Lamb, Sir Horace

Lamb, Sir Horace

Lamb, Sir Horace

(d. 27 Kasım 1849, Stockport, Manchester yakınlan – ö. 4 Aralık 1934, Cambridge, Ingiltere), matematiksel fizik alanına katkılanyla tanınan
İngiliz fizikçi. . . . ,
1872’de Cambridge’dekı Tnnıty College da öğretim görevlisi yardımcısı olarak çalışmaya başlayan Lamb, üç yıl sonra Avustralya’daki Adelaide Üniversitesi nde matematik profesörü oldu. 1885’te Ingiltere ye dönerek Lancashire’daki Victona Ünıversıte-si’nde dersler verdi. Hidrodinamik alanında otorite durumuna gelen Lamb, Afai« cal Theory of the Motion of Fluıds (1878, Akışkanlar Hareketinin Matematik Kuramı) ve Hydrodynamics (1895; Hidrodinamik) adlı yapıtlannı yayımladı. Hidrodinamik üzerine kitabı uzun yıllar bu konudaki başlıca başvuru kaynağı olarak kaldı. Dalga vayılımı, elektriksel indükleme, deprem titreşimleri, gelgit ve dalga kuramlan üzen-ne gerçekleştirdiği araştırmalarını çeşitli makalelerinde, özellikle de uygulamalı ma-tematik üzerine yazdığı yazılarında ayrıntılı
olarak sergiledi.
1921-27 arasında Aeronotık Araştırma Komitesi için, uçan cisimlerin yüzeyinde hava akışı konusunda değerli araştırmalar yaptı. 1884’te Londra’daki Royal Socıety nin üyeliğine kabul edildi; 1931 de sır unvanı aldı. Yayımlanan obur yapıtları arasında Infinitesimal Calculus (1Ş97, Son suzküçükler Hesabı), Dynamıcai Theory of Sound (1910; Sesin Dinamik Şuramı) ve Higher Mechanics (1920; Yüksek Mekanik) sayılabilir.
Lamb, Sydney M(acDonald) (d. 4 Mayıs 1929, Denver, Colorado, ABD), katmansal dilbilgisi(*) kuramını geliştiren ABD lı dıl-
Doktora çalışmasını 1958’de Berkeley deki Califomia Universitesi’nde tamamladı. 1956-64 arasında aynı okulda ders verdi ve 1958-64 arasında Bilgisayarla Çeviri Proje-si’nin yöneticiliğini yaptı. 1964 te Yale Unı-versitesi’ne geçti.
Lamb, çığır açan çalışm^ı o/
Stratificational Grammar da (19oo, Kat inansal Dilbilgisinin Ana Çizgilen) tümcelerin anlambirim, sözlükbirim, bıçımbmm ve sesbirim olmak üzere dört düzeyde çözümlenmesi gerektiğini ileri sürer. Lamb e gore, bu düzeyler arasında aşamalı bir ^ ılışKi vardır; her düzey, yapısal olarak kendi altında yer alan düzey sayesinde “gerçekleşir” Bu yaklaşımıyla Lamb, L. Bloom-field’in dağıhmsal dilbilim kuramına egemen olan çizgisellik anlayışından ayrılır. Ama dilin her katmanının kendi sözdızımı olduğunu ve dildeki değişimlerin dönüşümlerden değil, sözdizimden kaynaklandığını savunduğu için, üretici-dönüşümsel dilbilgisi^) içinde değerlendirilemez.
Lamb, WUlis Eugene, Jr. (d 12 Temmuz 1913, Los Angeles, ABD), elektromagnetık olgulann kuvantum kuramında çeşitli düzeltmelere ve geliştirmelere yol açan deney-sel çalışmalarıyla 1955 Nobel Fizik- Odulu ifucnh sı* birlikte kazanan
199 lamba
emdirilmiş yosun ya da başka emici maddeler doldurularak ateşlenirdi.
Akdeniz bölgesi ve Doğu’da öncelen lamba olarak deniz kabuklan kullanılmıştı, daha sonra bunlann yerim pişmiş toprak, albatr ya da metalden deniz kabuğuna benzetilerek yapılan lambalar aldı. Bu tur pişmiş toprak lambalar dünyanın ÇeŞ*“1 yerlerinde bulunmakla birlikte, özellikle Iran ve Filistin ile Akdeniz ve Adnya Denizindeki adalarda yaygındı, ilkel lambanın bir başka temel biçimi, Eski Mısır ve
zelı
çahşmalanym *— ——
nü Polykaıp Kusch ile birlikte kazanan ABD’li fizikçi. .
1938’de Columbia Üniversitesi nde dersler vermeye başlayan Lamb, II. Dünya Savaşı
Willis Lamb, 1955
Stanford University News Service
sırasında buradaki ışınım laboratuvannda
çalıştı. , ,. .
Tayf çizgilerinin aşın ince yapıda olduğunu, yani bu çizgilerin birkaç bileşene aynldı-ğım daha önceleri Paul A. M. Dırac kuvantum mekaniği temelinde öngörmüştü; Lamb ise bu çizgileri ölçmek için yem yöntemler geliştirdi ve l947’de bunların konumlarının daha önceden öngörülenden biraz daha farklı olduğunu buldu. .
1951-56 arasında Califomia’daki Stanford Üniversitesi’nde fizik profesörlüğü yapan Lamb, bu dönemde helyumun tayf çizgilerinin aşın ince yapısının incelenmesine yönelik olarak mikrodalga teknikleri geliştirdi. 1956-62 arasında Oxford Üniversitesinde kuramsal fizik dersleri verdi, daha sonra Yale Üniversitesi’ne fizik profesörü olarak atandı, 1974’te de fizik ve optik bilimleri profesörü olarak Arizona Üniversitesi ne geçti.
lamba, aydınlatma aracı. Önceleri yanıcı madde emdirilmiş bir fitilin konduğu taşıyıcı bir kaptan oluşurdu; sonralan gaz ve elektrik lambalan gibi ışık üreten başka aygıtlar geliştirilmiştir.
Lambanın IO 70 binlerden ben kullanıldığı sanılır. İlk lambalar, kayalann içi oyularak yapılmıştı. Bu oyuklara hayvan yağı
lulianus Hamamı’nda bulunmuş aslan ve yunus figürleriyle bezeli bir tunç kandil,
1. yy, British Museum, Londra
British Museum. Londra
Çin’deki tabak biçimli lambaydı. Bu tür pişmiş toprak ya da tunç lambalann çukur bölümlerinin ortasında bazen fitili desteklemek için bir çıkıntı bulunurdu. Tabak biçimli lambanın bir başka tipinde fitilin vanan ucunun tabağın kenarından sarkması-m sağlayan bir kanal vardı. Bu lambalar Afrika ve Asya’da yayıldıktan sonra Buyuk Okyanusun öte yanına da geçmiş olabilir; çünkü Alaska ve New Mexico’daki arkeolojik kazılarda bunların örneklen bulun-
“Eski11 Yunan’da İÖ 7. yüzyıldan sonra lamba, meşale ve ocak ateşinin yennı almaya başladı. Aslında lamba sozcuğu, Yunancada “meşale” anlamına gelen lam-pas sözcüğünden türemiştir. Kullanılan en yaygın model Mısır’dan alınmış kandıldı( )■ Yunanlılar tunçtan yapılan asma lambalar da kullanıyorlardı.
Romalılar, kalıba döktükleri ıkı parçayı sonradan birleştirerek yeni bir pişmiş toprak kandil yapma yöntemi geliştirdiler. Metal kandillerin de biçimleri daha karmaşıklaştı; hayvan ya da sebze biçimlerinde kandiller yapıldı. İS 1. yüzyılda amfitıyatro-larda ve başka kamu yapılannda çok buyuk lambalar kullanılıyordu.
Ortaçağ lambalarına ilişkin çok az bilgi bulunmakla birlikte, bunların üstü açık, tabak biçiminde ve kapalı Roma kandillerine göre’oldukça geri olduğu düşünülmektedir. Bu dönemde genel olarak mantar ya da tahtadan şamandıralann üstünde yüzen tı-tilled bulunan lambaların kullanıldığı sanıl-maktadır. Süslü pirinç çerçevelere oturan kırmızı camdan kilise lambaları bu türden-dir. Günümüzde de bazı kiliselerde altarın önünde böyle lambalar asılıdır. Eski çağlar-dan günümüze ulaşan bir başka ayin lambası türü, Yahudilerin Hanukka lambasıdır; bunlar, duvar şamdanına benzer bir levhayla arkadan desteklenen kaşık biçiminde sekiz küçük birimden oluşur. Bu tip lambalara Hint tapınaklarında da rastlanır.
18. yüzyılda, kapalı bir haznenin ortasındaki metal bir borudan çıkan ve bir vidayla alçaltılıp yükseltilebilen fitilin gehştınlmesı, lambanın evriminde büyük bir adım oldu. Aynca, alevin hava verilerek ya da cam bir şişe kullanılarak daha iyi yanabildiği de tark
lamba 200
edildi. 1859’da ilk petrol kuyusunun açılmasından sonra kerozen (İngiltere’de parafın) lambaları kullanılmaya başladı. Ama aynı dönemde havagazı lambası da yaygınlaşıyordu. Havagazının lambada yakılması 1784’te başladı. 1799’da odunun damıtılmasıyla elde edilen gazla çalışan bir “ısılamba” paten-tı alınmıştı. Bu yeni aydınlatma yönteminin tehlikeli olduğunun açıklanmasına karşın, sokak lambalarında havagazı kullanılması yaygınlaştı. 19. yüzyılın başlarında ABD ve Avrupa kentlerinin çoğunda sokaklar havagazı lambasıyla aydınlatılıyor ve havagazı lambasının evlerde kullanılması da gittikçe daha çok benimseniyordu. Yağ lambaları da gaz yakabilecek biçimde değiştirildi.
19. yüzyılın sonlarında elektrik lambasının geliştirilmesiyle havagazı lambası gözden düştü; 191 l’e gelindiğinde havagazı donanımları elektrikle çalışabilecek biçimde değiştirilmeye başladı. Kısa sürede elektrik, genel aydınlatma amaçlan için kullanımda havagazının yerini aldı. Ama gene de Avrupa’da birkaç yıl daha havagazı yaygın biçimde kullanıldı.
Elektrik lambaları. 1650’de Magdeburglu Otto von Guericke elektrikle ışık üretilebil-eliğini buldu. Kükürtten yapılmış bir küreyi ekseni çevresinde hızla döndürüp üstüne eliyle bastınnca, sürtünmeyle kürenin ışık çıkardığını gösterdi. Yaklaşık 1706’da İngiliz Francis Hauksbee (Hawksbee) bu küreyle gene Guericke’nin buluşu olan, içi vakum pompasıyla boşaltılmış cam bir küreyi bir-10/YV ^u nara^ elektrik ışığını üretti. 1802’de Sir Humphry Davy, platin ya da başka metalden şeritlerin, elektrikle akkor derecesine kadar ısıtıldıklarında bir süre .ş.kyeni.ğim gösterdi (bak. akkor lamba). 1809 da, 2 bin pilden oluşan bir batarya kullanarak, 10 cm arayla yerleştirilmiş iki komur çubuktan elektrik akımı geçirdi ve çubukların arasında parlak, yay biçimli bir alev elde etti. Bu aygıta ark lambası(*) adı verildi.
,19 -yüzyıl boyunca ark lambası ile akkor lamba koşut biçimde gelişti. Bilinen ilk akkor lamba yapma girişimi, 1820’de Warren De la Rue’nün içi boşaltılmış kapalı bir cam boruya bir platin bobin yerleştirmesiy-dı. 1840’ta Ingiliz Sir William Robert Grove, akkor derecesine kadar ısıtılan platin sargıyla çalışan zayıf ve kullanışsız lamba-lana bir konferans salonununu aydınlatmayı başardı. Bu lambalardaki platiı. sargı, kısmen suyla doldurulmuş cam tabaklarda bulunuyordu, üstüne de ters çevrilmiş bardaklar kapatılmıştı.
1841’de Cheltenhamlı Frederick de Mo-leyns adlı bir Ingiliz ilk akkor lambanın patentini aldı. Moleyns, havası boşaltılmış cam bir kürenin içinde iki platin tel ya da fılaman arasındaki boşluğu odun kömürü tozuyla köprülemişti. Tellerden geçen akı-mın kömür tozunu akkor derecesine kadar ısıtmasıyla ışık ortaya çıkıyordu. Ama küre çabuk kararıyordu ve bu nedenle lamba kısa ömürlüydü.
1845’te Londralı Thomas Wright ilk ark lambasının patentini aldı. Aynı yıl Ohiolu genç mucit J.W.Starr, İngiltere’de iki akkor lamba patenti aldı. 1850’de Edward G.She-pard, akkor haline getirilen kömürle çalışan bir lamba yaptı. Aynı yıl İngiliz fizikçi Sir Joseph Wilson Swan, kâğıttan karbon fila-manlar üretti.
19. yüzyılın ikinci yarısında birçok bilim adamı tıcan şansı olan, kullanılabilir elek-tnklı aydınlatma araçlan üretmeye girişti Bu dönemde bazı elektrik lambalarının kullanıldığı bilinmektedir. 1856’da Fransız
mühendis C. de Chagny, madenlerde kullanılmak üzere geliştirdiği platin filamanlı yem bir lambanın patentini aldı. 1857’de Ingiltere’de Dungeness’deki deniz fenerinde ilk kez bir elektrikli ark lambası ticari kullanıma girdi.
1872’de Alexandre de Lodyguine adlı Rus hekim fılaman olarak “V” biçimli bir grafit parçasının kullanıldığı ve azot gazı doldurulmuş cam bir küreden oluşan bir lamba yaptı. Bu lambalardan 200 tanesi Petersburg’daki donanma tersanesi çevresine yerleştirildi. Ama güvenilir biçimde çalışmayan ve maliyetleri yüksek olan bu lambalar yaygınlaşmadı.
1876’da Rus elektrik mühendisi Paul Yab-loçkov, yapay aydınlatmada çığır açan Yab-loçkov mumunu yaptı. Yabloçkov mumu, koşut karbon çubuklardan oluşan bir ark lambasıydı. Porselen kiliyle birbirinden ayrılan ve arkın yanmasıyla buharlaşan çubuk-lann her ikisinin de uçlannın aynı hırla aşınmasını sağlamak amacıyla alternatif akım kullanılıyordu. Bu lamba yaygın bi-çimde ticari kullanıma girdi. ABD’de ark lambasıyla aydınlatılan kamuya açık ilk yer Cleveland’daki bir meydan oldu. Charles F Brush 1879’da burayı 12 tane karbon ark lambasından oluşan bir sistem kullanarak aydınlattı.
188ü’de Edison’un karbon filamanlı akkor lambasının patentini almasından önce sayısız bilim adamı yetkin bir akkorlu aydınlatma sistemi geliştirmek için çalıştı. 1875’te Sır Joseph Swan, havası boşaltılmış cam ampullerin içine sülfürik asitle işlem görmüş pamuk iplikler yerleştirdi. Elektrik parıltı lambası adını verdiği bu tip lambalar kullanarak Ingiltere’de New Castle’da, Aralık 1878’de büyük çaplı bir ışık gösterisi yaptı. Akkor lambanın gelişmesindeki son aşama, Swan ile Thomas A. Edison’un birbirlerinden ayrı olarak aynı zamanda gerçekleştirdikleri ve Hermann Sprengel ile Sir William Crookes’un vakum pompasını kullandıkları çalışmalar oldu. İlk kullanılabilir lambayı, sorunu 1877’de incelemeye başlayan ve bir buçuk yıl içinde 1.200’den fazla deney yapan Edison’un icat ettiği kabul edilir. Ark lambalannda o zamanlar kulla-njfan seri bağlanmış filaman sistemlerinin akkor lambası için yeterli olmayacağını anlayan Edison, çabalannı çoklu elektrik devreleri için gerekli olan dinamolar ve başka donanımlar üzerinde yoğunlaştırdı. Edison, 21 Ekim 1879’da filaman olarak karbonlaştınlmış iplik kullanarak bir lambayı yakmayı başardı. Lamba iki gün sürekli yandı. Edison daha sonra, karbonlaştınl-mış kartvizit kâğıtlannın yüzlerce saatlik ömrü olacağını anladı Bundan bir süre sonra karbonlaştınlmış bambu, filaman malzemesi olarak kullanıldı. 1883’te Swan selüloz filamanlar üretmeye başladı. Edison lambası ticari olarak ilk kez Mayıs 1880’de “Columbia” adlı buharlı gemide kullanıldı.
115 lambadan oluşan bu sistem 15 yıl •başarıyla çalıştı. 1881’de New York kentin-ıj fabrika Edison’un sistemiyle aydınlatıldı ve akkor lamba kısa sürede ticari başarı kazandı, iki yıl içinde 150’den fazla sistem kuruldu.
Akkor lambalann yaygın olarak kullanılmaya başlamasıyla birlikte, özellikle kapalı yerlerde çalışanlann uzun süre bu ışıkta kalmasının, görmelerine zarar verebileceği korkusu yayıldı. 1898’de Londralı göz dok-torlan, siperliksiz lambalann kullanılmadı engelleyecek yasalann çıkartılması için par-lamentoya başvurdular. Bunun sonucunda siperlik ve yansıtıcılar üzerinde araştırmalar başlatıldı.
1904’te, New Yorklu Willis R. Whitney, verimi daha önceki bütün akkor lambalann-
dan daha yüksek olan, ısı uygulanmış metalleştirilmiş karbon filamanlı 1 üretti. yVma bilim adamlan, elektrik sini daha verimli biçimde ışığa dönüş için çalışmalannı sürdürüyorlardı. T-nin filaman malzemesi olarak kull ceğinin keşfedilmesiyle bu amaca Tungsten filamanlı lamba, akkor ay mada nitelik ve verimlilik bakımından çekleştirilen en büyük ilerlemeydi; tu filamanlar kısa sürede ticari kulla ki karbon, tantal ve metalleştirilmiş k filamanların yerini aldı. ABD’de ilk 1907’de kullanılan bu tür lambanın fi’ Viyanah Alexander Just ve Franz man’m geliştirdikleri bir üretim te’ sıkıştınlmış tungstenden yapılı 1910’da New Yorklu William D. C~ haddelenmiş tungsten üretiminde, lam dayanıklılığını büyük ölçüde artıran işlem geliştirdi, 1913’te de bu bulu patentini aldı.
1913’te New Yorklu Irving Lan= akkor lambanın ampulüne eylemsiz ^ konması yöntemini geliştirdi. Eylemsiz lar, filamanın buharlaşmasını gecik lambanın verimliliğini artınyordu. yalnız azot, daha sonra lambanın g.__ bağlı olarak değişen oranlarda argon azot gazlan birlikte kullanıldı. İlk mali düşüklüğü, sağlanmasının kolaylığı ve lanabilirliği, gaz doldurulmuş lambaya dınlatma alanında büyük bir üstünlük ladı ve öteki akkor lambalar ortadan tı.
Elektrik boşalmak lambalar. 1675’te Picard ve yaklaşık 1700’de Johann Be li, uyanlmış cıvayla ışık üretilebil gözlemlemişlerdi. Bu alanda araştr yapan Alman fizikçi Julius Plücker’in lendirdiği Heinrich Geissler, seyrel ’ gazda elektrik boşalması gerçekleştirildiğimde ortamın ışıdığını saptadı ve bu ol yararlanarak kendi adıyla anılan lam geliştirdi, ilk cıva arkını 1860’ta İngiliz J T.Way elde etti; 1879’da Londralı J; Rapieff, 1882’de de Fransız bilim J.-C. Jamin bu alandaki çalışmalara katkıdh bulundular. X
1901 ’de Peter Cooper Hewitt, o zama^T kullanılmakta olan akkor lambadan iki da üç kez daha verimli olduğu 1-ınıtlınM cıvalı ark lambasını pazarlamaya başla« Neredeyse tümüyle gölgesiz ışık sağlaş bu lamba kısa sürede ABD’de sanayi ayd^-¡atmasında yaygın biçimde kullanılma* başladı. r*
Aydınlatmada eylemsiz gazlann kullaı masına yönelik araştırmalar hiç kesinti»» sürdürüldü. 1910’da Fransa’da Georg* Claude neon, argon, helyum, kripton «te ksenon içeren elektrik boşalınalı lambala ‘ deneyler yaptı; 10 yıl içinde neon ı sanayisi gelişti. Neon lambasının ışık ür~_-minin verimliliği genel aydınlatmada kullanılmayacak kadar düşüktü, renkleri ise % aydınlatma için uygun değildi.
1931’de Avrupa’da sodyum buhanyla ç*-şan bir elektrik boşalmalı lamba geliştiril* Şiddetli ışık vermesine karşılık ışığının reı^p san olduğundan bu lâmba kapalı mekânla-nn aydınlatılmasında kullanılmaya pek uygun değildi. Ama 20. yüzyılın ortalan— doğru sodyum buharlı lambalar karayoia. köprü ye tünellerin aydınlatılmasında yaygın biçimde kullanılmaya başladı. i Modern elektrikli ışık kaynakları. 20. yayılın ortalarına değin, ışıldaklardaki yüksek güçlü birimlerde, yüksek yoğunlukta tv kaynak gerektiren projektörlerde ve küçük, ama güçlü mavi ve morötesi enerji kaynak gerektiren başka özel uygulamalarda, aç£ ortamda çalışan ark lambalan kullanılm)-tır. Akkor lambalardan ise konutlann aydınlatmasında ve taşınabilir lambalarda ya-
rarlanılmaktadır. Bunlar ucuz, güvenli ve kolay sağlanabilir olmakla birlikte, enerji açısından verimsizdir.
Elektrik boşalınalı lambalar, yarıiletken lambalar ve kimyasal lambalar akkor lambalara oranla daha az ısınan ışıldamalı lamba türleridir. Günümüzde genellikle oda aydınlatmasında kullanılan flüoresan lam-ba(*) ile mavi-yeşil bir ışık veren cıva buharı lambası ve sodyum buharı lambası, elektrik boşalmalı lambalardır.
Neon lambaları, neon gazının içine yerleştirilmiş iki elektrottan oluşan, zayıf elektrik boşalmalı lambalardır. Neon gazı, negatif elektrotun yakınlarında turuncu renkte ve gösterge lambalarında kullanılmaya uygun yumuşak bir ışık verir. Tabelalarda kullanılan rfeon lambaları da elektrik boşalmalı lambalardır. Işık salar diyot (light emitting diode-LED) lambası da bir tür ışıldamalı lambadır. Aygıt, yarıiletken bir diyot kristalinden oluşur. Akımın diyotun içinden geçmesiyle elektronlar “delikler”le (bölgesel pozitif yükler) birleşir ve daha düşük bir enerji düzeyine iner. Serbest kalan enerjinin bir bölümü bir foton olarak salınır. Salınan ışığın rengij kullanılan kristal malzemeye bağlıdır. Örneğin yeşil LED’ler, azotla işlenmiş galyum fosfordan yapılır. LED’ler aydınlatma için yeterli ışık üretemez ama gösterge lambalarında ve sayısal göstergelerde kullanılabilir.
Bir başka yarıiletken lamba türü olan elektriksel ışıldamalı lamba, düz bir levha sığaç ile fosfordan yapılmış bir dielektrikten (yalıtkan) oluşur ve alternatif akımla çalışır. Bu tür lambalar, çeşitli aygıtların ışıklı göstergelerinde ve gece lambalarında kullanılır.
Lambalar, lamalar ya da nambalar olarak da bilinir, Togo’nun kuzeydoğu kesimindeki Kéran ‘ Irmağı vadisi ve Togo Dağlan ile Benin’in komşu bölgelerinde yaşayan ve bir Bantu dili konuşan halk. Komşulan ve akrabalan Kabreler gibi, bölgenin yerli halkı Lamalardan geldiklerim iddia ederler. Taş anıtlar ve eski çanak çömlek örnekleri, Lambalann “paleonigri-tik” bir topluluk olduğu görüşünü doğrular niteliktedir.
Adlan “orman halkı” anlamına gelen Lambalar, orman yakarak tarla açma yöntemini uygulayagelmişlerdir. Bu nedenle toprakla-nnda az miktarda baobab, mango ve yağ palmiyesi dışında ağaç kalmamıştır.
T amhalar kendi küçük pazarlarının yanı sıra topraklan içinde I:alan ya da komşu olan Nıamtougou ve Lama-Kara gibi kasabaların pazarlannda alışveriş yaparlar. Dokumacılık, sepetçilik, çömlekçilik ve demircilik oldukça gelişmiştir; bazı Lamba el sanatı ürünleri ihraç edilir. Lama-Kara’nın hızla kentleşmesinde Lambalann da önemli katkısı olmuştur. Güneyde Lomé’ye, batıda Benin’e iş bulmaya giden Lambalann bir bölümü de çalıştıktan kentlere yerleşmektedir.
Kırsal kesimdeki Lambalar tarlalarla ayn-lan çiftlik evlerinde yaşarlar. Soy çizgisi babayanhdır. Her evin reisi yanında yaşayanlara yol göstericilik yapar. Sömürge yönetiminden önceki dönemde aile reisleri tek otoriteydi. Bununla birlikte komşu topluluklar savunma ya da saldın amacıyla zaman zaman bir tür gevşek birlik (tegu) oluşturma yoluna giderlerdi. Yaş gruplan sistemi Lamba toplumunun eşitlikçi doğasını güçlendirici bir rol oynar. Lambalar ve Kabreler Togo’da birinci yaş grubundan erkek çocuklar arasında yapılan güreş karşı-laşmalanyla tanınırlar. Almanlann getirdiği ve Fransız sömürgecilerin geliştirdiği şef hiyerarşisi Lamba topluluklannı Togo ulusal hükümetiyle kaynaştırmıştır.
LambaUe (Prensesi), Marie-Therese-Louise de Savoie-Carignan (d. 8 Eylül 1749, Torino, Piemonte – ö. 3 Eylül 1792, Paris, Fransa), Fransa kraliçesi Marie-An: toinette’in yakın dostu. Fransız Devrimi sırasında, kraliçenin giriştiği karşıdevrimci entrikalara katıldığı gerekçesiyle ünç edilmiştir. . .
Prens Louis-Victor de Savoıe-Cangnan ın kızıydı. 1767’de LambaUe prensi Louis-Alexandre-Stanislas de Bourbon’la evlendi, ama kocası ertesi yıl öldü. 1770’te Marie-Ântoinette veliaht Louis ile evlenince Lam-balle Versailles’daki kraliyet sarayına yerleşti. Louis’nin 1774’te Kral XVI. Louis
Prenses Lamballe, kimliği bilinmeyen bir sanatçının portre çalışmasından ayrıntı;
18. yy; Versailles Sarayı
Giraudon-Art Resoıırce/EB Inc.
adıyla tahta çıkmasının ardından Marie-Antoinette’in sırdaşı oldu. Ertesi yıl kraliçenin saray işlerine nezaret etmekle görevlendirildi.
Devrimin patlak vermesinden birkaç ay sonra Ekim 1789’da kraliyet ailesiyle birlikte Paris’e gitti. Oradaki evinde Marie-Antoinette, devrimci Ulusal Meclis içindeki kral sempatizanlanyla gizli planlarını görüştü. Halk Lamballe’in, kraliçenin AvusturyalI düşmanlarla kurduğu özel ilişkilere de bulaştığından kuşkulanıyordu. 10 Ağustos 1792’de monarşinin kaldınlmasından sonra Lamballe de kraliçeyle birlikte Temple Cezaevi’ne hapsedildi, 19 Ağustos’ta La Force Cezaevı’ne nakledildi. Monarşiye karşı yemin etmeyi reddetmesi üzerine 3 Eylül’de öfkeli bir kalabalığın eline teslim edildi. Lamballe’in kesik başı bir mızrağın ucuna takılarak kraliçenin pencerelerinin önünde dolaştınldı. Albert Sorel’in La Princesse de Lamballe (Lamballe Prensesi) adlı yapıtı 1933’te yayımlanmıştır.
Lambaréné, Gabon’un batısında, Moyen-Ogooué ilinin ve Des Lacs yönetim bölgesinin (département) merkezi kent. Ogove (Ogooué) Irmağının genişliğinin bir kilometreye yaklaştığı noktada bulunan adada yer alır. Bir ticaret ve kerestecilik merkezidir. Buharlı gemilerin yanaştığı bir iskelesi ve bir havalimanı bulunan kentin Kango, Ndjolé ve Möuila’yla karayolu bağlantısı vardır. Lambaréné, misyoner hekim Albert Schweitzer’in 1913’te kentte kurduğu hastaneyle tanınır. 1876’da Paris Misyoner Derneği kentte bir misyon kurmuş ve Lambaréné zamanla eski Fransız Ekvator Afrika-sı’ndaki Protestan misyonlannın jnerkezi durumuna gelmiştir. Kentte bir öğretmen okulu, sağlık merkezi ve ortaokul bulunur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*