Kur’an’ın dışındaki mukaddes kitap­ların zamanla bozulduğu bir gerçek

Kur’an’ın dışındaki mukaddes kitap­ların zamanla bozulduğu bir gerçek

Kur’an’ın dışındaki mukaddes kitap­ların zamanla bozulduğu bir gerçek olsa da, bu tür müdahaleler, şahıs ve bölge isimlerinin de değiştirildiği mânâsına gelmemektedir. Bu durum, bir kâide olarak kabûl edilir ve bütün din ilimleri­nin incelenmesinde göz önünde tutu­lur. Gerçekten de tahrif edilmiş (kasıtlı olarak değiştirilmiş) oldukları halde, mukaddes kitapların değişik nüshala­rında yer alan isim ve sıfatlarda, büyük bir benzerlik mevcuddur.

Kur’an-ı Kerim, Cenab-ı Hakk ın zaman zaman tebliğciler veya Pey­gamberler gönderdiğini ve onlara vahiy suretiyle kanunlar, emirler veya kitap­lar indirdiğini bildirir. Kur’an, bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahim’in sahifelerin- den, Hz. Musa’ya gönderilen Tevrat’ tan, Hz. Davud’a indirilen Zebur’dan ve nihayet Hz. İsa’ya gönderilen Incil’den bahseder. Kur’anda beyan edilen “Zubur-ul Evvelin”, yâni “Eskilerin kitapları” şeklindeki ifade ise, Zerdüşt- ler veya Brahman’ların bazı kitaplarına (nass-ı kat-i ile tasdik etmeksizin) böyle bir menşe tanıma imkânı bırakır.

ESKİ İRAN MUKADDES

METİNLERİNDEKİ İŞARETLER

İran dini, Hindu dininden sonra dün­yanın en eski diniydi. Mukaddes yazı-1 lan, Desatir ve Zend-Avesta adını taşıyan iki kaynakta toplanıyordu. Bun­lardan Desatir No. 14’de, İslâm dinine ait bazı prensipler dile getiriliyor ve Efendimizin (S.A.V) geleceğine dair şu ifadeler yer alıyordu.

“lranlıların ahlâk seviyesi düştü­ğünde, Arabistanda bir nur doğa­caktır. Takipçileri O’nun tahtını, dinini ve herşeyini yükseltecektir. Bir bina inşa edilmişti (Kâbeye işa­ret ediyor) ve onun içinde, ortadan kaldırılacak pekçok putlar bulun­

 

maktaydı. Halk, yüzünü ona doğru dönüp ibadet edecektir. Takipçileri Iran, Taus ve Belh şehirlerini ala­cak ve İran’ın pek çok akıllı adamı, O’nun takipçilerine katılacaktır.” Yukarıdaki satırlardan açıkça anlaşıl­dığı gibi, asırlar sonra doğacak İslâm güneşi ve Onun yüce Peygamberi, son derece net bir şekilde tarif edilmektedir.

Kur’ân-ı Kerîmde, 26. surenin 196. âyetinde, şöyle buyurulmaktadır: “Şüphe yok ki O, daha evvelkile­rin kitaplarında da vardır.”

Evet, Kur’anın dediği elbette doğru­dur. Hatta M.Ö. 6. yüzyılda hüküm süren Zerdüşt dininin mukaddes kitabı olan Zend-Avesta’da dahi, ileride “Ziyâdesiyle övülmüş (Ahmed)” ve “Âlemlere Rahmet” olan bir put düşma­nının geleceği yazılıdır.

Bu kitabın hâlen mevcud olan kısım­larından Yasht 13’ ün 129. bölümünde, aynı hakikatler bir daha dile getirilir ve putları kıracak olan Zat’tan, “Herkese ve âlemlere rahmet” ismiyle bahsedi lir. Bilindiği gibi efendimizin bir ismi de, Rahmeten-lil-âlemin (âlemlere rahmet olan) şeklindedir.

HİND MUKADDES METİNLERİNDEKİ İŞARETLER Paru 8, Khand 8, Adhya 8 ve Shalok 5-8 gibi Hind mukaddes metinlerinde, Efendimizden (S.A.V) şöyle bahsedil­mektedir:

“Arkadaşlarıyla birlikte bir mellacha (Yabancı dil konuşan veya yabancı bir (ülkenin mensubu) olan ruhî bir terbi­yeci gelecek ve ismi Muhammed ola­caktır. O’nun gelişinden sonra Raja, Pancaquaya ve Ganj nehirlerinde yıka­nır… O’na der Ey sen! Beşeriyetin ifti­harı Arap ülkesinin sakini. Şeytanı öldürmek için büyük bir güç topladın.”

(Prof.Dr. Muhammed Hamidullah K.Kerim T.)

Yukarıdaki ifadede Efendimizin (S.A.V) has isminin aynen belirtilmiş olması, son derece dikkat çekicidir. Aynı satırlarda geçen “Beşeriyetin iftiharı” ‘kelimeleri ise, Peygamberimi­zin (Fahr-ı Âlem) şeklindeki ismiyle aynı mânâdadır.

Buda (Gautama Buddha), kendi­sinin ölümünden sonra dünyayı şe­reflendirecek olan bir yüce kişiden bahseder. Palice lisanında adı “Mat- teya”, Sanskritçe’de “Maitreya”, Burmaca’da ise “Aremidia” olarak geçen bu kişi müşfik ve iyi kalpli olup, insanları doğru yola çağıra­caktır. Buda’nın çok önceden vermiş olduğu bu haberde, geçen isimlerin mânâsı da, “rahmet” demektir. Bi- . lindiği gibi Kur’andaki 21. Surenin 107. ayetinde, “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik” buyu- rulmaktadır.

  • Bu yazmalardan birinde, şu ifade geçer.

“Buda şöyle dedi. Ben dünyaya gelen ilk Buda (yol gösterici) deği­lim, son da olmayacağım. Belli bir zamanda dünyaya bir başka kişi ge­lecektir. O da kudsî, aydınlanmış ve idarede fevkâlade kâbiliyetli olan bi­ridir. O benim size öğretmiş oldu­ğum aynı ebedî gerçekleri öğrete-
< c’ktir.. Ananda sordu: O nasıl bili­necek? Buda cevapladı: O, Maitre- yâ (rahmet) olarak bilinecek/*

Pali ve Sanskrit yazılı metinlerin­de, ileride gelecek olan o yüce kişi­nin isimleri Malıo, Maha ve Met- ta olarak geçer. Bu isimlerden ilk ikisi, “Yüce Aydınlatıcı” sonuncu­su ise “inayetli” mânâsına gelir ki, bunlardan her ikisi de Peygamberi­mizin sıfatlarıdır. Zaten dikkat edi­lecek olursa, başka kutsî metinler­de geçen Efendimizin has ismini gösteren Mohamet veya Mahamet «idinin, Maha ve Mettâ kelimelerin­den teşekkül ettiği açıkça görülecek­tir.

Dilerseniz araştırmamızı, şimdi de Tevrat, İncil ve Zebur üzerinde sürdü- relim. Bu konuda yapılan en detaylı ınceleme/Hüseyin-i Cisri’ye âittir. Hicri 1261-1327 yılları arasında yaşayan ve .mne ile babası Ehl-i Beyt’ten olan bu Suriyeli âlim, sözkonusu mukaddes kitaplardan Efendimizle (S.A.V.) alâ­kalı 114 işaret çıkartmış ve bunları lürkçeye de çevrilen Risâle-i I lamidiyye’sinde neşretmiştir.

Eski mukaddes metinler arasında en çok tahrif edilmiş olma özelliğini t «ışıyan Tevrat’ta bile, Peygamberi­mize (S.A.V) ait şu işaretler vardır. * .

(l»Aya xx ı,7)

“O, iki binici gördü, biri merkep ü/erinde, diğeri deve üzerindeki binicilerdi. O, dikkatle dinledi.”

Burada Peygamber Işâya tarafından

bildirilen iki biniciden merkep üzerinde olanı, Hz. İsa (A.S) dır. Çünkü İsa pey- ‘Mmber, Kudüse bir merkep üzerinde «Iirmiştir. Deve üzerinde olan kişiyle de, Peygamber Efendimize (S.A.V) işaret edildiği açıktır. (Efendimiz Medine’ye •inişte devesinin üstündeydi.)

Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki,

İncil tercümelerinde FARAKLİT veya PARAKLİT (Perikletos) kelimeleri aynen muhafaza edilirken, yakın zamanlarda basılmış olan İncil tercü­melerinde bu kelime değiştirilerek Arapça tercümelerinde “Muazzi” Türkçe tercümelerinde ise “teselli edici” şeklinde verilmiştir.

Hazreti Şuaybın suhufunda, Efendi­mizin ismi Müşeffeh şeklinde geçer ki, kelime olarak tam karşılığı “Mu- hammed” dir. Tevratta geçen Münhe- menna isminin karşılığı da, yine Muhammed’dir. Bunların dışında, Efendimizin (S.A.V) ismi, Tevrat’ta çoklukla “Ahyed”, İncilde ise, “Ahmed” olarak geçmektedir.

Yazımızı, bir Hadis-i şerifle noktalıyo­ruz.

“Benim ismim Kur’anda Muham- med, İncilde Ahmed, Tevratta ise Ahyed’dir.”

KAYNAKLAR:

  • Muhammed in Farsi, Hindoo and Buddhist Scriptures New Delhi 1983
  • Rapo, Laura ve Lonsdale. The Gospel of Barnaba, Oxford 1907
  • Eski Ahid
  • Mektubat, 19. Mektup Beziüzzaman Said Nursî
  • Kaçırılan kitap, Zafer-Gerçeğe Doğru 1
  • Kuran ı Kerim ve Tarihi, Prof.Dr. Muhammed Hamidullah


1983 yılının Ağustos sayısında, bir başyazı veriliyordu ZAFER’de. AYDAKİ EZAN

SESİ.

  • Bu yazıda Ay a ilk defa ayak basma şerefini kazanan Armstrong’un, ayda duyduğu ezan sesi dile getiriliyordu.
  • Pakistanda yayınlanan 19 Şubat 1983 tarihli THE MUSLIM WORLD dergisi ila yine ayni ülkedeki CENK gazetesini ve Malezya’da neşredilen STAR dergisini kaynak göstererek sizlere aktardığımız bu başyazıdan sonra. Armstrong un hasta olduğu gerekçesi ile kim olduğu bilinmeyen ve sekreter ünvanıyla imza atan bir kişi tarafın­dan haber tekzip edilmek istendi. Bu durum, kamuoyunun dikkatini ayni konu üze­rinde yoğunlaştırırken, yeni bir haber, ortalığı bir anda karıştırıverdi. Birçok ülkelerde yayınlanan ve Türkiyede de ilk defa Posta gazetesinde verilen bu haber. Apollo 1 Tin ay uçuşu sırasında, uzay gemisi ile yer istasyonu arasındaki konuşmaları kelimesi kelimesine aktarıyor ve konuyu bir anda tekrar aktüel hâle getiriyordu.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)