“Lakap, onu taşıyan kişiye uygun olmalıdır.”

“Lakap, onu taşıyan kişiye uygun olmalıdır.”

“Lakap”, bir kimseye asıl adından ayrı olarak sonradan ikinci ad olarak takılan isim mavnasına gelmektedir. Toplum tarafından verilen bu ad, kişinin fizik ve karakterine uygun olarak yükseltmek maksadıyla söylendiği gibi onu tahkir edici de olabilirdi. Bu geleneğin yaygın olduğu kültürlerde ısım unutulur, lakap yaşamaya devam ederdi.

Nizamülmülk, Siyasetnâme adlı eserinde lakapların önemine işaretle; “Lakap onu taşıyan kişiye uygun olmalıdır. Lakaplar çoğaldıkça değerleri azalır ve itibarları kaybolur. Halife ve sultanlar bu konuda hassas olmalıdır.” diye tavsiyede bulunmaktadır. Os- manlı padişahlarına ait lakapların bir kısmı kendi sağlıklarında verilmişken, bir kısmı da vefatlarından sonra, aynı adı taşıyan diğer padişahlardan ayırt edilmek için verilmiştir.

Sultan Birinci Murad Han için “Hüdâvendigar”, Birinci Bayezid için “Yıldırım”, Birinci Selim için ‘Yavuz” lakapları gibi.

Lakaplar coğrafyanın değişmesiyle Türk- çeden Arapça ve Farsçaya da dönüşebiliyordu. Mesela Konya yöresindeki “Kemikoğullan” ailesinin Şam’a yerleşince aynı manaya gelen “Azmzâdeler” lakabını alması gibi.

Şahıslara, baba meslekleri ve kendi mensubu bulundukları meslek grubunu ifade eden isimler lakap olarak verilebiliyordu.

Bazı şahıslara lakaplar, başlarından geçen önemli hadiselere istinaden de verilebiliyordu.

Anadolu’da kısmen de olsa bu gelenek devam etmektedir. Günümüzde her ailenin bir soyadı olduğu gibi bir de sülaleyi temsil eden lakabı  bulunmaktadır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)