki:
«Zemine girenleri (yağmur suyu, hayvan, hazine gibi), zeminden çıkanları (kaynak suları, bitkiler ve madenler gibi), gökten inenleri (yağmur, kar, melekler gibi) hep bilir. O Allah-ü Teâlâ (mahlûklara ni’met vermesi ile) rahim, (günahları afv etmesi ile) gafurdur.»
Yâsin sûresinin 36. âyet-i celîlesi der ki:
«Allah-ü Teâlâ, lâyık olmayan sıfatlardan münezzehtir ve her şeyi yaratmasında büyük kudreti vardır. Yerden bitirdiği ağaç, nebat ve hububatın çeşitlerini ve nefs-i insandan erkek ve kadını yarattı. Onların bilmediği ve bilemeyecekleri şeyleri de yarattı.»
Yâsin sûresinin 37. âyet-i celîlesi der ki:
«Vahdaniyyet ve kudretimize diğer bir delil de gecedir ki biz ondan gündüzü giderip, geceyi getirdiğimizde karanlıkta kalırlar.»
Yâsin sûresinin 40. âyet-i celîlesi der ki:
«Seyir (hareket) esnasında güneş aya erişemez. (Çünkü ay hızlı, güneş yavaş ve farklı felekler de seyr ederler.) Gece de gündüzün önüne geçemez. Her biri feleklerinde seyr ederler.»
Yâsin sûresinin 41. ve 42. âyet-i celîleleri der ki:
«Kudretimize bir alâmet olarak babalarını ve diğer canlıları Nûh aleyhisselâmın dolmuş gemisine yüklettik veya ticaretle gönderdikleri evladlarının yahud bir yere gitmeğe güçleri yetmeyen çocuklarını gemilere yüklettik. Ve onlara, binmeleri için kayık ve develer yarattık.»
Yâsin sûresinin 82. âyet-i celîlesi der ki:
«Allah-ü Teâlâ bütün noksanlıklardan münezzeh ve kudret sahibidir. Her şey O’nun kudret elindedir, öldükten sonra O’na döner, hayr ve şer amelleriniz ile ceza olunursunuz.»
Zümer sûresinin 68. âyet-i celîlesi der ki:
«Birinci surâ üfürüldüğünde yerde ve gökte olan mahlûkların hepsi ölü veya baygın olur. Ancak Allah-ü Teâlâ’nın diledikleri kalır. Sûr’a ikinci defa üfürüldüğünde bütün ölüler kabirlerinden kalkıp acaba ne olacak diye beklerler.»
Zümer sûresinin 69. âyet-i celîlesi ise şöyle der:
«Mahşer yeri, Rabbinin nûru ile aydınlanır. Herkesin amel defteri sağ ve sol taraflarından ellerine verilir. Peygamberlerle ümmetlerin, zalimlerle mazlumların arası adaletle hükm olunur. Onlar sevablarının noksanı ve azablarının fazlası ile zulm olunmazlar.»
Zümer sûresinin 71-74 âyet-i celîlesi der ki:
«Kâfirler Cehenneme grup grup sevk olunurlar. Onlar Cehenneme geldiklerinde yedi kapısı açılır. Zebaniler kâfirlere; size kendi cinsinizden peygamber gelip Rabbinizin âyetlerini okumadı mı, bugüne kavuşursunuz diye sizi korkutmadı mı? derler. Kâfirler,
evet geldi, okudu ve korkuttu, fakat Allah-ü Teâlâ’nın ezelî ilminde kâfirler üzerine kelime-i azab vacib olmuştu, derler.
Kâfirlere, orada devamlı kalmak üzere Cehennem kapılarına girin denilir. Cehennem böbürlenenlere ne çirkin yerdir.
Allah’dan korkarak şirk ve günahdan sakınanlar grup grup Cennete sevk olunurlar. Cennete geldikleri zaman kapıları açılır. Cennet melekleri onlara, selâmet ve emniyet size olsun! Dünyada günahlardan arınmıştınız. Şimdi ebedi kalmak üzere Cennete giriniz derler. Mü’minler; Allah-ü Teâlâ’ya hamd olsun ki, bize peygamberlerle bildirdiği va’dini yerine getirdi. Cennetten bize bir yer miras verdi. Dilediğimiz yerde konaklarız. Amel-i salih işleyenlere Cennet ne güzel yerdir, derler.»
Mü’min sûresinin 64. âyet-i celîlesi der ki:
«Allah-ü Teâlâ arz’ı (yer yüzünü) size karargah ve semâyı üstünüzde yüksekte bina kıldı. Sizin organlarınızı uygun, şekillerinizi güzel kıldı. Helâl, temiz ve leziz yiyeceklerle sizi rızıklandırdı. Sizi bu güzel şekillerde yaratıp temiz rızıklar veren, Rabbiniz Allah-ü Teâlâ’dır. O bütün hareket ve bereketlerin sahibi ve âlemlerin rabbidir.»
Zuhruf sûresinin 84. âyet-i celîlesi der ki:
«O Allah-ü Teâlâ gökte meleklerin, yerde insanların ve cinnîlerin ma’bûdudur.»
Duhan sûresinin 38. âyet-i celîlesi der ki:
«Biz semâvâtı, arzı ve arasındakileri, kullarımız onları varlığımıza ve birliğimize delil getirmeleri, ihtiyaçlarını gidermeleri için yarattık, boş yere yaratmadık.»
Rahman sûresinin 29 ve 30. âyet-i celîleleri der ki:
«Semâvât ve arzda olan bütün mahlûklar, Allah-ü Teâlâ’ya muhtaç oldukları için ihiyaçlarını O’ndan isterler. Hak Teâlâ her an iradesi mucibince kudretini icra etmektedir.» ve «Ey insan ve cin, Rabbinizin hangi ni’metlerini yalanlarsınız.»
Mücâdele sûresinin 7. âyet-i celîlesi der ki:
«Yâ Muhammed! Bilmezmisin ki Allah-ü Teâlâ gökte ve yerde olan mahlûkların hepsini bilir. Üç kişi gizli konuştuklarında Allah-ü Teâlâ dördüncü, beş kimse konuşsalar, O altıncı olur. Gizli konuşanlar mezkur sayılardan az veya çok ve nerede olurlarsa olsunlar Allah-ü Teâlâ onların sırlarına vakıf olur. Kıyamette onları rezil etmek ve lâyık oldukları cezayı takrîr için işledikleri kötü amelleri kendilerine haber verir. Allah-ü Teâlâ gizli, açık, her şeyi bilir.»
Mülk sûresinin 2. Âyet-i celîlesi der ki:
«O Allah-ü Teâlâ dünyada ölümü, âhirette hayatı yarattı. Sizden meydana gelecek amelleri ezelde bildiği halde, hanginizin daha güzel amlellerde bulunduğunu sizin de bilmeniz için sizi imtihana tâbi tuttu. Allah-ü Teâlâ iyi işleri yapmaktan kaçınanlardan intikam alır, gâlibdir ve iyi amel işleyenlerin hatalarını veya iyi işlerden kaçtıktan sonra tevbe edenleri afv eder.»
Mülk sûresinin 3. Âyet-i celîlesi der ki:
«O Allah-ü Teâlâ yedi semâyı birbirinin üzerinde ayrı tabakalar halinde yarattı. Hak Teâlânın yaratmasında uygunsuzluk, noksan ve bozukluk göremezsin. Gözünü semaya tekrar çevir ki onda yarılma, çatlama görebilir misin. »
Mülk sûresinin 5. Âyet-i celîlesi der ki:
«Biz dünyaya yakın olan semâyı kandiller gibi yıldızlarla süsledik. Bu yıldızların parçaları ile, semâya çıkıp haber çalmak isteyen şeytanları meleklerin kovmasını emr eyledik. Şeytanlar için dünyada yıldızların alevli parçaları ile yakılmalarından başka âhirette Cehennem azâbı hazırladık. »
Nûh sûresinin 15. ve 16. âyet-i celîleleri der ki:
«Görmez misiniz ki, Allah-ü Teâlâ yedi semâyı tabaka tabaka nasıl yarattı. Ve ay’ı dünya semâsında ve diğer semâlarda nûr, güneşi yeryüzünden karanlığı gideren ışıklı çırağ kıldı. »
Nûh sûresinin 17. ve 18. âyet-i celîleleri der ki:
«Ve Allah-ü Teâlâ sizin aslınız olan Adem Aleyhisselâmı nebat gibi topraktan yarattı. Sonra öldüğünüzde toprağa iâde eder ve kıyamette sizi ondan çıkarır. »

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.